|
|
|
| ................... |
|
|
| ................... |
|

|
|
27
Aralık
2014
|
|
Mesajlar havada uçuşuyor!
''Onlar Kurban Bayramı'nı kutluyorlar mı? Siz de Yılbaşını
kutlamayın!''
Neresinden baksan zavallıklık kokuyor.
Kompleks kokuyor. Dayatma kokuyor! Kimse sana ''Kurban Bayramı'nı
kutlama'' diyor mu? Yooo! Eeeee? Sen ne halt yemeye millettin
yılbaşına karışıyorsun, magara!
HDP Genel Merkezi'ne mescit açılsın
diyor milletvekili Altan Tan. HDP'nin içinde Aleviler var, Ezidiler
var, Süryaniler var, Hristiyanlar var. Hiç bir inanç gurubu
partisinden kendi inancının ibadethanesini istemiyor. Sadece Altan
Tan istiyor! Gözünüzü toprak doyursun! Vallaha da billaha da
bunların beyinciklerinde arıza var...
Not: CC Yönetimi Yılbaşı
için 1 haftalık tatil yapmayı önerdi. Valla işime de geldi.
Memlekete gidecektim. 5 Ocak'ta buluşmak üzere. Yeni Yılınız mutlu
ve kutlu olsun.
|
|
|
|

|
|
26 Aralık
2014
|
|
Hatay'ın Reyhanlı İlçesi'ndeki Çerkes Derneği Başkanı Uğur
Pihava, 'Vahabiler' isimli bir grubunun Çeçenistan ve Dağıstan'daki
Çerkesleri internet üzerinden 'Rusya ile savaşıyoruz' diyerek
kandırıp Suriye'ye götürdüğünü öne sürmüş. Gazetelerde demecini
gördüm. Bu konuda dört diyeceğim var:
Birincisi Uğur kardeşim Çeçen ve
Dağlıların Çerkes olduğunu iddia etmiş ki, Çeçenler de dağlılar da
bunu (Tha'ya binlerce teşekkür) reddeder. İkincisi; Suriye'ye 'Rusya
ile savaşıyoruz' diyerek kandırıp kim gidiyorsa katıksız
dangalaktır, bırakın gitsin, layığı odur. Üçüncüsü; Adigeler içinde
Müslümanlar olabilir amma IŞİD namussuzlarının yanında yer alacak
Adige olmaz. Tabii Adigelik kalmışsa! Dördüncüsü ve sonuncusu; bu
kirli savaşa giden Müslümanlar yüzde 99'u gariban aile çocukları...
Zenginleşen Tiran oluyor!
Meşhur Milli Selamet Partisi'nin
genel Başkanı Necmettin Erbakan, sempatik bir şahsiyetti.
Padişahımızın siyasi ve dini hocasıydı! Kızı olan hanımefendi de
türbanlı ve dini bütün bir insandı. Haberlerde okuduk ki, Amerika'ya
yerleşmiş. Türbanlı olup da kapağı Amerika'ya atan sadece o değil
tabii ki! Başörtüsüyle TBMM'sine giren ilk kadın olan Merve
Kavakçı'da Amerika'da yaşıyordu. Hala orda mı bilmem. Yani parası
olan tüm türbanlılar kapağı Avrupa veya Amerika'ya kapağı atıyor.
Buradan Müslümanlığı samimiyetle
yaşayanlara sesleniyorum: Sorun be kardeşim, biz sorduk mu olmuyor
sen sor: ''Sen dini bütün Müslüman değil misin? Dinini güzel güzel
yaşayabileceğin, 5 vakit ezan sesi duyabileceğin, türbanlı,
karaçarşaflı, senin inancının hukuku olan şeriat ile idare edilen
onlarca İslami memleket varken, neden gavur memleketlerine
gidiyorsun?'' Bunu sor be kardeşim! Sor!
|
|
|
|

|
|
25 Aralık
2014
|
|
Gerikalmış ülke yöneticilerinin ve akılsızların en büyük
özlemi kalabalık nüfustur. Böylece idareyi ele geçireceklerini
sanırlar. Mesela Kaf-Fed! Zannediyor ki, biz Türkiye diasporası
olarak 7 milyonuz, anavatan nüfusu 1 milyon bile değil. O zaman biz
ağzımıza geleni söyleriz, onlar da yapar. Naaaahhhh yaparlar!
Nitekim, siz kendinizi bildiğinizden beri anavatanın Kaf-Fed'i
ciddiye aldığını gördünüz mü? Sadece Kaf-Fed'e değil tüm STK'lara,
topuna söylüyorum bunu. Kim takar, düğün düğün dansöz gibi dolaşan
diasporayı! Takmazlar! Çünkü anavatan her konuda ve her alanda
Türkiye diasporasını çeşmeye sulu götürür, susuz getirir.
Bu konu nerden aklıma geldi?
İkide bir ısıtılıp önümüze konulan şu aile planlaması konusundan!
Padişah hazretleri nüfusumuzun artması gerekir demiş. Yahu nufusunu
arttıracağına Alamancı olarak Avrupa'ya ucuz iş gücü olarak
gönderdiğin insanlarını geri getirsene! Hazır 4-5 milyon insan!
Bize dönersek; eğer hiçbir halta
yaramayan 7 milyon Adige yerine şöyle dünyaya; bilim, sanat,
teknoloji getiren 200 bin Adige olsaydı Türkiye'de; Kaf-Fed ve
benzeri dandik kurumcuklara gerek mi kalırdı?
Gazeteler yazıyor; hani
kadınları aşağılayan biri var, Tuğrul İnançer adı. Hamile ve çalışan
kadınlara hakaretler ediyordu. Meğer kendi öpöz kızı başarılı,
çalışan bir kardeşimizmiş. Bir de Yusuf Kaplan adında biri vardı. O
da öğrenci değişim programına ağır hakaretler etmişti. Onun da öpöz
kızı Erasmus değişim programıyla Paris'e gitmiş.
Bu iki adamın suratına
tükürülmesi, iki kızın da alınlarından öpülmesi gerek. Böyle
babalardan, böyle aydın insanların yetişmesi geleceğe dair umutları
arttırıyor!
|
|
|
|

|
|
24 Aralık
2014
|
|
Genellikle okuyucularımla aynı görüşleri paylaşıyorum. Çoğu
nezaketinden dolayı söylemek istediklerini çok dallandırıp
budaklandırıyor. Ben de onların adına dangadanak buraya yazıyorum.
Diasporaya -özellikle Türkiye diasporasına- çok yüklendiğimi yazıyor
bazı okurlarım. Kısmen doğru. Yani Türkiye diaporasında bir şebekten
farkı olmamasına rağmen kahramanmış gibi ortaya kendini atanlara
yükleniyorum. sonra Kaf-Fed gibi Türkiye Hükümeti'nin Kafkasya
sözcüsü gibi davranan kurumlara da yükleniyorum. Yoksa sade
Adige-Abhazlara boynum kıldan incedir. Benim kızdıklarım
hadsizlerdir... Yahu hesap edin, dangalağın biri çıkıyor anavatana giydiriyor, yazdığı site
yazıyı ''....... ...... Sınırötesine Tokatı'' diye reklamını
yapıyor.
Sınırötesi diye aşağıladığı yer anavatan!
Şebeğin adını buraya yazmıyorum, korkumdan değil, CC
engellediği için... Şimdi ben bunların bu öküzlüklerine es mi
geçeyim! Yok öyle... Öküze ''Oha'' demek benim birincil vazifemdir.
|
|
|
|

|
|
23 Aralık
2014
|
|
Kurşun geçirmez, her yanı ağır silahla donatılmış, zırhlı
Akrep adlı kamyonun içinde olacaksın, sokaktaki göstericiye
megafonla meydan okuyacaksın. ''Erkeksen çık karşıma''. Türk usülü
meydan okuma!
Amerika'da yaşayan bir okurum
yazmış: Sayın Hatko, baştan söyleyeyim ki, zencilere karşı hiçbir
düşmanlığım yok. Aksine buraya gelmeden önce çok da sempati
duyardım. Benim değineceğim konu; hani şu polis tarafından öldürülen
zenci gencin neden olduğu sosyal olaylar. Ben bire bir bizim
Türkiye'deki Çerkes diasporası ile benzerlik bulduğum için size
yazmak istedim. Sayın Hatko buradaki zencilerin (göçmen olarak
gelmiş olanlar da Amerikalı zencilerde) yüzde 80'ı hiçbir baltaya
sap olmamış (özeliklle ''olamamış'' yazmadım), işleri güçleri
eğlenmek ve boş boş gezmek olan serseri takımı. Bunların çoğu bize
''ayrımcılık yapılıyor'' bahanesine sığınarak yapmadıkları
hırsızlık, arsızlık yok. Yeter ki, çalışmasın, üretmesin! Oysa her
Amerikalı gibi her türlü hakka sahipler. Aklıma hep şu geliyor.
Bunların topunu doldurup uçağa 1 seneliğine Türkiye'ye
göndereceksin. Görsünler bakalım hanyayı Konya'yı. Burada
yaptıklarının binde birini Türkiye'de yapsınlar bakalım ne olacak!
Yani bunlar burada tek kelimeyle züppelik yapıyorlar. Uzaktan
göründüğü gibi değil hiçbir şey! Türkiye Çerkes diasporasına
benzerliğini sorarsanız, onlar da yan gelip yatmayı seviyor
bizimkiler de, onlar da ağlamayı seviyor, bizimkiler de...
Saygılarımla...
|
|
|
|

|
|
22 Aralık
2014
|
|
Okuyucumun ''Kafkasya'nın Çingenelerisiniz'' ile ilgili
sözlerine onlarca e-mail geldi. Oooo, ben resmen ayakta uyuyormuşum.
Herkesin söylediği ortak şey, bu sözün artık genel kabul gördüğü ve
çoğu kişice sosyal medyada dillendirildiği, hatta eksik
dillendirildiği ''tembel millet'i de eklememiz gerektiği...
Maraş'ta 36 yıl önce IŞİD'ten
hiçbir farkı olmayan bir katliam yaşanmıştı. Çoluk-çocuk, (hatta ana
karnındaki bir bebek, annenin karnı yarılarak çıkartılılıp
öldürülmüştü) yaşlı-genç, kadın-erkek demeden 150 insanı
katletmişlerdi. İnsanın insanlığından utandığı bir olaydı. Sonra
aynısı Çorum'da da yaşanmıştı.
Sonuç: Bu acı günde Maraş'ın
sınırlarını kapatıp, ne içeri insan soktular, ne çıkardılar.
Kaf-Fed, soykırımı insanlık suçu
olarak gördüğü için bir bildiri yayınlamadı. Çünkü bu bir soykırım
değil, öylesine bir olaydı! Ne yani 150 insanın katli de laf mı,
bizim 50 milyon insanımızı öldürdüler, değil mi Kaf-Fed! Ha sadece
Kaf-Fed değil, göbeğini kaşıya kaşıya ''soykırıldık'' diyen
soytarıların hiçbirinden ''tık'' çıkmadı. Tokatçı biri türemiş.
Sınırötesine tokat atıyomuş şebek. Öyle duyurusunu yapmışlar.
Demokrasi naraları atan bu dangalaktan da ''tık'' yok.
Gerizekalılık ile baskıcı olmak
arasında direk bir bağlantı olduğunu nasıl anlarsınız? Çok basit.
AKP mitingine gidin!
Şimdi anlatacağım olay bire bir
gerçek. Aynen şöyle olmuş. Padişah kürsüde nutuk çekiyor, vatandaş
aşağıda dinliyor. Amma padişah halkından tırstığı için binlerce
gizli polisini (yani sivilleri) halkın arasına salıyor. Bu arada
vatandaşın biri yanındaki ile konuşurken bir sivil ''hırsız'' lafını
duyuyor. Hopppaaaa! Adamı derdest ettikleri gibi doğruca karakola.
Anasından emdiği sütü burnundan getiriliyor fakat savcılık vatandaşı
serbest brakıyor. Siviller işin peşini bırakmıyorlar ve vatandaşı
geceyarısı tuttukları gibi ensesinden nöbetçi savcılığa
götürüyorlar. Hangi örgütten olduğu falan araştırılıyor... Meğer
arkadaş AKP Konya örgütü üyesiymiş. Hırsızlık konusu da çocuğunun
okulda çalışan bir eşyası hakkındaymış. Görüyorsunuz değil mi?
Bizimkilerin niye bu kadar saçmaladıklarını anlıyor musunuz şimdi.
Çünkü ''korku'' saçmalatır!
|
|
|
|

|
|
20 Aralık
2014
|
|
Bir okurum diyor ki: Mülayim bey, iki gün önce okulda bir
arkadaşımla sohbet ediyorduk, dedi ki, ''siz de Kafkasya'nın
Çingenelerisiniz. İşiniz gücünüz oynamak. Başka işiniz yok mu sizin
Allah aşkına?'' Ne diyeceğimiz şaşırdım. Baya bir düşündüm ve
düşünmek bana hiç iyi gelmedi. Çünkü düşündükçe; ne kadar zavallı
bir milletin üyesi olduğumu gördüm. Övünebileceğim şeyleri üşenmedim
kağıda alt alta yazdım. Beşinci sırada bitti. Biz 5 maddelik bir
ırkın evlatlarıyız...
Tamı tamına 113 yıldır sönmeyen
bir ampul! Latife yaptığımı zannetmeyin. ‘Livermore ampulü’ adı ile
anılan ampul, Amerika'da. Edison’un ampulü icadından sonra gaza
gelip “ben daha iyisini yaparım’ diye bir hırsa kapılan Adolphe
Chailet'in icadı.
Şimdi bir düşünün, 113 yıldır
sönmeyen bir ampulü yapmak mı marifet, onu 113 yıldır koruyarak
yakabilmek mi? Yiğitçe itiraf edecek olursak biz; ne böyle bir
ampulü icat edecek, ne de onu 113 yıl koruyacak kapasiteye sahibiz!
Yalansa yalan deyin.
Bir topluluk eğer kahramanlığını
çok fazla gözünüze sokuyorsa, bilin ki, o topluluk kadar korkak ve
tırsak başka bir topluluk göremezsiniz. Mesela bizim soytarılar.
Türk polisi bir ''höt'' desin yemin ediyorum eline bırak pankart
almayı, elma şekeri bile alamazlar. Bunları nereden biliyorum.
Şuradan. ''Her Türk asker doğar'' diye yeri göğü inleten Türk
gençliği bedelli askerlik çıkınca başvuru sırasına girmişler. İlk 3
günde 21 bin kişiye ulaşmış sayı... Rakamla 21.000 kelle... Sayının
kaça ulaşacağını hep beraber göreceğiz. Bunlar parası olanlar.
Parası olmayanlara da ''istersen yapma'' desen bir tek adam
bulamazsın askere yazılan... Bizim şebekler de anavatana gidip küçük
de olsa bir yaraya merhem olayım demez, elçilik önlerinde
kahramanlık taslarlar. Aralarında gram fark yok değil mi! Sonuç
olarak ikisi de vatan kaçkını!
|
|
|
|

|
|
19 Aralık
2014
|
|
''Üç Türk Almanya'da casusluktan tutuklandı'' haberini
okuyunca, ilk işim bilimum ''Kafkas''çı siteleri taramak oldu.
Çoğunuz biliyordur; bu siteler, ne idiğü belli olmayan, karanlık
adamlar (bazıları gazeteci kılığında) Kafkasya bölgesinde
casusluktan gözaltına alınınca kıyameti koparıyorlardı. Şimdi
bakıyorum, vallaha da billaha da bir tek kelime ''tık'' yok. Sizi
ikiyüzlü, ödlek soytarılar sizi.
Fetullahçılar, sahte belge ve
CD'lerle yüzlerce kişiyi hapse tıktı, onbinlerce kişinin hayatını
mahvetti, (gazetelerde çıkan haberlere göre) yüzbinlerce insanın
özel hayatlarını gizlice kaydederek şantaj için sakladı. Sonra
iktidar paylaşımında anlaşmazlığa düşünce, bu sefer AKP sahte
belgelerle Fetullahçılara aynı şeyleri yaptı.
Niye mertçe, aslanlar gibi
ortaya çıkıp kavga etmediler? Çünkü kültürleri pusu kurmaya dayalı.
Zaman Gazetesi Genel Yayın
Müdürü Ekrem Dumanlı ve Samanyolu Televizyonu Yayın Grup Başkanı
Hidayet Karaca ifadelerinde ''Biz Gülen'den talimat almayız''
demişler. Yahu bırakın talimat almamayı, siz onun talimatı olmadan
kenefe gidemezsiniz. Bunlar bizi sahiden gerizekalı sanıyor ha! Yahu
birazcık dürüst olun be!
|
|
|
|

|
|
18 Aralık
2014
|
|
Dünyanın en tuhaf ülkesinde yaşadığımız kesin. O kadar tuhaf
ki, hırsıza hırsız demek resmen suç. RTE ve Fetullah'ın polisleri
Gezi'de çoluk-çocuk, genç-yaşlı, yerli-turist demeden kimini
öldürdü, kimini köretti, kimini de anasından emdiği sütü burnundan
getirdi. Sonuç; Çarşı isimli taraftar gurubu darbe teşebbüsüyle
yargılanıyor.
Nerenizle gülerseniz gülün ama
durum gerçekten ciddi. 12 Eylül'e rahmet okuyacağımız güler
yaklaşıyor.
Bu arada kuyruğuna basılmış kedi
enciği gibi Dışişleri Bakanı'na mektup yazan Kaf-Fed'i de uyarayım.
Bakmayın siz benim yazdıklarıma. Sizin saçmalamalarınıza alıştık
artık. Amma dikkat edin yazıp çizdiklerinize! Faşizm bugüne kadar
olmadık sertlikte geliyor. Evelden cemselerde dayak yerdik, şimdi
kellelerinizi ''Tekbirrrrr'' deyip keserler. O sebeple aklınızı
başınıza alın artık Türkçülüğü bırakıp Osmanlıcılığa başlayın.
Yılların sağcı gazetecisi Taha bile (Akyol) ''gidiş nereye?'' diye
soruyor. Demedi demeyin!
|
|
|
|

|
|
17 Aralık
2014
|
|
Sedat bey dünkü soruma cevap yazmış. Aynen aktarıyorum:
Sayın Hatko, Müslümanların
İslamiyet'in Arap topraklarının dışına çıkması, sorunları da
beraberinde getirdi. Çünkü İslamiyet evrensel bir yaşam biçimi
değildi. Kuralları bildiğiniz Arap kültürünü dayatıyordu. Çevrenize
bakarsanız İslamiyet'i içselleştirmemiş alelade Müslümanlar nerede
yaşıyorlarsa oranın kültürüne devam eder. En güzel örneği de Türk
insanı ve bizim Çerkeslerdir. Ancak İslamiyet'in öğretilerini
kavrayınca iş değişmektedir. Saç, sakal, giyim, yeme-içme, aklınıza
gelen tüm sosyal aktiviteler değişir ve Arap prototipine dönüşür.
Bakınız dünyaca ünlü Cat Stevens adlı şarkıcı Müslüman oldu; tipi,
giyimi değişti. Çünkü ''Sünnet'' İslamiyet'in en önemli
kavramlarından biridir. Hatta Helal-Haram ikilisinden sonra en
önemli kavramıdır. Sünnet temel olarak yaşamı biçimlendirme, Arap
gibi yaşama zorlamasıdır. Duaların ve ezanın Arapça okunmasındaki
katılık bunun en güzel göstergelerinden biridir. Normal bir insan,
Ezan'ın Türkçe ya da İngilizce okunmamasının mantığını anlayamaz. Ya
da duaların. Çünkü yaradanın Arapça dışında dil bilmemesi gibi bir
şey olabilir mi?
İşin sosyolojisi bu.
Psikolojisine gelirsek.
Müslümanların geneli inanılmaz
bir aşağılık komleksine sahiptir. Çünkü dünyanın gelişmesine ayak
uyduramayıp, çok geride kalmışlardır. Hem de her konuda... Bu
nedenle zenginleşen Müslümana bakarsanız, kazandığı parayı bilime,
teknolojiye, araştırmaya yatırmak yerine, saraylara, altın kaplamalı
tuvaletlere, lüks otomobillere, ultra lüks uçaklara harcamaktadır.
Çünkü aşağılık kompleksini bu şekilde bastırabilmektedir. Bu sadece
Müslüman'ın yaşadığı bir durum da değildir. Bilimden, teknolojiden
kopan, ilkel yaşamı seçen herkesin karşılaşacağı doğal sonuçtur.
Yani, kişiyi uçağın icadı mutlu etmez, uçağa sahip olmak mutlu eder.
Eğer sahip olmazsa, bu kez sahip olana düşmanlık beslemeye başlar.
Büyük bunalımlar yaşar.
İşte gelişmiş ülkelerde yaşayan
Müslümanların bilinçaltındaki problem budur. Yaşamak istediği
prototip gözünün önündeyken, İslamiyet'in kuralları onu cendere
içine alıyor ve baskı yapıyor. Bu baskı da bu şekilde dışa vuruyor.
Zaten günde 5 vakit namaz bile normal bir insanı psikolojik baskı
altına alır. Çünkü insanın doğal gereksinimi olan yemek ve
yediklerini vücudundan atmak bile günde 5 kez yapılmamaktadır.
Örneğin günde 5 kez uyuyan normal insan da göremezsiz. Ya da 5 kez
uyanan bir insan da göremezsiniz. Görseniz de onların sağlık
sorunları olduğu çok net ortadır. Kendinizden hesap edin, gece yatıp
sabah kalktığınız gün mü verimli olursunuz, sahaba kadar 5 kez
uyandığınızda mı?
Vücudun normal düzenini zorlayan
her eylem kişinin psikolojisini zamanla bozar ve kişinin yapısına
göre onu çıldırma konumuna kadar getirebilir. Ramazan aylarında oruç
tutmayan insanlara saldıranların psiko-analizlerini yaparsanız
nedenin bu olduğunu çok net şekilde görürsünüz.
Konuyu uzattım, bağışlayınız...
Sonuç olarak, insan doğasına
aykırı yapılan her iş, eylem, yaptırım vb. o insanda psikolojik
rahatsızlıklara neden olur, eğer bu yaptırım geniş çaplı bir şeyse o
zaman toplumun dengesizliği başlar ki, günümüzde Müslümanlarının
yaşadığı da budur.
Saygılarımla...
|
|
|
|

|
|
16 Aralık
2014
|
|
Müslüman ülkeler ve Müslümanlar bin yılın en büyük bunalımını
yaşıyorlar. Öyle böyle bunalım değil. Sonu bir felaket olacak.
Avustralya'da Müslüman bir namussuz, kafeyi basıp insanları rehin
almış. Son haberlere göre kendi geberdiği gibi iki masum insanın da
ölmesine sebep olmuş.
Benim anlamadığım bir konu da
bu! Hristiyan ülkelerine gidip orada kendilerine hayat kuran
Müslümanlar, düzelteyim çoğu Müslümanlar. Yahu kardeşim eğer o
ülkenin hayat tarzı seni rahatsız ediyorsa, dön kendi ülkende yaşa.
Oradaki masum insanları öldürecek veya rehin alacak kadar nefretin
varsa, ne arıyorsun o ülkede? Sadece Avustralya değil tabi ki,
Almancı bir çok akrabamızdan da duyarız bu yobazların şikayetlerini.
Müslümanlığı dibine kadar
yaşayan Arabistan var, İran var, Irak var, Afganistan var, Pakistan
var, var da var. Niye buralara gitmezsinizde taaaa Avustralya'ya
gidersiniz? Bunun sosyolojık veya psikolojik sebeplerini bilenler
bana da yazsın da ben de öğreneyim.
|
|
|
|

|
|
15 Aralık
2014
|
|
Fetullah'ın şakirtleri bu ülkede kurdukları tuzaklarla,
tutuklattırdıkları solcu, demokrat gazeteciler lime lime doğranırken
zil takıp göbek atıyorlardı. Bırakın tutuklanan gazetecileri
savunmayı, verilen cezalar çok az buluyor, müebbet verin diyorlardı.
Gün oldu devran döndü, şakirt gazetecilerin bileklerine kelepçe
vurulunca bunları savunmak yine solculara, demokrat gazeticilere
düştü!
Bu topraklarda tarihten ders
çıkaramayan iki büyük kitle vardır. Birincisi solcular, ikincisi
Adige diasporası. Onun içinde kafalarına sopa, iner durur! Gelecekte
yine inecektir! Aha da buraya çiziyorum!
Türkiye sınırları dışına aslan
gibi kükreyen Kaf-Fed, burada kuyruğuna basılmış kedi enciği gibi
ses çıkarıyor. Tha aşkına, Dışişleri Bakanı
Mevlüt Çavuşoğlu'na yazdıkları dilekçeyi bir okuyun. Bu kadar
yumuşak davranmayın Kaf-Fed yönetimi, yoksa namınız başka türlü
çıkacak. Sizden kimse zaten kahramanlık falan beklemiyor!
Yumuşakçalar sizi!
Ahmet Hakan'ın yazısını kendi yazımı CC'ye
gönderdikten sonra gördüm. Müsaadenizle ekliyorum:
''Ahmet Şık tutuklanırken...
Ekrem Dumanlı şöyle yazmıştı:
''Paniğe ve öfkeye gerek yok. Hukuki süreç
işliyor.''
Dün Ekrem Dumanlı gözaltına alınırken...
Ahmet Şık şöyle yazdı:
''Birkaç yıl önceki faşizm döneminin kudretli
sahiplerinden Cemaat'in bugün yaşadığının adı da faşizmdir. Faşizme
karşı çıkmak erdemdir.''
Yaşa Ahmet Şık!
Erdemin ve faziletin nerede olduğunu gösterdiğin
için.''
|
|
|
|

|
|
13 Aralık
2014
|
|
Her ulusun gündemini, geçmişte yetiştirdikleri insanlar ve
ürettikleri yönlendirir.
Fransızlara bakarsanız:
Napolyonlar'ı var, 80'in üzerinde klasik müzik bestecisi ve bunların
binlerce eseri var, Monet'leri var, Eiffel Kuleleri var,
Louis Pasteur'leri var, Pascal'ları var, Alain
Delon, Jean Reno'ları var, kalitesi tüm dünyaca onaylanan şarapları
var, Camus'ları, Viktor Hügoları var, Renault, Peugeot, Citroen'leri
var, Carrefourları, Michelin lastikleri var, Henry, Tigana, Papin,
Platini, Zinedine Zidane'leri var, Lacoste, Pierre Cardin, Yves
Saint Laurentları var.
Dolayısıyla Fransızlar; ''Vay
Almanlar bize soykırım yaptı, haydi büyükelçilik önüne'' diye
ağlaşıp, Alman büyükelçilikleri önüne koşturmazlar. Çünkü
konuşacakları çooookkkkk konu ve yapacakları çooookkkkk işler
vardır.
Bizimkilere bakarsanız:
Napolyon'ları yok, 80'in üzerinde klasik müzik bestecisi ve bunların
binlerce eserleri yok, Monet'leri yok, Eiffel Kuleleri yok,
Louis Pasteur'leri yok, Pascal'ları yok, Alain
Delon, Jean Reno'ları yok, kalitesi tüm dünyaca onaylanan şarapları
yok, Camus'ları, Viktor Hügo'ları yok, Renault, Peugeot,
Citroen'leri yok, Carrefourları, Michelin lastikleri yok, Henry,
Tigana, Papin, Platini, Zinedine Zidane'leri yok, Lacoste, Pierre
Cardin, Yves Saint Laurent'ları yok.
Dolayısıyla bizimkiler de; ''Vay
Ruslar bize soykırım yaptı'' diye ağlaşıp, Rus elçilikleri önünde
pineklerler. Çünkü konuşacakları başka hiiiiiiiiç bir konuları ve
başka hiiiiiiiiiiç bir işleri yoktur.
Sen geçmişte kimi yetiştirdin ve
ne ürettin ki, gündemin aydınlık olsun!
|
|
|
|

|
|
12 Aralık
2014
|
|
''Gümrük Bakanlığı Erenköy Gümrüğünde biriken 1355 taklit
saati, tanesi 2 lira 36 kuruş ortalama fiyatla satmış. 1355 saati
birden ihaleyle alan koluna takmayacak herhalde. O da satacak.
Satarken yakalayacaksın. Suç çünkü. Sonra tekrar ihaleye çıkarıp bir
daha satacaksın. Satın alıp satanı gene basacaksın...
Komedi gibi değil, tam
komedi...''
Yukarıdaki satırlar, ''Başbakan
(şimdiki öteki cumhurun başı) beni telefonla aradı, projesini
anlattı. Bu; değil yüz yılın, bin yılın projesi'' diyen Hıncal'ın!
Hıncal; biliyorsunuz Türk asıllı
Wubıh bir Türk aydını!
Gazeteci Ceren soruyor: ''“Siz
Türkiye toplumunda baskı düzeni olduğunu kabul etmiyor musunuz?”
Peki Türk asıllı Türk Alev
Alatlı cevaben ne yumurtluyor?
''Toplum dediğinizde ille de
baskı olacaktır, Ceren Hanım. Birey bir biçimde ehlileştirilecektir
ki, bir kutsal, bir idea, bir dünya görüşü etrafında toplanabilsin
ki, bir ‘toplum’dan söz edebilesiniz. Türkiye özelinde toplumsal
baskı var mıdır? Elbette, vardır. Dinsel hassasiyetler, nasslar,
gelenekler, örfler, âdetler bireyi baskılar. Mahalle baskısı bir
vakıadır. Sosyal medya dedikleri bile başlı başına bir baskı
unsurudur.”
Kadın millete resmen hayvan
diyor. Yahu en gerizekalı olan bile bilir ki; hayvan ehlileştirilir,
birey sosyalleşir. En aydınının Türkçe'si bu, Alev'in bir de
Osmanlıca konuştuğunu farzedin!
Hıncal haklı, tam komedi bir
ülkede yaşıyoruz! Vesselam!
|
|
|
|

|
|
11 Aralık
2014
|
|
Birleşik Kafkasyacılar bir zamanlar şimdiki Kaf-Fed gibiydi.
Yani boş atıp dolu tutmaya çalışırdı. Mesela kendi özlük hakları
için iğne ucu kadar kımıldamaz, Kafkasya'ya kamyon dolusu hak
isterdi... Yani kendilerine iyi bir propaganda malzemesi
çıkarırdılar. Tabii olarak saçmaladıkları için hiçbir istedikleri
olmaz, demokrasi havarisi kesilirlerdi başımıza. AKP'de aynı öyle.
Daha ''Kalorifer''e, ''Karalüfer''; ''Blok''a, ''Bilok'';
''Daire''ye, ''Dayire'' diyen ve konuştuğu gibi de yazan bir topluma
Osmanlıca öğretecek.
Gaye belli... ''Biz istedik ama
yaptırtmadılar'' demek! Aynen Birleşikçiler gibi... Peki şimdi bu
adamlar nerede? Tarihin lağım çukurunda! Eeee! Yalanla yola çıkanın
düşeceği çukur tabi ki foseptik olacak! Dialektik böyle diyor, ben
değil!
|
|
|
|

|
|
10 Aralık
2014
|
|
Bazı resim veya karikatürler vardır ki, sayfalarca
yazdıklarınızı tek karede anlatır. Değerli karikatür sanatçısı Latif
Demirci beyin bir karikatürü. Ellerine sağlık!
Bizim Abhaz Nilgün'ü şimdi
anlıyorum... Biliyor işini...

