SİNEJAN ASLAN (Öykü)

KÜÇÜK BİR KIZDI

Küçük bir kızdı. Kıvır kıvır uzun siyah saçları ve yeşil gülümseyen gözleri ile babasının ve mahallenin sevgilisiydi. Babasından aldığı sevgiyi etrafındaki insanlara o minik yüreğinden koptuğu gibi bolca veriyordu. Yaşlılar için sohbet arkadaşı kimsesiz çocuklar için güvenilir bir minik yürekti. Tam çocuktu hayatı hep oyun olarak alırdı. Hayal dünyası o kadar geniş ve sevgi doluydu ki.

Hayalinde çok zengindi fabrikaları vardı ve oralarda kimsesiz çocukları çalıştırıp onlara ev alıyor, sevgi dolu anne ve babalar veriyordu. Bu hayallerini babası ile paylaşıyordu başkası gülüyordu ama babası aferin benim akıllı kızım diyordu. Sırf akıllı kızım demesi için her gün yeni yeni sevgi dolu hayallerini sabırsızlıkla anlatması için babasını bekliyordu.

Çocuklar her zaman kıyafetlerini ve alınan eşyalarını ilk olarak ona götürüp gösterirlerdi. Öyle ya onun babası ona her istediğini alıyordu birbirinden güzel eşyaları vardı. Etraftaki çocuklar için o farkında bile olmadığı bir liderliği üstleniyordu. Arkadaşları için, alınan bir kıyafete onun çok güzel demesi çok büyük sevinçti.

Mahallenin kadınları her gün akşam saatlerinde annesinin yanına gelir ve pastalar börekler eşliğinde çaylarını içerlerdi. Sohbetler edilir mahallenin sakinleri tek tek konu edilirdi. Hele şakacı şişman teyzesi ne komiklikler yapardı. Onlara hayrandı ne kadar mutlu insanlardı.

İlk defa kalbi kırılmıştı anlam verememişti. Komşu kadınlar kimden ve neden bu şekilde bahsediyor anlayamıyordu kalbi çok kırılmıştı. Sabah olmuyordu nasıl yapıp da görebilirdi o uzak durulması gereken kişileri. Ya onları göreceği için annesi, babası kızarsa diye minik kafasında atıp tutuyordu. Babası ile ilk defa konuşamadı. Kadınlar sevmemişti aman uzak durun diyordu, o zaman babası da sevmeyecekti. Peki neden di?

Yüreği izin vermedi ve sabah erkenden komşuların bahsettiği, mahalleye yeni taşınan komşuları görmeye gitti. Kapıyı yavaşça çaldı. Uzun boylu sarı uzun saçlı çok güzel bir kız açtı kapıyı ve gülümseyerek ürkek bir sesle gel buyur dedi. Korkuyordu kimse kendisini görmeden hemen içeri girdi. Daracık, duvarda ki sıvaları yere dökülmüş bir salona girdi.

Karşıda sadece üzerinde bir eski çaydanlık olan dökük tezgah ve yerde birkaç boş ve kirli tencere tabak vardı. Etrafa bakmamaya çok özen gösterdi ama şaşırmıştı elinde olmadan karşısında gördüğü eşyalara bakmıştı. Ev sahibi kızın kapısını açtığı odadan içeri adımını attı. Donmuştu, şaşa kalmıştı minicik bir bebek ve aralarında çok az yaş farkı olan 3 tane daha çocuk. Hepsi kendisinden küçüktü. Sadece kendisine kapıyı açan sarışın kız belki bir iki yaş büyüktü.

Evde başka kimse yoktu. Dışarıda soğuk bir hava vardı, yerdeki karlar aylardır duruyordu. Odanın penceresinde ki buzlar çözülmemişti daha. Yere birkaç kat kilim serilmiş, pencere altlarına kağıt parçaları sıkıştırılmıştı Odanın içerisi oldukça soğuktu. Yanmayan köşede kurulu eski bir soba ve yerde ince bir döşek ve bir yorgan vardı. Hepsi o yatağın içindeydi. Kapıyı açan sarışın kız mahcuptu keşke görmeseydi diyen gözler ile bakıyordu. Minik yürek ev sahibinin bu rahatsızlığını fark etmiş ve sanki çok güzel bir ortama girmiş gibi sevgi dolu bakışlar ile en küçük olan bebeği sevmeye çalıyordu.

Kısa sürede dostluk kurulmuştu. Ev sahibi kız pencere altındaki duvardan düşen sıvaları bir türlü yok edemediğini söylüyordu. Bebeklerin karnını doyurmak için ne yemekler yapabilir onları anlatıyordu. Ama biliyordu ki sözü edilen hiçbir yemeği yapma şansları yoktu. O kadar çaresiz bir aile hiç görmemişti ve minik anne nasıl baş edecekti bu sorunlar ile.

Minik yürek okula gidiyordu ve her gün bisküviler ile okul arkadaşlarına ziyafetler çekiyordu. Eve geldiğinde sıcacık yemekler yiyor babası ile sohbetler ediyordu. Oysa bu yeni komşuların hiçbir şeyleri yoktu. Bir şeyler yapacaktı ama ya komşuları onlara gittiğini görürde annesine söylerlerse o zaman ne diyecekti?

Artık okula bisküvi götürmüyordu, evdeki eski gazeteleri topluyordu. Çevresinde ısınmak için ne lazım ise o yeni eve taşıyordu. Her gün eline bir şeyler alıp çocukların yanına koşuyordu.

