YAMÇI ELEŞTİRİLERİ

Faruk Özden
İstanbul Devrimci Çerkes Gençleri adına
Yamçı Dergisi, Mayıs 1977-Şubat 1978,
s. 456

Sayı: 1
Sayfa: 5

” (…) layık olduğumuz yarına; ”kendi topraklarında kendi kaderini tayin eden bir toplum” olma amacına içtenlikle inanan tüm soydaşlarımızın…” Özgürlük bütün uluslar için doğal bir haktır. Bir ulusun özgürlük için demokratik taleplerde bulunması da onun hakkıdır. Buradan hareket ederek Türkiye’deki Çerkeslerin bir ulus olup olmadıklarının vurgulanması gerekir.

Ulus sözcüğünü tanımlayalım: ”Ulus, her şeyden önce bir topluluktur, belirli bireyler topluluğudur. Bu topluluk; ne ırk topluluğu, ne de kabile topluluğudur… Tarihi olarak teşekkül etmiş bir insan topluluğudur.”
(J. Stalin, Marksizm ve M. Mesele, s. 12).

”Ulus dil, toprak, iktisadi yaşantı birliğinin ve ortak kültür biçiminde beliren ruhi şekillenme birliğinin hüküm sürdüğü, tarihi olarak meydana gelmiş istikrarlı bir topluluktur.”  (J. Stalin, Marksizm ve Milli Mesele).

”Ancak niteliklerin bütününün birleşmesinden ulus meydana gelir.”
(J. Stalin, Marksizm ve Milli Mesele s. 16).

Ulus veya milletin niteliklerinden bir veya birkaçının eksik olması halinde ise milliyetlerden söz edebiliriz. Özellikle iktisadi yaşantı birliği milliyetlerin gelişmesi ve kuvvetlenmesi için önemli bir etkendir. Milliyetler milletlerin oluşması için bir ön şart veya durumdur. Bütün bu bilgilerden hareket edersek bir Çerkes ulusunun varlığından söz edemeyiz. Çerkesler dendiği zaman Adigeleri, Çeçenleri, Abazaları, Osetleri, Dağıstanlıları bir bütün olarak almış oluruz. Eğer tarih olarak 1864 öncesini alacak olursak; toprak bütünlüğü mevcutsa da dil-birliği ve iktisadi yaşantı birliğinden söz edemeyiz. Bugün için bir toprak birliği ve ulusal bütünlük (S.S.C.B.’inde) aralarında yoktur. Bütün halklar ayrı kültürel, sosyal ve yönetim üniteleri olarak ayrılmışlardır. Kafkasya dışındakiler için hiç bir birlikten söz edilemez (Kafkasya kökenliler veya şimdiye kadar anıldığı şekliyle Kuzey Kafkasya göçmenleri). Kısacası dünyada bir Çerkes ulusunun varlığından söz edilemez. Yalnız Kuzey Kafkasyalıların tümüne başkaları Çerkes demekte ve onlar da benimsemektedir. Pratik bir yararı vardır ve meselenin ortaya konusu Çerkes milliyetleri seklinde olabilir.

Çerkes ulusunun (yanlışlığı belirtildi) kendi kaderini kendi toprağında tayin etmesini alacak olursak:

”UlusIarın kaderlerini tayin hakkı, ancak siyasi anlamda bağımsızlık hakkını, ezen ulustan siyasi bakımdan özgürce ayrılma hakkını içerir.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı).

Türkiye’deki Çerkes azınlık milliyetlerinin en başta toprak bütünlükleri yoktur. Bu yüzden herhangi bir ayrılma söz konusu edilemez. Eğer kendi toprağı olarak anılan Kafkasya ise (ki, Yamçı meseleyi böyle koymaktadır) Kafkasya’daki halklar kendi kaderlerini tayin etmislerdir. Türkiye’deki azınlık Çerkes milliyetleri ise kader tayini Kafkasya ile kaderini paylaşmak yani dönmek veya Türkiye’de kalmak şeklinde saptayabilir.