|
|
|
|

|
|
09 Aralık
2014
|
|
Öbür yarının cumhuru Osmanlıca eğitimi, mezar taşlarını okuyup
ilim irfan sahibi olmak için istiyormuş. Peki mezar taşında
Osmanlıca ne yazıyor? Ruhuna Fatiha! Ya valla bunlar bizim
bilmediğimiz bir şey içiyorlar!
|
|
|
|

|
|
08 Aralık
2014
|
|
Bir okuyucum diyor ki, ''Mülayim bey, bugün bir video izledim.
Şu kamera şakaları denenlerden. Avrupa'da çekilmiş. Televizyon
ekibinden 10 kişi organize olmuşlar, parkta yürürlerken sanki bir
tele takılıyormuş gibi düşüyorlar. Numaradan haberi olmayan vatandaş
o bölgeyi geçemiyor bir türlü. Olmayan tele takılacakmış gibi ya
geri dönüyor veya yolu terkedip çimlerden gidiyor.
Bizi de galiba böyle kandırdılar
yıllarca. Bize önderlik ettiğini düşündüğümüz kişiler, bu kamera
şakası yapan ekibin elemanları gibi davrandılar. Olmayan şeyleri
varmış gibi gösterip, çoğumuzu ya yolumudan dönderdiler veya başka
yollara gitmemize neden oldular. Bunu yapanlara hakkımı hiçbir zaman
helal etmeyeceğim.''
Osmanlıca dil dersi konusu bizim
Kaf-Fed'in biberonlu Adigece-Abhazca dil eğitimine benziyor. Hem
hükümet, hem Kaf-Fed milletle kafa buluyor. Sazanlarda ''yahu
sahiden de dil öğreneceğiz'' diye oltaya takılıyorlar. Tekrar
edeyim. Sokakta kullanmadığınız bir dili, okullarda okuyarak
öğrenemezsiniz. İngilizce'yi öğrenirsiniz, Fransızca'yı kısmen
öğrenirsiniz fakat İtalyanca'yı mesela Flemenkçe'yi öğrenemezsiniz.
İstasyona istasyon, televizyona televizyon dediğin için zaten
Fransızca biliyorsun sayılırır. ''Bye'', ''Okey'', ''Facebook'',
''Twitter'', ''Windows'' falan diyerek de zaten İngilizce'yi
konuşuyorsun!
Eeee? Osmanlıca ve Adigece
Facebook ne demek veya istasyon! Ya gidin işinize Tha aşkına!
Milletle kafa bulmayın!
|
|
|
|

|
|
05 Aralık
2014
|
|
Ben bunları ittirmeye devam edeceğim. Adını Kafkas-Çerkes
vesaire koyarak halkı aldatanlardan bahsediyorum. Bunların tümü
cahil insanlar. Öyle böyle değil, zır cahiller. Bu sebeple de
geleceğe dair gençliğe sunabildikleri, sadece kendi uydurdukları
''soykırım masalı''. Açın bakın bugüne kadar yaptıkları kayıt altına
alınmış işlere, bir tane toplumu ileri taşıyacak bir proje var mı!
Gerçi haklarını yemeyeyim, akıl kimden çıktı bilmiyorum fakat;
işadamlarının bir araya geldikleri Dostluk Kulübü'nü ayrı tutuyorum.
Zaten adını da görgüsüzce ''Kafkas'' koymamışlar. Belli ki, bu
projeyi meydana getiren kişi veya kişiler vizyon sahibiymiş.
Gelelim öbürlerine... Yahu
kardeşim anladık kafanız basmıyor, bari dünyayı takip edin. Gelişmiş
ülkeler nelerle uğraşırken, geri kalmış ülkeler neyle uğraşıyor!
Bunu da mı göremiyorsunuz. O kadar uzağa gitmeye gerek yok, ufkunuzu
ben açayım: Bakın gelişmiş kafa ve ülkeler bilim ve teknoloji
alanında akıllara ziyan işler yapıyorlar. Şaka değil yahu; bir
araca, tamı tamına 6.5 milyar kilometre yolculuk yaptırdılar. (Bizim
şebekleri daha anavatana gönderemiyoruz. Uzaktan kurtarıyorlar
vatanı!) Mars'a insan göndermenin yollarını arıyorlar. Burada ne
oluyor? İlkokulda çocukların kafasına türban takalım mı takmayalım
mı! Sen ne yapıyorsun? 150 yıldır ağladın, hala ağlıyorsun. Ulan ne
gözyaşıymış be! Gözyaşı damarlarınız kurusun da kör olun! Bu halk
başka türlü sizden kurtulamayacak!
|
|
|
|

|
|
04 Aralık
2014
|
|
İnsan ilkesizse, istese de istemese de yalaka pozisyonuna
düşer! Bu sebeple geri kalmış ülkelerde yalaka sayısı çok fazladır
ve toplum, bu tür insanlara hem ilgi duyar, hem nefret kusar.
Çelişki gibi gelmesin size. Mesela Kafkas derneği adı altındaki
derneklerin Türk Devleti yalakalığı yapması, Adige-Abhaz toplumunu
derneklerden uzak tutmaktadır. Şurdan sağlamasını daha iyi
yapabilirsiniz; Birleşik Kafkasya, Şamil Vakfı, Kafkas Vakfı ve
benzeri yapılanmalar, Kaf-Fed ve türevi derneklere kıyasla daha
fazla Türk Devleti yalakasıdırlar. Yani kiloya vurduğunuzda biri 100
kilo gelirken diğeri 70 kilo çeker. Bunun yansıması olarak da
Birleşik ve benzerlerinin üye sayısı Kaf-Fed ve benzerleri
derneklerinden daha azdır. Yani yalaklık yaptığınızı toplum
görmektedir. Bunu da diaspora nüfusunun 100 binde 1'i bile
derneklere üye olmamasından anlayabilirsiniz.
Yavuz Bingöl olayı buradaki tüm
dernek ve STK'lara iyi örnek olmalıdır. Milleti salak sanmasınlar.
Rus düşmanlığını artık o kadar abarttılar ki, Müslüm Gürses
fanatiklerinin kendilerini jiletlemeleri daha masum hale geldi.
Bir sokağa adı verilen Yavuz
Bingöl'ün adı belediyenin meclis kararıyla değiştirilmiş ve
Tabeladan adı indirilip, Berkin Elvan adı sokağa verilmiş. Bizim
dernekçi ve STK'cıları da uyarayım; yalakalığın da bir sınırı var!
Dikkat edin sizin de tabelalalrınızı indirirler...
|
|
|
|

|
|
03 Aralık
2014
|
|
Ben söyleyince bazıları iğne batmış gibi yerlerinden zıplıyor
fakat gerçek gerçektir. İnsanın canını acıtır. Ama aşı gibidir işe
yarar, sizi sıhhatli tutar. Diyorum ki, bu ülkede Kürtlere,
Alevilere, Yahudilere, Rumlara, Çingenelere, Ermenilere, -hatta-
Lazlara, Müslüman dini dışındaki tüm dinlere, köpek muamelesi
yapılır. Tabii Adige-Abhazlara da! Herkes bir şekilde "hık mık"
eder, amma bizim tayfa ''gık''ını çıkarmaz. Tam tersine Yavuz
Bingölleri oynar!
Yavuz Bingöl kim? Milletin solcu
sandığı bir türkücü... Adamın anası katıksız bir Alevi... Öteki
yarının cumhuru Alevilere yapmadığı hakaret kalmamasına rağmen bu
arkadaştan müthiş bir destek aldı. Tabii eğri çubuktan doğru merdane
olur mu; ''Erdoğan'ın ölmüş anasına sövdüler, o da Berkin Elvan'ın
anasını mitinglerde yuhalattı'' dedi.
Bu lafları nereye koyarsanız
koyun. Ama şunu bilin ki, bu topraklar; insan olana köpek muamelesi
çekiyor. Anası katıksız Alevi bir adam bile bunu yapıyor!
|
|
|
|

|
|
02 Aralık
2014
|
|
Yüz versek, neredeyse evimizin salonuna bile cami açacak olan
dinciler, iş Cemevi'ne gelince AİHM'sini bile takmıyorlar. Bizim
derneklere de musallat olmuştu bu namussuzlar. Derneği sokağında
cami olmasına rağmen, ille de derneğe de mescit açalım diye
tutturmuşlardı. Benim gördüğüm şudur: Bu adamlara sakın ola elinizi
uzatmayın. Yoksa kolunuzu bırakın insanlığınızı da alır götürürler!
Zira hırsızlığın envai çeşidi bunlarda mevcut!
|
|
|
|

|
|
02 Aralık
2014
|
|
Yurt dışında okuyanlar için ''beyin göçü'' tabiri kullanırlar
ya... Çok gülüyorum. Sanırsın gidenler Aynştayn! Geçenlerde bir
televizyonda gördüm, adam İngiltere'de okumuş, hatırasını anlatıyor:
Türk arkadaşlarıyla bir gece ''parti'' düzenlemişler. Parti olur da,
çay olmadan olur mu! Bu kafadarların evde çay kalmamış. Yan komşunun
kapısını çalmışlar. Türk adetidir ya; bir fincan çay istemişler.
İngiliz kadın ''markete neden gitmiyorsunuz'' diye cevap vermiş.
Bizimkiler baya sinirlenmiş kadına küfretmişler. Bunun üzerine
kadın, polisi aramış. Polisler gelmiş. Kavga gürültü. Bunları
derdest edip götürmüş karakola. Parti yatmış tabii.
Türkiye'den beyin göçü olmuş
Türk Aynştaynları bunlar işte!
|
|
|
|

|
|
01 Aralık
2014
|
|
Bu topraklar, meselenin özünün değil, neticesinin tartışıldığı
bir yerdir. Mesela; yol açmak için ağaç kesimini dert eder ama
meselenin özünün çarpık şehirleşme olduğunu atlar! Bizim
diasporadaki GDO'luların de temel hatası budur. ''Soykırıldık'' diye
ağlaşır fakat soyunun kırıldığını iddia ettiği dönemlerde, kendini
asil olarak gören bazı madrabazların esir aldıkları Adige kızlarını
saraya niye sattıklarını düşünmez. Gene aynı dönemde -1864'ten
bahsediyorum- İstanbul sokaklarında üstleri başları pırıl pırıl,
gümüş kamalarını milletin gözüne soka soka caka satan Adigeler de
kimin nesiydi? Halkını satan Adige Abhazlar mükafat olarak nasıl
''Paşa'' oluyorlardı? Ayrıca kızlarını yüzleri kızarmadan
padişahlara ve vezirlere nasıl peşkeş çekiyorlardı?
İşte bu diaspara Adigeleri, yol
açmak için ağaç kesenlere ateş püsküren vatandaşlara benziyor. Sen
çarpık şehirleşmeye bak Yalovalı kardeşim! Sen de 1864'de İstanbul
sokaklarında caka satan ve kızını saraya peşkeş çeken
Adige-Abhazlara bak diapora! O zaman meselenin özünü kavramış olarak
geleceğine daha doğru yön vereceksin!
|
|
|
|

|
|
29 Kasım
2014
|
|
Yaşadığımız bu coğrafyada moralimizi bozacak o kadar çok şey
oluyor ki, sokakta insanların suratına bakıyorum; ilaç niyetine bir
gülümseyen insan göremiyorum. Amma bazan öyle olaylara şahit oluyorz
ki, yeniden ''ya bu ülke adam olacak, ah şu yönetenler olmasa''
diyor insan.
Türkiye'nin yüzakı şehri olan
Eskişehir'de bir temizik işçisi kardeşim 7. kattan düşen 4 yaşındaki
bir çocuğu tutarak ölümden kurtarmış. İlk etapta ''herkes yapar ne
var bunda'' denilebilir. Esasında o kadar da kolay değil. En ufak
hata hem düşen çocuğun, hem tutmaya çalışan yetişkinin ölümüne sebep
olabilirdi. Çünkü 4 yaşındaki bir çocuk ortalama 15-16 kilo gelir.
Ve 7 kat yükseklikten düşerken aldığı hız kilosunun en az 10 katı
güç üretmesine sebep olur. Şöyle yazarsam daha iyi anlaşılır: 2 adet
balyozu birbirine bağlayıp, 7 kattan attıklarını ve sizin aşağıdan
bu iki balyozu tutmaya çalıştığınızı düşünün. İşte böyle bir güç!
Yani ölümcül bir olay. Temizlik işçisi kardeşimi bu fedarkarlığından
dolayı tebrik ediyorum.
Burada siyaset nasıl yapılır
merak ediyor musunuz? Yazayım: Parmak Başbakan, muhelefetin
milliyetçi parti başkanına ''Tunceli'ye gidemezsin'' der, o da
giderek ''bak gördün mü nasıl gittim'' der! Bu ülkede siyaset böyle
yapılır. bu sebeple bizim GDO'lu (Genetiği Değiştirilmiş Organizma)
Adigeler burada huzur içinde hayatlarını idame ettirirler. Yoksa
aydın, gelişmiş ileri ülkelerde barınabilirler mi!
|
|
|
|

|
|
28 Kasım
2014
|
|
Cebimdeki parayı çalan, bunu afiyetle yiyen ve yemeye devam
eden zat-ı muhtermeler için devlet basına yasak koydu.
Ben de yasağa uyuyor, Tha
belanızı versin, zehir zıkkım olsun diyorum; başka da bir şey
demiyorum!
|
|
|
|

|
|
27 Kasım
2014
|
|
Ali İsmail Korkmaz, bu ülkenin aydınlık yüzlerinden biriydi.
AKP ve Fetullah'ın polislerince sokak ortasında vahşice dövülerek
katledildi. Zaten aydınlık insanlar bu topraklarda hiçbir zaman
sevilmedi. Onbinlerce misal verilebilir. Fakat benim temas edeceğim
konu başka!
Savcı, sanık polis Mevlüt
Saldoğan hakkında “kasten adam öldürmek” suçlamasıyla müebbet hapis
cezası istemiş. Bunun üzerine Saldoğan, ''Bu ülkenin cumhurbaşkanı,
başbakanı 'Gezi Parkı bir darbedir' diyor. Eğer bu darbeyse ben
darbenin bastırılmasında görev aldım'' diye kendini savunurken
avukatı da ''Eskişehir Emniyet Müdürü, Valisi, İçişleri Bakanı ve
Başbakan da davaya dahil edilip, ifadeleri alınmalıdır'' demiş.
Katil polis ve avukatına yüzde
yüz katılıyorum. İsmail'in katledilmesinde Saldoğan'dan daha fazla
Eskişehir Emniyet Müdürü, Eskişehir Valisi, İçişleri Bakanı ve
Başbakan (RTE) suçludur! Çünkü yukarıdan aşağı emir komuta zinciri
içinde o alçak polis Saldoğan son halkadır! Bu zincirdeki tüm
sorumluların yargılanıp, müebbet hapis cezası alıp, kodese
girdikleri günü eğer görebilirseniz, bilin ki; apaydınlık, tertemiz,
insanların kardeşçe ve büyük mutlulukla yaşadığı ülkede olmuş
olacaksınız...
|
|
|
|

|
|
26 Kasım
2014
|
|
Abhazya, Rusya Federasyonu'yla uzun nefesli antlaşmaya imzayı
basınca bizim Adige diasporasından bazılarının tam manasıyla böbrek
sancısı tuttu! Tabii olarak; ilkesiz, düşüncesiz, öngörüsüz,
politikasız, kafama göre takılırım mantığıyla hareket edip bir de
Türk Hükümeti'nin uşaklığını yapınca buna böbrek mi dayanır!
Yahu bu Adige diasporasından bir
grup Abhazları kesmeye kalkan Gürcistan hükümetinin ayağına gitti!
Dünyada hiçbir grup bu kadar aşağılık davranmaz, bu kadar kalleşçe
kardeşini satmaz. Ama tarihe not düşsün diye altını çizerek
yazıyorum: Türkiye Adige diasporasından bazıları kalleşlik yapıp,
Abhaz kardeşilerini resmen-imzalayarak sattılar.
Bu namussuzlara sorsan derler
ki, Gürcistan ile ''Soykırım'' sebebiyle ortak hareket ettik. Bre
dangalaklar o kucağına oturduğunuz Gürcistan değil miydi Abhaz
kardeşlerinin soyunu kırmaya çalışan! Neyse daha ağır şeyler
yazmadan bitireyim. Tha sizi bildiği gibi yapsın!
|
|
|
|

|
|
25 Kasım
2014
|
|
Okuyucum Selçuk bey diyor ki; ''Mülayim bey, o programda Sayın
Sefer Berzeg ile diğer katılımcının (adını ben de anmak istemiyorum)
aslında aynı perspektifte iki insan olduğunu düşünüyorum. Yani
Çerkeslerin yanında görünüp Türkçülük yaparlar. (Bunu kötü amaçlı
söylemiyorum) Yani Sefer beyi biz yıllardır biliriz, sıkı Osmanlıcı
ve de Türkçü'dür. En azından şimdiye kadar durduğu pozisyon hep bunu
göstermiştir. Bu nedenle yadırganacak bir şey de yoktur. Ethem'e
''işe yaramaz adam'', Şeyh'e, Şıh'a ''işe yarar adam'' muamelesi
yapması bile başlı başına durumunu göstermektedir.''
Selçuk bey sevdiğim ve değer
verdiğim bir insan olduğu için CC'den rica ediyorum bu yazdıklarını
kesmesinler. Şahsi bir eleştiri gibi görünsede değildir. Ki,
Sefer'in durumunda ve pozisyonunda diasporada binlerce Adige-Abhaz
vardır. Bu sözler onlar için de geçerlidir.
Yavuz Bingöl adlı türkücü
arkadaş ''Alevi anne babanın çocuğu olmama rağmen ismim, bilerek
aşağılanmaması için 'Yavuz' konuldu'' demiş. Esasında bu topraklar
yapılanları nasıl da ortaya çıkarıyor... Bu ülke, komünist, alevi,
Kürt, Yahudi, Hristiyan, Rum vatandaşlarına tarih boyunca dirlik
vermemiştir. Vermeyecektir de! İspatı mı? İşte Yavuz Bingöl!
|
|
|
|

|
|
24 Kasım
2014
|
|
Okuyucum Nart diyor ki; ''Mülayim abi, Televizyondaki
Çerkeslerle ilgili programda Sefer Berzeg bey dedi ki, ''Oradaki
cumhuriyetler, Oset'i, Çeçen'i, Dağıstan'ı, Adige'si bir araya
gelmezse hiçbir şey yapamazlar. Yok olur giderler.'' Abi, hala bizi
''siz halk olarak geri zekalısınız, sizden bir halt olmaz, ancak
hepiniz bir araya gelirseniz eh işte bir şeyler yapabilirsiniz''
demek, ne demek abi ya! Biz gerçekten bu kadar aşağılanmayı
hakkettik de mi bu kişiler bizi aşağılıyor. Sefer Berzeg o yaşına ve
deneyimine rağmen hala Birleşik Kafkasya oyununu bize oynuyor.
Yazık!''
Nart kardeşim programı kopuk
kopuk seyrettiğim için Sefer öyle bir laf etti mi takip edemedim.
Ama yıllardır bu kafaların yüzünden eloğlu geliyor kızımızı alıyor,
üstüne üstlük bir de bize parmağını sallayarak ders veriyor. Sefer
öyle bir şey demişse halt etmiş. Sen her alanda kendini geliştir.
Değil Rusya tüm dünya bir araya gelse senin kılına dokunamaz. Bunu
diyorum diye kimse ''palavra atma'' diyemez. Çok güzel bir örneği
var karşımızda. Aha İsrail. Kimse posta koyabiliyor mu? Hatta
Amerika bile kafa tutabiliyor mu, bırak Arapları!
Ayrıca benim fikrim Sefer'in tam
aksi şeklinde. Adige-Abhazların yok olmasında en büyük tehlike
Çeçenlerdir, Dağlılardır. Bunların içindeki dinci katiller az daha
Kabardey'i kana bulamıyorlar mıydı! Tarihimize bakarsanız bunlar
yüzünden (bir de Osmanlı) başımıza gelmeyen bela yok. Sana ne
kardeşim elalemin Avar'ından, Çeçen'inden. Rus ne kadar yakınsa sana
bu halklar da o kadar yakın sana. Bunu anlamak için ille de yok mu
olman lazım!
Nart kardeşim, Sefer ve benzeri
kafadakilerini boşverin. ''He he'' deyin geçin. Sizin yapacağınız
(CC'nin Kaf-Fed duyurusu gibi) ekonomide, bilimde, teknolojide,
sağlıkta, eğitimde, sanatta, sporda en önde olmaya gayret edin. Öyle
Sefer gibi sade bir avukat olarak kalırsanız; Çeçen'e de yapışsan,
Avar'a da yağışsan, Çin'e de yapışsan bir halt olmaz! Nitekim 150
yılına bir bak! O zaman daha iyi anlarsın!
|
|
|
|

|
|
22 Kasım
2014
|
|
Televizyonlarda Adige-Abhazlar adına yapılan programlar,
insanların ağzına bir parmak bal sürmeye benziyor. Bu akşam (dün)
gene böyle bir program vardı. Bizi temsilende Sefer Berzeg ile şu
meşhur Damat Ferit'i oturtmuşlar. Pardon damadın adını unuttum, o
sebeple Ferit dedim. Zaten bir farkları da yok.
Kızlarımıza çok kızıyorum. Koca
olarak bulduklarına bak yahu! Gidip bir odunla evlensen hiç olmazsa
''Ne yapayım kocam bir odun'' dersin. Yani mazaretin olur. Böyle
kocaya ne diyeceksin kardeşim! Adam tam bir soytarı. Soytarılığına
bakmadan bir de küstahlık yapmıyor mu! Sefer Berzeg bir kaç kez
densizin ağzına vurdu ama adam anlamıyor ki! Arsız!
Neyse bize zerre kadar faydası
olmayan bir programı sırf Sefer Berzeg yüzünden seyrettirdiler! Ha
Sefer'in doğru seçim olduğunu söylemiyorum. Fakat en azından Berzeg
olduğunun farkında konuştu. Bu da iyi bir şey!
|
|
|
|

|
|
21 Kasım
2014
|
|
Yeraltında hayatlarını kaybeden işçilerden birinin babasının
ayağındaki yırtık lastik ayakkabı baya gündem oldu. Ardından valilik
duyarlı davranıp, yepisyeni lastik ayakkabı hediye etti acılı
babaya! Tabii kıyamet koptu. Oysa bir başka fotograf daha vardı.
Madende su içinde günlerce kalan işçilerin çamura-kömüre bulanmış
cesetleri, pırıl pırıl, tertemiz ütülü Türk bayrağına sarılı
tabutlardaydı. Ve yine pırıl pırıl ütülü Türk bayraklı tabutun
önünde üstü-başı, ayakkabıları fakirlikten dökülen aileler.
Bayrak çok yararlı bir objedir.
Her türlü kepazeliği, ahlaksızlığı, insanlık dışı muameleyi,
işkenceyi çok güzel örter. Yeter ki, bayrağın olsun!
|
|
|
|

|
|
20 Kasım
2014
|
|
Adigeler, Büyük Britanya Krallığı'nın temellerini attılar.
Adigey'de 700'lü yılların başında sülaler arası kargaşa vardı.
Sülaleler birbirleriyle savaşıyordu. En büyük sülalelerden biri olan
Ademeyler, tarihte ilk göç edenler oldu. Kazak denizi üzerinden,
Polonya, Almanya, Fransa'yı aşarak İngiltere'ye ulaştılar. Oraya
medeniyeti götürdüler. Bununla da kalmayıp ülkeyi yönetmeye talip
oldular ve bunu da başardılar. İngiltere'nin ilk kralı Adigelerin
Ademey sülalesinden Kral Adam'dı. (Yıl: 774-796) Meşhur Adam
(İngilizler Edım diye okur. -çn) ismi Adigelerin İngilizlere
kazandırdığı bir addır. Adam, İngiltere'nin resmi olarak
birleşmesinden önce gelen kralların en güçlüsü oldu fakat bu güç
ölümünden sonra devam etmedi. Ama sonradan gelen kral Egbert (Yıl:
829-839) onun bu ününü çekemediği için İngiliz tarihçileri toplayıp,
tarihi yeniden yazdırdı; Adige Kralı olan ''Adam''ın adını ''Offa''
diye değiştirtti. Çünkü Adam olarak tarihe geçseydi insanlar
İngilizlerin ilk kralının bir Adige olduğunu anlayacaklardı.
Dolayısla İngiltere'nin ilk kralı Ademey sülalesinden Adam'dı. Kral
Adam, ''ok'' kelimesini Adigece'den İngilizce'ye kazandırmıştır.
Arrow Adigece ''uzağa atılan'' demektir.
Kaynak:
Paul Crueuse, Great Adyghe Empire,
Cilt 7, Fasikül 23, Chapter 5, New York 1912, College Cost Book
(1983)
Bu kitabı New York Devlet
Kütüphanesi'nde mevcut 13 milyon 500 bin kitap arasından bulan ve
toplumumuza kazandıran Adige biliminsanı MAMIRSA Muhammed
Kelalaka'ya Adige milleti olarak teşekkür ediyorum. (HM)
Kifayetsiz insanların en büyük
sorunu çaplarını, akıllarına böldüğünüzde IQ'larının çok küçük
çıkmasıdır. Diaspora Adige-Abhaz örgütlerini yönetenlerde bunu çok
rahat görürsünüz. Özellikle de Adige olanlarda.
Bu adamların en büyük
özelliklerinden biri de kendi attıkları yalana kendileri inanır.
Şaka değil ciddi ciddi inanır! Tarihi konularda, yalanını
destekleyecek her türlü saçmalığı kaynak olarak önüne koyar.
Aha buraya çiziyorum. Yukarıda
palavradan yazdığım tarihi 10 yıl sonra gerçek tarih diye size
anlatmazlarsa insan değilim.
Eeeeee! Sadece Öteki Cumhurun
Başı mı tarih yazacak azcık da biz yazalım!
|
|
|
|

|
|
19 Kasım
2014
|
|
Okuyucum diyor ki, ''Mülayim bey Türk insanı gibi Adige insanı
da (diasporayı kastediyorum) ekabirdir. Burnundan kıl aldırmaz. Özrü
hep karşısından bekler. Kendileri ne halt yerlerse yesinler pür-ü
melektirler! Örneğin; sizin de sözünü ettiğiniz gibi Dersim
katliamları hakında CHP özür dilemez. AKP bastırır özür dile diye,
fakat kendisi de Sivas katliamı için özür dilemez, bırakın özrü bir
de katilleri ödüllendirdiler. Kısacası yoktur birbirlerinden ve
bizden farkları...''
Efsane FKÖ (Filistin Kurtuluş
Ordusu) halt etti. Ortadoğu solu zaten (Türkiye solunu da içine
katıyorum, ayrı sanmayın) son 40 yılda çok kötü imtahandan çaktı.
Türk solu, İran solu ve Arap solu İslamcı katillerle kol kola girdi.
Gerekçeleri de çok komik: Anti-emperyalist her unsurla işbirliği
yaparız! Yahu İslamiyet'in kendisi emperyalist zaten. Hem de öyle
böyle değil. Ellerine fırsat geçsin kemiklerinizdeki iliği emer.
(Bakınız İran solcularına. Kırılmadık kemikleri kalmadı. Gerçi
İran'da solcu da kalmadı kime bakacaksınız?)
İşte FKÖ, yani gençliğimizi idol
solcularının örgütü, sen git Kudüs'te sinagog bas masum insanları
katlet!
CC'de ''Ortadoğululardan Niçin
Nefret Ediyorum'' başlıklı bir yazı var. Okumanızı tavsiye ederim.
Ve de eklerim; Türkiye ve Ortodoğulunun ne dinine, ne imanına, ne
sağcısına ne solcusuna inanıp sırtınızı dönmeyin kardeşim! İşte o
kadar!
|
|
|
|

|
|
18 Kasım
2014
|
|
Soykırıldık diye zırıl zırıl zırlayan diaspora soytarılarının
''Dersim katliamı'' hakkında tek kelime dahi etmemesi size garip
gelmiyor mu? Yahu bu kadar mı aşağılık yaratıklar oldunuz? Tamam
korkaksınız! Tamam kahramanlığınız Türk polisi korumasında Rus
elçiliği önünde geçiyor! Bre nağmertler, Dersim'de senin yaşadığının
bin katı büyüklüklükte trajedi yaşandı! Neden tek kelime
edemiyorsunuz? Senin damarlarından akan kan da onların ki pekmez mi!
Şebeksiniz, şebek!
Şeyini şey ettiğimin şeyine
Kalpak takılan Arınç; ''Parlamentoda 6 bayan milletvekilimiz
başındaki şeref örtüsüyle görev yapıyor'' demiş. Diğer 73 şerefsiz
bayan da aynı Meclis'te görev yapmaya devam ediyor. Bakalım şeyini
şey ettiğimin şeyi'ne nasıl bir cevap verecekler.
Bu ülkede bu adamlarla aynı
havayı-suyu paylaşmak, kendi topraklarımızdan kaçarak gelip burada
onun bunun devşirmesi olduğumuz için Than'nın bize verdiği bir ceza
olsa gerek!
|
|
|
|

|
|
17 Kasım
2014
|
|
Ortadoğu ve Çeçenya denen bataklığa pek meraklıydı bizim bazı
Adige-Abhaz tayfası! Çeçenlikle uzaktan yakından alakası kalmamış
katillerin peşlerinden olmadık propagandalara ortak oluyorlardı.
IŞİD denen aşağılık yaratıklar ordusunun en önemli adamlarının bu
Çeçen hayvanlar olduğu yazıyor gazetelerde. Öyle katliamlar
yapıyorlar ki, artık insanlar gerçek Çeçenleri görünce yüzlerine
tükürecek hale geldiler. Aman dikkat! Unutmamalıyız ki, her toplumun
içinden böyle hayvanlar çıkar.
Bunun yanı sıra öyle Çeçenler
var ki; yüz Adige'yi bir araya getirsen tartıda eksik kalır! Bu
Çeçenlere sıkı sıkı sarılırken diğer hayvanları aranıza sokmayın.
Medeni ülkeler, 500 milyon km
ötedeki bir kuyruklu yıldıza uzay aracı indirirken, ''Amerika'yı
Müslümanlar keşfetti'' diye kuyruklu yalan atmak, tek kelimeyle
yobaz ülke insanlarının aşağılık kompleksinin dışa vurumudur!
|
|
|
|

|
|
15 Kasım
2014
|
|
Okuyunca, önce gözlerime inanamadım. İhtimal ki, haberi yapan
salak yanlış yazmıştır. Devamında da aynı şey. Başka bir haberde
yine aynı tanımlama:
DEVŞİRME SPORCULAR!

