WASHINGTON – MAYKOP HATTI

Kuban Paul Seauhmann
22.12.2009

Geçen hafta bir arkadaşımın (kendisi USA Ordu Korosu’nda solisttir) davetlisi olarak Washington’da USA Ordu Orkestra ve Korosu’nun (United States Army Band) konserine gittim.

Müthiş bir bina. İnsan daha içeri girmeden, kapısından çatısına kadar yapıyı süzmeden edemiyor. Dışarıda dikilen yalnız ben olmasam önünde çakılı kalacağım.

İçeri girdim. Fuayedeyim. Bu kez burası hipnoza sokuyor insanı. Artık konsere gelen diğer insanların yanında ”görmemişler” pozisyonunda olmamak için göz ucuyla bakınıyorum.

Sonra konser salonu. Bre aman. Bu da nedir? Ali Sami Yen Stadı’ndan 20-25 metre daha küçük bir yer düşünün. Öyle bir yer. Emin olunuz izin verseler konserden en az 4-5 saat önce girer en ince ayrıntısına kadar salonu incelerdiniz. Tavandan duvarlara, localardan merdiven tırabzanlarına kadar her şey bir sanat yapıtı. Çevremdeki insanların ne düşündüğü artık umurumda değil. Üşenmeden localara girip çıktım, kolonlardaki müthiş el işçiliğini canlı canlı izledim.

Aklıma Maykop’taki muhteşem Senfoni Orkestrası Salonu geldi. Orayı gördüğümde de büyülenmiştim. Oradaki işçilik ile buradaki inanılmaz benzeşiyordu. Maykop’taki salon bu kadar büyük olmasa bile, o da müthişti. O zaman dedim ki, gerçekten güzel ve çağdaş bir ülkem var. Çoğunun burun kıvırdığı, taşra kenti olarak gördükleri Maykop’taki konser salonunun bir benzeri İstanbul’da bile yok.

Kızılordu Korosu’nu çoğunuz izlemiş ya da dinlemişsinizdir. Tüm zamanların en iyi korosu olduğu söylenir. USA Ordu Orkestra ve Korosu da Kızılordu gibi olağanüstüydü. Orkestra senfonik sisteme göre dizayn edilmiş. Müziklerin çoğu klasik bestelerden seçilmiş.

Enstrümanistler notları oya gibi işliyorlardı. Dünyanın en iyi orkestra ve korolarından birini canlı olarak dinlemek rüya gibiydi.

Binlerce izleyici ile birlikte nefes almadan bu dinletiyi izledim.

Bir saat kadar sonra, arkadaşım sahneye çıktı. K.C. Armstrong, basbariton bir ses sanatçısı. Buraya geldiğimden beri hem canlı olarak hem de CD’den sıkça dinliyorum kendisini. Harika bir ses.

Orkestra klasik repertuarını değiştirdi ve Amerikan folk (halk) müziği çalmaya başladı. Sahneye banjo çalan bir enstrümanist girdi ve Armstrong ve arkadaşlarına eşlik etti. O elit izleyici birden hareketlendi. Tempo tutarak şarkıya katıldılar. Armstrong ve arkadaşları izleyiciyi öyle avucunun içine aldı ki, 4 kez bis yaptırdılar. (Alkışlarla sahneye 4 kez yeniden çağırdılar.)

Folk müziğin gücü bir başkaymış meğer.

Konserden sonra evimize dönmek için yola çıktık. Arabamda değerli thamademiz KUŞHA Doğan ve Yıstlamey’in CD’leri vardı. (Sevgili Nurhan hanımın kulağını çınlattım, çünkü CD’yi o bana armağan etmişti.)

Konserden o denli etkilenmiştim ki, Armstrong’a ”bizim de sizden aşağı kalmayacak müzik repertuarımız” var demek için can atıyordum. Çok beklemedim, sana bir iki şarkı dinletmek istiyorum dedim. Adam yorgun argın. 3 saatlik konserden çıkmış. Yarım ağızla elbette, dedi. Önce KUŞHA Doğan’ı koydum. Bitkin bir halde yola bakan Armstrong, başını -sanki görecekmiş gibi- arabanın teybine çevirdi. Şarkı bitene kadar da kafasını çevirmedi. Arkasından ikinci, üçüncü, dördüncü şarkılar… Beni konserinde büyüleyen arkadaşım; şimdi Washington yollarında, gecenin bir yarısında arabanın içinde KUŞHA Doğan’ı büyülenmiş biçimde dinliyor. Aslında büyütülecek bir şey de değil. KUŞHA Doğan daha nice Armstrongları etkileyecek ses rengine ve yeteneğine sahip bir thamademiz. Ancak insan yine de acayip kasılıyor. Ben de kasım kasım kasıldım.

CD bitti, yol bitmedi. Peki, bir kez daha dinleyebilir miyiz, dedi. Ben de yok şimdi sana başka bir şey dinleteceğim. Bu da bizim vatanımızın korosu. Bir dinle bakalım, deyip CD’yi değiştirdim.

Aman, aman, aman…

Armstrong kendini kaybedecek.

Bir ara yahu acaba dalga mı geçiyor diyecek kadar kuşku duymadım değil. Ancak değil gerçekten kendinden geçti. Binlerce izleyiciye 4 bis yaptırtan adam, Yıstlamey’in şarkılarıyla kendinden geçti. CD bitince bu hanım kim, dedi. Yıstlamey’in baş solistini soruyor. Yerin dibine girdim. Çünkü adını bilmiyordum. Armstrong öylesine şaşkın baktı ki yüzüme. Utancım bir kat daha arttı. Hayranlıkla dinlediğim grubun baş solisti kim bilmiyordum. Burada bunlar ayıp şeyler.

Geç de olsa hatamı tamir ettim.

Değerli solistimizin adı: XHUAKKUE Suzanna.

Sonuçta yol bitti ve ben iki CD’mi de kaptırdım.

Değerli thamademiz KUŞHA Doğan’a da Yıstlamey’e de sonsuz müteşekkirim. Bana bu güzel duyguları yaşattıkları için.

Bu değerlerimiz çağdaş kafaların elinde olsalardı, şimdiye kadar ”dünya değeri” olmuşlardı.

SonSöz
Yeni Yıl’ınızı en içten duygularımla kutluyor, ailenizle ve sevenlerinizle yaşam boyu nice yeni yıllar yaşamanızı diliyorum. (Kuban)

KAPAT