Sayı: 1,
Sayfa: 9-18

Bir Sorun Wase

Başlık (Wase) yalnız Çerkeslerin değil, Anadolu insanının büyük sorunudur. Babalık, süt hakkı, wase, başlık v.s. adlarında evlenirken erkek tarafından kız tarafına verdiği mal veya parayı içerir. Anadolu’da Batı’dan Doğu’ya gidildikçe miktarı artan (Çerkesler için de durum aynıdır) ve halkın sosyal bir yarasıdır başlık. Yamçı Dergisi sorunu ortaya koyarken, kökenini de araştırdığını ve erkeklerin yoğun olarak bulunduğu en güncel konularından en büyük sosyal yaralarından biri olan başlığı Uzunyayla yöresinde incelemiş ve bir röportaj şeklinde okuyucuya sunmuş. İlişki kurulan kişilerin aile isimleriyle birlikte yöneltilen sorulara verilen yanıtları da sıralamıştır, Sorular kime yöneltildi? Çerkeslerin eski feodal yapı artığı olan ve halen eski yaşamın özlemi içinde bulunan kimselere…

Verilen yanıtlara göre wase (başlık)

”Wasenin mazisi şöyle: Şimdi bir genç evlenmek istiyor, niçin anasına babasına sıkıntı versin, niye onun için rica etsin. Çeker gider Terç ırmağının ötesine, bir Rus atlısını alaşağı eder, atını alır gelir. İşte bu at wase atı olarak kızın dayısına verilirdi. Wasenin başlangıcı budur (Yamçı 1. sayı, s. 10).

Wase için türlü tehlikelerden geçerek yiğitliğini kanıtlayarak getirdiği atı kızın dayısına verdiren halktan birisi değildi hiç bir zaman. Egemen ailelerin serüven pesinde koşan şövalye ruhlu çocukları idi. Üretime hiçbir katkıda bulunmayan ve üretim işlemi kölelerince sürdürülen egemenlerin uyguladığı bir yöntem. Şunu da belirtmek gerekir ki, wase ödenmeden ve anlı şanlı törensiz kızını evlendirmek istemeyen eski aileler bugün dahi ”kızım köle çocuğu değil ki değerini bulmadan evlensin”   derler.

Yazının başlığı wase olduğu halde pek uzun bir açıklama yapmadan, hemen kız isteme ve alma törelerinin bozulduğu örneklerle verilmekte ve asıl törelerin ne olduğu açıklanmaktadır. ”Efendim sandık açılmıyor, vallahi Çerkes adeti değil. Gelin almaya gidenlere gelin gösterilmiyor, üç-beş lira karşılığında gösteriliyor. Vallahi bu da Çerkes adeti değil. (Yamçı Sayı I, sayfa 13.)

”Dört tane otomobille gittiler nikah kıymaya, vallahi Adige adetinde yok bunlar. Dört tane otomobil dolusu 20-25 kişi nasıl gider nikah kıymaya? Yok bunlar töremizde. Töredışı davranışlardır.”

‘Bir at iki öküz oldu sonra wase” (Yamçı Sayı 1, Sayfa 16).

‘Bu aileye vaktiyle emek vermiş, hizmet etmiş kimseler var, onların da hakkı var. Onların geçimi hizmeti, her şeyi bu aileden olurdu eskiden, ama sonra ayrıldı” (Yamçı Sayı 1, Sayfa 16).

‘Ne olur bu fakire de bir yardım olsun, bu fakir de bir koşumluk iki öküz sahibi olsun, bu hayırlı iş sayesinde dediler. Kobjeut derlerdi. Verilen iki öküz de kobjeut hakki idi. Yani kapıcı, hizmetçi gibi bir şeydi.” (Yamçı Sayı 1, Sayfa 16-7).