Evet Türkiye'nin 1 numaralı
gazetesi Hürriyet, Türk Vatandaşı olmuş ve Türkiye'deki tüm
halkların göğsünü kabartmış sporcular için ''DEVŞİRME'' tanımını kullandı.
Uzun uzadıya yazmayacağım. Tha
topunuzun belasını versin alçak, namussuz, ahlaksız, şeref yoksunu
adamlar!
|
|
|
|

|
|
13 Kasım
2014
|
|
Dün yazdığım ''doz'' konusuna da baya bir destek geldi.
Eeeee... Aklın yolu bir kardeşim!
Bir okuyucum diyor ki; ''haddini
aşma işi, sizin tespitlerinizden de öte Hatko Bey! Bilmiyor musunuz,
Alfabe yazmaya, Adigece kelime üretmeye kalkan densizler var! Neden
''densizler'' diyorum açıklayayım.
Adamlara soruyorum
''üniversitede ne okudun'' diye ''muhasebe'' okudum diyor. Dil ile
ilgili bir okul okumamış yani. Bir diğeri üniversite bile okumamış.
Adige dili üzerine, bırakın akademik deneyim ve birikimi, hiçbir
eğitimi yok. Oturuyor Alfabe yazıyor. Bu kadar hadlerini aşıyorlar.
Yani anavatanda dil üzerine eğitim almış akademisyen yok, bunlar
kendi kendilerince çalıp-oynuyorlar!
Ki, bir dili iyi bilmek başka,
dil konusunda akademik kariyerinin olması başka.
Hele hele kelime üretme işi.
Adam Türkiye'de Adigece kelime üretecek, anavatandaki insanlar bu
kelimeyi kullanacak. Tam bir ahmaklık. Birincisi; bu iş
akademisyenlerin ve dil bilimcilerinin oluşturduğu kurullarca
yapılır, ikincisi; öyle aklına eseni öneremezsin. Türk Dil Kurumu
bile koskoca yapısıyla, bütçesiyle kelime üretme işinin altından
kalkamadı. Çünkü kelime üretmekle iş bitmiyor, halkın da kullanması
gerekiyor. Kullanılmayan üretilmiş yığınla Türkçe kelime vardır.
Halk ''acele'' kelimesi yerine
konulan ''ivedi'' kelimesini kullanmadı mesela. Bunun yanı sıra
''mecburi'' yerine konulan ''zorunlu'' kelimesini benimsedi ve
kullandı.
Bir de Kiril harflerini, Latin
harflerine çevirme işi var ki, -sizin deyiminizle- tam
''dangalaklık''! İnsanı ahmak yerine koymak. Yani demek istiyorlar
ki, diasporadaki insalarımız Kiril'i öğrenemecek kadar geri
zekalılar. O nedenle biz akıllılar olarak Kiril için Latin harfleri
yaratıyoruz. Yine -sizin deyiminizle- çüş!
Kısacası bunlar dil konusunu,
alfabe yazmayı, Adigece kelime üretmeyi, çocuk oyuncağı sanıyorlar.
Anlayacağınız iyice şaşırdılar. İşin kötüsü kendileri de ne halt
yediklerinin farkında değiller.''
Okurumun yazdıklarına ben daha
ne ekleyeyim ki?
|
|
|
|

|
|
12 Kasım
2014
|
|
Neyin dozunu kaçırırsanız, o şey sizin ve çevrenizin hem
sıhhatini hem huzurunu bozar. Bu sebeple ''doz'' önemli.
Peki dozu kim ayarlayacak?
Mesela başınız ağrıyor ilaç
alacaksınız; dozunu doktora mı, bakkala mı soruyorsunuz?
Veya, tarlanızı
ilaçlayacaksınız; dozunu veterinere mi, ziraat mühendisine mi
soruyorsunuz?
Hepinizi aynı şeyi yaparsınız
değil mi? Ne kadar doz olacağına uzmanının karar vermesini istemez
misiniz?
Peki mübarekler, şu anavatan ile
alakalı politikalarınızın dozunu niye kendi kafanıza göre
yapıyorsunuz?
Haddini bilmek kadar büyük bir
meziyet var mı? Bu kadarına aklınız ermiyor da dilini bilmediğiniz,
yazısını okuyamadığınız, kültürünü anlayamadığınız (boşa sallamayın
sizde Adigeliğin A'sı kalmadı) bir ülke hakkında ağzı dolusu
konuşabiliyorsunuz? Utanma, arlanmanız mı kalmadı?
|
|
|
|

|
|
11 Kasım
2014
|
|
''İkisi
aynı şey mi''
lafı tartışmayı veya sohbeti bitirtir, daha sonra da kanlı bıçaklı
olmaya sebep olur. Bunun en güzel örneği de yobaz Atatürkçülerle,
yobaz Müslümanlar arasında yıllardır yaşanır ve yaşanacak.
Biri ötekine der ki; ''Ezana saygı duy, okunurken ne yapıyorsan
bırak yapma!''
Diğeri de ötekine der ki; ''İstiklal Marşı okunurken ayağa kalk!''
Atatürkçü yobaz Müslüman yobaza ''Sen ezana saygı bekliyorsun da
niye İstiklal Marşı'na saygı göstermiyorsun'' dediğinde aldığı cevap
nettir:
İkisi aynı şey mi!
Müslüman yobaz Atatürkçü yobaza ''Sen İstiklal Marşı'na saygı
bekliyorsun da niye ezana saygı göstermiyorsun'' dediğinde aldığı
cevap nettir:
İkisi aynı şey mi!
İki yobaz da şunu iyi
bilmelidir: ''Kardeşim sen istediğine inan ve ritüellerini yerine
getir. Fakat kimseyi kendi ritüellerin ve inançların için zorlama!
Zorlarsan, bu eşşekoğlueşşeklik olur!
|
|
|
|

|
|
10 Kasım
2014
|
|
Öteki Cumhurun Başı kendine kaçak saray yaptırdı.
Ben bu durumu neye benzettim biliyor musunuz? Adamın, bir gofret
alarak çocuğunu sevindirecek parası yokken, sağdan soldan topladığı
borçla koluna 2000 Dolarlık saat takmasına!
Yahu kepazelik diz boyu bu
ülkede...
Bizim Hıncal yine yumurtlamış...
''"Cenaze" ile "Ceset" arasında dağlar kadar anlam farkı vardır.
Cenaze, "Gömülmeye hazır ceset" demektir.'' diyerek ne kadar
editör varsa güzel bir haşlıyor. Fakat, biraz aşağı iniyorsunuz
''Dünyanın en ünlü bilim kurgu yazarlarından. Öldüğünün farkında
değildi.'' yazıyor. Yahu ölmüş adam ölmüş! Öldüğünün nasıl farkına
varır? ''Öleceğinin farkında değildi'' desen neyse!
Hıncal bu. Aşırı Türk bir Wubıh
olmak kolay mı!
Öbür gazetecimiz Taha da
katledilen zeytin ağaçlarını savunmuş. ''Bir iktidar, enerji uğruna
bile bu kadar merhametsiz olmamalıdır!'' yazmış. Kendisini
alkışlıyorum...
|
|
|
|

|
|
08 Kasım
2014
|
|
Hacı Hamdi Polat adlı öğretmen, İlköğretim okulunda
bir öğrenciye dayak atıyor. Mahkeme küt diye 2 yıl hapis cezası
veriyor. Ve dayakçı öğretmeni tuttukları gibi kulağından, doğruca
hapse tıkıyorlar...
Hepiniz şimdi ''hadi be dalga mı
geçiyorsun! Niye yalan yazıyorsun? Burada değil dayak, öğrencinin
derisini yüzse hapse girmez. Bizde öğretmenin vurduğu yerde gül
biter'' demişsinizdir.
Doğru!
İtirazım yok.
Fakat olay Türkiye'de değil,
Türkmenistan'da geçiyor.
Bu maganda öğretmen için Öteki
Cumhurun Başı devreye giriyor ve uçağıyla bu sefil yaratığı
Türkiye'ye getiriyor.
Zannedersem şu denmek isteniyor,
bu adama: Bre dangalak sen her yeri Türkiye mi sandın? Gel götürelim
seni, orada istediğin kadar döv...
Haaa, evrensel hukuk normlarına
sahip olmayan, demokratik kuralları özümseyememiş, demokrasiyi
sandık ve seçim olarak gören gelişmemiş toplumlarda, bu gibi
tutuklamalar ve serbest bırakmalar görülür, o da ayrı bir mesele!
|
|
|
|

|
|
07 Kasım
2014
|
|
Hayatta en sinir olduğum şey, bir halt yerken başkalarını
misal verenlerdir. Ulen sen verdiğin misalin şartlarını yerine
getiriyor musun da onu örnek gösteriyorsun? Bizim diasporanın en
büyük hastalıklarından biridir bu. Esasında gelişmemiş kafanın
özelliğidir.
Parmak Başbakan açıklamış. Artık
büyük şehirlerde merkeze arabayla gideceksen para ödeyecekmişsin.
Maksat insanları metroya yöneltmekmiş. Örnek olarak da Londra'yı
vermiş. Google gir Londra metrosu yaz resmine bak, İstanbul metrosu
yaz bir de ona bak. Az gelimiş ülkenin az gelişmiş yöneticileri işte
böyle komik işler yaparlar. Linklere tıklayıp aradaki farkı görün!
İstanbul
Metrosu Haritası >>>
Londra
Metrosu Haritası >>>
|
|
|
|

|
|
06 Kasım
2014
|
|
Parmak Başbakanımız gürlemiş: ‘'İsrail askerlerinin Mescid-i
Aksa'ya girmesi tam bir barbarlıktır.'’
Yani ne diyeceğimi şaşırıyorum.
Bu arkadaş IŞİD namussuzlarının camileri, ibadet yerlerini
bombalarla içindeki cemaatle havaya uçurduğunda bu kadar aslan
kesilmiyordu. Gerçi söyleyeyim, bu dedikleri de numara. İsrail
''höt'' desin kaçacak delik arar.
Öbür tarafta Çalışma Bakan olan
arkadaş da maden kazalarıyla alakalı 'Tek sorumlu biz miyiz?' diye
sitem etmiş. Adam haklı birader. Halbuki, tek sorumlu olan
''Fıtrat''!
Valla ciddi ciddi; Başbakanla
Çalışma Bakanı gizli gizli
bizim diasporadaki Adige-Abhaz
yöneticilerinden kıvırma dersi mi alıyor! diye düşünmeye başladım.
Birbirlerine ne kadar
benziyorlar değil mi! Atalar boşa konuşmaz: Üzüm üzüme bakarak
kararır!
|
|
|
|

|
|
05 Kasım
2014
|
|
Bu ülkede siyasi parti isimleri ile partilerin kendileri tam
ters orantılıdır. Fetullah ağanın partisinin adı belli olmuş. DGP!
Demokratik Gelişim Partisi. Başlarında bir molla. Neymiş
''demokratik gelişim''.
Paralel ortağı AKP'nin A'sı
bildiğiniz gibi Adalet. Ama bunların adalet anlayışını siz normal
adalet olarak almayın. Şu ellerinde hayali saksı tutan Başbakan
Yardımcısı Yalçın Akdoğan yok mu, AKP'nin Afyon kampında eleştiride
bulunan AKP milletvekillerine, “Bu eleştirileri kaydediyorum, ilerde
değerlendiririz'' demiş.
Yemin ediyorum artık kafa
buluyorlar milletle.
|
|
|
|

|
|
04 Kasım
2014
|
|
Engin kardeşim yazmış, diyor ki; Mülayim ağabey sabah dernekte
iki kişi aralarında konuşuyordu. Her Kabardey gibi bağıra bağıra
konuştukları için rahatlıkla duyuyordum söylediklerini. Biri
diğerine ''Şu CC'deki Hatko denen adam niye hep Türkiye hakkında
yazıyor'' dedi. Karşısındakinin cevabı aynen şu oldu. ''Sen
Mozambik'te mi yaşıyorsun!'' Çok güldüm! Ağabey baya taraftarınız
var haberiniz olsun!
Sağolasın Engin...
Miletin dini imanı para olunca
parmak Başbakan gürlemiş! ''Bir denetçinin gittiği yerde çay içmesi
bile haramdır!'' Ulen ne dinmiş bu be! Girmediği alan yok amma
girdiği yeri kirletiyor. Din, iman deyip de ortalığı pisletmeyen bir
tek adam var mı şu cihanda!
Bir de bunlar ne yapsa; ne günah
oluyor ne haram. Parayı hamuduyla götürdüler iman bunlarda,
hırsızlığın envai çeşidini yaptılar din bunlarda. Ha buna rağmen
ağlamada da üzerlerine yok. Yahu ne diyeyim artık! Aman be! Tha
topunuzun belasını versin!
|
|
|
|

|
|
03 Kasım
2014
|
|
Dünyanın en antika ülkesinde ömür tükettiğimize iyice kanaat
getirdim arkadaş! Bu ülkenin başbakanı olacak çocuk (hani şu
Obama'nın parmakla çağırdığı delikanlı) boyundan büyük laf etmeyi
seviyor, fakat demagojinin Allah'ını yaptığının da biz farkına
varıyoruz tabii olarak. Süriye'ye alakalı soru üzerine “Ne savaşa
girer ne de oyunun dışında kalırız” demiş. Artık ne içtiyse!
Sırada bu ülkenin görüp göreceği
en tuhaf adam var: Kadir İnanır diye bir adam. Eksantrik bir tip.
Kimi zaman kabadayı, kimi zaman demokrat, kimi zaman dinci! Bu adam
kadar oynak karakterli başka insan görmedim hayatım boyunca. Hakkını
teslim edeyim, sadece filmlerde tek bir karakteri oynuyordu. Bu
arkadaş da demiş ki; İstanbul'daki Kürtler boğazı bırakıp dağa
çıkmazlar!
Bunlar ne içiyor samimiyetle
bilmiyorum. Lakin ne içiyorlasa baya vuruyor bunları!
|
|
|
|

|
|
01 Kasım
2014
|
|
Ermeni diasporası, Amerika'da yaptığı bir toplantı sonucunda
Türkiye'den Van, Bitlis, Erzurum, Trabzon, Kars, Ardahan illeri,
Ararat (Ağrı) Dağı ve çevresindeki bölgelerin kendilerine iade
edilmesini istemiş.
Bizim Adige diasporası da
Rusya'dan benzer isteklerde bulunur 150 yıldır.
Bu sebeple Ermeni ve Adige
diasporası benzeşir. Amerika Birleşik Devletleri'nin Etiyopya'dan
borç istemesi ne kadar akla uygunsa, bunların istekleri de o kadar
akla uygundur!
Peki, bunu bile bile neden bu
iki diaspora (Adige ve Ermeni) böyle saçmalar? Çünkü, tembeldirler,
ikiyüzlüdürler, kaypaktırlar, öngörüsüzdürler, çapsızdırlar,
vizyonsuzdurlar, güçlünün yanında aslan kesilirler! Bu örnekleri
kendi içinde çoğaltabilirsiniz.
Meseleye şu pencereden bir
bakın: Bu iki diapora kendi anavatanlarına maddi manevi ne
katmaktadır? Hiç yorulmayın ben yazayım. Koskoca bir hiç. Adige
cumhuriyetlerine, Adige diasporalarının bir kör Kuruş katkısı var
mıdır? Yahu ne katkısı ''anavatan bize 5.000 (yazı ile beş bin)
Dolar maaş bağlasın, bana ev versin, arazi versin, araba versin''
diyen hokkabazlar topluluğudur Adige diasporası. (Ermeni
diasporasının böyle istekleri var mı bilmem, günahlarını almayayım.
Ama olma ihtimali çok yüksek!)
Onun için; toprak büyüyünce,
refah artar sanan dangalaklar topluluğudur Adige ve Ermeni
diaporası! Halbuki basit bir hesaplama yapsa; dünyanın en zengin
ülkelerinden sayılan İsviçre ile Hollanda 41 bin, Belçika 30 bin km2
yüzölçümüne sahip. İsrail'in yüzölçümü daha da az 20 bin km2. Adige
cumhuriyetleri toplam yüzölçümü 34 bin km2, Ermenistan'ın 30 bin
km2.
Demek ki neymiş! Çok toprak ile
zenginlik arasında doğru orantı yokmuş. Eeee, deseniz ki doğal
kaynaklar ve saire de durum nasıl? Ermenistan'ın da Adige
cumhuriyetlerinin de Avrupa ülkelerinden fazlaları var, eksikleri
yok. Turizm desen ha keza! Onun Alpleri varken, senin dillere destan
Kaf dağın var!
Geriye ne kalıyor?
İnsan zekası! İster kızın, ister
darılın, ister küfredin ama gerçek şu ki, Adigelerde ve Ermenilerde
bir Belçikalı zekası yok kardeşim. Siz anca 21 Mayıslarda
(Adigeler), 24 Nisanlarda (Ermeniler) ağıt yakıp, diğer günlerde
düğün düğün gezip, dansözlük yapın!
Nokta!
|
|
|
|

|
|
31 Ekim 2014
|
|
Mehmet Can bey demiş ki: ''Sayın Mülayim Türk Ordusu yapı
olarak bozuldu. Siyasi olarak bozuldu. Görev alanını fazlaca
genişletti ve siyasi erk sahibi oldu. Dünya tarihine baktığınızda
Türk Ordusu kadar siyasetin içinde bir ordu göremezdiniz. Bunlar da
onun sonunu hazırladı.''
Seher hanım da demiş ki:
''Peşmerge Ordusu yerine Türk Ordusu alkışlanabilirdi ama AKP
Hükümeti büyük bir fırsatı tepti. Kürt kardeşlerimize bizim ordumuz
el uzatmalıydı. Bir de; gerek polis içinde, gerek asker içinde
gerçek anlamda Kürt düşmanı personel var. PKK düşmanı demiyorum,
Kürt düşmanı diyorum. Bu personel ya polislikten-ordudan atılmalı
veya doğuda görev verilmemelidir. Nasıl PKK Türkleri kışkırtıyorsa
bu polis ve askerler de Kürtleri kışkırtıyor. Olan bu güzelim
ülkemize oluyor...''
Nart kardeşim de şunları yazmış:
Mülayim ağabey bizim düğünlerde oynadığımız danslar amatörce
yaptığımız şeyler. Biraz da kaşenlerimize hava olsun diye
abarttığımız doğru. Ama sonuç olarak dediğiniz doğru, kendimiz gibi
danslarımız da asimile oluyor.
Yine maden faciası. Bu sefer
yeraltı suları madeni bastı. Bu ülkede işçi ölümleri bitmedi,
bitmeyecek...
|
|
|
|

|
|
30 Ekim 2014
|
|
Çocukluğumdan taa 80'li yıllara kadar Türk askeri benim için
hep kahramandı. Sadece benim için değil, Doğu Anadolu'nun en ücra
köşelerine kadar herkes severdi askeri. Mehmetçik dedin mi akan su
dururdu. Cemseler (Askeri kamyonlar-CC) sokaklardan geçerken hepimiz
yolun kenarına dizilir alkış tutardık. Türk ordusu o kadar çok
sevilirdi.
Sonra bir şeyler oldu ve o ordu
gitti, yerine faşist bir ordu geldi. İnsanlara kan kusturan bir
ordu! Biz solcular ne kadar ''Jandarma biz sosyalistiz, dostuz
yalnız biz sana'' desek de, aynı jandarma kafamızda odun kırdı.
''Ulen bu jandarma bizim jandarma değilmiş'' falan dedik amma
kafamızın kırıldığıyla kaldık. Cemselerde yediğimiz dipçikler her
yerimizi morartırdı. Şimdi yoldan bir askeri araç geçse tiksinerek
bakarım. Türk halkının büyük kısmı da 80'lerden sonra orduya
küsmüştür. Nitekim AKP ordunun çanına ot tıktı, halk ''tık'' bile
demedi. Evelden olacak millet sokağa dökülür, askerden önce darbe
yapardı.
Gazetelerde Kürt Ordusu
Peşmergeler hakkında fotograflar var. Doğu halkı bağrını açmış,
alkışlıyor.
Nereden nereye! Demek ki neymiş;
kötüysen, halk seni yerin dibine batırır, kendisine sevgi saygı
duyanı alkışlar.
Peki Türk Ordusu için artık geç
mi? Evet, yaklaşık 24 yıl kadar geç!
|
|
|
|

|
|
29 Ekim 2014
|
|
Diaspora Adige-Abhazları ve Türklerin ortak bir özelliği
vardır. O da; düşün-planla-çalış-üret-ye skalasının sadece sonunu
yaparlar. Yemek deyince sadece sofra gelmesin aklınıza. Hak,
hukuktan, mirasa, telif haklarından insan haklarına kadar geniş bir
yelpazede düşünün.
Mesela Türkiye Cumhuriyeti
tarihine baktığınızda Osmanlı'dan sonra 5 kuruşsuz kalan ülke, kör
topal da olsa medeniyete ve demokrasiye kavuştu. Sonra 12 Eylül
geldi, o günden bu güne 1 çivi dahi üretmeyen iktidarlar ülkenin tüm
kaynaklarını har vurup, harman savurdular. Son iktidar AKP ise son
kalanları satıp-savıp el elde baş başta kaldık mı ortada.
Niye derneklerimiz halk dansları
dışında hiçbir şey yapamıyor anladınız mı! Dansözleri bile geçtiler.
Dansözleri aşağıladığımı sanmayın. Onların mesleği bu. Dans ederek
üretiyor. Bizim dangalaklar? Zevkleri için dansözlük yapıyorlar.
Üretime yönelik bir çaba olmadığı için de dünyanın imrenerek
seyrettiği asil Adige-Abhaz dansları, soytarı danslarına döndü.
Şahsen benim midem bulanıyor seyrederken. Kimse kusura bakmasın!
Anavatanda üretilen tüm ürünler
diaspora da beleşe tüketilir. Nalmes görüntüleri ortalıkta dolaşır
bir Kuruş telif ödenmez. Şarkılar, müzikleri hiç saymıyorum. O kadar
eser Türkçe'ye çevirildi, kaç kişi telif ödedi? Bu kadar beleşçi bir
toplum bir de bayrağı kapıp, kahramanlığa soyunmaz mı! Ulen, önce
kullandığım malın ve hizmetin bedelini öde soytarı! Biz senin gibi
kahramanı her zaman ve her yerde buluruz!
Biraz da siz üretin de
anavatandakiler beleş yesin... Aloooo... Duyuyor musunuz? Biraz
poponuzu kaldırın da siz de üretin... Alooooooooooo...
|
|
|
|

|
|
28 Ekim 2014
|
|
Okuyucum Semih bey diyor ki: Neden Türkiye diasporasında bir
lider çıkıp tüm diasporayı yönetemiyor biliyor musunuz Mülayim bey?
Çünkü o lideri ilk ispiyonlayan diaspora olur da ondan. Hepimiz
biliyoruz ki, diasporada yaşayan Çerkesler kadar dünyanın hiçbir
diasporası bu kadar kaypak değildir de ondan! İspiyoncu, kaypak
toplumlardan da lider değil Osmanlı sarayına paşa ya da Ürdün
Kral'ına koruma askeri çıkar. Bunu lütfen göz önünde tutunuz.
AKP Kadın Kolları İzmir İl
Başkanı Özen Kızılırmak, yeni doğan bebeklerin kulağına ezanla
isimlerinin fısıldanması ile yeni evli çiftlerin imam nikahı ve
resmi nikah törenlerinin camide yapılması için Diyanet İşleri
Başkanlığı'na proje sunacaklarını söylemiş. Sebep olarak da
Hıristiyanları örnek göstermiş. Onlar da kilisede çocukları vaftiz
edip, nikahları da Papaz kıyıyor, demiş.
Bunların erkeği de kadını da
tuhaf kardeşim. Adamların kilisesine ve dini ritüellerine
özeneceğine, bilimine, çağdaşlığına, kadına verdiği değere
özensene... Tha sizi bildiği gibi yapsın ne diyeyim. Allah'ın
dangalakları!
|
|
|
|

|
|
27 Ekim 2014
|
|
12 Eylül öncesini canlı canlı, sıcak sıcak, iliklerime kadar
yaşadığım için gazetelerde yazılan çizilenlere hiç şaşırmıyorum.
Halbuki o kadar açık bir provakosyon var ki! Yüksekova'da 3 askere
yapılan suikast son derece karanlık bir olay. Ardından bir korucunun
direğe baglanarak katledilmesi. Bunlar normal zekası olan ve bu
topraklarda darbe öncelerini yaşamış her insanın ''hadi len biz yer
miyiz bu numaraları'' diyeceği olaylar. Fakat millet gene yedi.
Demek ki bu işleri yapanlar bu halkı iyi tanıyor. Ne diyeyim süratle
felakete gidiyoruz haberiniz olsun! Çünkü bu iktidarın gözü döndü
artık.
Adana'da Tango Festivali yapmaya
karar verilmiş. Bunun üzerine bir grup dinci grup internette
örgütlenip ''Tango Zinadır'' diye festivale karşı çıkmış. Daha önce
de bir müftü ''Horon kızlı erkekli tepilirse haram'' demişti. Bizim
Adige-Abhazlar gibi aklı fikri dansta olan topluluklar için tehlike
çanları çalıyor. Zira bu işler böyle Tango'dan başlar Kafe'de biter.
Ne demek kardeşim kızla erkek dans eder mi! Beter olun!
|
|
|
|

|
|
24 Ekim 2014
|
|
Malumunuz, İstanbul'daki asansör kazasında işçiler bozuk
asansörle yere çakılarak hayatlarını kaybettiler. Şirketin avukatı
ölen işçilerden Cengiz'in babası Selim Tatoğlu'na ''diğer aileler
700.000 biner Lira aldı sizde alın, anlaşalım demiş. Selim bey
tarihi bir cevap vermiş, demiş ki: Para değil adalet istiyorum.
Suçlular ağır ceza alsın ki başka canlar yanmasın.
O kazada toplam 10 işçi can
vermişti.
İşte bu topraklarda insanlığı
ayakta tutan yuttaş oranı 10'da 1'dir!

