SİYASAL İSLÂM’IN ÇÖKÜŞÜ

YEMUZ Nevzat Tarakçı
13 Nisan 2019

Siyasal İslâm, “İslâm’ı siyasal bir ideoloji olarak algılayan çağdaş bir harekettir.”

Bir başka ifadeyle siyasal İslam, Müslümanların bir halifelerinin olması, bu halifenin olağanüstü yetkilerle donatılması, bu halifenin dünyadaki bütün Müslümanları bir bayrak altında toplaması gerektiği düşüncesine inanan, bu düşünceyi savunan bir siyasî anlayıştır.

İslâm’ı siyasî bir ideoloji olarak kabul edenlere göre İslâm, bütün insanlığa hitap eden bir din değil, bir toplumun siyasî iktidarını hedefleyen bir araçtır.

Bu anlayışın hedefinde “iktidar” vardır.

İktidarı hedefleyen bu anlayış daha ileri giderek “Demokrasi, araçtır!” dedikten sonra ilâveten “Din de araçtır!” deme noktasına gelmiştir.

İman, ibadet, ahlâk ve hukukla ilgili ilâhi hükümleri ihtiva eden İslâm, neyin aracı olabilir acaba?

Tabii ki iktidarın!

Bu ülkede bir dönem, kısman de olsa, “Millî ve manevî değerleri, insanî ve İslâmî değerlerle beraber çatıştırmadan, uyum içinde koruyan demokratlar ve demokrasi anlayışıdır.” inancı vardı.

Siyasal İslamcılara göre bu anlayış devre dışı bırakılmalıydı değilse asla siyasal İslâm’ın istediği düzenlemeler yapılamazdı!

Siyasal İslâmcılar önce demokratik söylemler geliştirerek demokratları destekleyen kitlenin sempatisini kazandı.

Sonra devletin imkânlarını önlerine koyarak radikal İslâmcıları yanlarına çekti.

Daha sonra “ihtilâl kalkışması” nın ardından “ülkenin bölünmesi ve vatana ihanet” gibi söylemler ile milliyetçileri de yanına çekmeyi başardı.

Daha sonra hukuk kurumlarına müdahale ederek hukuku siyasallaştırdı.
Ve hukuku, siyasî çıkarlarına alet etmeyi başardı.

Böylece İslâmcılık söylemi ile ortaya çıkan siyasî bir hareket, sonuçta devletin bütün imkânlarını menfaatlerine alet etmiş, bütün millî-manevî değerleri de itibarsızlaştırmış oldu.

Bu ülke bir dönem, Batı’ya doğru ilerleyen, kültürel ve inanç değerlerini modern değerlerle harmanlayarak istikbale yürüyen bir ülke görünümündeydi.

Oysa bugün, siyasal İslamcı kesimin yönlendirdiği ülke, Batı’da istenmeyen, Doğu’da ise itibarı gün geçtikçe azalan bir ülke konumunda.

Ne yazık ki siyasal İslamcıların yönettiği bu ülke demokratikleşmeden uzaklaşan, uluslararası hukuku rafa kaldıran, insan temel hak ve özgürlüklerini yok sayan garip bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor.

Bu ülkede AB reformlarının yapıldığı dönem, pek çoğumuzda bir ümit vardı!
Ama olmadı!
Unutmayalım, varlık yoklukta daha büyük bir imtihandır!
Güç, adamı bozarmış.
Çok güç, daha çok bozarmış.
Tek güç, tamamen bozarmış!
Ey İslam’ı temsil ettiğini iddia eden siyasal İslam’ın temsilcileri, üzgünüm ama sizi yakından tanıyan pek çok kişi, sizin hırsınızı, sizin haksızlıklarınızı görence “Yoksa İslâm’da büyük hatalar mı var?” demeye başladı.

Sözün özü, siyasal İslam sınavı kaybetti!
Güç, siyasal İslâm’ı zehirledi.
Artık siyasal İslam’ın temsilcileri, dün dillerine pelesenk ettikleri iddialı sözler yerine bugün adeta kin, nefret ve öfke kusuyor.
Herkesle kavgalılar.
Kendi kusurlarını örtmek için başvurmadıkları haksızlık, hukuksuzluk kalmadı.
İftiralar, hakaretler… sıradanlaştı.

Siyasal İslâm’ın temsilcileri, siz temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz değerlere çok büyük zarar verdiniz!
Siz, adaletten, hakikatten, eşitlik ilkesinden ayrıldınız.
Ne yazık ki sanki esas işiniz; insanları birbirine düşürmek, toplumu bölmek, halkı kutuplaştırmak oldu.
Bu mu İslam, bu mu Müslüman?

Evet, artık siyasal İslamcıların topluma, ülkeye dair söyleyecek pek bir sözü kalmadı.

Yıllardır eğitimde, ekonomide, toplumsal barışta yeni ve farklı bir şey yapılamadı.

Buna bağlı olarak ne yazık ki özellikle genç kuşaklarda dindar ailelerin çocuklarında çok ciddi bir sekülerleşme, dinden uzaklaşma, dinle mesafe koyma eğilimi gün geçtikçe artmakta.

Ne demişti Muhammed İkbal:
Kaç bu Müslümanlardan, sığın Müslümanlığa!

Not: KAFFED Genel Başkanı seçilen Sayın Yıldız ŞEKERCİ’yi tebrik ediyor, görevinde başarılar diliyorum.

KAPAT