Egemenlerin üretim işlemini sürdüren kapıkullarına, kölelerine yani emeklilere verildiği vurgulanmıyor iki öküzün. Eskiye bir özlem ve yozlaşarak değişen geleneklere bir açıklık verilmesi beklenirdi ki, ”kobjeut hakkı olarak verilen iki öküz sonradan waseye eklendi. Kobjeut kalmayınca iki öküz verme adetinin de kalması lazım gelirken, kalkmadı şekil değiştirdi.” sözleri gerçeği daha iyi yansıtıyor. Şimdiye kadar beşinci sayısı çıkmış bulunmasına karşılık, sözde wasenin tarihi gelişim ve değişimi ile ilgili eski egemenlerin törelerini, şövalyelik serüvenleri, eski egemenlerin eskide özlemleri dışında hiçbir yorum yapılmamıştır. Özellikle bugün kırk yaşının üzerinde olduğu halde başlık yüzünden evlenemeyenlerin de bu konudaki düşünceleri yansıtılabilirdi.

Başlangıçta eski egemenler tarafından uygulanan törelerin nikah kıymaya otomobillerle 20-35 kişinin gitmesi verilen ziyafetler, sandığın açılması için 3-5, bin Lira’nın gerekliliği ve başlık için toplumun bir kesiminin yarışmasının nedeninin yorumu da beklenirdi.

Sayı: 2

”Kimi çevrelerin, Çerkes aydınlarının uğraşılarından duyduğu kuşkuyu gidermeye çalışacağız.” (Yamçı, Sayı 2, Sayfa 3). Burada kimi çevreler şeklinde üstü kapalı olarak adından söz edilenler kimlerdir? Bazı girişim ve uğraşılardan kimler kuşkulanırlar? Üstü kapalı da olsa bizce adı geçenler ve de her girişimden değil de sınıfsal niteliği gereği çıkara ters düsen girişimlerden kuşkulananlar açıktır ki; Türk ve Çerkes burjuvazisidir. Eski feodal egemenlerin yerine bugün egemen olan güç de burjuvazidir.

Çerkes burjuvazisi, toprak bütünlüğünün olmaması, ekonomik yönden iyi güçlenemediği gibi nedenlerle egemenliğini tam kuramadı. Kendisinin de varlığı egemen ulus burjuvazisinin varlığına bağlıdır.

”Çerkes toplumu kendi vatanı olan Kuzey Kafkasya’da (kendi geleceğini kendisi çizen) bir toplum olma yolundaki çabalarında, en büyük desteği Türk halkı ve Türk hükümetinden beklemektedir.” (Yamçı Sayı 2, Sayfa 4.)

Çerkeslerin milli meselesinin çözümünde Türk hükümetinden yardım beklemekten daha gülünç bir şey düşünülemez. Hangi şekilde olursa olsun Türkiye’de veya Kafkasya’ya dönüş şeklindeki bir çözüme hiçbir burjuva hükümeti yardım etmez. Hatta sözünün edilmesine dahi karşı çıkar.

‘Suçsuz ve doğal bir hakkın Türk halkınca, Türk hükümetince ve Türk aydınlarınca olumlu karşılanacağına inanıyoruz.” (Yamçı Sayı 2, Sayfa 4.)

Bir konuda, hatta bütün konularda ve isteklerde haklılık doğallık karşısında muhatap olunan güçler hakkı teslim etselerdi, sokaklarda kan gövdeyi götürmez, savaşlar olmaz, kısacası dünya güllük gülistan, barış içinde bir düzen olur ve özgürlük uğruna asırlardır süren mücadeleler olmazdı. Yamçı’nın meseleyi bu kadar basit görmesi yukarıdaki satırların yazarının ya çok saf veya hiçbir şeyden haberi olmayan birisi olmasını gerektirir.