Güldür güldür diye bir program
var. Baya güzel... Zannedersem kaliteli yazarlar yazıyor. Fakat
geçen programda baya canım sıkıldı. Bir oyuncu diyor ki, ''Annem
bana bu kadar ilgi gösterse evlatlık mıyım diye şüphe ederim...''
Ben deyince çoğu kızıyor, fakat
işte kardeşim mal ortada! En kaliteli programlardan birinde bu
kadar öküzce bir laf nasıl yazılır? Hadi yazan eşşoğlueşşek farkına
varmadı, oynayan oyuncu da mı farkına varmadı! Hadi o da olmadı,
bunu yayınlayan kurum da mı uyanamadı? Yaşadığımız bu topraklarda
evlatlık müessesesi zaten rezil durumdadır. Evlatlık almaya günah
diyen öküzoğlu öküzler de vardır. Fakat iyi kötü televizyona
çıkabilen seviyede bir kafadan bu beklenir mi? Beklenir! Burası
Türkiye kardeşim!
|
|
|
|

|
|
23 Ekim 2014
|
|
Beşiktaş eze eze,
Beşiktaş taş oldu
başlarına yağdı,
Kanırta kanırta,
Silindir gibi geçti,
Belgrad'ı fethettik,
Sinek gibi ezdik,
Hafif geldiler,
Tarih yazdık,
Beşiktaş sıradaki gelsin dedi
Yukardaki haberler, gazetelerin
bir futbol müsabakasını okuyucularına duyuruş şekli...
Harvard Üniversitesi'nin
kütüpanesinde 17 milyon cilt eser varmış. Küçük bir araştırma yaptım. TC
Milli Kütüphane'sinde kitap sayısı 2 milyon. Ki, Milli kütüphane Türkiye
sınırları içerisinde basılan her kitabın bir kopyasını barındırmak zorunda.
Hesap edin aradaki farkı. Biri bir üniversite, diğeri 70 milyonluk bir
ülkenin kütüphanesi.
Eeee, o zaman şaşırmamak lazım
bir spor müsabakasının duyurusunu böyle yapan gazetelere... |
|
|
|

|
|
22 Ekim 2014
|
|
Öteki cumhurun başı ile Türk halkının başı dertte. Güvenlik ve
özgürlük paketini açıklarken verdiği misale bakın: "Katilin elinde
bıçak, doktorun elinde neşter. Biz neşterden mi yanayız, yoksa
katilin elindeki bıçaktan mı?"
Ya tamam kendi kitlen koyun! Ne
desen ayet söylemişsin gibi peygamber muamelesi yapıyorlar sana! İyi
de bizden ne istiyorsun be birader? Bizi niye salak yerine
koyuyorsun! Ben bunu anlamıyorum! Bıçağı sadece katil mi kullanıyor?
Kasap da kullanıyor! Ev hanımı da!
La havle vela kuvvvete illa
billahil aliyyul aziym!
|
|
|
|

|
|
21 Ekim 2014
|
|
Televizyonda Kültür Üniversitesi Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Hasan Köni'yi seyrettim.
Enteresan şeyler söyledi. İddiası şu: ''IŞİD'in içerisinde Çeçenler,
Endonezyalılar, Malezyalılar var. ABD de kendi içinden gelen bu
aşırı güçleri Suriye'de eritiyor. Kaç ölü var? Bu ölenlerin aileleri
neden ses çıkarmıyor? Aileleri reaksiyon göstermiyor. ABD bu aşırı
güçlerin gelmelerine izin veriyor. Kendi içinde suçlu teröristi
yakalayıp idam etmeye kalksa
ceza hukuku açısından sorun. Halbuki
burada savaş sırasında ölüyor. Bir sürü ceza hukukçusu patırtısına
da gerek kalmıyor. Bu tespiti herkes konuşuyor,
askeri çevreler dahil..."
Valla açıkçası bana da öyle
geliyor. Hilafet diye bataklık kurdular, çok da güzel reklam
yaptırttılar YouTube, Facebook gibi alanları sonuna kadar açtılar.
Dünyada ne kadar süne zararlısı, haşare, hamam böceği varsa
doluştular bataklığa. Zamanı gelince basacaklar Fenthion ilacını
kökünü kurutacaklar namussuzların.
Türkiye'deki süne zaralıları
için de Alman takımı Dortmund'un yöneticileri taraftarlarını
uyarmış. Türkiye'ye gidiyorsunuz açık yerlerde içki içmeyin
demişler. Hadi Amerikalılar içlerindeki pislikleri IŞID'e yollayıp
kurtuluyor. Türk ve Ortadoğu halkları ne yapsın kardeşim! Kim
istemez Türkiye ve Ortadoğu'daki bataklıklar kurusun yerine mis gibi
yeşillik, mutluluk ve sağlık yayılsın etrafa... Kim istemez!
|
|
|
|

|
|
20 Ekim 2014
|
|
Okuyucularımdan gelen mesajları ben yayınlamak istiyorum fakat
CC yönetimi ''Köşenizin forum sayfasına dönmesini istemiyoruz''
uyarısıyla, el mahkum kısa notlar aktarabiliyorum. Bazı
okuyucularım maşallah destan gibi yazıyor. Onları hele hiç yayınlama
imkanı yok. Ama hepsi de farkında ki, düşüncelerini buradan
aktarıyorum.
Bir okuyucum diyor ki, Türkiye
Çerkes diaporası 1864'ten bu güne kadar hiçbir zaman politikaya
giremedi ki şimdi girsin. Derneklerin yaptığı politika değil resmi
uşaklıktır.
Bir başka okurum; bizim sesimiz
son 10 yıldır çıkıyor. Erkekçe söylemek gerekirse Kürtler bedel
ödüyor, biz nemalanıyoruz, diyor.
Diğer e-mailler de aşağı yukarı
aynı durumda. Aklın yolu bir. Onun için dernek ve STK'la acınacak
durumda.
Hayır işin komik yanı, adam
iliklerine kadar Türkleşmiş, ama anavatana kurtuluş için akıl-fikir
veriyor. Bu kötü bir şey mi? Türkleşmesi konusunda hayır! Türk olmak
niye kötü olsun. Kötü olan; Türkleşip, Adige Abhaz cumhuriyetlerine
akıl vermeye kalkışmak. Esasında kötü de değil dangalakça bir
davranış! Bana gelen e-maillerin yüzde 90'ı bu doğrultuda fikir
beyan ediyor...
|
|
|
|

|
|
19 Ekim 2014
|
|
Hayatım politikanın içinde geçti. Bilirim ki, bu topraklarda
politika rezilliktir. Sağlıksızdır ve çoğu zamanda aşağılıktır.
Politikayı eğer bilmeden yaparsanız, yani boyunuzdan büyük laflar
ederseniz, nefes alamaz hale gelirsiniz. Mesela Türkiye'nin ilaç
niyetine dünyada bir tek dostu kalmamıştır. Çünkü politikayı
kalleşçe yapar. Bırakın dünyayı kendi içinde de durum böyledir. Gene
misal verecek olursak; Türkiye, Türklük konusunda öyle politikalar
üretmiş, kendisini öyle gaza getirmiştir ki, zamanla herkesi Türk
zannetmeye başlamış, daha da kötüsü buna ciddi ciddi inanmıştır.
(Bakınız: Türkiye'nin Kafkasya Politikaları makaleleri)
İç politikada, Kürt meselesinin
çözülememesinin yegane sebebi işte bu gaza gelme durumudur. PKK'yı
ve Abdullah Öcalan'ı yıllarca öyle lanse ettiler ki, şimdi dönüş
yapmak istiyorlar, olmuyor! Dönemiyorlar. ''Dağda gezerken kara
basınca Kart Kürt ediyor, Kürt lafı oradan gelme'' dedikleri karlara
bu sefer daha fazla batıyorlar. Türkiye sanki bağımsız bir ülkeymiş
havasına girdiler. Daha da kötüsü demokratik sistemle yürütülen bir
yer diye pompaladılar. Tabii olarak yemedi! Kürtler ''Demokrasi ile
yönetiliyorsak, o zaman hakkımı ver arkadaş'' deyince kızılca
kıyamet koptu. Ak koyun kara koyun iyot gibi ortaya çıktı.
Türkiye'deki Türkler böyleyken,
politikada biz nasıldık? Valla açıkça yazıyorum, 100 kat beter
durumdaydık. Türkler hiç olmazsa dünya devi Amerika'nın
uşağıydılar. Onların sevk ve idaresinde hayatlarını
şekillendiriyorlardı. Biz uşağın uşağı olduk! Türkler kendi
çıkarları için kalleşçe politikalar üretirken, biz Türkler için
kendi vatanımıza ve insanımıza kalleşlik yaptık ve hala da
yapıyoruz. Bu sebeple Kaf-Fed başkanı veya diğer dernek ve STK
başkanları çıkıp konuştuklarında ne kadar zavallı olduklarını
görüyor, üzülüyorsunuz. Hele hele sokaklara dökülüp ellerinde Adige
bayraklarıyla kimliklerini arayanlar yok mu, onlar için daha da çok
üzülüyorsuz. Yahu bu kadar mı akılsız, bu kadar mı ahmaksınız, bunu
göremiyorsunuz?
Demem şu ki, eğer zavallı olmak
istemiyorsanız iki yol var. Ya adam gibi politikadan uzak sade
vatandaş olarak hayatını idame ettireceksin ya da Türkiye'nin 1000
yıldır uyguladığı politikaların tam tersini yapacaksın!
Yoksa, dün ''çocuk katili''
dediğin adama bugün ''sayın'' demek mecburiyetinde kalırsın. Kıvır
kıvır kıvırmaya çalışırsın. Zira, politika çocuk oyuncağı değil!
|
|
|
|

|
|
18 Ekim 2014
|
|
Hukukçu değilim. Fakat çıkartılmak istenen kanunları her
vatandaş gibi ben de iyi kötü anlıyorum. Gazeteci Yalçın Doğan'ın
dediğine göre öyle bir kanun maddesi var ki, Hitler bunu duysaydı
''vay be ben niye akıl etmedim böyle bir kanunu'' der hayıflanırdı
rahmetli!
Olay kısaca şu: Ev mi aldın,
araba mı sattın, noterde işlem yaptırıyorsun mecbururi olarak. Hah
işte o bilgiler MİT'e verilecek. ''Çüüüüşşşş'' demeyin. Devamı var.
Sen diyelim ki iktidara karşısın. İktidarda böyle bir şüphe var,
işte bu şüphe üzerine iktidar malına mülküne el koyabilecek. Şimdi
istediğiniz uzunlukta ''Çüüüüüüüüüüüüüüşşşşşşşşşşşşş''
diyebilirsiniz!
|
|
|
|

|
|
17 Ekim 2014
|
|
Anlamadığım şey şu: Bu ülkeyi yönetenler ceza kanunları
çıkarırken hep niye Avrupa'yı örnek gösterirler de iş demokratik
haklara gelince Kuran'a başvurular? Bilen biri açıklarsa iyi olur!
Mesala Hükümet yeni anayasayı ha
çıkardı, ha çıkaracak! Hep bir ağızdan Avrupa'da da bu tür ceza
maddeleri var'' diye konuşuyorlar. Biri de çıkıp ''Ulan hangi Avrupa
ülkesinde Meclis'te pankart açtılar diye gençlere mühebbet hapis
cezası veriliyor, alçaklar!'' demiyor. Misalleri çoğaltabilirsiniz.
Ses çıkmamasının sebebi; bu
millet bol elbiseyi sever ama bol özgürlük kaşıntı yapar vücudunda.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en demokrat sayılabilecek anayasası
1961'de yapıldı. Aboooov, dedi halk. Sendika, grev-mrev bu komonist
anayasa değiştirmek lazım! Ve halkın yüzde 99 oyuyla 1981 anayasası
alkışlarla Türk vatansdaşının emri-amadesine sunuldu. Farkındaysanız
millet ''ohhhh be işte bu! Bize böyle anayasa yakışır'' diye bu
günlere geldiler...
Sıkı durun şimdi gelen anayasa
12 Eylül darbe anayasasına rahmet okutacak kadar anti-demokratik bir
yasa!
Peki ne olacak?
Ne olacak, alkış-tufan millet
bol elbise giyip, dar yönetilmeye devam edilecek. Eeee sen koyunsan
çoban ne yapsın kardeşim...
|
|
|
|

|
|
16 Ekim 2014
|
|
Yaşadığımız topraklarda en büyük dert beyin kirliliğidir. Bu
ülkede beyinler temizlenemeyecek kadar kötü kirlendi. Din-imandan
sorumlu olan koca koca adamlar 7 aylık bebeğe tecavüzü düşünerek
örnek verecek kadar pislendi. Dünyaya gelmiş geçmiş en büyük
hırsız-arsız olarak anılan politikacıyı ''çalıyor ama Türkiye
gelişiyor'' diyecek kadar dangalak gazetecilerin de beyinleri
kirlendi.
Üzüm üzüme bakarak karardığı
için Türkiye Adige-Abhaz diasporası da acayip kirlendi. İnsan, kendi
anası dünyanın en rezil kadını bile olsa kötüler mi? İşte bu
diaspora, dünya asili ana-vatanını bu kirli beyinlerle aşağıladı.
Elbisen kirlendiğinde, yıkarsın.
Kiri çıkaramadın mı, profesyonel kurutemizlemeciye verirsin. Eeee,
bre alçak senin kirlenmiş beynini hangi kuru temizlemeci temzilesin.
Eğer ''bir beyinin temiz mi,
kirli mi olduğunu nasıl anlarız'' diye soruyorsanız, çok basit.
Kirli beyinden şu fikirler çıkar:
-
Kıralım,
-
Yıkalım,
-
Dökelim,
-
Çalalım,
-
Kötüleyelim,
-
Hır çıkaralım, bayrağı gönderde
tutalım,
- Rus Elçiliği önüne
gönderebileceğimiz dangalaklar bulalım,
- Düşmanla yatıp, düşmanla
kalkalım,
- Acıların çocuğu olalım,
ağlayalım, sızlanalım,
- Avanta isteyelim,
- Çoğunluksak kararı biz
verelim,
- Her konuda iyi kötü bilgimiz
var, her konuda racon keselim,
- Elimiz taşın altında olmadığı
müddetçe her türlü kavgaya girelim.
(Ve benzerlerini siz de
üretebilirsiniz...)
Temiz beyinden şu fikirler çıkar:
-
Kırmışları, yıkılmışları tamir edelim,
- Derleyip, toplayalım,
- Hırsızlığın önüne geçelim,
- Muhabbet edelim,
anlayışla-sevgiyle konuşalım,
- Empati yapalım, bayrağı değil
fikirleri gönderde tutalım,
- Rus Elçiliği ve diğer ülke
elçiliklerinin özenerek misafir edecekleri bilim insanları,
sanatçılar, sporcular yetiştirelim,
- Yeni yeni dostluklar
kazanalım,
- Sevgi ve saygının çocuğu
olalım,
- Ağlamayalım, sızlanmayalım,
- Avanta gibi iğrençlikleri
toplumumuzdan uzak tutalım,
- Çoğunluğu değil çoğulculuğu
savunalım,
- Uzman olmadığımız konularda
ahkam kesmeyelim.
- Hiçbir zaman uyumayalım,
- Kavganın insanı
salaklaştırdığını, kafasızlaştırdığını bilerek hiçbir kavgaya
girmeyelim.
(Ve benzerlerini siz de
üretebilirsiniz...)
Şimdi bu yazdıklarıma bakarak
söyleyin bakalım; diaspora, temiz mi kirli mi beyinlere sahip?
|
|
|
|

|
|
15 Ekim 2014
|
|
Hayatımın büyük kısmını politik olarak geçirdim. Mühendislik
ihtisasım olmasına rağmen felsefe ve klasik kitap hastasıydım.
Çevrem iyi konuştuğumu söyler. Bugüne kadar benle tartışıp da madara
olmamış bir adem baba yoktur. Yazı işine gelince tam aksine
berbatımdır. Benim gönderdiğim yazıları düzeltip sayfaya koyan CC
emekçilerinin haklarını asla ödeyemem. Bazı günler ''yahu bu benim
gönderdiğim yazı mı'' diye şaşkın şaşkın okuduğum oluyor. İçerik
aynı olmasa ''bunlar beni iyice ihtiyar bellediler, sen yazdın diye
kendileri yazıp koyuyorlar'' diyeceğim. Şaka bir yana fikirlerimi
yazıya dökmek konusunda tam bir mühendis kapasitesindeyim!
Efendim toparlayacak olursak;
diaspora Adige-Abhazlarının kaderini şekillendirmeye çalışan
yazar-çizer takımına bakıyorum, sonra da diyorum ki, ''böyle
yazar-çizeri olan toplumun böyle zırvalaması kadar tabii bir şey
olmaz. Diasporanın bir satır kitap yazamamasının, bilimadamı,
sanatçı, sporcu yetiştirememesinin en önemli sebeplerinden biri de
budur. Seni aydınlatacak, seni yönlendirecek, ufkunu açaçacak
yazarın, çizerin yoksa istediğin kadar yırtın, geleceğin son nokta
Rus Konsolosluğu önü olur! Yalan mı!
|
|
|
|

|
|
14 Ekim 2014
|
|
Sosyolog Adigeler mutlaka bir yerlerde değerlendirme
yapıyorlardır. Türkiye son 10 yıldır adım adım şizofrenleşiyordu.
Artık ben emin oldum ki, toplum artık şizofren! Öyle böyle değil
baya, ciddi ciddi şizofren. Buyrun size bir haber: Kız kardeşini
evlendiriyor Uzman Çavuş Süleyman. Damat gelinin telefonunda kızın
eski erkek arkadaşının fotografını görüyor. Süleyman'a ''Bu kızı
benimle evlendirdiniz ama eski sevgilisiyle görüşüyor” diyor.
Süleyman beylik tabancasını kaptığı gibi gidiyor önce adamı bulup
infaz ediyor ardından da eve gelip kız kardeşini katlediyor. Damat
olacak eşşekoğlu eşşek de böylece namusunu temizlemiş oluyor!
Bu olayın olduğu saatlerde;
daha önce ‘kadınlı erkekli horon
haramdır’, ‘çocuğunuza Aleyna, Sanem gibi isimler koymayın’ şeklinde
açıklama yapan Samsun Müftüsü Yrd. Doç. Dr. Hayrettin Öztürk yeni
şeyler yumutluyor ve diyor ki; “18 yaşındakinin zinasına karşı
çıkamıyorsanız, 7 aylık bebeğe tecavüze karşı çıkmak timsahın
gözyaşlarıdır”... diyerek dünyanın en geri zekalı doçenti unvanına
aday oluyor!
İşte Hacı Hayrettin gibilerinin
gazına gelen Hacı Süleymanlar, silahı kaptığı gibi sorgu sual
etmeden iki gencecik insanı kara toprağa gömüveriyor.
Artık gördüğüm bir şey varsa bu
topraklar kan kokuyor. Milleti cozutturdular.
Meğer ne kıymetli bir geleneğe sahipmişiz. Adigeliği büyük bir
hoyratlıkla pisleten kim varsa hepsinin canı cehenneme! Sizi anca
böyle bir Türkiye paklar! Beter olun soytarılar!
|
|
|
|

|
|
13 Ekim 2014
|
|
Farkındayım, baya uzun bir tatil oldu. Gerçi emekli adama her
zaman tatil. Devlet ''tatil'' deyince biz de çalışıyormuş gibi
seviniyoruz. Fakat bu tatilde huzurum iyice kaçtı. Doğduğum
topraklarda durum hiç iç açıcı değil. Anadolu'nun diğer bölgelerine
göre daha bir stresli insanlar. Ve eğer kışkırtmalar devam ederse
kimsenin altından kalkamayacağı şeyler olur. Bu sebeple
hemşehrilerimi ikaz edeyim: Her türlü kışkırtmaya uzak durun! Gaza
gelmeyin.
Okuyucu mailleri de acayip
yığılmış. Çoğuna bugün cevap yazdım. Kalana da yarın devam edeceğim.
Okuyucularımdan çoğu endişeli. Haklılar. Bu arada IŞİD denen
çakallara karşı da tepki çok. Bir okuyucum şöyle yazmış: (Diaspora
Adige ve Abhazlarına hatta Osetlerine ders olsun diye aktarıyorum.)
''Sayın Mülayim, IŞİD'in üst kadro komutanlarının ezici çoğunluğu
Çeçen diye yazıyor gazeteler. Biz diapora olarak yıllarca bu
şerefsizleri mi destekledik. Onlara verdiğim maddi ve manevi her şey
haram-zıkkım olsun. Ne olur bunu köşenizde duyurun. Benim gibi
düşünen onlarca tanıdığım var. Ailelerinin gözü önünde
kadınların, kızların ırzına geçen, çoluk çocuk demeden kelle kesen
bu rezil rüsvaların Allah bin türlü belasını versin. Bundan sonra
biri bana gelip Çeçen derse çok kötü bozarım herkez bunu böyle
bilsin.''
Değerli kardeşim baya içerlemiş. Tepkisini de anlayışla karşılıyorum
fakat bir detayı gözünden kaçırmaması lazım. Bu aşşağılık yaratıklar
yüzünden tüm Çeçen halkına düşman olmak doğru bir şey değil. Bu
ahlaksızlar sadece Çeçenler içinden çıkmıyor. Adigesi de var, Kürt'ü
de var, Laz'ı da var, Türk'ü de var! Yani bunların kanları bozuk.
Kızarken tüm bir halkı hedef almak yanlış.
AKP ve cemaatin polisi göstericilere karşı ''Yaşasın IŞİD'' diye
bağırmış. Bu hiç iyiye işaret değil ve mesaj açık ve net olarak
verildi topluma. Bizim cengaverler bu tıynetteki polisin eteğinin
altına girip Rus elçiliği önünde protesto gösterileri yapıyorlar.
Benden uyarması; bu polise çok güvenmeyin. Bir gün kellenizi kesmek
için tepenizde dikiliyor olabilir!
|
|
|
|

|
|
03 Ekim 2014
|
|
Evelden resmi bayramlarda da dini bayramlarda da insanların
yüzünde bir mutluluk, bir sevinç, bir huzur olurdu. Şimdi bakıyorum
da bayramları bile dini gövde gösterilerine çevirdiler. Esasında iyi
de oluyor. Bu sayede gerçek yüzlerini iyice gördük. Bunlara eğer güç
ve yetki verirsen ne kadar alçak, ne kadar namussuz olabileceklerini
bizzat dünya şahit oldu. Halk da farkına vardı ki, bu adamların
içlerinde bir canavar saklı ve ortaya çıktı. Onun için dini
bayramlarda eski güzelliğini kaybetti. Tha sizi bildiği gibi yapsın
açgözlü yaratıklar!
|
|
|
|

|
|
02 Ekim 2014
|
|
Bazı dangalakların şunu net olarak anlaması lazım! Bu ülkede
sizin ne dilinizi, ne hayat tarzınızı yaşatmazlar kardeşim. Hiç
kıvırtmayın! Açık seçik olun. Bilimum Kafkas ve Çerkes adı altında
dernek STK yöneticileri size söylüyorum; insanları kandırmayın,
dürüst olun. İşte Kürt realitesi. Adamlara bu topraklarda insan
dışkısı yedirtildi birader! Hala utanmadan üst perdeden
konuşuyorlar. Ki, Kürtler Türklerden binlerce yıl önce orada
yaşıyorlardı. Yani kendi topraklarında yapılmayan işkence kalmadı.
Sen çıkacaksın Adigece okul dil eğitimiyle kendi insanına dil
öğreteceksin! Naaaahhhh öğretirsin! Kandırmayın insanları. Kaf-Fed
gibi açık açık biberon verin milletin ağzına!
|
|
|
|

|
|
01 Ekim 2014
|
|
Dün yaşadığımız toprakların cumhurundan yazdık ya, durmuyorlar
kardeşim! Biz de devam edelim!
Ankara cumhurunun başı var ya Melih kardeşim, kendisine yumurta atan
2 kadını (Bizim Abaza Nilgün duymasın) mahkemeye vermiş. Bunun
üzerine cumhurun cumhuriyet savcısı ''Mal'a zarar vermekten'' 2
kadın için 10 yıl hapis cezası istemiş. Adam alenen Ankara
cumhurunun başına mal muamelesi yapmış iyi mi!
Bitmedi...
Hani şu kendi cumhuruna ''Gavat'' diyen antika bir vali vardı. Bu
olay üzerine ''Adana'da bir gavat var'' diye makale yazmış
gazetecinin biri. Vay sen misin bunu yazan! Gazeteciye dava açmış
arkadaş. Mahkeme devam ederken Adana valisi olan bu zat, sonra ödül
olarak Adapazarı'na tayin ettirilmişti!
Cumhuriyetin hakimi 11 ay hapis cezasını dayayıvermiş gazeteciye...
Adamcağız yaptığından bin pişman olduğunu açıklayarak söyle demiş:
''Sözümü geri alıyorum. Artık Adana'da bir gavat yoktur. Diğer
illeri bilemem!''
Bu ülkede hala insanoğlu insan olması çok ama çok sevindirici!
|
|
|
|

|
|
30 Eylül 2014
|
|
Kabadayılık kendi çöplüğünde
söker. Onun için nerede dayılandığına dikkat edeceksin ki, madara
olmayasın. Bir kısmının Cumhur'u Amerika'da polise efelenince,
Amerikalı polis Cumhur'u maskara etti. Yahu kardeşim eloğlu dinler
mi senin padişah olduğunu! Herkese kural neyse, sana da o!
Bu sadece Cumhur'un duvara toslama olayı değildir. Bu bir kültür
meselesidir. Adam İstanbul gibi trafiği işkence olan bir yerde, tüm
yolları kapatıp evine gidiyor. Millet ne eziyet çekiyor umrunda mı?
Amma işte orada olmuyor işte. Herkese ne hak varsa sana da aynısı;
ne eksik ne fazla! Değil padişah, feriştah ol!
Dedik ya kültür meselesi bu. Bu topraklarda temel kültür şudur: Gücü
gücüne yetene! Güçlüysen kralsın. Zayıfsan zavallı! Kurallar senin
aleyhine işler. Rastlantı bu ya; Cumhur, ABD polisinden paparayı
yerken, İstanbul sahil yolundaki bisiklet yoluna bazı abi ve ablalar
kilim sermişler mangal yakmışlar. Bisiklet binicileri, bu abi ve
ablaların üzerlerinden geçemeyecekleri için demişler ki ''buradan
kalkın, burası bisiklet yolu!''. Abi'nin cevabı çok manidar. ''Biz
burada piknik yapıyoz. Gidin bildiğiniz yere şikayet edin.''
Adamdaki özgüvene bakar mısınız? Bisikletçi kadın ''polis
çağıracağım o zaman'' deyince; abi kontratak yapıyor, ''polise de
ki, Tekel'in karşısındayız!''. İşte Cumhur'un cumhurlarının
aralarındaki diyalog bu!
Cumhurunu cumhur ettiğimin cumhuru!
|
|
|
|

|
|
29 Eylül 2014
|
|
Hani elinde hayali bir saksı
tutuyormuş gibi elleri havada fotograf çektirmeye bayılan bir
danışman vardı, sonradan Başbakan Yardımcısı oldu, Yalçın Akdoğan
adlı arkadaş. PKK için demiş ki; ''“Senin bir şey yapmaya gücün
yetiyorsa, git IŞİD’e yap, Türkiye’ye ne meydan okuyorsun? Kandil’de
yan gelip yatıyor, Kobani’dekilerle ilgili edebiyat yapıyor. Sen
orada konuşacağına, git o zaman orada mücadele et”... Yemin ediyorum
bunlar gizli gizli ya esrar içiyorlar, ya son zamanların modası
bonzai. Ulen ne antika bir ülkede yaşıyoruz yahu!
|
|
|
|

|
|
28 Eylül 2014
|
|
Üniversite okurken Mineraloji
hocamız derdi ki; ''bir ülkede siyasi yönetimi halk belirler. Eğer
halk din devleti istiyorsa hiçbir güç buna engel olamaz, din devleti
kurulur. Sosyalist bir devlet kurulacaksa yine aynı şekilde! Ve halk
istemezse hangi siyasal yapı hangi şartlarda iktidarda olursa olsun
halk tarafından indirilir!'' Bu hocamız büyük ihtimalle hayatta
değildir. Çünkü bu sözleri söylediğinde zaten 70 yaşını aşkındı.
Bizim zamanımızda üniversite hocaları birer dahiydi ve yiğit
adamlardı. Şimdikiler gibi soytarı değillerdi.
Demem o ki, yine bazı hokkabazları öne çıkarıyor bizim Adige
diasporası. Unvan da etkili: ''Çerkes aktivist!'' Daha öncede
piyasaya sürerlerdi böylelerini! Sonradan ne halt oldukları
anlaşıldı da Adige toplumunun yakasından düştüler.
Sahneye sürülen Valeri Hatajukov adındaki yeni soytarı da ne halt
olduğu ortaya çıkıncaya kadar ötecek, sonra öbürleri gibi tarihin
lağım çukurundaki yerini alacak. Çünkü Mineraloji hocamızın dediği
gibi Adige halkı bu sürpüntüleri istemiyor. Diasporadaki birkaç
dangalak dışında bunları takan yok zaten. O sebeple bu kışkırtıcı
zibidiyi gündeme getirip medet umanlara söylüyorum: Boşa zahmet
etmeyin, sifon çekildiğinde, pislik misafir odasına gitmez,
borulardan geçerek foseptiğe gider.
İşin bir de diaspora ayağı var. Bu Valeri denen balta gibi nedense
Türkiye diasporasının dertlerini dert eden bir tane ''Çerkes
Aktivist'' çıkmıyor bizde. Bir tane şöyle numune olsun diye bile bir
Valeri çıkaramadın ya diaspora tüüüü sana!
|
|
|
|