-Bisküvileri ben sevmiyorum ama annem zorla veriyor bende bebek sever diye bebeğe getiriyorum diyordu.

Gazeteleri kat kat yapıp önce üzerindeki resimlere bakıp gülerek resimler hakkında yorumlar yaptıktan sonra pencere altına sıvaların düştüğü yere kapatmak için bazılarını da sobadaki ıslak odun parçalarını tutuşturmak için kullanıyorlardı. Mahalleye gelen bu minik anne ile çok mutluydu. Bebekleri seviyor onlara yiyecekler getiriyordu.

İki arkadaş saatlerce, konuşuyordu. Meğer anneleri ne kadar güzel kadındı ve çocuklarını ne kadar çok seviyordu. Giderken ağlamıştı istemeyerek gitmişti. Babaları her gün ağlatıyordu annelerini aslında sadece korkuyordu babasından hele annesini evden kovduğu gün ne kadar ağlamıştı sarışın güzel kız. Babaları çok kızmıştı evlerinden hiçbir şey alamadan yola çıkmışlardı. Anneleri eve olurda dönerse çocukları bulamazsın diye apar topar kaçmışlardı.

Yaşlı paradan başka bir şey düşünmeyen hacı amcanın evini zar zor bulmuşlardı. Baba üzgündü parasızdı sadece eve ekmek alabiliyordu. Suyun içerisinde ıslatılmış ekmekti bebeğin maması. Annesi olsa ne güzel yemekler yapardı. Sarışın arkadaşı anlatıyor ağlıyor minik yürekte onunla ağlıyordu.

Kadınlar yine akşam saatlerinde çay sohbetine gelmişlerdi. Eskisi gibi komiklikler yapmıyorlar sadece çocuklarını bırakıp başka birisine kaçan tanımadıkları kadına kızıyorlardı. Kimdi bu insanlar, aman ne kötü bir şeydi, annenin çocuklarını bırakıp başkasına kaçması. Öyle bir annenin çocukları da kötü olurdu o yüzden onlardan çocuklarını uzak tutmak lazımdı. Bu konuda birbirlerine sıkı sıkı tembihlerde bulunuyorlardı. Minik yürek söylenenlerin hiç de doğru olmadığını biliyordu ama sarışın
arkadaşı ona çok güvenmişti konuştuklarını ve doğruları nasıl söylerdi.

O zaman çok sevdiği sarışın arkadaşı kendisine bir daha güvenmezdi. Fakat neden onları kimse tanımıyordu. Ah bir tanısalar nasıl sever, nasıl üzülürlerdi o minik çocuklara.

Şişman teyze artık minik yürek için sevdiği şakacı teyze değildi. Onun değer komşuları nasıl etkilediğini görmüştü. Hiç çocuğu olmayan şişman teyze bence çocukları sevmiyor diyordu kendi kendine. Çocukları sevmediği için yanı başında oturan bu yeni komşuları hiç tanımak istememişti. Minik yürek çaresiz ve sanki büyük yanlış yapıyor gibi her gün düzenli olarak yeni komşularını görmeye gidiyordu. Şişman teyze sonunda onu eve girerken görmüştü ve akşam çayında annesine söyleyecekti. Ya annesi kızarsa, ya babası üzülürse diye kendi kendine sürekli soruyordu. Yaptığı nasıl bir suçtu anlam veremiyordu.

Şişman teyze çok fırsat vermeden yarı azarlar şekilde o evde ne aradığını sormuştu. Artık söylemek lazımdı o çocukların annesi yanlış anlatılmıştı. Bütün öğrendiklerini anlattı. Çok geçmeden mahallenin kadınları yeni komşuların kapısına gitmişlerdi sarışın güzel kız kapıyı açtı hepsi meraklı gözlerle eve girmişti. Ne yendi ne içildi nasıl yaşamaya çalıştılar bakınıyorlardı. Minik yürek mahcuptu ama olsun sonunda hepsi bu korktukları eve gelebilmişlerdi. Çocukların durumunu görüp üzülmüşlerdi. En kısa zamanda neler getirilir neler yapılabilir onu konuşuyorlardı. Sarısın kızı sorguya çekmişlerdi kimlerdi, nerden gelmişlerdi, ne yapacaklardı, anne nasıl oldu da başka yerdeydi.

Bir iki gün sonra komşuların yoğun gayretlerini görüyordu minik yürek ve seviniyordu. Hepsi anne ile baba bir şekilde barıştırılmalı diyordu. Yakın akrabaları kimler onlara bir şekilde ulaşılmalı ve burada oldukları söylenmeli deniliyordu. En son dayılarına ulaştıklarını ve geleceğini komşuların sohbetlerinden duydu minik yürek.

Artık babası ve annesi ile konuşuyor çocukların ne kadar tatlı olduğundan bahsediyordu. Yine okuldan geldikten sonra yüreği sevinçle dolu ve kim görecek korkusu olmadan sarısın arkadaşına gitti. Ev bomboştu gitmişlerdi bir an için ağlamaklı oldu. Fakat anladı ki anne ve baba barışmış çocuklarını evlerine götürmüşlerdi. Artık onlarda sıcacık bir evde oturacak ve karınları doyacaktı. Minik yüreğin, sarışın arkadaşı her aklına geldiğinde içinde hüzün olur, ne zor şeydi çocukken anne gibi olmak.

En fazla 3 hafta süren bu dostluğu minik yürek hiç unutamadı.

KAPAT