”Muhacerette geçmişi aydınlatacak, geleceği örgütleyecek kadroların oluşmasını sağlama çabası ve bu çabayı değerlendirip yaygınlaştıracak yayın…” (Yamçı Sayı 1, Sayfa 5.) şeklinde büyük iddialarla ortaya çıkan bir dergiden meseleyi bu kadar basit görecek bir tutum içinde olması beklenmezdi. Bu tür bir tavırdan şöyle sonuç çıkartır ki; Yamçı kadrosu ortaya attığı savına karşılık (yanlış konmuşsa da) kimlerle ittifak edeceğini, yani ittifaklar meselesini bilmiyor. Milli meselenin çözümünde hiçbir zaman hakim ulus burjuvazisinden ve onun yöneticilerinden yardım beklenmez. Onların tavrının ne olacağını yine Yamçı yazarları teslim etmişlerdir. ”Sayın Erkovan ‘Türkiye’de yaşayan nüfusun anadili Türkçe’dir’ diyerek bir ön yargı ile hareket etmiş ve bu doğrultuda bir sayım için örgütüne emir vermiştir.” (Yamçı Sayı 2, Sayfa 29). Hem Türk hükümetlerinden yardım beklemek, hem de Türk hükümetlerinin genel tavrının bir yansıması sonucu ”Türkiye’de yasayan nüfusun anadili Türkçe’dir” diye onların düşüncesini belirterek ve eleştirmek. Aynı yönde düşündüklerini söyleyen ve bu düşüncelerini bir dergi aracılığı ile kitleye açıkladıklarını belirten kimseler ve aynı derginin aynı sayısındaki aynı başlıklı yazılar arasında bu kadar tutarsızlık olmaması gerekirdi.

Milli meselenin çözümünde kimlerle ittifak kurulur? ”Ulusal ölçülerin üzerine çıkmak istemeyen ve çeşitli ülkelerdeki milli kurtuluş hareketleriyle yönetici ülkelerdeki proletarya hareketi arasındaki ilişkiyi anlamayan ezilen ülkenin sosyalistlerinin ulusal kopuklarına, dar kafalıklarına ve uzaklıklarına karşı mücadele etmek gerekir.”

”Böyle bir mücadele olmadan ezilen ulus proletaryasının, ortak düşmanı yıkma savaşında, emperyalizmi yıkma savaşında bağımsız bir siyaset ve yönetici ülkelerin proletaryasıyla kendi sınıf dayanışmasını koruyabilmesinden söz edilemez; böyle bir mücadele olmadan enternasyonalizm imkansız olur.” (J. Stalin, Leninizm’in Esasları s. 86.)

Milli meselenin çözümünde ezilen ulus proletaryasının milli dar görüşlülüğe düşmemesi gerekir. Eğer milli dar görüşlülüğe düşerse meseleyi yalnız çözümlemek gibi bir duruma düşer ki, Yamçı’nın takındığı tavrı milli dar görüşlülükle yorumlarız. Tüm devrimci ve demokratik güçlerden kendisini soyutlamakta ve milli meselesini yalnız kendisi çözümlemeye kalkmaktadır.

”Ayırımcı güçlerin ve azınlık milliyetçiliği dalgasının ortaya çıkış nedenleri ne olursa olsun, göze çarpan olgu; maddi alanda geri kalmış bölge sakinleri, kendilerinin kasıtlı olarak bırakıldıklarına inandıklarından merkezi hükümetlere karşı, kendi dillerini, kültürlerini de kıskançlıkla korumaya çalışıyorlar.” (Yamçı Sayı 2, Sayfa. 6) Ulusların oluşumunda belirleyici rolü oynamış olan pazardır. Ulusun kökeninde kapitalist üretim tarzının gelişmesini buluruz. Hakim ulusun bir ulusal birlik sağlama şeklindeki bütün uğraşlarının tabanında ekonomik nedenler yatmaktadır. Milli birliğin oluşmasını bilinçli olarak burjuvazi yönetir.

Burjuvazinin milli mücadelesinin daima sınıfsal sebepleri olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir. Hakim ulusun burjuvazisi eğer ulusal birliği savunuyorsa pazar bütünlüğünden dolayıdır. Buna karşılık ezilen ulus burjuvazisi milli bağımsızlığı savunuyorsa sömürünün büyük payını, ezilen burjuvazisinin kendisi almak için kendisi savunur. Burjuvazi kendi soygun savaşlarına girişebilmek için milli birlik fikrinin insanları seferber edebilen gücünden yararlanır ki, Kıbrıs çıkartması sırasında egemen ulus burjuvazisinin takındığı tavır bunu kanıtlamaktadır. Yamçı dergisi yine ”…çağdaş insan hakları ve özgürlükleri anlayışına ayak uyduramamış ya da bu anlayışı benimseyerek uygulamaya koymamış egemen güçlere karşı günümüz dünyasının sahne olduğu kurtuluş hareketleri yukarıda geçen bir anlayışın sonucu olmalıdır…” (Yamçı Sayı 2, Sayfa 7) diyor. Yukarıdaki anlayış dediği ise:

”Bütün iyi niyetlere, çağdaş anlayışa karşın dünden kalan yoz, kati ve çağdışı anlayışlarla başka toplumlara yasam hakki tanımayan, onların temel haklarını kullanma isteklerine karşı koymak isteyen egemen güçler vardır ve etkindir.” (Yamçı Sayı 2, Sayfa 7) Meseleyi daha da açık olarak ve sınıfsal yönüyle koysaydı, gerçekçi ve tutarlı olurdu. Burjuva anlayışını çağdışıyla nitelendirmek doğrudur, fakat bu tür bir anlayışın da nedenlerini ortaya koymak gerekir.

Sayı: 3

”Hangi açıdan ele alırsak alalım 1864 öncesinde Adige toplumunun ulus tanımına uygun bir görünümde olduğunu söyleyebiliriz. (Sayı. 3, Sayfa 3)

1864 Kafkasya’sında ulus tanımına uygun bir toplum göstermeye çalışmayı gerçekleri ve toplumsal gelişmeyi bilmemekle yorumlarız. Toplumlar gelişirken ilkel komünal, köleci, feodal ve kapitalist toplum aşamalarından geçmişlerdir. Feodaliteden kapitalist toplum yapısına geçildikten sonra ulusal bilinçlenme ve uluslaşmayı burjuvazinin önderlik yaparak oluşturduğu tarihi bir gerçektir. Adigeler 1864 yıllarında köleci toplum yapısından feodal toplum yapısına henüz geçmişler ve feodal toplum yapısının ilk basamaklarında ve köleci toplumu yapısını tasfiye edememiş bir durumdaydılar. Bu toplumsal yapıyı uluslaşma olarak göstermeyi ise toplumsal yapıyı ve gelişmeyi bilmemekle yorumlarız.

”Muhaceretteki Adige toplumu ise bu bütünün bir parçasıdır.”

”Anayurtla muhaceret arasında bir ulusal birliğin varlığı kesindir.” (Yamçı Sayı 3, Sayfa 3) Meselenin böyle konulmasının yanlış olduğunu daha önce belirtmiştik.

”Uygulanan özümleme politikalarına rağmen yeterince özümlenememiş etnik grupların ulusal bilinç kazanarak artık özümlenemez hale gelmelerinin egemen etnik gruplar işin zararlı olabileceği korkusu…” (Yamçı Sayı 3, Sayfa 5).

Meseleyi önce ulus olarak sonra ise etnik grup olarak koymak yanlıştır. Egemen ulus ve ezilen ulus ve de ezilen milliyetler şeklinde mesele ortaya konur. Yamçı Dergisi bu konuş şeklinde de yine tutarsızdır. Egemen ulus burjuvazisinin ve Çerkes azınlık milliyetleri burjuvazisi (ki varlığı egemen ulus burjuvazisinin varlığına bağlıdır.) Türkiye’nin geri kalmış olmasına bağlı değil de (sanayileşmekte olan ve yarı feodal yapı) ekonomik yönden gelişmiş olan ulusların da hakim ulus burjuvazisi diğer uluslar ve azınlık milliyetlerinin varlığını kabul etmez. (Örnek: İngiltere’de K. İrlanda ve Galler.)

Ezilen ulusların bağımsızlık ve özgürlük isteklerinin doğal olduğu daha önce belirtilmişti. Nedenleri de açıklanmisti. Yamçı’da meseleye bazen yaklaşmaktaysa da adım tam olarak koymaktan ve bilimsel olarak yorumlamaktan çekinmektedir.