|
|
27 Eylül 2014
|
|
Gazetelerde şöyle yazıyor: ''ABD'nin Oklahoma eyaletinde bir
adam işten kovulduğu gerekçesiyle kadın meslektaşlarından birini
kafasını keserek öldürdü, diğerini yaraladı. FBI, son zamanlarda
etrafındakilere İslamiyet'i kabul ettirmeye çalışan saldırganın
geçmişini araştırıyor. Ancak polis, olayın alelade bir saldırı gibi
göründüğünü söyledi. Emniyetten yapılan açıklamaya göre, 30
yaşındaki Alton Nolen isimli adam Vaughn Foods adlı gıda dağıtım
şirketindeki işinden kovuldu. BBC Türkçe'de yer alan habere göre;
Nolan kovulduğu kendisine bildirildikten sonra, park yerinden
arabasını alıp işyerinin önündeki bir başka araca çarptı, daha sonra
inerek içeriye girdi. Colleen Hufford isimli 54 yaşındaki kadınla
karşılaşan saldırgan, Hufford'un başını kesti. Sonra ise 43
yaşındaki Traci Johnson adlı başka bir kadın çalışana saldıran
Nolen, aynı zamanda gönüllü polis memuru olan, şirketin CEO'su Mark
Vaughn tarafından vurularak durduruldu.'' Söyleyecek tek laf var;
bunlar ciddi ciddi kafayı sıyırmışlar.
Bir psikolog; ''Eğer bir insan
yaşamı boyunca her gün aralıksız 5 vakit ibadet etme zorunluluğunu
hissettirirseniz, zaman içinde o kişide çok büyük deprosyana sebep
olursunuz'' diyordu. Uzun uzun da açıklıyor.
Gerçekten de bunların tümünde antikalık var. Taaa ABD'de de bile
adamlar kafa kesiyor!
|
|
|
|

|
|
26 Eylül 2014
|
|
Deyince kızıyorlar! Kardeşim, bu
topraklardan yiyip içen ve nefes alan; ister dinci olsun ister
ateist, ister sağcı olsun ister solcu, ister Türk olsun ister Ermeni
ister Laz ister Kürt ister Adige-Ahbaz demokrasiyi kendi için ister.
Sağlığı kendi için ister. Mutluluğu ve ferahı kendi için ister. Onun
için egoisttir bu toprakların insanları.
Sağlık Bakanı olacak zat-ı muhterem ''IŞİD de olsa bizim yaralıya
bakmamız, insanlık görevidir'' demiş. Bu hacı daha önce Gezi
olaylarında yaralılara baktılar diye doktorlar hakkında kovuşturma
açtıran badem. Ne diyeyim size Tha topunuzun müstehakını versin!
Saçınız sakalınız ağarsın da o doktoralrın eline düşün emi!
|
|
|
|

|
|
25 Eylül 2014
|
|
IŞİD namussuzlarının
Cezayir'deki kopyaları ülkelerine turist olarak gelmiş bir dağcıyı
esir alıp kafasını keserek katletmişler. Turisti bile böyle katleden
güruha söylenecek çok şey var da burası yeri değil.
CC okuyucularının tanıdığını zannettiğim bir dindar dostum var.
Aynen şunu yazmış: ''Mülayim bey bir katkıda da ben bulunayım.
Türkiye'de ne zaman üstü örtülecek bir kabahat işlense türban
gündeme geliyor. Yani türbanı inançları gereği değil, kabahatlarini
örtmek için siyasi bir örtü olarak kullanıyorlar. Çoğu insan da
maalesef kanıyor bunlara. Yazık oluyor. Bilmenizi istedim.''
|
|
|
|

|
|
24 Eylül 2014
|
|
Görgüsüzlük bu topraklarda her
adım başı karşılaşacağınız bir sosyal yaradır. Maalesef bizim
Adigeler içinde de son zamanlarda baya çoğaldı.
Benim takıntım siyasilerla alakalı görgüsüzlükler. Mesela Milli
Eğitim Bakanı bir ilçeyi ziyaret eder. Oradaki İlçe Eğitim
Müdürü'nün odasında onun makamına oturur, adamı da tepesine,
el-pençe divan durdurur. Veya Adalet Bakanı'dır, aynı şeyi savcılara
yapar. Bu şekil davranmak görgüsüzlüğün master derecede olanıdır.
Utanmaz herifler!
Bir de el öptürme var ki, o artık görgüsüzlüğün profesörlüğüdür.
Haaa, bunları sadece bu iktidarın yöneticileri yapıyor zannetmeyin.
Gücü gücüne yetene bu ülkede el öptürtmek adettendir.
|
|
|
|

|
|
23 Eylül 2014
|
|
Benim küfürcü dinci Adige ara
sıra e-mail atar beni İslamiyet'e çağırır. Ben de ona; sen oradasın
senin gibi bir adamın yanında benim ne işim olur, derim! Didişir
gideriz. Sık sık da abuk subuk şeyler de yollar. Bunlardan biri de
''Coca Cola içeceğinin Yahudilerce satılması, Müslümanları yok etmek
için üretilmesi, içinde ölmüş böcek aroması olması ve de en önemlisi
Coca Cola'yı tersten okuyunca Muhammet'e hakaret yazıyor'' olma
konusu. Bu dinci Adige kardeşim ne içiyor bilmiyorum. Saat başı
35'lik devirse bir insan bu kadar saçmalayamaz. Yarısının
Cumhuru'nun dediği gibi velev ki, bu dediklerin doğru, şunlara cevap
ver bakayım.
1)
Coca Cola 1886 yılında üretilmeye başlamış. Yani 128 sene
önce. Bu 128 sene içinde sizin kökünüze kibrit suyu dökmek bir yana,
pıtırak gibi çoğalmışsınız, bunu nasıl izah edeceksin?
2) İçinde böcek aroması dediğin ne bilmiyorum fakat, diyelim ki
var. Senin peygamberin demiyor mu, çorbana sinek düşerse öbür
kanadını da batır zehir gider, diye. Adamın içeceğine ne demeye laf
ediyorsun?
3) Coca Cola'yı tersten okuduğunda eğer Muhammed'e hakaret varsa
bunun kimseye ölümcül zararı yok. Yani seni incitir belki o kadar.
IŞİD denen namussuzlar senin Muhammet'inin mührününün altında
insanları kıtır kıtır doğruyorlar, kadınların ırzına geçip,
geçemediklerini satıyorlar, çoluk çocuk diri diri toprağa
gömüyorlar, bunlar seni incitmiyor da Coca Cola'nın tersten okunması
mı seni incitiyor? Öküz!
|
|
|
|

|
|
22 Eylül 2014
|
|
CC'de görüp de iki satır
yazmazsam ayıp olur! İskoçya, İngiltere'den ayrılmayınca
Türkiye'deki bazı grup ve başta Kaf-Fed olmak üzere dernekler
eşşekten düşmüşe döndüler. Anavatanı karalama kampanyasına baya
hazırlanmışlardı. Fakat kör talih yine bunları tepe üstü dikti. CC
çok güzel bir video espriyle de durumu özetlemiş. Hepsi zırıl zırıl
zırıldadılar haberi alınca.
Tabii olarak durum şudur: Bunların eşşekten ilk düşüşleri değil. Bu
mermer kafa onlarda olduğu müddetçe daha çok tepetaklak olacaklar.
Yahu insan bu kadar mı cahilce bakar dünya siyasetine!
IŞİD denen namussuzların elindeki Türk rehineler sonunda sağ salim
Türkiye'ye geldi. Benim anlamadığım şudur: Tüm dünya biliyor ki,
IŞİD denen aşşağılık sürüye Türk Hükümeti maddi, manevi destekte
bulundu. Hala da bulunuyor. Ki, adamlar İstanbul'un göbeğinde IŞİD
formalarıyla caka satıyorlar. Tık diyen yok. Hastaneler bu katilleri
tedavi etmekten kendi insanına hizmet vermiyor. Eeeeee? Bu nasıl
iştir ki, Türkleri rehin aldılar? Ve ne oldu ki burunlarını bile
kanatmadan teslim ettiler. Bilen biri cevaplarsa buradan yayınlarım.
|
|
|
|

|
|
19 Eylül 2014
|
|
Adige'nin de Türk'ün de Alman'ın
da Arap'ın da kışkırtıcısı her zaman olmuştur. Haaa oran ne
derseniz; utanan biz oluruz. Adige'nin kışkırtıcı hiç çaktırmadan
yapar işini. Aha işte çevrenize bakın. Adam sokağa çıksa suratına
bakmazsın, esiyor gürlüyor. Anavatanı kurtarıyor dangalak! Oysa
derdi anavatan olanın burada ne işi var? Git oraya neyi
düzeltiyorsan düzelt! Yok ama gaye kışkırtmak!
Devamlı okuyucularımdan biri şöyle yazmıştı bana: ''Abi bizim
milletin haini boldur ve hiçbir hain bizim Çerkesler kadar hain
olmaz. Tarihimize bakarsanız sayamayacağınız kadar kayda geçmiş
hainimiz olduğunu göreceksiniz.''
Sözcü gazetesi de bunlar gibi. Bugünkü nüshasında PKK okuldaki
oyuncakları da yakıyor diye bir haber yapmışlar başlık şu: Bu nasıl
nefret?
İnsanda vicdan olsa böyle başlık atmaya utanır! Ulen siz bu Kürtlere
insan dışkısı yedirttiniz be, insan dışkısı! Şive taklidi
bahanesiyle adamların dilleriyle alay ettiniz. Kaşlarının
kalınlığıyla, şalvarlarıyla dalga geçtiniz. Diyarbakır cezaevinde
dünya tarihinin en uzun ve en pis işkencelerini yaptınız. Şimdi de
utanmadan soruyorsunuz: Bu nasıl nefret?
İçinizde bir gram insanlık varsa söyleyin; Kürtlerin yerinde siz,
sizin yerinizde Kürtler olsaydı, sizin nefretiniz nasıl bir nefret
olurdu!
|
|
|
|

|
|
18 Eylül 2014
|
|
Anavatanda kendine gazeteci
diyen, ne idüğü bellirsiz bazı adamlar sınırdışı edildi diye
ortalığı ayağa kaldıran ahlaksızların, Suriye'de kafası kesilerek
katledilen gazeteciler için tek kelime dahi etmemeleri neyin
göztergesidir bilir misiniz: Bu ahlaksızların aynı zamanda
şereflerinin de olmadığının! Vesselam!
İsteyenle, istediğine bahse girerim ki;
Bir: ''İsteyen gitmeyebilir'' diye kanun çıksın, bir tane ama bir
tane gönüllü askere giden Türk çıkmaz!
İki: Mahalle baskısı kalksın, ama sahiden kalksın, bir tane ama
bir tane Türk öğrenci din dersine girmez!
Üç:
Anavatan, ''size elinizdeki mal, mülk ve gelirin 10 katını
vereceğiz, Rus düşmanlığından vazgeçin'' desin, bir tane ama bir
tane Rus düşmanı Adige ''biz prensip sahibiyiz kardeşim, istemeyiz''
demez!
Dört: Türk devleti ''Hööötttt'' desin, bir tane ama bir tane yiğit
Adige Rus Elçiliği önüne gidemez.
Ne kadar benzemişiz birbirimize değil mi!
|
|
|
|

|
|
17 Eylül 2014
|
|
Okuyucum Selim bey baya
dikkatli. Diyor ki, ''siz dalga geçmek için her ayın 21'inde Rus
Elçiliği'ne gitsinler dediniz ya; -sizin deyimizle- bazı
'dangalaklar' gerçekten de gidiyorlar. Haberiniz olsun.''
Vallaha da, billaha da, tillaha da şaşırmadım. Türkiye toplumu
içinde kimliğini bulamamış, Adige-Abhazlık kimliği hiç olmayan,
fakat ona sığınan zavallılar güruhu bunlar. İçlerinde numune diye
bir tane işe yarar adam bulamazsın. Zaman zaman -benim deyimimle- bu
dangalakları sarsıyorum fakat, Nato kafa Nato mermer kardeşim.
Bunlar da bizim AK-koyunlarımız deyip geçelim.
AK koyun deyince; bacak kadar Kuveyt Büyükelçisi, adamlarının eşek
sudan gelinceye kadar dövdüğü binbaşı olayı için ''Adamlarımı sınır
dışı ederseniz, yatırımlarımız sona erer'' demiş. Peki Türk
tarafının cevabı? Tısssssss!
Ne kadar benziyorlar bizimkilere değil mi! Evinde aslan, meydanda
sivrisinek bile değil. Ulen bari bizim yurseverler gibi insan
''uyuyan aslanı uyandırmayın'' filan der. Bunlar onu bile diyemedi
ya!
|
|
|
|

|
|
16 Eylül 2014
|
|
İş adamı Uzak Doğu'ya gitmişti.
Her zamanki madamını aradı ve hoş bir gece geçirmek istediğini
söyledi. Gelen konuk otel odasının loş ışığında soyunup yatağa
girmişti ki, bizimki kızın hayli genç olduğunu fark edip sordu. "Kaç
yaşındasın sen?." "13" deyince, genç kız, adam yataktan fırlayıp
pantolonuna davrandı. "Hayrola" dedi genç kız.."Batıl itikatların mı
var?."
Yukardaki trajediyi, köşesinde fıkra diye anlattı Hıncal, iyi mi!
Sonra da diyorlar ki, neden bu ülkede çok pedafoli vakası var! Yahu
Hıncal bile trajediyi fıkralaştırırsa, cahil cühela ne yapsın,
saldırıyor çocuklara. Tha müstehakını versin Hıncal. Saçın sakalın
ağarsın!
CC Notu: Pedefoli; sübyancılık, yetişkin
bir kimsenin ergenlik öncesi çocukları cinsel açıdan çekici bulması.
Gazetelerin hemen hepsi Amerikan gazetesinin
haberini kullanmış. Diyor ki; IŞİD'e giden katillerin büyük
çoğunluğu Türk. Valla bana şaşırdın mı derseniz, yok derim. Çünkü,
yaşadığımzı topraklarda öyle caniliklere şahit olduk ki, bu
canilerin çocuklarını anca IŞİD paklardı. Mesela Maraş katliamı,
mesela Çorum katliamı, mesela Sivas katliamı. Ayrıca Türk
Hizbullah'ı az katliam yapmadı, hem de kendi vatandaşına. ''Domuz
bağı'' neymiş, katlettiğin insanı oturduğun evin zeminine gömüp,
üzerinde namaz nasıl kılınırmış bu namuzsuzlardan öğrenmedik mi!
Şimdi millet ağzı açık ayran budalası gibi ''aaa
IŞİD'e en çok Türkler katılıyormuş'' diye şaşırıyorlar. Valla ben de
balıktan bile kötü hafızası olan bu millete şaşıyorum!
|
|
|
|

|
|
16 Eylül 2014
|
|
Halkımızın bir kısmının
Cumhurbaşkan'ı ''Amerika basını asparagasta mahir'' demiş. Hiçbir
şey demiyorum. Sadece bilin istedim. Haa, korkumdan bir şey demiyor
değilim. Bu kadar saçma sapan bir lafa diyecek laf bulamadığım için
bir şey demiyorum. Yoksa bizim buradaki Deli Kadir ''aynaya bak''
der!
Bu ülkenin valileri evvelden çok kasıntı, ukala tiplerdi. Halka
tepeden bakar, utanmadan yaşlı başlı insanlara el öptürürlerdi.
Tuhaftı!
Şimdiki valilere bakıyorum. Hepsi aynı tornadan çıkmış gibi. Hepsi
badem bıyık. Vali olmuş ama ''yahu bu cahillikle nasıl vali olmuş''
dedirten türden insanlar. Acayip emir kulular... Bunlar da tuhaf.
Bir ülkenin gelişmişliğine iki makama bakarak daha rahat anlarsınız.
Birincisi valilerine, ikincisi belediye başkanlarına. Eğer bu iki
arkadaş yerlerdeyse o toplum da yerlerdedir. Örnek mi istiyorsunuz
çevrenize bakın!
|
|
|
|

|
|
15 Eylül 2014
|
|
Hayatımın büyük bir kısmı
işçinin iktidar olması için gerekli politikayı çevreme yaymakla
geçti. Bu sebeple hapse de düştüm. İşkence de gördüm. Türk işçisi
dünyada hiçbir işçiye benzemez. Kadercidir. Hakkını arayanı
''anarşist'', ''sermaye düşmanı'' olarak görür. ''Bugünde doyduk
Elhamdülillah'' der, yarını düşünmez, ''Allah kerim'' kaderciliği
vardır!
Asansörde ölen işçiler eminim ki, firmanın hatası yüzünden
ölmüşlerdir. Türk işçisi asansörü veya kullandığı araç-gerecin
güvenliğini sorgulamaz. Soma'da ölen yüzlerce işçinin gaz
maskelerinin güvenliğini sorgulamaması gibi.
Türk işçisi, ''artis misin lan'' diye baret veya emniyet kemeri
takanla alay eder. Adam 15 katlı binanın çatı kiremitlerini döşer
ama beline kemer takmaz, takanla da dalgasını geçer.
Gazetelerde gördüm, gene işçi ölümleri olmuş. Her kafadan bir ses
çıkıyor. Boşa konuşuyorlar. Türk işçisi bu kardeşim! Baret de
takmaz, emniyet kemeri de. Sen istediğin kadar söyle, mecbur bırak.
Yanında takar, sen gidince çıkarır.
Bırakın işçiyi, şunu hesap edin; en akıllı, mantıklı yurdum insanına
araba kullanırken emniyet kemeri takmak işkence gelmiyor mu! Yahu
dünya bile hayret içinde kaldı. Sırf; kemeri takmayınca araba ikaz
sesi veriyor diye fabrikasyon kemersiz toka yaptılar. Şaka değil.
Sonra da ''işçi niye 15 kat aşağı düşerek ölüyor, önlem alınmıyor''
diyorlar. Alamazsın kardeşim. ''Bugünde doyduk elhamdülililah''
diyen adama ne baret taktırabilirsin, ne emniyet kemeri! Adamın iş
kazasında ölmek fıtratında var! Siz ne konuşuyorsunuz!
|
|
|
|

|
|
13 Eylül 2014
|
|
Bugün (dün) 12 Eylül. Bu tarih
80'den sonra doğmuşlar için pek bir şey ifade etmez ama bizim
hayatımızın rotasını değiştiren bir zamandır. Zannedersem benim
kuşağım ve bende 10 yaş küçük olanların işkence tezgahından
geçmeyeni yoktur. Bu sebeple Türkiye, şu an ki zalim düzenin esiri
olmuştur. Demokrasinin tek harfinin olmaması taaa o günlerin
eseridir. Gençlere not olsun diye yazdım!
IŞİD konusu gene alevlendi. İslamcılar IŞİD'i Amerikalılar kurdu
derken, Türkiye bu canilere karşı atılan ortak imzadan kaçtı.
Kaçacak tabii. O kadar rehineyi sağ bırakırlar mı!
Benim kafamın attığı yer başka. Aklı başında diyebileceğiniz
yazarlar hala İslam bu değil, İslam'da adam öldürmek falan yoktur,
demiyorlar mı! Ulen senin kitabında alenen yazıyor. Açık açık. Nasıl
yok! Şunu desen anlarım. Evet var ama, o donemin şartlarında
öyleydi... Adamlar İslami bir düzen kurmak için dünya tarihinin en
korkunç katliamlarını yaptılar, yapıyorlar (geçenlerde de canlı
canlı birini gömdüler), hala nasıl İslam'da adam öldürmek yok
diyorsunuz. Bu katledilenler sincap yavrusu mu alçaklar!
|
|
|
|

|
|
12 Eylül 2014
|
|
Bir dostum ''Kafkasyalılar niye
güç sporlarında başarı oluyorda, akıl, yetenek, organizasyon
sporlarında nal topluyor'' diye sordu. ''Çünkü kafa yok'' dedim.
Kafa olsa Osmanlı ve dincilerin oyununa gelip, güzelim
memleketlerini bırakıp buralara gelirler miydi! Kafa yok kafa!
Bizim Hıncal bu haberi görmesin, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK)
Üzülmez Müessese Müdürü Recep Danacıoğlu'nu yerin dibine sokar
çıkarır. Sebep? Bu arkadaş, işçiler yeraltına girince ocağa inen
asansörlerin kapısını kitliyormuş. Vay, vay, vay! Fakat durun. Bunu
niye yapıyormuş biliyor musunuz? Ocağa girmediği halde çıkış
saatinde gelip kartını basarak o gün çalışmış gibi yevmiye almak
isteyen işçiler yüzünden! Gelişmemiş ve kültürel erozyona uğramış
toplumların temel meselesi.
|
|
|
|

|
|
11 Eylül 2014
|
|
CHP'de sorun olan dinci Prof.
Mehmet Bekaroğlu röportajda şunu demiş: Müslüman'ın siyasette 3
hedefi vardır.
1) Toplumun tüm kesimlerinin güvenliğini sağlamak,
2)
Kimsenin kimseye muhtaç olmadan yaşamasını sağlayacak bir sosyal
yapı kurmak,
3) Herkesin özgür bir şekilde yaşamasını sağlamak için.
Yalanınız batsın sizin! İnsanlara bu kadar da mal muamelesi yapılmaz
ki!
Doğup, büyüdüğüm bölgede bir laf vardır: Keyfim paşa keyfi, halim
itlerde yok!, derler. Bizim diasporanın durumuna çok uygun.
Kardeşim ekonomik durumun nasıl, diyorsun; keyfim yerinde diyor.
Sağlık, eğitim, sosyal hayat ve saire nasıl, diyorsun, keyfim
yerinde diyor. Adigelik-Abhazlık hallerini soruyosun, sokak
itlerinden beterim diyor. İşte bu sebeple ne yardan ne serden
vazgeçebiliyorlar.
Ateşli bir yurtsevere soruyorlar anavatan için ne yaparsın diye;
canımı veririm diyor. Niye dönüp orada yaşamıyorsun deyince babamın,
dedemin mezarı burada nasıl bırakıp döneyim diyor. Sanki büyük büyük
babası ve büyük büyük dedesinin mezarı anavanta değil. Senin deden
onları nasıl bıraktı da geldi buralara magara!
|
|
|
|

|
|
10 Eylül 2014
|
|
Dün Mehmet Aslantuğ'un yazdığı
iddia edilen bir metin hakkında yazdıklarımla alakalı çok e-mail
geldi. Ne kadar çok dertli varmış. Hemen hemen herkesin ortak
görüşü, danslarımızın ve düğünlerimizin acayip derecede dejenere
olduğu hakkında. Ayrıca birkaç okuyucum da ''bunlar gene iyi, çoğü
yerde davul zurna ve salonlarda ortestrayla düğün yapıyorlar.
Eğri oturup, doğru konuşalım. Köylerden şehirler göç olduktan sonra
kültürümüzde tepetaklak oldu. Dernekler falan yetmiyor. Onun için
ağzımız kurudu söylemekten. Anavatana gidip artık orada üremedikçe
yok olup gideceğiz. Ha bugün ha yarın!
|
|
|
|

|
|
09 Eylül 2014
|
|
Değerli film oyuncusu, beyefendi insan
Mehmet Aslantuğ'un yazdığı iddia edilen bir metin geçti elime. Eğer o
yazmışsa; saygım on kat daha arttı kendisine, peşinen söyleyeyim. Yazdıkları
bizim kültürümüzün bel kemiği, iskeleti olan şeyler. Şimdi müsadenizle
Aslantuğ kardeşim yazdıklarını tek tek inceleyelim ve günümüzde durum ne bir
bakalım. Koyu harfler Mehmet beye ait.
“Düello geleneğimiz vardır mesela ve ilk
hamle hakkı davet edilenindir!
Tabii günümüzde düello olmaz fakat onun türevlerini konuşabiliriz.
Anavatanı bilmem ama diaspora düelloyu bırakıp pusu kurma kültürüne
çoktaaannnnnn geçti. Mesela anavatana başka maksatlarla gidip, içeri
alınmayınca veryansın edenlerin geçmişlerine bir bakın. Hepsi pusucu. Kalleş
yani. Bu adamlardan bırakın ilk
hamle vermesini, arkanızı bile dönemezsiniz. Anında saldırırlar.
Çok kadınla evlenme âdetimiz yoktur.
Gene
anavatanı bilmiyorum, fakat burada bildiğim birkaç yobaz Adige var birkaç
kadınla evli. Fakat sevindirici olan bu ahlaksızlar çevrelerinden kopmuş
vaziyetteler. Yani yaygın bir durum değil.
Küfür yoktur!
Küfürün kralı var. Kimse kimseyi kandırmasın!
Kadın yürürken, erkek ata binmez!
Tamam şimdi at yok ama araba var. Köy hayatı da kalmadığı için buradaki
Adigeler kadını yürütür mü bir şey diyemiyeceğim. Fakat genel olarak kadına
saygılıyızdır.
Çerkes kızları evleninceye kadar bağımsız bir insan olarak herkesle
görüşmekte, toplantılara katılmakta serbesttir. Delikanlılar ve kızlar grup
halinde evlerde bir araya gelerek sohbet edebilirler.
Evet bu adet hiç değişmeden aynen devam ediyor.
Danslarımızda göbek atılmaz, kalça kıvrılmaz, gerdan kırılmaz ve ceketin
düğmeleri çözülmez.
Aha burada yaram çok derin. YouTube’a girin mahalli düğünlere bakın.
Utanırsınız. Ya zaman değişti biz değişemedik. Ya dans kültürü değişti biz
kabullenemiyoruz. Göbek atan da var, kalça kıvıran da, gerdan kıran da. Hem
de erkek olanları daha çok yapıyor. Kızlar da erkekler gibi dans etmeye
başladı. Yanlış anlaşılmasın kendi danslarımızda, kolbastı, çiftetelli
çalınca değil. Bir de deli gibi zıplayıp, hoplayanlar var ki, artık gözümüzü
kapatıyoruz. Maskaraya çevirdiler danslarımızı.
Erkek ve kız, dans sırasında birbirlerine arkalarını dönmezler, konuşulmaz,
şaka yapılmaz.
Kızlar değil ama erkekler bırakın sırtlarını dönmeyi, artislik yapacağım
diye kızı bırakıp şov yapıyor. Ve bu çok yaygın. İyi bir erkek dansçı 1
saniye bile sırtını kıza dönmez ama burada her şey dejenere olduğu için
danslar da değişti.
Kız-kıza, erkek-erkeğe dans edilmez!
En ayıp şeydi bizim zamanımızda. Şimdi kimse umursamıyor. Daha
geçenlerde gördüm. Kocaeli Derneği’nin dansçıları erkek erkeğe dans
ediyorlardı. Bir de ekip bunlar yani, gerisini siz hesap edin.
Binlerce yıllık geleneğin daha birçok özelliğini konuşabiliriz ve genetik ya
da kültürel miras yoluyla etkisi mutlaka vardır.”lantılara katılmakta serbesttir. Delikanlılar ve kızlar grup
halinde evlerde bir araya gelerek sohbet edebilirler.
Danslarımızda göbek atılmaz, kalça kıvrılmaz, gerdan kırılmaz ve ceketin
düğmeleri çözülmez.
Erkek ve kız, dans sırasında birbirlerine arkalarını dönmezler, konuşulmaz,
şaka yapılmaz.
Kız-kıza, erkek-erkeğe dans edilmez!
Binlerce yıllık geleneğin daha birçok özelliğini konuşabiliriz ve genetik ya
da kültürel miras yoluyla etkisi mutlaka vardır.”
O kadar köklü bir xabze değerlerimiz var ki, bu kadar asimilasyona, bu kadar
hoyratça ve zalimce dejenere edilmesine rağmen tamamen yok olmuyor.
|
|
|
|

|
|
08 Eylül 2014
|
|
Araya hafta sonu girince aldığım
notlar birikti. Bu gün iki önemli kıvırtma ve bir önemli
dangalaklığı yazacağım size.
Birinci kıvırtma; Bir turist kadını öldüren katile
gazeteciler neden öldürdüğünü sormuşlar. ''Bana gay ilişkisi teklif
etti'' diye cevap vermiş. Kıvırtmanın da bir mantığı olur be adam!
İkinci kıvırtma; Bir aklıevvel hemşehrimiz ''1864'de
çok büyük bir nüfus Kafkasya'dan sürüldü. İşte bu sürgün bir bakıma
soykırımdır'' diye yazmış. İşte insan kıvırtınca böyle kıvırtır.
Nesrin Topkapı bu arkadaşın yanında Sulukuleli kalır! Soykırım diye
ortaya çıkanların tümü bir gün elbet kıvırtacak! Yahu olmayan bir
şeyi niye varmış gibi gösterip, sonra kıvırtıyorsunuz?
Önemli dangalaklık; Bir hemşehrimiz websitesi
kurmuş, sitesini Rusya Federasyonu'nca haklendiğini duyurmuş.
Gülmeyin valla aynen öyle diyor. Artık kendini ne kadar önemsiyorsa.
Bu işten anlayana sordum, hepsi aynı şeyi söylüyor. Bu siteyi 200
kişi bile okumuyor.
Bununla birlikte başka bir hemşehri sitesinin okuyucusuda ''aman
dikkat edin sizi de hacklamesinler, sonra anavatandan nasıl haber
alırız'' yazmış. Sanki manyetolu telefon çağındayız. Bir insan bu
kadar da ahmak olmaz ki! Neyse, bu sitenin de okuyucu sayısı 100'ü
geçmiyormuş.
Yani kendileri çalıp, kendileri oynuyor; Amerika'yla kafa kafaya
tokuşan Rusya Federasyonu bunların sitesini hackleyecek! Yani
kendini dev aynasında görmek de değil bu! Bu tam komedi!
Fakat siz gene gülmeyin, şimdi hırlaşmayalım diye yazıların
linklerini vermiyorum. Ama artık iyice emin oldum ki, bunlar süzme
salak!
Adigeliğin A'sını bile bilmeyen bu garibanların kendilerini bu kadar
önemlileştirmesi esasında zavallılığın belirtisidir ve paranoyadır.
Bir tip vardı. ''Beni öldürmek isteyen Rus ajanları üzerime
buruşturulmuş kağıt attılar'' diye ortaya çıkmış, millet de ''aha
bir akıl hastası daha'' diye önemsemeyince ortalıktan kaybolmuştu.
(Yanlış anlaşılmasın, ortalıktan yok olması bu konuda! Yoksa arkadaş
başka paranoyalarına değişik sitelerde yazarak devam ediyor.) Bunlar
da bu zavallı gibi...
Yahu nerede bir manyak varsa bizim milleti mi buluyor, yoksa
diaspora politikaları adam gibi adam yetiştireceğine manyak mı
üretiyor!
|
|
|
|

|
|
06 Eylül 2014
|
|
IŞID denen aşşağılık adamlar
ordusunun gün geçmiyor ki, insanım diyenin tüylerini diken diken
eden haberleri çıkmasın! Cumhuriyet gazetesinde yazıyordu, bu
katiller
bin
500 kadını kaçırıp pazarda satıyorlamış.
Daha önce de yazmıştım; tamam bunlar p......k. İyi de sattıkları
kadınları alanlar kimler? Pazarda satılan kadını alacak kadar
cibiliyetsiz olan bu namussuzlar kim? Bilen varsa bana yazsın da biz
de bilelim.
|
|
|
|

|
|
05 Eylül 2014
|
|
Günlerdir bir Seda Sayan
kavgasıdır gidiyor. Yahu kardeşim kadının eğitimi belli, kültürü
belli, aklı belli, geldiği yer belli, hitap ettiği kitle belli. Ne
istiyorsunuz? Kadının hakkında konuşulana bakınca sanırsınız
fizik
profesörü. Bu toprakların yüzde 70'i bu kafada ve kalitededir. Siz
ne konuşuyorsunuz vır vır!
|
|
|
|

|
|
04 Eylül 2014
|
|
Cadı kazanı Ortadoğu'da ne olup
bittiğini kestirmek zor. Bir şey dikkatinizi çekti mi bilmem! Solun
tümüyle bittiği bölgelerde insanlık da bitiyor. Yahu koyun keser
gibi insanları kıtır kıtır kesiyorlar. Ve de işin kötüsü
kesilenlerin neredeyse tamamı masum, alelade vatandaş. Hadi
adamlarda katillik ruhu var, kadınları satmak ne demek ya! Hadi
bunlar p...k, gazeteler yazıyordu İran'da bazı kadınlar cihad için
bu katillerin cinsel isteklerini karşılamak adına gönüllü Suriye'ye
gidiyorlarmış. Benim aklım
artık bundan sonrasına sahiden
çalışmıyor. Bu olanları bir yere koymak mümkün değil. Bizimkilere
kızıyorum falan ama bu kadar da zıvanadan çıkmadılar canım!
|
|
|
|

|
|
03 Eylül 2014
|
|
Kaf-Fed'in anadilde eğitim ile alakalı afişlerini gördünüz mü?
(Afişi yapan grafik emekçisini ayrı tutuyorum.) Afiş tam
Kaf-Fed'lik. Diyorum ya farkına varmadan bazan doğru işler
yapıyorlar!
Afişte bir biberon resmi var.
İçinde de harfler. Altında da slogan: ''Anadilimi öğrenmek
istiyorum, Adigece'yi - Abazaca'yı seçiyorum.'' yazıyor.
Tabii olarak biberonla beslenen
bebek, ana sütüyle beslenen çocuktan daha sağlıksız olur. Mesela
daha şişman olur, fakat beyni daha az gelişir. Aynı şekilde
kemikleri de zayıf büyür. Yani iskelet ve beyin, ana sütü ile
büyüyen çocuk gibi olmaz.
Bunu ben değil, tıp otoriteleri
diyor!
Ben ne diyorum, kardeşim ana
dilini ancak anavatanında yaşatabilirsin. Sokakta Adigece-Abhazca
konuşmadığın, bakkaldan bir paket margarini Adigece-Abhazca
istemediğin sürece biberonla istediğin kadar beslen! Beynin de
omurganda zayıf kalacak! Hele hele biberonu da bir keserlerse yandın
o zaman!
Kaf-Fed'in yöneticileri
biberonla beslendiklerinden bunları kavrayıp algılayamıyorlar, tabii
olarak da böyle bir afiş hazırlatıyorlar.
Ne diyeyim! Uyusunda büyüsün
Kaf-Fed, tıpış tıpış yürüsün Kaf-Fed!
CC
Notu:
Sayın Hatko'nun sözünü
ettiği afiş aşağıdadır.