S. S. Aydemir’in Tek Adam adlı üç ciltlik eserinin bir eleştirisini Yamçı dergisinin 3. sayısının 14,15,16 ve 17. sayfalarında izledik. Tek Adam adlı eserin tam eleştirisi değil de, Çerkeslerle ilgili bölümlerin alındığı ve bazı sonuçların çıkartıldığı eleştiri çok yüzeysel ve varılan sonuçlar da çelişkiliydi. S.S. Aydemir’in Yamçı’nın 15 ve 16. sayfalarında da aktarılan, Çerkeslerin Osmanlı topraklarına gelişi, yerleşmeleri, yerli halk (lar) ve sarayla ilişkileriyle ilgili sözleri ise gerçektir. En güzel sahalar denilen yerlere Çerkeslerin yerleştirilmesi, Osmanlı sarayının kendi egemenliğini sürdürme çabasıyla ve yine yerli halklar üzerinde (S.S. Aydemir sadece Türk halkını alıyor, buna karşılık Ermeniler ve Araplar üzerinde de) zora dayanan bir üstünlük sağlamaları da Sarayca oluşturulmuştur. Çıkartılan sonuçlardan üçüncüsünde ise:

‘ÇerkesIer hiçbir zaman kendi istekleriyle saraya kız, hanım vermemişler, aksine o zamanın kolluk kuvvetleri zorla güzel kızları saraya götürmüşlerdir.” diye gerçekleri tahrif etmek ise ciddi bir dergiye yaraşmayacak bir tavırdır. Başta egemen Çerkes prens ve asilleri olmak üzere kız babaları dahil saray ve konaklardan ekonomik yönden faydalanmak için özellikle güzel köleler ve köle olmayanlar saraya ve konaklara sunuldu. Eğer meseleye böyle yaklaşırsak Çerkesler hiçbir zaman Kafkasya’dan ayrılmayı da düşünmediler. Onları çeşitli emperyalist güçlerin ajanlığını yaparak kandıran ve anayurttan uzaklaşmalarını teşvik eden onlara onculuk yapanlar da eski egemenler ve din adamlarıydı.

Sayı: 4

‘Yamçı’nın Kuzey Kafkasya’ya gezi yapanlarla yaptığı röportajları bir tanık gibi göstererek…” aslında bunların amacı o rejimi övmektir.” denilerek akıl dışı girişimlerde bulunmaktadırlar.” (Yamçı Sayı. 4, Sayfa 5.)

Meseleyi ulusların kaderlerini tayin hakkı şeklinde koyup da, Kafkasya ile ilgili röportajlara karşı yöneltilen suçlamalara karşı da (ki gerici güçlerce yapılan suçlamalardır) kendisini aklamaya çalışması yine eleştirileri üzerine çeken bir tavırdır. Ulusların kaderlerini tayin hakkını hangi görüş veya ideoloji ortaya koymaktadır? Verilecek yanıt kısaca Marksist-Leninist görüş veya ideoloji olacaktır. Marksist-Leninist görüş dışında eğer başka bir görüş veya ideoloji ulusların kaderlerini tayin meselesini ortaya koyuyorsa söyleyecek söz kalmaz. Fakat meseleye bilimsel bir yaklaşım sağlamaya çalışıp (yanlış da olsa) bilimi inkara yönelmek kadar tutarsızlığı kanıtlayacak başka belge gerekmez.

”Proletarya, ulusal baskı üzerine kurulmuş bir devletin sınırları üzerine, emperyalist burjuvazi için çok tatsız olan bir sorunda susamaz. Proletarya ezilen ulusların belli bir devletin sınırları içinde zorla tutulmalarına karşı savaşmalıdır, bu da ulusların kaderlerini tayin edebilmeleri uğruna savaştır.” (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sayfa 147.)

Marksist-Leninst düşünce Milli Mesele’nin ortaya konulusu ve çözümü için inkar edilmez somut delillerle ortaya çıkmaktadır. Önce Marksist-Leninist görüşe yakın olarak meselenin çözümünde kaynaklanır görünmek. Sonra bunu inkara yönelmekten daha tutarsızlık düşünülemez.

Biz bir ulus muyuz, başlığını taşıyan ilginç olduğu kadar taşıdığı başlıktan ayrı şeylerden söz eden ve somut bir sonuca ulaşmayan bir yazıda 4. sayının 6,7, ve 8. sayfalarında yayınlandı. Çeşitli idealist yazarların ulus tanımları verildi ki, bunların özel olarak seçildiği düşüncesi kafalarda oluşuyor.