|
|
|
|

|
|
02 Eylül 2014
|
|
Bazı arkadaşlarım, ‘’sinirlendiğinde soğukkanlılığını
kaybetmiyorsun fakat kırıcı oluyorsun’’ diyor. Bugüne kadar buraya
yazdıklarımı okuyorsunuz. Adam gibi adamlara kırıcı oluyor muyum? Nerde bir
zibidi, dangalak var (buna kurumlar da dahil) onlara kırıcı oluyorum.
Kırılmalarında da zaten fayda var. Böyle aymazların topluma zararları çok.
Mesela dün bir
mail geldi. Diyor ki; ‘’Kayseri Derneği'nin yazdıklarında ne var? Niye bu
kadar hakaretamiz şeyler yazıyorsunuz? Haksızlar mı Ukrayna ne güzel
soykırımı kabul edecekti…’’ Bu maili atan arkadaş kinaye mi yapıyor yoksa
sahiden böyle mi düşünüyor anlayamadım. Kinaye yapıyorsa haklıdır ve
alnından öperim. Yok sahiden böyle düşünüyorsa ona tek soru sorarım. Ukrayna
Hükümeti bu güne kadar kendi sınırları içindeki Kırım Tatarlarının
özgürlükleri için ne yapmıştır? Krımlılara ''hadi özgürsünüz, kendi
devletinizi kurun'' deyip Kırım'ın sınırlarından çıkmış mıdır?
Arkadaşlar,
Kayseri Derneği gibi kifayetsizlerin bir araya gelip, yönettikleri
kurumlarda; böyle, önünü arkasını düşünmeden bildiri kaleme alan aklı evvel
çok olur. Bu bildiriyi kaleme alanlarda azıcık kafa olsa ''yahu Ukrayna da
Kırım Tatarlarının çanına ot tıkıyor, onları soykırımdan beter ediyor. Kendi
halkının üzerine ateş açıyor. Biz nasıl olurda böyle faşist bir devletten
destek bekleriz'' der. Fakat o zeka ve IQ olmadığı için Gürcistan gibi
Ukrayna gibi faşizmle yönetilen ülkelerden medet umuyorlar.
Durum sadece bundan
ibaret de zannetmeyin.
Sadece Kayseri Derneği
değil, Türkiye’de yiğitçe çıkıp anavatanın çıkarlarını savunacak hiçbir
kurum yoktur. Çünkü hepsi Türk devletinin denetimindedir. Bakmayın siz öyle
kuru gürültü çıkardıklarına.
Şuna önemle dikkat edin:
Eğer bir dernek veya STK; Türkiye’deki bunca yolsuzluğa, hırsılığa,
katliama, Ermeni Soykırımı’na, işkenceye, insan hakları ihlallerine,
kayıplarına, tek kelime dahi itiraz edemeyip, çıkıp Kayseri Derneği gibi
anavatan kurumlarının aleyhinde höykürüyorsa, o kurum veya STK Türk
devletinin uşağıdır ve sesi ancak patronun izin verdiği ölçüde çıkar.
Göz göre göre kendi cebindeki parayı çalana ‘’ağam, paşam’’ deyip, başkasının
cebinden çalınan paraya sızlanan tek millet de diaspora Adigeleridir. Bunu
da hiç unutmayın! |
|
|
|

|
|
01 Eylül 2014
|
|
Hazımsızlık bu toprakların
yetiştirdiği insanlara öyle nüfuz etmiştir ki, her şeyden korkalar,
her şeyden rahatsız olurlar ve her şeyden nem kaparlar. Türk'ün
Türk'ten başka dostu yoksa bunun başka nasıl bir izahı olur!
Niye celallendim! Efendim, biliyorsunuz Türk milli takımları
yurtdışına maçlara gittiğinde en ufak bir hata gördüklerinde
kıyameti koparırlar. ''Bize hakaret edildi'' diye ortalığı velveleye
veririler. Fakat kendileri saygısızlık yaptı mı, bahanenin bini bir
para! Yahu arkadaş, onu da yapma bunu da! Mahallenin delisi gibi
niye vara yoğa celalleniyorsun!
Konu basket milli takımıyla ilgili. Yeni Zelanda ile maç yapacaklar.
Onlar maç başlamadan şu meşhur Haka dansını yapıyorlar.
Kültürlerinin ayrılmaz bir parçası. Dünyada da her yerde ilgiyle
seyrediliyor. Yeni Zelandalılar için kutsal! Türk milli takımı ne
yapıyor. Sırtlarını dönüp kenarda oturuyorlar. Yeni Zelandalılar
açısından bu bir hakaret, aşağılama! Uzatmayayım maç bitiyor.
Mikrofonlar Türk Milli Takımı Antrenörüne tutuluyor. Arkadaş ne dese
beğenirsiniz! ''Yeni Zelanda için çok önemli olan Hakaya saygı
gösteriyoruz. Onlar için önemli ama ben bizim için çok önemli olan
bir maçta takımımın motivasyonunu yüksek tutmak istiyordum. Eğer tüm
takımlar maçtan 2 dakika önce tarihsel bir figürlerimizi yaparsak
maça motive olamayız.'' Çüüüüşşşş!
Şimdi bu adamın söylediklerini bir daha okuyun, sonra yazımın başına
gidip ilk paragrafı yeniden okuyun.
|
|
|
|

|
|
30 Ağustos 2014
|
|
Okuyucularım soruyor:
Türkiye'de; ilkokuldan, üniversiteye kadar eğitim sisteminde bir
gariplik yok mu?
Cevap veriyorum: Var!
Eğer ki, bu toplumun yüzde 70'i ilkokul düzeyinde olmasaydı o zaman
bir terslik yok dersin. Yahu kardeşim en okumuşu Anayasa Profesörü
Burhan Kuzu! Bir başka okumuşu Tıp Doktoru Cüneyt Arkın. Sadece bu
ikisine bakarak bile Türkiye'de eğitim sisiteminde bir gariplik var
diyebilirsiniz!
|
|
|
|

|
|
29 Ağustos 2014
|
|
Bu topraklardaki en büyük
düşünce hastalığı, teşhis koyarken yaraya bakmaktır. Hiç kimse
yaranın nasıl oluştuğuyla ilgilenmez. Sebep-sonuç ilişkisi kurmaz.
Onun için de halk arasında ''salllandır bunları meydanda, bak bir
daha namsussuzluk yapıyor mu'' der çıkar işin içinden. Artık burada
doğup nerdedeyse 3 nesildir burada büyüdüğümüz için, bizim
Adige-Abhazlar da bu hastalığın pençesinde ölümü bekliyor.
Mesela ''diapora niye dilini konuşamıyor?'' sorusuna cevap veren
eğer dangalaksa ''soykırıma uğradık onun için'' diyor, akıllısı ise
okullarda Adigece-Abhazca dersi verilmiyor teşhisinde bulunuyor.
Birincisini geçin zaten de ikinci cevap tam Türk işi. Halbuki
ortalama zeka, dilin sokakta öğrenildiğini bilir. Sokakta hangi dil
konuşuluyorsa senin deden de, baban da, sen de, oğlun da, torunun da
o dili konuşacak. Bu iş bu kadar basit! Niye kıvırtıp duruyorsunuz.
Türkiye'de yaşadğınız müddetçe bir gün gelecek kelaynaklar gibi
kalacaksınız. Gerçi şimdiden kaldık. Genç nüfüsün yüzde yüzü dil
bilmiyor. Bizim kuşak öteki tarafa gidince Türkiye'de dil konuşan
kimse kalmayacak. Hadi biraz iyimser olalaım. Şimdiki gençlerin
çocukları bizim yaşımıza gelince dil mil kalmayacak.
Bir de ''dil olmazsa kültür olmaz'' lafı var. Kısmen doğru. Fakat
diaspora bu konuda öyle berbat bir imtahan verdi ki, ''keşke dil
bilmeseydi de kültürünü yaşasaydı dersiniz. Adam sular seller gibi
Adigece konuşuyor fakat tam bir öküz! Dil nasıl kurtarsın bu
dangalağı! Sayıları az sanmayın. Diasporada yığınla var. Anavatan
da var mı derseniz, eminim vardır. Öküzlük ırsi değil çünkü!
|
|
|
|

|
|
28 Ağustos 2014
|
|
Okuyucum Murat bey demiş ki:
''Sayın Hatko Mülayim. Tamam Kaf-Fed'i anladık. Ancak neden sadece
Kaf-Fed? Birleşikçi ve türevleri için neden bir şey yazmıyorsunuz?
Murat kardeşim eski yazılarıma bakarsa bu konuda yazdıklarımı
görecektir. Fakat ben yine de ne düşündüğümü yazayım. Birleşikçiler
ile Kaf-Fed'in mantık olarak farkları yok. Zira ikisi de Kafkascı!
İkisi de Türk hükümetinin sevk ve idaresinde hareket ediyor! Sadece
fark şu: Birleşikçiler; sarayın soytarısı, Kaf-Fedciler; sarayın
''Hık'' deyicileri. Yani aralarında statü farkı var. Yoksa ikisi de
aynı yerden su içiyor. (Kısa iki not: 1) Eski tüfek bir arkadaşım
Birleşikçiler için, bunların adı Birleşikçi politikaları
Ayrıştırıcıkçı'' demişti. 2) ''Mikro milliyetçilik'' gibi dangalakça
bir kavramı da bunların hacı sakallı ağababaları çıkarmıştı!)
Nereden mi biliyorum! Çok basit yaptıkları politikadan. Bir kurumun
veya insanın kendi vatanına bu kadar kötülük yapabilmesi için ya
insanlıktan çıkmış veya satılmış olması lazım. Ha, şunu diyorlar;
''ne yani anavatan diye eleştirmeyecek miyiz''. Evet
eleştirmeyeceksin! Haddini bileceksin! Sen kimsin be adam? Savaştan
kaçan ve sonrada ''soykırıldık'' yalanınına sığınan zavallılarsınız!
Sizin haddinize mi anavatana laf söylemek! Hadi savaş kaçkınının
torunlarısınız onu geçelim, en azından anavatanı eleştirebilmen için
oranın ürettiğinin 10.000'de birini üreteceksin. Tembel tembel,
aslaklık yaparak oturduğun yerden konuşamazsın. Konuşursan da ağzına
böyle lafı tıkarlar. Bu iki Türkçü odak nedamet getirmedikçe
ağızlarını kapatıp, kıçları üzerine oturtulacaktır! Kimler
tarafından? Halk tarafından! Nitekim Birleşikçileri oturttular.
Akıllanmazsa sıra Kaf-Fed'de. Bu kafada giderlerse onları da oturtma
zamanı yakın! Abileri olarak uyarayım!
|
|
|
|

|
|
27 Ağustos 2014
|
|
Nihat Genç diye
kendisi solcu zanneden bir arkadaş var. Bu da tipik Türk solcusu. Takılmamın
sebebi bu değil. Solcusu, sağcısı, dincisi Kafkasya'daki halklarla çok
alakalıdırlar. Zira hepsinin bilinç altında ya Turan vardır veya Osmanlı. Bu
saçı uzun, sosyolojisi kısa vatandaş Hacı Murat denen tarihi soytarıyı yere
göğe sığdıramamış. Tabi insan sormadan edemiyor. Sana ne ulen Haci Murat'tan
teres! Ama öyle değil işte.
Hacı Murat kimin uşağı? Osmanlı'nın.
Bu saçı uzun kimin torunu? Osmanlı'nın.
Bu topraklarda oyun hiç bitmez! |
|
|
|

|
|
26 Ağustos 2014
|
|
Okuyucularımdan bazıları
soruyor: Mülayim bey hep diasporaya yükleniyorsunuz. Tamam
diasporada eğri odun çok. Peki anavatan da hepsi mi düz? Orada hiç
eğri yok mu?
Olmaz olur mu, tabi ki var! Kafasına kalpak geçirip, yabancı
ajansların kameraları önüne kendini atan soytarılar orada da var.
Geçenlerde biri dikkatimi çekti. Kuyeko Asfar'mış adı. Adam tam
hokkabaz. Adige mi? Evet!
Beyzadem demeç vermiş ''Özgürlük Radyosu''na (Bu radyoyu da bilen
bilir. Tam bir kepaze radyo); diyor ki, ''Suriyeli Adigeleri
anayurtlarına geri getirmek için her yere başvuruda bulunduk ama bir
yanıt alamadık. Zavallı Suriyeli Adige sığınmacılar barındıkları
tesislerden çıkarılıyorlar, onlardan boşalan yerlere Ukraynalı
sığınmacılar yerleştiriliyor. Kendi ulusal sorunları, kendi
çıkarları söz konusu olduğunda Ruslar sıkı bir dayanışma içine
giriyorlar. Biz de eşitlik olsun istiyoruz. Rusya büyük bir ülke,
ama bu sığınmacılar Rusya’ya değil de Kafkasya’ya getiriliyorlar.
Bunun anlamı, Rus etkinliğini daha da artırmak olabilir.''
Bunu diyen soytarı, Gürcü Hükümeti'yle işbirliği yapan işbirlikçi
Adigelere kahraman diyor. Ulen sen amcaoğlunu sırtından vuruyorsun.
Senin kadar kalleş daha var mı da ''Ruslar sıkı dayanışma içine
giriyorlar'' diye ağlıyorsun, rezil! Sen önce bırak Rus'u,
Ukraynalı'yı... Sen önce kendi içindeki namussuzlara bak. Güya
''özgürlük'' diye ülkeyi İslamcı teröristlere açmaya uğraşanlara
bak.
Suriyeli Adigelere dair diyeceklerim de var ama kendimi tutuyorum.
Çokça şikayet e-maili geliyor. Baya rezillikler olmuş. Şimdilik
yazmıyorum. Fakat şunu bilin ki, Adige diye herkese güvenmeyin.
Nicesi var ki, namussuzun önde gideni. Yaşadığımız topraklarda
meşhur bir laf vardır, onu söyleyip yazımı bitireyim. ''Her hıyarım
diyene tuzu alıp koşmayın!'' Suriye'den gelen her Adige'yi de
kültürünü özümsemiş, saf Adige sanmayın.
|
|
|
|

|
|
25 Ağustos 2014
|
|
Her zaman demişimdir. Adige ile
Abhazları bir teraziye koyarsanız, Abhazlar daha ağır basar. Her
bakımdan. Mesela bizim Adigeler Türkiye devletine yalakalanmak için
''Kafkas'' adına sıkı sıkı sarılırken, onlar aslanlar gibi Abhaz
adını şanla, şerefle tabelalarına yazarak derneklerini ve
federasyonunu kurdular. Arı gibi çalışkanlar. İstanbul'da polisin
baskısına rağmen yine aslanlar gibi Abhazya'daki seçim için sandık
açıp, oy kullandılar. Bizimkiler gibi polisin himayesinde Rus
elçiliği önüne gitmediler.
Bu sebeple Abhaz kardeşlerimizi candan kutluyorum. Umarım bizim
akildaneler bundan ders alır. Bu arada Gürcü devletiyle ortak karar
alan bazı işbirlikçi Adigelerin varlığını biliyorsunuz. Gerçi tarihe
bile gerek kalmadı şimdiden lağım çukurunun dibini boyladılar.
Abhazlar bu işbirlikçilere, İstanbul'un göbeğinde oy kullanarak
okkalı bir tokat attı. Daha bitmedi ama! Bu işbirlikçi Adige
tayfasının suratına tüküren çok insan olacak. Onlara tavsiyem başka
ülkeye gidip ben Türk'üm, Laz'ım, Arnavut'um falan desinler!
|
|
|
|

|
|
23 Ağustos 2014
|
|
Kaf-Fed, ''soykırımı insanlık
suçu olarak kabul ederiz'' diyor ilkelerini yazdıkları sitelerinde.
Güzel! Fakat, niye 200 gündür cevap veremiyorlar. Öyla ya ''insanlık
suçu'' lafı kallavi bir laf. Yaşadığımız topraklarda Ermenilere
soykırım yapıldı mı yapılmadı mı? Kaf-Fed ağzıyla yazacak olursak
Türkiye insanlık suçu işledi mi işlemedi mi? Boyunuzdan büyük laf
edeceğinize halkı bilgilendirin! Milleti salak yerine koymayın!
|
|
|
|

|
|
22 Ağustos 2014
|
|
Bir videoda gördüm. İstanbul'da
Rus elçiliği önüne gidecekler bir araya gelmişler, bir parti de
bayrak açmış. Elinde Adige bayrakları olan bir kaç dangalak ''burası
siyaset yeri değil, o parti bayraklarını indirin'' diye çıkışıyor!
Yani ne diyeceğimi bilemedim. Dangalak demek bile hafif kalıyor! Bre
kafasız, sen zaten eline Adige bayrağı alıp, oraya gittiğin zaman
siyasetin katmerlisini yapıyorsun andaval!
Bir Aziz Nesin değilim ama onun lafını bize uygulayabilirim.
Diasporanın yüzse 60'ı süzme
salak!
|
|
|
|

|
|
21 Ağustos 2014
|
|
Hürriyet gazetesindeki manşete
baya güldüm bugün! Kahvede beni tanıyanlar ''yahu seni 60 yıldır
biliriz, gülmeyi bırak tebessüm bile etmezsin, hayrola!''
dediklerinde kendimi topladım.
Mesele, Türkiye'nin Amerika'ya verdiği ayar! Türk yetkili ''"AA
muhabirinin ABD'de maruz kaldığı muamele kabul edilebilir değil. ABD
makamlarından daha duyarlı bir şekilde davranmalarını bekliyoruz"
demiş. Breh, breh, breh...
Ulen sen burada yerli, yabancı ne kadar gazeteci varsa suratını
Çarşamba Pazarı'na çeviriyorsun; işkence etmediğin, içeri tıkmadığın
gazeteci kalmadı. Utanmaz adam!
Vallahi de tillahi de bunlar yüz kalmadığı gibi astar da kalmamış.
Bu kadar pişkinlik sadece bizim yurtseverelerde olur sanırdım.
Bunlar bizimkilere bile rahmet okutuyorlar.
Kayseri Derneği'nin DÇB ile alakalı yazdıkları bildiriyi okudum. Bu
güne kadar bir baltaya sap olamamışların böyle büyük laflar etmesi
beni şaşırtmaz. Ama bunlar gerçekten artık şaşırmışlar. Kayseri
Derneği dediğiniz; bu güne kadar yaralı parmağa siğmemiş, gecelere
Kafkas Ekibi yollamayı marifet sayan bir kurum. Ağır ol da molla
desinler Kayseri!
Yahu nerede antikalık var bizimkiler çıkıyor ortaya!
|
|
|
|

|
|
20 Ağustos 2014
|
|
Adige-Abhaz diasporasının
Türkiye ayağının en büyük handikabı nedir bilir misiniz? Kendilerini
çok önemli yerde konumlandırmaları. Konuşan dangalaklara
baktığınızda sanırsın adamlar Fransa Cumhurbaşkanı veya İtalya
Başkonsolosu. Kendilerine onu yakıştırıyorlar. Yani o kadar
donanımlı! Halbuki -özellikle Türkiye diasporası- tam bir boş kova!
Tın tın! Bu neticeye nasıl mı vardım!
Bugün bilge bir arkadaşıma misafirdim. Konu konuyu açtı milliyetlere
geldi. Kendisi tipik bir lazdır. Laptop'ını önüme koydu, Google'ı
açtı sonra bana ''Çerkes yaz ve İmages'e bas'' dedi. Dediğini
yaptım. ''Ne görüyorsun'' dedi. Valla gördüğüm sadece milli
kıyafetli dansçılar ve protesto gösterileri...
Karga burun Laz döndü bana ''siz işte busunuz!'' dedi.
Yahu hiç böyle bir şey aklıma gelmemişti. Baya moralim bozuldu.
Çerkes deyince evelden iyi kötü ''Çerkes tavuğu'', ''Çerkes kızları
güzeldir'' falan denirdi. Şimdi elinde Adigey bayrakları
tutuşturulmuş bazı magaralar ve ''Kazaska'' oynayan delikanlılar var
sadece.
İşte handikap bu!
Koskoca 6-7 milyonluk Türkiye diasporasının Google'a sokabildiği
resimler bu!
Adam öyle bir yazıyor, öyle bir konuşuyor ki, zannedersin İngiliz
Başbakanı!
Bir halt değilsin teres! Karga burun Laz arkadaşım bile bizim ne
halt olduğumuzu şıp diye anlamış!
|
|
|
|

|
|
19 Ağustos 2014
|
|
Bir insanın dangalak olup olmadığını anlamak çok zor değildir.
Mesela; eğer biri yaptığı işkenceyi protesto edenlere, ''Avrupa'da
da yapıyorlar, onları niye protesto etmiyorsunuz'' diyorsa o süzme
dangalaktır!
Mesela; eğer biri kendine yapılan tüm anti-demokratik uygulamara
sesini çıkaramayıp, görece daha iyi olan başka bir ülkeye ''orada
demokrasi yok'' diyorsa o da süzme dangalaktır!
Mesela; eğer biri önü-arkası, sağı-solu hırsız kaynayan bir ülkede
yaşayıp, ''Falanca ülkede bavulumu çaldılar'', diye başka ülkeyi
karalıyorsa o da süzme dangalaktır!
Ve de -ne yazık ki- bu dangalalar içimizde bolca mevcuttur!
|
|
|
|

|
|
15 Ağustos 2014
|
|
Seba'nın bu kadar çok sevildiğini açıkçası
tahmin etmiyordum.
O kadar
çok e-mail aldım ki! Bazı okuyucularım ''Abhazlığını ön plana
çıkarmaması''nın önemli olmadığını belirtmişler. Tabi ki,
kolaycılığa kaçmam. Hele hele yaşadığımız topraklarda ünlü olmak
riskleri de beraberinde getirir. Bunun farkındayım! Mesela bu
durumun Hıncal da farkında! Wubıh olmasına rağmen Türklüğü bir
Türkten daha hiddetli savunur! Bilir ki, yeni bir 6-7 Eylül olayı
olursa evi belli, işi belli. Büyük riziko. Bu sebeplerden dolayı
ünlü olmuş insanların Adige-Abhazlıklarını saklamalarını ben normal
karşılıyorum. Kim ne derse desin ırkçı, dinci, faşist bir ülkede
yaşıyoruz!
Tuhaflıklar ülkesi Türkiye! Yahu; kendime, ''kapa çeneni, sana ne''
diyorum ama kendimi tutamıyorum. Muhabirin biri Galatasaray
tesislerinin oldukça ağır giriş kapısına kafasını sıkıştırıyor ve
ölüyor. Savcı kapıyı açıp kapatan bekçiyi suçlu bulup, 6 ay ceza
istiyor! Sivri zeka Hıncal sanki İsveç'te yaşıyormuş gibi, suç
bekçide değil GS kulübünde diyor. Yani taraftarlar o kadar
centilmenler ki, değil çelik kapı bebek kapısı yapsan tenezzül edip
içeri girmezler, futbolcu dövmezler! GS yöneticileri sırf o kapıyı
gazeteci öldürsün diye taktılar. Yahu azıcık sebep-sonuç ilişkisi
kur be adam! Kaf-Fed yöneticileri bile o kadarını yapabiliyor. Gerçi
tersten yapıyorlar ama olsun!
|
|
|
|

|
|
14 Ağustos 2014
|
|
Futbolla çok alakam olmadığı
için Süleyman Seba'nın futbol sporuna katkısını gazetelerden
okuyorum. Spor camiasında baya seviliyormuş. Abhaz olduğunu
biliyorum, fakat Abhazlıkla ilgi derecesini bilmiyorum. Zannedersem
pek bu yönünü öne çıkarmadı. Ailesine başsağlığı diliyorum...
|
|
|
|

|
|
13 Ağustos 2014
|
|
Gazete ve televizyonlarda takip
ediyorsunuz ve sinirden yerinizde duramıyorsunuzdur. Hani; şu sokak
hayvanlarına saldıran insan kılıklı yaratıklardan bahsediyorum. Ben
sizin kadar hiddetlenmiyorum. Bu zavallılar iyi bir psikoloğun eline
geçse, lime lime iç dünyaları ortaya çıkar. Yani demem o ki,
yüzlerce korumasıyla birlikte bir gence saldıran başbakanla bu kedi,
köpek katilleri arasında zerre kadar fark yoktur. Bunlar acınılacak
ve kesinlikle psikolojik yardıma muhtaç insanlardır.
Bizim cenahtaki yardıma muhtaçları merak ediyorsanız, ikinci
nefesinizi Rus Elçilikleri önünde alın. Orada onlarcasını
bulacaksınız! Ellerinde yeşil yeşil Adige bayrakları göreceksiniz!
|
|
|
|

|
|
12 Ağustos 2014
|
|
Sadece yaşadığımız topraklar
değil, dünya politikasıyla da kendimi bildim bileli ilgilenirim. Bu
yaşımda geldiğim netice şudur: Dünyanın en kalleş politikaları
Türkiye'de yapılır. Eski tüfek bazı solcuları kenara koyarsanız, en
solundan en sağına tümü kirli politika yapar. Onun içinde lider diye
nerede ipini koparmış varsa ortaya çıkar.
Eh dolayısıyla bu topraklarda yeşermiş Adige-Abhaz örgütlenmeleri de
son 30 senede kültürden, gelenekten öyle koptular, öyle
şahsiyetsizleştiler ki; yiğitçe ortaya çıkıp politikalarını ortaya
koyamaz oldular. Yıllardır kalleşçe anavatana kara çalmalarının
yegane sebebi budur!
|
|
|
|

|
|
11 Ağustos 2014
|
|
Öncelikle ''geçmiş olsun''
mesajlarının bu kadar çok olması beni duygulandırdı. Aksiyimdir,
böyle şeyler beni etkilemez zannederdim fakat ihtiyarlıyorum
herhalde. Hepinize teşekkür ediyorum. Basit bir ameliyattı. Ama insan
tek gözle zor katlanıyor bu dünyaya, iki gözü olmayan gerçekten
büyük bir hayat mücadelesi veriyormuş, onu anladım.
Tabii gözümün açılmasıyla, gönül gözüm de açıldı. Ve gördüm ki,
değerli ve de ulu diye nitelendirdiğim Tayyip kardeşim çok büyük
ayıp etti. Hadi tamam para-mara işleri, onlar tamam, her gelen
yapıyor. Ammmaaaa! Bir halkı anarken ''afedersiniz'' demesi benim
acayip canımı sıktı. Bundan sonra mertebesini düşürdüm. Artık
değerli ve de ulu değil benim gözümde!
Gönül gözü açıldı ya Kaf-Fed lök diye yine karşıma çıktı. Bu
arkadaşlar IŞİD hakkında tek kelime bildiri yayınlamadılar iyi mi!
Neredeyde Çemişgezek Kamyoncular ve Münübüscüler Kooperatifi bile
IŞİD'i lanetlerken koskaca Kaf-Fed'ten tık yok! Tha sizi bildiği
gibi yapsın korkak tavuklar!
|
|
|
|

|
|
05 Ağustos 2014
|
|
Okuyucum Nart demiş ki,
''Mülayim bey siz İstiklal Marşi'nın tüm kıt'alarını ezbere bilen
insanlardan oluşan bir toplumda mı, yaya geçidinde ışıklar olmasa
bile durarak yayalara yol veren bir toplumda mı yaşamak
isterseniz?''
Valla Nart kardeşim, rüya gibi olacak fakat yaya geçidinde durup
yayalara yol veren toplumda yaşamak isterim. Varsın o toplum ''Daha
dün annemizin'' şarkısını bile ezbere bilmesin!
Evet, son günlerde İstiklal Marşı okuma yarışması var politikada.
Herkes birbirini suçluyor ''bilmiyor'' diye. Bana gelsinler tek harf
yanlış olmadan ezbere okuyayım. İstiklal Marşı, 12 Eylül darbesinin
bana en kötü hediyesidir, bir de Adige olduğu tescilli Müşerref
Tezcan'ın ''Türkiye'm'' şarkısı!
Ne diyeyim, Tha topunun köküne kibrit suyu döksün!
|
|
|
|

|
|
04 Ağustos 2014
|
|
Bizim Taha, Akyol Taha yine
zekasının parlaklığını göstermiş. Tha herkese böyle akıl vermiyor!
Bu torpilli! Demiş ki paşam: ''Tayyip Erdoğan Mars'tan gelmiş biri
değil, toplumumuzdaki mezhep önyargılarını bilmiyor olabilir mi?''
Şaşırdınız değil mi? Taha acayip performans gösteriyor! Ben arkadaşa
şunu diyeyim, tabii duyarsa; ''Taha, bunu yapma! Bilinmeyenleri
söyle! Senin bu yazdıklarını mahalle bakkalımız Remzi de söylüyor.
Senin bir farkın olsun. Mesela, bu toplum rüşvetten, hırsızlıktan ne
zaman ve nasıl kurtulacak? Sen bunu yaz!
Taha, yaşın gereği o yaşta anca torunun olabilir. Senin gazetenin
birinci sayfasında bir haber vardı. Ona bak. Babası, 4 yaşında vefat
eden oğlunu ambulans ve cenaze arabası verilmediği için taksiyle 9
saat, çocuğunun tabutunu kucağında taşıyarak memleketine
götürebilmiş.
Taha boşver sen mezhepi falan, bu ülke neden bu kadar nezhebi geniş
davranıyor onu yaz! Tayyip'i bilmem ama sen Mars'tan gelmiş gibi
yazıyorsun be birader!
|
|
|
|

|
|
02 Ağustos 2014
|
|
Okuyucularımdan dünkü
yorumlarıma dair oldukça fazla e-mail geldi. Ortak görüş; ''Biz
içeriğe değil, biçime önem veren bir toplumuz.'' Demek ki, bir ben
değilim böyle düşünen. Nitekim bilim, sanat ve sporda bırakın
dünyayı Türkiye halkları içinde bile nal topluyoruz. Esasında
acınılacak bir durumdayız da -arkadaşım Oktay'ın da dediği gibi
''kasıntı'' olduğumuz için farkında değiliz...
Bu arada bu toplumsal çöküşümüzün mimarları ne yapıyor? İçin için
kızıyorlar kendilerine; ''salak gibi 21 Mayıs diye tek güne
indirgedik, halbuki, her ayın 21'i demeliydik ki Rus Elçiliği önünde
havamızı atalım'' diyorlar. Bence de salaksınız, hem de süzme salak!
Gene sinirimi bozdular!
Farkındasınız değil mi! Suriye'ydi, Filistin'di derken bizimkiler
açıkta kaldı!
|
|
|
|

|
|
01 Ağustos 2014
|
|
Bugün sabah kahvaltıda sohbet
ederken konu konuyu açtı, ''Dünya Adige-Abhazları nasıl tanıyor'' da
tıkandı. Aile bireyleri arasında ortak bir fikir oluştu. Yahu, dedim
kendi kendime, on-onbeş Adige-Abhaz olmayan arkadaşıma bir sorayım
bakalım, nasıl bir değerlendirme yapacaklar? Sabahtan akşama kadar
uğraştım ve çıkan sonuç şu:
1)
Adige-Abhaz deyince 12 kişiden 12'si bilmiyor. Bu 12'nin 12'si de
''siz Çerkez değil misiniz veya Abaza değil misiniz?'' diye şaşkın
şaşkın bakıyorlar suratıma!
2)
Bizim Kafkas danslarımızı çok beğeniyorlarmış. Özellikle de
''Kazaska''yı çok seviyorlarmış. Abartmıyorum; hemen hemen hepsi bir
kolunu gögsüne kaldırıp, diğer kolunu yana açarak; ''ray na rana ray
ray'' diye oynamaya kalkıştı.
3)
Hiçbiri yememiş ama ''Çerkez Tavuğu çok güzel''
dediler.
4)
Kızları güzel, erkekleri kasıntı olur, ortak zannına sahipler.
5)
En vurucusu bu: 12 arkadaşımın son ortak görüşü,
''Çerkezler, acayip tembeldirler'' oldu!
Diasporadaki şemal-i durumumuz bu. Esasında benim de dikkatimi
çekmiyor değil. İnsanlar, ''Hadi bana kendini tarif et'' deseler
bizimkiler kostümleri giyip zıplıyorlar sahneye. Alımlı kostümler ve
hızlı danslar da tabii olarak görenleri etkiliyor. Fakat yıllardır o
kadar kifayetsiz kalmışız ki, bizi dünyaya tanıtacak bir tane adam
yetiştirememişiz. Bak anavatana, aslanlar gibi dünya starları
yetiştiriyor. Hem de nüfusuna burun kıvırdığınız anavatan!
Şimdi diaspaya desen ki; hadi bana kendini ifade et! Hemen
akordeonu kapıp sahneye fırlayacaklar. Otur! Otur! Be arkadaş bir de
başka alanlarda tanıt kendini yahu!
Ama gerçek şu ki, menbaa anavatan olduğu için burada ne yaparsan
yap, ''Aaa siz şu kızları güzel olan Abazalarsınız değil mi? Hani
Çerkez Tavuğu filan?'' boyutunda kalıyorsun.
|
|
|
|

|
|
31 Temmuz 2014
|
|
Okuyucum Altan bey demiş ki;
''Bazan, Mülayim bey bu din konusuna çok fazla giriyor, diye
düşünüyorum. Sonra farkediyorum ki, din içerikli konuşmalar,
tartışmalar 24 saat boyunca zaten sürekli içimizde. Eskiden bu kadar
çok konuşulmazdı. Dinin bir saygınlığı vardı. İnanan, inanmayan
herkes din görevlilerine saygılı olurdu. Din görevlileri de
hadlerini aşmaz her dakika fetva vermezlerdi. Ben şahsen din
konusunun insanın kendi ile muhasebesinde sorun olmalıdır diye
düşünüyorum. Bunun dışında yapılan her türlü dinsel atraksiyon,
reaksiyona dönüşüyor. Din, tüpünden çıkan diş macunu gibi oldu.
Tüpün içine geri sokamıyor insanlar. Ve için kötüsü ağzımızı,
yüreğimizi temizleyeceğine her tarafı kirletti, batırdı.''
Sağolasın Altan bey kardeşim. Dediklerinize aynen katılıyorum. Bu
sözlerinizi DÇB yöneticilerinin görmesini umuyorum. Belki akıllarını
başlarına alıp, saçmalamayı keserler... Bu toplumun ikinci bir
Kaf-Fed'i çekecek hali yok!
|
|
|
|

|
|
30 Temmuz 2014
|
|
Sonunda DÇB'nin sözü edilen
videosunu seyrettim. Evet, maalesef tam olarak saçmalamışlar. DÇB
gibi ağır bir kuruluşun bu kadar sığ, bu kadar abuk bir video
hazırlamasında katkısı geçenlere yuh diyorum, başka da bir şey
demiyorum! Dayanamadım, iki laf daha edeyim. DÇB, Kaf-Fed'in bile
gerisine düşmüş, yazıklar olsun! Diaspora dincileri bayram
ediyordur!
Neyse biz işimize dönelim.
İspanya’nın Katalonya Özerk Yönetimi’nde 23 yıl boyunca başkanlık
yapan ve İspanya’da kurulan koalisyon hükümetlerinde kilit
politikacı olarak adını duyuran Jordi Pujol, vergi kaçırdığını
itiraf etmiş. Fotografını gördüm. Adam nedamet getirdiği yetmemiş,
üzüntüsünden ağlamış. Vallaha da billaha da biz Cehennem'in taaaaa
dibinde yaşıyormuşuz be birader! Yahu yaşadığımız topraklarda vergi
kaçırmazsan adamı döverler!
|
|
|
|

|
|
29 Temmuz 2014
|
|
CC'de bugün (dün), DÇB (Dünya
Çerkes Birliği) ile alakalı resmi görünce baya şaşırdım. DÇB
Adige-Abhaz kurumları içinde en aklı başında, en demokrat ve en
aydın örgütümüzdü. Zaten onun içinde Türkiye diasporasındaki ne
kadar yobaz, Türkçü (buna Kaf-Fed'de dahil) örgütlenme varsa hepsi
DÇB hakkında inanılmaz karalama kampanyaları yaptı. Fakaaaattt iş
CC'ye gelince, açıkçası kafam karıştı. Çünkü bu site, ben bildim
bileli hep doğruları yazdı. Hatta haklarında olmadık dedikodu ve
karalama kampanyaları da yapıldı ama CC ne dediyse çıktı.
DÇB bu sözleri dedi mi demedi mi bilmiyorum. Dediyse tek kelimeyle
salaklık yapmış derim. Ve DÇB'nin Adige-Abhazlar içinde en az
Müslümanlar kadar inançsızların ve Hristiyanlarında olduğunun
bilinciyle bir açıklama yaparak hatasını düzeltmelidir. Fakat, gene
de umudum bir yanlış anlaşma olduğudur ve de gene umudum CC'nin bu
kez yanılmasıdır. Çünkü elle tutulur tek kurumumuz olan DÇB de eğer
yobazların eline geçtiyse, vay bu toplumun haline!
|
|
|
|

|
|
28 Temmuz 2014
|
|
AKP, Feto Cemaati’ne diyor ki:
Bunlar İsrail ajanı
Feto Cemaati, AKP’ye diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Akitçiler, Adnan ve Kediciklerine diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Adnan ve Kedicikleri, Akitçilere diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Zamancılar, Yeni Şafakçılara diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Yeni Şafakçılar, Zamancılara diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Milli Görüşçüler, Zamazingo Cemati’ne diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Zamazingo Cemaati, Milli Görüşçülere diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Cüpbeli Cemaati, Maydonoz Cemaati’ne diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Maydonoz Cemaati, Cüpbeli Cemaati’ne diyor ki: Bunlar İsrail ajanı
Dış Kapı Mandalı Cemaati, Çatladı Kapı Cemaati’ne diyor ki: Bunlar
İsrail ajanı
Çatladı Kapı Cemaati, Dış Kapı Mandalı Cemaati’ne diyor ki: Bunlar
İsrail ajanı
Vay arkadaş! Türkiye'de ne kadar çok satılık adam varmış!
|
|
|
|

|
|
26 Temmuz 2014
|
|
Hani, çoluk çocuk demeden hedef
gözetip ateş ederek; gaz kapsulleriyle, gerçek mermilerle insanları
öldüren katil ruhlu Fetullahçı polisler vardı ya! Hani önüne geleni,
yatak odasına kadar girerek dikizleyip, mahremiyetlerine saldıran
Fetullah'ın polisleri, hani kendi hazırladıkları CD'leri -eskimiş
polis numaralarıyla- hapse tıkmak istedikleri insanların mekanlarına
koyan Fetullah polisleri, hani nezarette insanlara bırakın kuru
ekmeği, suyu yasaklayan, tuvalete gitmeyi yasaklayan Fetullah
polisleri! İşte bu beyzadeler nezatere düşünce, iftar ve sahur için
dışardan yemek söylemişler. Değerli ve ulu Başbakan'ımızın polisleri
de izin vermemiş. Verdiklerimizi zıkkımlanın, demişler. Fetullah'ın
polisleri ''nerede insan hakları, nerede adalet'' diye başlamışlar
ağlaşmaya, bizim diaspora gibi.
Aklıma 12 Eylül'de yattığım nezarethaneler geldi. Yahu, vallaha da
billaha da bu dinciler gerçekten acayip şımartılmışlar. Şımarmaktan
öte arsızlaşmışlar. Ulen tutukluysan tutukluluğunu bil! Dışardan
yemek söylemek de neyin nesi? Mağara! Sen tutukladıklarına su bile
vermiyordun, onlar ağlaşıyorlar mıydı senin gibi soytarı!
Bildiğim bir şey varsa bu iki yüzlü toplumda yaşamayı bırakın, nefes
almak bile işkence! Vesselam!
|
|
|
|

|
|
25 Temmuz 2014
|
|
Cumhurbaşkanlığı seçimi için
yoğun bir trafik var. Bu trafikte bizim cenah yani Adige-Abhaz
kahramanlar tayfası sessiz. Her zaman olduğu gibi kazananı
bekliyorlar. Sonra gidip el-pençe karşılarında boyun bükecekler.
Tabii olarak ben de bunların yalakalıklarını buradan gerçek
Adige-Abhaz insanına aktaracağım ki, kimin ne nane yediğini
insanlarımız görsün.
Nereden biliyorum bu sonucu? Şuradan: Adige-Abhaz toplumunun büyük
bölümü (Arap ülkelerindeki diaspora zaten öyleydi, şimdi Türkiye
diasporası da) xabzeyi terk edip arabeskleştiler. Mesela dans
edenlere bakın, kızlar artık resmen erkek gibi dans ediyor. Erkekler
de kızlar gibi. Sonra kız erkek münasebetlerine bakın. Şehire göç
eden köy delikanlısı nasıl Müslümcü oluyarsa, Orhancı oluyorsa
bizimkilerde ''Ağlatan Kafe''ci olmuş. Bir de kafasını türban denen
sefertasıyla örterek, piste fırlayıp Şeşen oynayan, Apsuva
oynayanlar var ki, arabeskin dibini buluyoruz.
Zannetmeyin ki, arabeskleşen, kıvrım kıvrım kıvırtan sadece
bizimkiler! Laz'ı da, Kürt'ü de, Boşnak'ı da aynı durumda. Türkiye
Türkiye olalı böyle yozlaşma olmamıştı. Kültürler birbirine girdi.
Yahu Laz adam zurnayla horon tepiyor! Böyle dangalaklık olur mu?
Cumhurbaşkanı kesin olarak değerli ve ulu Başbakan'ımız Tayyip bey
olacak. Çünkü bu kadar yozlaşmış, eğitimsiz, arabesk bir topluma
Mevlana Celaleddin Rumi'yi mezarından kaldırıp getirseniz
seçtiremezsiniz.
|
|
|
|

|
|
24 Temmuz 2014
|
|
Yaşadığımız topraklar dünyanın
tarımsal ve hayvancılık açısından en verimli bölgesiydi. Sonra her
şeyde olduğu gibi toprak da, hayvancılık da talan edilince el elde,
baş başta kalınıldı. Ama garabetlik orada bitmedi, şimdi birileri
çıkmış şunu diyor, kendince propaganda yapıyor: Meşhur Sam Amca
resmine konuşma balonu yazmışlar. ''Zeytini yok edin ki, Türkler
sabah Amerikan Mısır Gevreği yesin. Yemekte sağlıksız Amerikan
Mısırözü Yağı kullansın!'' Arkadaş, aklınca Amerika'yı aşağılıyor!
Bunu yazan kafa, birazcık araştırsa Amerika'da ortalama yaşam
süresinin 78, Türkiye'de 69 olduğunu görür. Bu bir.
İkincisi, bu topraklarda içine paslı çivi atılarak karartılmamış bir
gram zeytin bulabilirsen çok şanslısın demektir.
Üçüncüsü; dünyaya ithal ettiğin ve ''bunlar aşırı ilaçlı ve sağlığa
zararlı'' diye geri gönderilen meyve ve sebzeyi yedirirler ruhun
duymaz.
Neymiş Amerikan Mısır Yağı sağlıksızmış... Bunlar insanı zorla
Amerikancı yaparlar!
Yahu vallaha tuhaf bir memlekette yaşıyoruz!
Yiyecek içecek konusunda titiz olanlara tavsiyem, tası tarağı
toplayıp anavatana yerleşmeleridir. Orada yaş ortalaması 90.
Sonradan demedi demeyin!
|
|
|
|

|
|
22 Temmuz 2014
|
|
''Genç adamın annesi
apartmanlara temizliğe gidiyordu. Babası tutucu bir adamdı. Cuma'dan
Cuma'ya camiye gider, zamanının geri kalanını kahve köşelerinde
geçirirdi. Eve geldiğinde karısının kazanıp bir kenara sakladığı
parayı bulur, gider, yeniden kahvehanede pişpirik oynardı. Para
bulamazsa karısını eşek sudan gelinceye kadar döver para bulmasını
isterdi. Dayaktan sadece kadın nasibini almazdı. Genç adam ve iki
kız kardeş de para bulamazlarsa felaket dayak yerlerdi. Kız
kardeşlerden küçüğü babasının kendini taciz ettiğini ablasına
söylerdi. Ama abla korkudan kimseye söyleyemezdi. Bir duyulursa
mahalledeki durumları ne olurdu.
Bir gün İsrail Filistin'e bomba yağdırdı. Bu üç kardeş ve anne
sokağa fırlayıp ellerinde Filistin bayrakları İsrail aleyhinde
slogan attı!
Babanın kim olduğunu anlamışsınızdır!''
Yukardaki hikayeyi okuyucum Sefer bey yollamış. Anlayana çok güzel
mesaj var!
|
|
|
|

|
|
22 Temmuz 2014
|
|
Ben hep ''Türk'ün dincisi de
solcusu da aynıdır, faşist bir geçmişe sahiptir derim'', bu sözüm
üzerine dinci okuyucum ana avrat küfreder, solcu okuyucum da derdini
anlatmaya çalışır. Halbuki ben sosyal bir gerçeği ortaya koyuyorum.
Örnekleri milyonlarca verebilirim. En basitinden dinci faşist başka
ibadethanelere saldırır ve tahrip eder. Eminim siz de bunlara şahit
olmuşsunuzdur. Ama bugün Türk Solu'nun önemli örgütlerinde birinin
yaptığına değineceğim. DHKP-C'ye! Sarıgazi Demokrasi Caddesi'nde
fuhuş pazarlığı yapan bir kadın Cepheliler tarafından halka teşhir
edilip, dövülerek Taliban yöntemleriyle cezalandırılmış. Sonra
dövdükleri kadının fotograflarını çekip, sosyal medyada
propagandalarını yapmışlar.
Normal bir dünya solcusu bu olayı ''sosyal koşullar sağlanmadan
suçluyu cezalandırmak tek kelimeyle faşistliktir. Öyle böyle değil,
tam faşistliktir'' diye değerlendirir.
Peki Türk solcusu? Onlar aynı şeriat düzeninin uşakları gibi
değerlendirir ve zavallı bir kadını döverek sorunu çözebileceğini
sanır! Soytarılar!
|
|
|
|

|
|
21 Temmuz 2014
|
|
Okurum Tlepş şöyle yazmış;
Mülayim ağabey, İsrail ve Filistin hakkındaki görüşlerinize
katılıyorum ve bir süre Filistin bölgesinde yaşadığım için bazı
katkılarda bulunmak istiyorum. Nasıl Türkiye'de Ermeni halkı
aşşağılanır, küfürlerde kullanılır; Filistin'de de İsrailliler aynı
konumdadır. Dikkatlerden kaçtı ama önemli bir ayrıntı atlandı.
Öldürülen üç Yahudi çocuğu için Müslüman dünyasından ses çıkmadı.
Filistin'den zaten çıkmazdı. Oysa Filistin yetkilileri ortaya çıkıp,
İsrail'e ''suçlu kimse birlikte araştırıp, bulalım ve de eğer bizden
biri ya da birileri ise en ağız cezayı verelim'' demediler. Aksine
bu üç gencin ölümünü düğün dernek karşıladılar.
(Ağabey yazdıklarım uzun olacak ama mümkünse kısaltmadan yayınlayın
çünkü buraları bilmeyen bazı hemşehrilerimiz neyin ne olduğunu
bilsinler.)
Gözlemlerinizden en doğru olanı da Filistinlilerin ve Arapların
kendi çocuklarını ve kadınlarını canlı kalkan yapmalarıdır. Onunla
da yetinmez, Cennet ile kandırır çocuk bedenine bombaları bağlar,
hedefe yollar. Sonra, çocuk ya da kadın ölünce, bunu İsrail
anti-propagandasında ''Allah-u Ekber'' sesleriyle hayvanca kullanır.
Yani bu kadar kalleş, bu kadar alçaktırlar.
Mülayim ağabey çalıştığım sürece gördüm ki, burada bir çocuğun ve
bir kadının değeri sokaktaki başı boş köpekler kadar bile değildir.
Ben çocuğuna bu kadar kayıtsız dünyada başka bir millet olduğunu
zannetmiyorum. Kadın zaten tam olarak bir mal, bir eşya. Bu nedenle
o gazetelerde boy boy ağlaşan fotograflar var ya onların tümü
propaganda! Gerçek Filistinli'yi gidin de orada görün. Mideniz
kalkar. Bu kadar kalleş bir toplum yoktur.
Ağabey son olarak diyeceğim şudur: Hani bu sizin hep foyalarını
ortaya koyduğunuz dinciler var ya; onların 3 çocuk az 5 yapın, 5
yetmez 10 yapın dediğini şimdi daha iyi anlıyorsunuzdur. Bunlar
çocuk yetiştirmiyor ağabey, bunlar kendilerine canlı kalkan
yetiştiriyorlar. Fabrikaları da İmam Hatipler!
|
|
|
|

|
|
19 Temmuz 2014
|
|
İsrail Hamas'ın inine kadar
girdi ya; aboooovvvv millet ayaklandı. İsrail'e laf demeyen kalmadı.
Halbuki bu tipik bir Arap oyunu. Erkekçe mertçe savaşmasını
bilmezler. En güzel örneğini de IŞİD katillerinde görürsünüz. Benim
aklımın almadığı aklı başında, okumuş yazmış insanlar da bu gaza
geliyor. Yahu biraz akıllı olun. Hamas adlı örgüt zaten çocuk
katili. Kendini korumak için kadınları ve çocukları saklandıkları
evlerin çatısına çıkarıp, sonra da İsrail'e füze sallayan bunlar.
Siz kiminle dans ediyorsunuz? İsrail sonuna kadar doğru yapıyor.
Erkekçe, mertçe savaşmayan Hamas! İsrail ile savaşacaksan çık
karşısına, aslanlar gibi savaş, niye çocuğunu, karını kendi önüne
siper ediyorsun alçak!
|
|
|
|

|
|
18 Temmuz 2014
|
|
Bu ülke zeytinyağı gibi su
yüzüne çıkma şampiyonları ile doludur. En okumamış adamından 4
üniversite bitirmişine kadar milyonlarca insanla
karşılaşabilirsiniz. Sebeplerini sosyologlara sormak lazım.
Okuyucularım arasında varsa cevap verirse sevinirim. Ben politik
yanına bakacağım.
Yalçın Akdoğan hazretleri adında bir danışman var! Cumhurbaşkanı
adaylarından Selahattin Demirtaş'a hitaben diyor ki; ''Rakibini
çalmakla suçlayan bir kişinin nazik, ılımlı, hakkaniyetli olduğu
söylenebilir mi?''
Şimdi nefes alın! Siz bu vatandaşı rahmetli Bülent Ecevit'in
danışmanı falan sandınız değil mi? Yok yahu bu, Ulu Başbakanı'mız
Tayyip Erdoğan'ın hani her fotografında saksı tutuyormuş gibi poz
veren danışmanı!
Tamam insan su üstüne çıkar da bu kadar da yüzsüz çıkılır mı be
hacı? Danışmanlığını yaptığın Yüce Başbakanı'mızın bir anamıza
küfretmediği kaldı. Ilımlılığı ve hakkaniyeti hakkında da lafı sana
bırakıyorum Yalçın! Yeter ki toz ol. Hayali saksılarını da yanında
götürmeyi unutma!
Adının yazılmasını istemeyen bir okuyucum aynen şunu demiş: 2014
yılında Süriye'den kaçan insanlar Türkiye'nin değişik kentlerine
yerleştiler. Ve başlarına gelmeyen kötülük kalmadı. Dilencilik bile
yapmaya başladılar. 1864'de Türkiye'ye gelen Çerkeslerin durumunu
hayal bile edemiyorum. İnsanlarımızı yönetenler o kadar üst düzey
yalakalık yapıyorlar ki, bunu dile getiren tek bir Çerkes yok!
|
|
|
|

|
|
17 Temmuz 2014
|
|
Okuyucum Altan bey demiş ki,
''bugün gördüm HATKHO Amir'i. Ve düşündüm. Anavatanla diaspora
arasında asla kapanmayacak kalite farkı var. Nüfusunu küçümsediğimiz
Adigey, Barselona'ya futbolcu transfer ederken, biz diaspora
Bozüyükspor'a bile futbolcu veremiyoruz. Yazıklar olsun!''
Altan bey kardeşimin bu mesajın ardından daha ne yazayım be birader!
|
|
|
|

|
|
16 Temmuz 2014
|
|
Daha dün bu ülkedeki
hukuksuzluktan bahsetmiştik ki, gazetelere bir haber düştü. Yobaz
ötesi Yeni Akit gazetesi yazarı Faruk Köse, Türk vatandaşı
Yahudileri alenen tehdit etti. Öyle kıvırtmadan, direk! Dünya
üzerindeki normal hukuk devletlerinde olsa bu insanlık düşmanını
alıp hemen hücreye tıkarlardı. Burada ne oldu! Hiçbir şey! Zaten bir
şey olmasını beklemek abesle iştigal olur. Türkiye Cumhuriyeti
Devleti, Sivas'ta insan yakanları, Maraş'ta ana karnını bıçakla
deşip, içindeki bebeğin boğazını kesenleri, Çorum'da çoluk çocuk
katliam yapanları cezalandırdı mı? Hayır!
Esasında Kaf-Fed'inden Birleşikçisine, Vakıfçısından Forumcusuna,
Yurtseverinden Özgürlükçüsüne ''Türkiye Demokrasisi hakkında iki laf
edin mübarekler'' dediğinizde kıvır kıvır kıvırtmalarını şimdi daha
iyi anlıyorum. Belli ki hedef olmak istemiyorlar. Uzaktan
kahramanlık iyi bir yolmuş demek!
Tha topunuzun müstehakını versin emi!
|
|
|
|

|
|
15 Temmuz 2014
|
|
Yaşadığımız topraklarda hukuk
olmadığını; öyle on-yirmi değil, yüz-iki yüz değil, milyonlarca
örnekle ispatlayabilirsiniz. Hukuk olmayan yerde de bölgesel,
yöresel, ailesel hukuk devreye girer. O devreye girdiği zaman da
zaten iş bitmiştir. Nitekim eline silahı alan kendi hukukunu koyuyor
ve kolluyor!
Maraş'tan sonra Adana'da da yöresel hukuk devreye girmiş; orada
dükkan açmış Suriyelileri maskeli kişiler darp etmiştir.
Peki, devlet? O yok işte! Onun hukukla ilişkisi şöyle oluyor; Lice
Belediye Başkanı Rezan Zuğurli yasadışı gösteriye katıldı diye 4
sene hapse çarptırıyor. Devlet bu tabii görevini yapacak. Ama bu
Türk Devleti! Görevini yaparken saç baş yolduruyor. Nasıl mı? 4 yıl
ceza verirken kanıt olarak ne gösterimişler biliyor musunuz? Mavi
renkli kot pantolon giyen ve yüzü poşu ile kapalı kişinin fiziki
olarak Rezan'a benzemesi. Vallaha da billaha da şaka yapmıyorum.
Türkiye Devleti, yüzü poşuyla kapalı bir insanı birine benzediği
için 4 yıl içeri tıkıyor. Sözün özü; kel başa, şimşir tarak!
Sonra da ''bu Kürtler çok şımardı canım, ha bire özgürlük
istiyorlar'' diye hayıflanıyorlar. Yahu adamlar daha ne yapsın?
Seni, ''birine fiziğin çok benziyor'' diye 4 sene içeri tıksınlar
bakalım! Valla değil özgürlük istemeyi, dünyayı yıkmaya kalkarsın
balta!
|
|
|
|