‘Dili, kültürü ve ülküsü bakımından başka topluluklardan ayrılan topluluk, millet” ve benzeri tanımlar. Somut olarak Türkiye’deki Çerkeslerin bir ulus olmadıklarını daha önce etraflıca inceledik.

Sayı: 5

Şimdiye kadar yayınlanan bütün yazılardan daha tutarlı ve sorunlara    derinlemesine inmeye çalışan bir yazı 5. sayıda Çerkes Toplumu Üzerine Notlar başlığı ile yayınlandı. ”Bugüne kadar oluşturulmayan kültür birikiminin ve siyasi ideolojinin oluşturulmayışının temellerinde bu çalışmaların baskı ve terörle kesintiye uğratilmasi ve kitlenin küçük çıkar hesaplarıyla pasifize edilmesi vardır.” (Sayı 5, Sayfa 2) Gerçekleri dile getiren ve ağır suçlamalarda bulunan yukarıdaki sözler Yamçı’nın bazı yazarları için de geçerlidir. Kendilerini aydın sanıp topluma yol göstermeleri ve toplumun meselelerini çözümleyecek siyasi ideolojiden devamlı kaçanlara gerçek aydın denilebilir mi? Kültürel birikimi ve siyasi ideolojiyi oluşturmayan ve engelleyen, küçük çıkar hesapları peşinde koşanlar kimlerdir? Küçük burjuvalar ve Çerkes aristokrasisi artığı olup, meseleyi daracık gören veya göstermeye çalışan ve meseleyi saptıran (ki, kişisel çıkarlar da söz konusudur) kimselerdir. Onlar ki daracık dünyaları ve kişisel çıkarları için halkın çıkarlarını kendi istekleri veya görebildikleri daracık ve çıkmaz yollarda tüketme çabasında bulunan küçük burjuvalardır. Meseleye hiçbir zaman somut gerçeklerle ve bilimsel olarak yaklaşmamışlardır. Bu yazı da meseleyi başlangıçta doğru olarak, gerekli açıklamalardan yoksun ortaya koyuyorsa da sonuçtaki gelişmelerle ilgili açıklamalarda da kısır kalınmaktadır. Derneklerle ilgili yorum ve yayın organlarıyla ilgili açıklamalar yetersiz ve ulaşılan sonuç da eksiktir. Nedir izlenmesi gereken yöntem? Bu konuda belki biraz acelecilik yapıyoruz. Fakat, Yamçı dergisinin genel tutumuna göre mesele somut ve bilimsel olarak ortaya getirilmek istenmemektedir.

Yamçı’nın 5 sayısının 14. sayfasında ”NeIer Ettiler Benim Halkıma Uzunyayla’da” başlığı ile yayınlanan yazıda:

”Benim halkım var diye; yol, okul, su, elektrik ve fabrika gitmedi Uzunyayla’ya” Yoksulluğa tutsak bıraktılar benim halkımı diye gerçeği yansıtan fakat eksik bir şekilde Çerkeslerin yoğun bulunduğu bölgelerden biri olan Uzunyayla anlatıyor. Bu bölgeye yol, su, elektrik ve fabrika götürmedi hakim ulus burjuvazisi, buna karşılık uygar kent sayılan İstanbul’un ilçelerinin köylerine okul yapılmazken, asimilasyonu hızlandırmak amacıyla 25 yıl önce okulu götürdüler. Şoven öğretmenleri ve asimilasyonu hızlandırıcı şekilde saptanan gerici eğitim düzeni ile (1945’ler sonrası daha yoğun olarak) 2,3,4,5,6,. sayfalardaki gelişmelere paralel olarak ve tek parti yönetiminin genel özümleme politikasını kanıtlayan ”Milliyetçiyiz ama ırkçılığa karşıyız”, sözlerinin uygulama alanı oldu Uzunyayla. O okullardan aynı yazıda belirtilen küçük çıkar hesapları uğruna toplumsal gelişmeyi saptıran küçük burjuvalar yetiştirildi.

KAPAT