|
|
14 Temmuz 2014
|
|
Okuyucum Sevval hanım;
''Solcunun hırsızlık yaptığı ortaya çıkarsa, utancından başını öne
eğer, bir daha ortalıkta görünmez. Dinci hırsızlık yaptığında,
inanamayacağınız kadar belirgin bir arsızlıkla sırıtır ve çalmaya
devam eder. İnanmazsanız son 5 yılın hırsızlarının gazetelerdeki
fotograflarına bakın.''
Mert Abrek diyor ki; ''Mülayim abi, bize hem ne kadar kahraman bir
ulus olduğumuzu söylüyorlar, hem soykırıldık, sürüldük diyorlar. Bu
bir çelişki değil mi? Yani insan hem mağdur hem kahraman nasıl
olur?''
Sedat bey yazmış; ''İsrail ile bizim tarihimiz birbirine çok benzer.
Ama onlar şimdi dünyaya hükmediyor, dünya ise bize hükmediyor!
İsrail vatandaşları bizim vatandaşlarımızdan daha mı akıllıydı, daha
mı zekiydi? Galiba evet. Bir de çalışkanlıklarını ekleyin! Onlar
''ben İsrailliyim'' dediğinde, dünya ''evet biliyoruz'' diyor. Siz
''ben Çerkes'im'' dediğinizde, dünya ''o da ne diyor''! Acıklı
durumdayız vesselam!
Selin hanım kardeşim de; ''Mülayim bey, bu ülkede herkes bir maske
takmış öyle yaşıyordu. Yani gerçek yüzlerini göremiyordunuz. O duvar
aşıldı artık. Herkesin karakteri gün gibi çıktı ortaya çıkmaya da
devam ediyor. Diktatörlükte Kenan Evren'e rahmet okutan Tayyip
Erdoğan'ın Vizyon Belgesi toplantısına katılan Zerrin Özer adlı
kadın şarkıcı kendisini eleştirenleren kişileri ''Aklınızı alırım
küçük beyinli cahiller!'' diye tehdit etmiş. Diktatör Tayyip'in
sanatçısının 2014 Vizyonu işte böyle bir şey! Biz Adigeler şu
günlerde geleneklerimize ve değerlerimize daha çok sahip çıkmalıyız.
Yoksa bu bozulmadan büyük zarar göreceğiz.'' demiş. Haklısın Selin
kardeşim!
Mert kardeşim Maraş'tan yazmış; ''Hatko abi, burada Suriyelilere
karşı bir linç girişimi oldu. Kanımız donarak seyrettik. Polis zor
engel oldu. Az daha yeni bir Maraş katliamı yaşanacaktı. Artık
buralarda yaşanmaz oldu. İnsan olarak dünyaya geldik ama hayvan
muamelesi yapılıyor. Bunu hakedecek tek şey yaptık bence. O da kendi
gül gibi vatanımızı bırakıp Türkiye'ye göç ettik. Atalarımız çok
büyük hata yapmış abi. Ne işimiz varmış buralarda?''
Adını yazmayan okuyucum: ''Mülayim bey, Özal döneminde yalaka
sanatçılar ile günümüzdeki yalaka sanatçıları mukayese ederseniz
sayıca baya azaldığını görürsünüz. Bu da Türk sanatçılarının artık
daha kaliteledi olduklarının göstergesidir. Ayrıca Çerkes
sanatçıların olmaması da ayrı bir gurur kaynağı oldu bizim için.''
Mehmet Ali adlı okuyucum; '' Hatko abi, dün Sözcü gazetesinde Tayyip
Erdoğan'ın uluslararası bir toplantıda resim çektirirken, diğer
devlet başkanları dururken eğilerek yerdeki Türk bayrağını almasını
gülerek seyrettim. Bu ülke kadar tribüne oynayan başka bir ülke
devlet başkanı var mıdır acaba? Vizesiz Bulgaristan'a bile
giremiyorsun yahu, Avrupa'da bırakın 2. sınıfı 15. sınıf insan
muamelesi görüyorsun! Adam yerden bayrağı kaldırırarak ülke onurunu
kurtarırdığını sanırken, vatandaşının onurunu yerler altına serip,
çiğnetiyor. -Sizin deyiminizle- böyle dangalaklık olur mu? Yerden
bayrağı kaldıracağına, vatandaşının onurunu yerden kaldır -gene
sizin deyimizle- dingil!'' diye önemli bir konuya parmak basmış.
Fatih bey diyor ki; ''Eğri oturup doğru konuşalım, Tükiye'de
Çerkeslik artık psikolojik rahatlama nedeni. Onun dışında kimsenin
umrunda değil.''
Şimdilik bu kadar. Diğer okuyucularımın gönderdiklerini de zaman
içinde yayınlayacağım.
|
|
|
|

|
|
12 Temmuz 2014
|
|
Biz sahiden de inanılmaz güzel
bir kültüre sahibiz. Bazı dangalaklar bunun farkına varmasa da
hakikaten dehşetengiz toplum değerlerimiz var! Mesela bizde
''mağdurum'' diyeceğine öl daha şerefli bir şey yapmış olursun.
Mağduru oynamak Adige'nin yanından bile geçmeyeceği bir sığınma
evidir. O kalpak kafadan o nedenle düşmez, anlayana! Türkiye Adige
diasporasının son 20 yılda nasıl yerle bir olduğunun en güzel ispatı
işte budur. Bizim diaspora hep mağdur! Mağdurlukta yüce ve ulu
Başbakan'ımızı bile geride bıraktılar.
Mağduru, acz içinde olanlar oynar! Bunu yazın bir kenara! Sürüldük,
soykırıldık diye ağlaşan soytarılara kanmayın. Adam adını, soyadını
bile Adigece isim ve soyisimle değişteremeyecek kadar korkaktır.
Çünkü iliklerine kadar tırsmaktadır, bakmayın siz kafasına kalpak
geçirip, eline bayrak alarak sokağa fırlamasına. Bir tavuk bile
bunlardan daha cesurdur. O hiç olmazsa gıdaklar ''mağdur''u oynamaz!
|
|
|
|

|
|
11 Temmuz 2014
|
|
Selçuk bey diyor ki; Mülayim
kardeşim iyi yazıyorsun, hoş yazıyorsun ancak derinlemesine pek
inmiyorsun. Bu ülkede (Türkiye) yaşayan insanların şiddete eğilimli
olmasının nedeni, doğduğundan başlayarak dayakla eğitilmesidir.
Dünyanın hiçbir yerinde Ortadoğu coğrafyası kadar dayağa meraklı bir
kültür yoktur. Yasal cezalar bile dayakla verilir burada. Sayın
Hatko, siz hiçbir kültürde ''öğretmenin vurduğu yerde gül biter'',
''dayak Cennet'ten çıkmadır'' gibi abuk atasözleri duydunuz mu?
Dayağın sempatileştirildiği bir ortamda gücü yeten basıyor dayağı.
Gücü yetmeyen de pusu kurup, basıyor kurşunu dövenin bedenine.
Demokrasiymiş, insanca yaşammış, sevgiymiş, saygıymış... Geçiniz
efendim, geçiniz... Başka kapıya!
Selçuk bey kardeşimin lafının üstüne ne yazayım ben şimdi? Yarın
görüşürüz, diyeyim sadece!
|
|
|
|

|
|
10 Temmuz 2014
|
|
İsrail ile Filistin kapışmasında
İsrail'in yanındayım. Gençliğimde de Filistinlilerin yanındaydım.
Birlikte İsrail'e karşı savaşmak için -oraya gitmek için- baya
gayret göstermiştim. Ama olmamıştı. O zamanlarda Filistinliler
insandan yanaydı. Şimdiki Filistinliler gibi çoluk çocuğunu önüne
siper edip, kendi saklanacak kadar aşşağılık yaratıklar değillerdi.
Yiğit insanlardı. Şimdikiler halk ağzıyla tam kancık!
Gazetelerden siz de okumuşsunuzdur. İsrail diyor ki, falanca
binalardaki Hamas liderlerini bombalayacağız. O namussuz Hamas
liderleri de ne kadar çocuk-çocuk, kadın varsa binanın çatısına
çıkarıyor İsrail bombalamasın diye. Böyle şerefsizlik olur mu? Sonra
bombalamada ölen çocuk ve kadınları basın önüne çıkarıp ''Bakın
İsrail çocuk ve kadınlara saldırıyor'' diye propaganda yapıyor.
Bunlar insan değiller. Hayvan diyemiyorum, çünkü hayvanlar bile daha
haysiyetlidir bunlardan.
En önemli soru şudur: İnsanlık için savaşan o şanlı, mert
Filistinliler nereye gitti ve bu aşşağılık, şerefsiz Filistinliler
nereden geldi?
|
|
|
|

|
|
09 Temmuz 2014
|
|
Futboldan anlamam. Bu konuda
-yaşım sebebiyle herhalde- biraz ketumum. Futbolun insanları
uyuttuğunu, kısa sürelerde de olsa gerçek hayattan koparıp
lümpenleştirdiğini düşünürüm. Zaten futboldan değil de; kültür ve
gelişmişliğin, geri kafalıklık ve geri kalmışlıkla nasıl farklı
olduğuna değineceğim. Gazetelerden görüyorum, ''Alman Milli
Takımı'daki Türk futbolcu harikalar yarattı, İsviçre Milli
Takımı'ndaki Türk gurur kaynağımız oldu''! falan-filan şeklinde
yazılar yazıyorlar.
Bunları gördükten sonra şöyle bir araştırdım. Adam Tunuslu, Fransa
Milli Takımı'nda harikalar yaratıyor fakat Tunus Milli Takımı
yerlerde sürünüyor. Zinedine Zidane adlı meşhur futbolcu esasen
Cezayirli ama adam Fransa Milli Takımı'nda adını duyurdu. Cezayir
Milli Takımı yerlerde. Mesut Özdil Alman Milli Takımı'nın en önemli
oyuncusu, öz be öz Türk çocuğu, gel gelelim Türk Milli Takımı
yerlerde.
Demek istediğim şu: Niye geri kalmış ülkelerin takımları başarılı
olamıyorlar. Çünkü, tembeller, riyakarlar, üçkağıtçılar,
kaytarıcılar, prensipsizler, hazımsızlar, kindarlar. Dolayısıyla
köylü kurnazlığıyla bir yere kadar ulaşabiliyor, sonra tıssss!
Bizim Adige-Abhaz gençliği de maalesef bunlar gibi. Üzülerek
söylemeliyim ki, bu sebeple hiçbir alanda başarılı olamıyorlar.
|
|
|
|

|
|
08 Temmuz 2014
|
|
Bazı okuyucularımdan sitem dolu
e-mailler alıyorum. Bizim yazdıklarımızı neden köşenize almıyorsunuz
diye. Günde ortalama 15-20 mesaj geliyor. Gündemle direk alakalı ise
yer vermeye çalışıyorum. Çoğu zamanda sizin söylediklerinizden yola
çıkarak kendi fikirlerimi aktarıyorum. Zaten yazdıklarımdan da
anlıyorsunuzdur.
Server bey yine yazmış: ''Engin Alan, zaten Türk ordusunun sizin
belirttiğiniz kesiminden. Yani insanlara gözünü kırpmadan işkence
yapanlardan. O nedenle özeleştiri yapmasını beklemek hayalcilik
olur.''
Adige rumuzlu okurum ''Bize Fatih Terim yeter, ne yapacaksın Löw'ü,
demişsiniz, Kuşum Aydın yetmiyor mu, ne yapacaksın Pavarotti'yi?''
diyor. Valla Adige kardeşim bence fazla bile...
Bazı okuyucularım da ''din konusuna çok takıyorsunuz'' diyor.
Esasında din konusu en sevmediğim konudur, taa çocukluğumdan beri.
Zaten evvelden hiç de konuşmazdım. Belki 3-5 yılda bir,
düğün-dernekte saçmalayan olduğunda ağzının payını verirdim o kadar.
Şimdi durum öyle değil. Sürekli dürtüyorlar. Kendi okuyucum
dürtüyor, dış politika dürtüyor, iç politika dürtüyor. Eh, bize de
konuşmak düşüyor. Bu zibidilere meydanı boş mu bırakacağız!
Daha bu satırları yeni yazarken televizyondaki haberde şunu
gösteriyordu: Yeni Cumhurbaşkanı Ekmeleddin bey camiden çıkmış
giderken bir soytarı yaklaşıyor ve ''Siz Cumhurbaşkanı seçilirseniz
Kuran iptal olacak mı'' diyor. Esasında bu dingile verilecek çok
güzel bir cevap var, fakat; ne sorunun muhatabının, ne benim
terbiyem buna müsait değil.
Sonra soruyorlar ''niye bu kadar dine takıyorsun''! Kardeşim adamlar
bulaşıyor, takmazsanız rahatlayamıyorlar!
|
|
|
|

|
|
07 Temmuz 2014
|
|
Okuyucum Server bey ''MHP'li
Engin Alan için düşüncelerinizi merakla beklemekteyim. Selamlar.''
demiş. Daha önce yazmıştım cinim kadar sevmem bu adamı. Ancak
hapisten çıkmasını adalet yerini bulması adına istiyordum.
Geçenlerde televizyonda gördüm. Öcalan ile ilgili bir şey soruldu
sarılma hareketi yaptı. Tabi aşağılamak adına.
Hep diyorum bunlar hasta kafalı insanlar. Halbuki olması gerken
şudur (tabii adamsa). Televizyonlara çıkıp alenen; ''içimizde Türk
askerinin şanına yakışmayacak bazı cibiliyetsizler, Kürt
vatandaşlarımıza insan boku yedirdi, onlara Diyarbakır Cezaevi'nde
dünyanın en kötü işkencelerini yaptı. Zavallı köylüleri jiplerinin
arkasına bağlayıp dağ taş sürükleyerk öldürdü. Bu şerefsizlerle aynı
orduda görev yapmaktan utanç duyuyorum'' diyebilmeliydi. Sonra Kürt
politkaları hakkında söylediklerine insan önem verir. Halbuki o ne
yaptı? Şaklabanlık!
Dün müydü evvelsi gün müydü hatırlamıyorum. Yılmaz Özdil yazmıştı.
Şöyle diyordu:
Alman köylüsü diye Löw'ü kovduk.
Yeniköy Kasabı diye Del Bosque'yi kovduk.
Futboldan anlamıyor diye Halilhodzic'i kovduk.
Bundan antrenör olmaz diye Susiç'i kovduk.
İşe yaramaz diye Parreira'yı kovduk.
Hepsi futbol dünya kupasında görev yaptı, diyor.
Ben de diyorum ki, Pavarotti'yi ''senden operacı olmaz'' diye
kovalayan bir ülkenin insanlarıyız. Bize karizmatik Fatih Terim
yeter, ne yapacaksın Löw'ü!
|
|
|
|

|
|
05 Temmuz 2014
|
|
Bazı okuyucularım, hep dinden ve
politikadan bahsettiğimi, Kafkasya üzerine az konuştuğum eleştirisi
yapıyor. Birkaç sebepten dolayı kendilerini pek haklı bulmuyorum.
Birincisi; Kafkasya'nın tümü beni ilgilendirmiyor. Bir Asetinle bir
Kazak arasında benim açımdan hiçbir fark yok. İki ülkenin halkına da
derin sevgi besliyorum. Aynı şekilde bir Çeçen ile bir Rus arasında
da benim açımdan zerre fark yok. (Bazı dangalaklar bir ara
mikro-milliyetçilik diye bir şey çıkarmıştı. Hayatta duyduğum en
salak kavramdı. Adamlar Adigeleri nasıl mikrop kadar küçük
görüyorlarsa ''Adige'' dedin mi, ''mikro-milliyetçilik yapma'' diye
höykürüyorlardı. Tha'ya şükürler olsun tarihin lağım çukuruna
girdiler.) Fakat kendi ulusum için tabii olarak daha duyarlıyım.
Özellikle de anavatandaki yurttaşlarım için. Diaspora için aynı şeyi
söyleyemeyeceğim. Çünkü diaspora Adigelerinin Adigelikleri sadece
adlarında kaldı. Hatta o bile kalmadı kendilerini ısrarla Çerkes
olarak lanse ediyorlar.
İkincisi; din konusunu yazmamın en önemli sebebi, insanlığa
özellikle de kültürümüze inanılmaz darbe vurduğu içindir. Ve daha da
önemlisi özellikle İslam dininin dinden çok politik bir yapı
olduğuna inandığım için. Hiç itiraz etmeyin. Hemen yazayım. Anadolu
kadını, ben kendimi bildim bileli başını örterdi. Hatta öyle bir
örtüş tekniği vardır ki, ağzını bile kapatırdı. Şehirli kadınlar da
genel olarak eşarp dediğimiz örtüyle başlarını örterdi. Sonradan ne
olduysa oldu, türban diye bir şey çıktı. Anadolu'daki kadının
başındaki örtüyü attırıp bunu kafalarına geçirdiler. Keza şehirli
kadınların da... Ortaya; altında donunun göründüğü kot pantolon,
başında altında su kovası varmış hissi veren türban. Bu politika
değil de nedir?
Üçüncüsü; din ve Türkiye politikaları diaspora Adige ve Abhazlarını
zaten duman etti. Dünya diasporaları içinde en kötü durumda olan
biziz. Ürdün diasporası bile bizden bin kat daha iyi durumda. Ben
de; bari gençlerden birkaçını kurtarabilir miyim derdindeyim. Yoksa
bizim dinci softaların deyip de hiç uygulamadıkları gibi senin dinin
sana, benim dinsizliğim bana!
Dördüncüsü; Türkiye'deki tüm dernek ve sivil Adige-Abhaz örgütleri
bir şekilde Türk Devleti'nin sevk ve idaresinde. Birbirimizi
kandırmayalım. Bugüne kadar hep Birleşik Kafkasyacılar göze
batıyordu. Kaf-Fed gibi daha ''demokrat'' kurumlar paravandan
görünmüyordu. Son senelerde artık ayan beyan bu kurum ve örgütlerin
Türk Devleti'nin idaresinde olduğu görülüyor. Şimdi bazı soytarılar
çıkıp itiraz edecekler, ispatla diyecekler.
İspat mı istiyorsunuz? Pekala: Ulen dünyanın en anti-demokratik
ülkesinde yaşayıp, bu kadar insanın işkenceden geçirildiği, öksürsen
''vay niye öksürdün'' diye polisin tomalarla üzerine saldırıp, çoluk
çocuk demeden gaz bombasına boğduğu, hırsızlığın artık alenen
yapıldığı ''hırsız var'' dedin mi ''sana ne ulan deyip'' dayak
yediğin bir ülkede bir tek Adige-Abhaz dernek veya sivil örgütünün
''gık'' dediğini duyuyor musunuz? Alın size ispat!
|
|
|
|

|
|
04 Temmuz 2014
|
|
Okuyucum Caner bey şöyle demiş:
Taha ve Hıncal beylerin karizmatik lideri Tayyip Erdoğan'ın
evlatları katliama yeni boyut getirdi. Artık insanları canlı canlı
uçurumdan atarak infaz ediyorlar.
Okuyucun S.F. hanım da şöyle diyor: Dünyanın hiçbir yerinde
magandalıkla karizmatiklik birbirine karıştırılmaz. Koruma ordusuyla
birlikte markette sıkıştırdığı bir genci linç etmeye kalkan bir
başbakan nasıl karizmatik lider olarak algılanır ki? Dediğiniz gibi
Taha Akyol'da kemik de yokmuş.
Okuyucum Kabardey'de katılmış konuya: Abhazları bilmem ama
Adigelerin içinde aydın niteliklerine sahip kimse yok. Zaten
olmadığı için bu durumdayız. Televizyon zaten hayaldi, onu geçelim
de; gazetemiz yok, dergimiz yok, ne tarih içerikli ne kültür
içerikli ne de bilim içerikli tek kitap basılmıyor. Basılanlardan da
kimsenin haberi olmuyor. Elbette sadece aydınımız olmadığından
olmuyor bunlar. Bizim için öncelikli olanlar düğün dernektir. Geri
kalanı fasa-fisodur.
Fehmi arkadaş yazmış: Soma'da -bana göre- öldürülen 301 madencinin
arkasından ''bu işin fıtratında ölmek var'' diyecek kadar aymaz,
''Van minüts'' diyecek kadar cahil, ''bacımın üzerine işediler,
camide içki içtiler'' diyecek kadar iftiracı, Gezi olaylarında
öldürülen bir çocuğun ailesini mitinglerde yuhalatacak kadar
acımasız, Alevilere hakaret edecek kadar kendini bilmez, artık
sayısını milletin sayamadığı kadar çok yalan ve sonuç: Tayyip
Erdoğan kazrizmatik lider! Allah topunuzun belasını versin!
Ebru kızımız de demiş ki: Mülayim abi, ben daha 18 yaşımdayım ve bu
ülkede yaşamaktan nefret ediyorum. İnsanlarından,
politikacılarından, kadınlara yaptıkları katliamlardan,
polislerinden. Öyle kötü bir ekonomik durumumuz var ki, artık
babalarımız ve annelerimiz işlerinden bir gün olsun güler yüzle
gelemiyorlar. Karimatik lider babamın, annemin yüzünü güldüren
lidere denir. Hıncal beyin, Taha beyin, yüzünün gülmesi Türkiye'den
daha da nefret etmeme neden oluyor. Saygılarımla...
Oktay kardeşim yazıyor: Sayın Mülayim. Ben Hollanda'da yaşıyorum.
Size şunu söyleyeyim. Recep Tayyip burada olsaydı ve seçimlere
katılsaydı bırakın Başbakanlığı, Cumhurbaşkanlığı'nı size yemin
ediyorum sandık kuruluna bile seçmezlerdi. Tayyip'in karizmatikliği
Türkiye halkı gibi yüzde 60'ı ahmak olan yerlerde geçer. Onun için
böyle halkın böyle yazarları, böyle yazarlarında böyle başbakanları
olur. Vesselam.
Diğer okuyucularımdan özür dilerim. Yerim anca bu kadar.
|
|
|
|

|
|
03 Temmuz 2014
|
|
Dün Ertuğrul'a omurgasız deyince
haksızlık ettiğimin farkına vardım. Oysa, Türk ve diaspora
Adige-Abhaz aydınlarının yüzde 90'ı omurgasızdır. (Aziz Nesin ustaya
özendim.) Mesela bizim Taha Akyol. Onun omurgayı bırakın, iskeleti
bile yoktur.
Dün beyzadem döktürmüş; Değerli ve de ulu Tayyip beyi yağdanlıyor.
(Halbuki bu işi sadece ben yapabilirim, sana ne oluyor Taha?) Neyse.
Arkadaş diyor ki; ''Ekranlarda izledim, müthiş bir karizma. Salon
son derece düzenli, herkesin oturacağı yer belli, en ufak bir
kargaşa yok. Salonda tek müzik ve tek slogan var: Re-cep Tay-yip
Er-do-ğan!''
Sadece Taha değil daha bir çok yağdanlık bu tür methiyelerle Tayyip
beyin vurdum mu oturtan, karizmatik bir lider olduğunu yazıyor.
Mesela bizim Hıncal da aynı! Adam Obama'nın karizmasının sıfır,
Erdoğan'ın yüz olduğunu söyler durur. Aynı şekilde Fatih Terim'in
de!
Yahu hani zorlamanın da bir adabı var be birader!
Asıl konuma döneyim. Bunlar neden omurgasızlardır bilir misiniz?
Çünkü aynı şeyi Çin Cumhurbaşkanı Şi Cinping,
Kuzey Kore Devletbaşkanı Kim Jong-un, Rus
Başbakanı Putin yapınca ''Bak görüyor musunuz nasıl da anti
demokratik liderler. Salondan sadece Şi Cin-ping
veya Kim Jong-un veya Vladimir Putin sloganı atılılıyor,
sadece onlar konuşuyor, bunlar lider değil diktatör... Böyle
demokrasi mi olur'' derler.
Ben de tüm omurgasız aydınlara şunu diyorum: Sizin aydın olduğunuz
ülkede Başbakan da böyle olur. (Yahu durup duruken Yüce kardeşim
Erdoğan'la da papaz olacağız! Ama yalakalığın da bir sınırı olur be
birader!)
|
|
|
|

|
|
02 Temmuz 2014
|
|
Solculardan bahsedince okurumun
rahat durmayacağı belliydi. Biri hemen ''Sayın Hatko solcular için
iyi okur, çalışkandır, mesleğinde başarılı olur falan demişsiniz.
Ertuğrul Özkök gibi mi'' diye sokuşturmuş lafını. Valla bana
sorarsan değerli kardeşim o da solcu değildi. Solcuda olması gerekli
nüvelerin çoğunu taşıyordu ama en önemli özelliği kötüydü.
Omurgasızdı. Fakat yine de Müslümanlardan daha akılcıdır. Bak bugün;
"Ortadoğu baştan sona yanıyor. Müslüman olan bütün devletler
kaybediyor. Ama biri var ki hep kazanıyor. Kürtler... (...) Çünkü
din eksenli siyaset ve diplomasi yapmayan tek toplum Kürtler.''
demiş köşesinde.
Bu değerlendirmeyi yapacak kapasite ancak sola bulaşmış adamda olur.
Ertuğrul yazınca bende de ışık yandı. Aslında Çeçenler de
kazanabilirdi bana göre. Aynen Azeriler gibi, Gürcüler gibi,
Ermeniler gibi hatta Abhazlar gibi... Fakat gittiler Vahabilerin
kucağına oturdular. Sonuç: Çeçenya'da yapamadıklarını şimdi Iraklı
Şii, Türkmen ve Hristiyan çoluk çocuğun, masum insanların kanını
içerek yapıyorlar.
Ertuğrul omurgasız ama iyi tahlilde bulunmuş. Değil mi değerli
okurum?
|
|
|
|

|
|
01 Temmuz 2014
|
|
Okuyucum Cevdet bey sormuş:
''Sayın Mülayim bey, yazdıklarınızı büyük bir ilgi ile okuyorum.
Katıldığım görüşleriniz olduğu gibi katılmadığım görüşleriniz de
var. Müsadenizle bir soru sormak ve cevabını almak istiyorum.
Yazılarınızdan sol geçmişiniz olduğu sonucuna varıyorum. Sol gençlik
niye Türkiye'de başarılı olamadı da dindar gençlik başarılı oldu?
Bunu sadece 12 Eylül'le bağlamak ne kadar isabetli?''
Değerli Cevdet beyin sorusu son derece önemli. Çünkü cevabı ''bir
toplumu nasıl sorunsuz yönetebilirsiniz''in de cevabıdır ve de
Türkiye'yi çok iyi anlatır. Evet Türk sol gençliği başarılı olamadı
çünkü lümpendi. Aynı şimdiki Adige-Abhaz gençliği gibi. Yani
okumuyorlardı, araştırmıyorlardı. Bilimden alabildiğince uzaktılar.
Sarkık bıyık, parka, sol yumruk havada, protesto gösterileri,
''devrimci'' olmaya yetiyordu. Şimdi nasıl kalpağı giyip Adige
bayrağını eline alan kendini ''Adige'' sanıyorsa aynen öyle. Adam
''ben Adige'yim vatanımı esaretten kurtarmak için burdayım'' diye
höykürüyor, adın soyadın ne diyorsun ''Mücahit Türkoğlu'' diyor.
Ulen sen vatandan önce kendini kurtar soytarı. Git önce adını
soyadını değiştir! İşte Türk solu da aynen böyledi. Kendini
kurtaramadan Türkiye'yi kurtarıyordu!
Halbuki solcu olmak çok meşakkatli işti. Çok okuyacaksın, çok
araştıracaksın, çok çalışacaksın, mesleğinde çok başarılı olacaksın
vs. vs. Donanım sahibi olacaksın.
Cevdet kardeşim dindar dediğin gençliğin böyle bir meselesi yok.
''Elhamdülillah'', ''Allahu Ekber'' dedimi adam oluyor sana
Müslüman. Kuran'ın ''K''sinden bir haber, insanları yakıyor.
Ramazan'da bira içti diye adam öldürüyor. Sahura kalkmadılar diye
cam taşlıyor. Bunları başarabilmekte ne var! Öküzü de salarsan
sokağa o da boynuzlarıyla insan öldürebilir. İkisinin arasında
hiçbir fark yoktur. Yularını takip ederseniz mutlaka birilerinin
elinde olduğunu görürsünüz. Çünkü cahil insanı sevk ve idare etmek,
akıllı ve okumuş insanı sevk ve idare etmekten daha kolaydır. Okumuş
adama ''git şu eve evdeki iki kadından birini şeriat adına kendine
al'' dediğinizde büyük ihtimalle burnunuza yumruğu yersiniz. Suçsuz
günahsız kamyon şoförlerini yol ortasında infaz ettiremezsiniz.
Değerli Cevdet kardeşim, eğer siz bunu başarı olarak gürüyorsanız,
aklınız ve şuurunuzla birlikte vicdanınızı da yitirmişsiniz
demektir.
|
|

|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |