RUSYA-AB İLİŞKİLERİ

Prof. Dr. Birol Akgün

Komünist bloğun çökmesinden sonra Sovyetler Birliği’nin çekirdek gücünü temsil eden Rusya, bir taraftan kaybettiği eski gücünü kazanmak
diğer yandan ise kapitalizme ve demokratik bir yönetime geçişin tüm sorunlarını yaşamış ve bu arada Kafkaslardaki ayrılıkçı hareketlerle uğraşmak durumunda kalmıştır.

Batıya karşı jeopolitik güç mücadelesini kaybeden Rusya’da, Rus siyasi elitlerini eskiden beri ayıran Atlantikçilik ve Avrasyacılık tartışmaları yeniden başlamış ve 1990’lı yıllarda Avrupa’yla ilişkilerin geliştirilmesini savunanlar büyük ölçüde siyasete egemen olmuşlardır. Bu nedenle soğuk savaş sonrası dönemin ilk on yılında (Boris Yeltsin dönemi) Rusya-AB ilişkileri her alanda hızlı bir gelişim göstermiş ve 1994 yılında imzalanan “Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması” (OİA) ile stratejik bir boyuta erişmiştir. Ancak 2000 yılında Putin’in işbaşına gelmesiyle birlikte Avrasyacı akım güç kazanmış, petrol ve doğal gaz gibi zengin enerji kaynaklarının Rus ekonomisine sağladığı dövizlerin de etkisiyle, Rusya önce yakın çevresinde ardından da küresel düzlemde yeniden küresel bir jeopolitik güç olma arayışına girmiştir. Bu nedenle iki batılı kurum olan NATO ve AB’nin eş zamanlı olarak Avrupa’nın doğuya doğru genişlemesi Kremlin’i aşırı derecede rahatsız etmeye başlamıştır. Özellikle 2004 yılındaki son genişleme dalgasıyla AB ile artık sınırdaş ülke haline gelen Rusya, Batının
Ukrayna ve Gürcistan gibi ülkeleri de NATO’ya alma girişimlerini ve AB’nin “komşuluk politikası” çerçevesinde geliştirdiği Doğu ortaklığı programını tepkiyle karşılamıştır.

Rusya, kendisini her fırsatta Avrupa kültürünün bir parçası olarak
gördüğünü vurgulamakla birlikte, AB’nin temsil ettiği değerlerin kendisinin
temsil ettiği özgün tarihsel gelenekten (Doğu Avrupa ya da Slav
Ortodoks kültürü) daha üstün olmadığı tezini savunmaktadır. Bu teziyle
Rusya, AB’nin temsil ettiği Avrupa medeniyetinin üstünlük tezini sarsarak,
AB ile ilişkilerini AB’nin diğer ülkelerle (örneğin Türkiye) yürüttüğü
Avrupalılaştırma modelinden farklı, eşitler arası bir ilişki modeli
geliştirmeyi amaçlamaktadır.1 Böylece Rusya, AB’nin ikili ilişkilerde
sürekli olarak ortak değerlere vurgu yapan post-modern/idealist bir
yaklaşımı reddetmekte, tersine geleneksel Westefalyan, egemen ulus
devletlerarasındaki ilişkileri savunmaktadır. Bu sayede Batının insan
hakları gibi eleştirilerini de bertaraf etmeyi amaçlamaktadır. Nitekim
Putin’in ikinci döneminde (2004-2008) bu yeni yaklaşım Rusya ile AB
arasındaki ilişkileri önce durağanlığa, ardından da derin bir depresyona
itmiştir. 2007 yılında süresi biten OİA konusunda Rusya’nın kapsamlı
revizyon isteği AB tarafından kabul görmemiş; OİA mevcut şekliyle birer yıl arayla otomatik olarak uzatılmaya başlanmıştır. Buna rağmen
işbirliği mekanizmaları işlemediği için Rusya önde gelen AB ülkeleri
ile ilişkilerini ikili temelde yürütmektedir.

Rusya artık kendisini 1990’lara göre ekonomik ve siyasi olarak oldukça
güçlü hissetmekte ve bu nedenle de hem Batıya hem de çevresindeki
ülkelere karşı defansif değil offensif bir politika yürütmektedir.
Dünya enerji piyasalarına yön verebilecek kadar zengin karbon
rezervlerini kontrol etmesi Rusya’ya hem güvenebileceği bir ekonomik
kaynak hem de bu kaynakları politik bir silah olarak kullanabilecek
bir jeopolitik üstünlük sağlamaktadır. Özellikle AB ülkeleri toplamda
doğalgazın neredeyse yarısını ve petrolün de üçte birini Rusya’dan
sağlamaktadırlar. AB’nin doğusundaki yeni üyelerin bazılarında ise
bu oranlar yüzde 100’lere yaklaşmaktadır. Dahası gelecek yirmi yılda
AB’nin Rus enerji kaynaklarına olan bağımlılığının giderek artacağı
ve yüzde 70’lere ulaşacağı tahmin edilmektedir. Dolayısıyla Rusya ve
AB arasındaki ilişkilerde “enerji faktörünün” rolü giderek artacaktır.
2AB açısından Rusya ile ilişkilerini 1990’lı yıllardaki düzeye ve içeriğe
kavuşturmanın yolu, AB’nin Rusya’ya bu asimetrik bağımlılık yaratan
enerji jeopolitiğinden kurtulmasından; başka deyişle enerji kaynaklarının
çeşitlendirilmesinden geçmektedir ki, Türkiye’nin geliştirdiği Nabucco
gibi yeni boru hatlarının devreye sokulması bu anlamda AB’nin
Rusya ile ilişkilerini de önemli ölçüde etkileyecektir.

Gerçekten de bugün Rusya, AB’ye karşı elinde kullanabileceği en
büyük pazarlık kozu olan doğal gaz silahını zaman zaman kullanmaktan
çekinmemektedir. Buna karşın Rusya Avrupa pazarlarını tamamen
kaybetmek istemediği için AB ile karşı karşıya gelmekten de sakınmaktadır.

Yine de AB’nin kendi içinde yaşadığı entegrasyon ve yönetim
sorunları ile küresel mali krizle mücadelede yaşadığı ayrışmayı/bölünmeyi
Rusya kendi lehine kullanmayı bilmiştir. Bu çerçevede, Rusya AB
ülkeleri (özellikle Fransa ve Almanya) üzerindeki gücünü kullanarak
NATO’nun Ukrayna ve Gürcistan’a üyelik perspektifi vermesini engellemiş;
Kosova’nın BM üyeliğini bloke etmiş; Ukrayna’da son seçimleri
etkileyerek Rusya yanlısı bir hükümetin kurulmasını ve ardından da
süresi 2015’te dolan Akyar’daki (Sivastopol) deniz üssünün süresinin
2042’ye kadar uzatılmasını sağlamış; Kırgızistan’daki halk ayaklan
masını da kendi lehine çevirmiştir. Tüm bu gelişmeler, Rusya’nın Çin,
Hindistan ve Brezilya gibi yükselen güçlerle de işbirliği yaparak ABD
ve AB’ye karşı küresel sistemde dengeleyici bir güç olma, Sovyetlerin
çöküşüyle kaybettiği eski ihtişamlı ve prestijli günlere geri dönme özlemini yansıtmaktadır. AB ile enerji ve diğer ekonomik alanlardaki karşılıklı
bağımlılık her iki aktörü de ilişkilerde tatlı-sert bir modeli gerekli
kılsa da, Rusya ve AB ile ilişkilerin 1990’lar düzeyine geri gelmesi kısa
sürede mümkün değildir.

Rusya Federasyonu-AB ilişkilerinin Hukuki Çerçevesi ve
İşbirliği Alanları

Rusya Federasyonu (RF) ile Avrupa Birliği (AB) ilişkileri 1970’lerin
sonlarında SSCB ile Avrupa Topluluğu arasında kurulan temaslara dayanmaktadır.

Doğu-Batı kutuplaşmasında 1960’lı yılların ortalarında başlayan detante döneminin bir sonucu olarak, bloklar arasında kurulan diyalog neticesinde SSCB ile AT arasında görüşmeler başlamıştır.

Taraflar arasında ilk ciddi temaslar balıkçılık konusunda 1970’li yılların
sonlarında yapılan görüşmeler olmuştur. Ardından temaslar 1988
Haziran’ında SSCB’nin AT’nin varlığını tanıması ile resmileşmiş, ve
taraflar arasındaki ilk antlaşma Aralık 1988’de imzalanan “Ticaret ve
İşbirliği Antlaşması” olmuştur. SSCB’nin dağılması sonrasında ise RF,
AB ile ilişkileri geliştirmek istemiş, 1992 yılında başlayan görüşmeler
neticesinde OİA imzalanmıştır. 1997’de yürürlüğe giren antlaşma günümüz
Rusya-AB ilişkilerinin yasal çerçevesini belirlemiştir.

Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması’nın (OİA) Temel Çerçevesi

Rusya Federasyonu ile Avrupa Birliği ilişkileri yasal olarak görüşmelerine
1992’de başlanan, 1994 yılında imzalanan ve 1 Aralık 1997’de
yürürlüğe giren “Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması”3 (Partnership and
Cooperation Agreement) ile başlamıştır denilebilir. Uluslararası barış
ve güvenliğin tesisi, politik ve ekonomik özgürlüğü sağlayacak demokratikleşmenin desteklenmesi, politik, ticari, ekonomik ve kültürel bağların güçlendirilmesi ile “karşılıklı ortaklık” fikrinin geliştirilmesi gibi
genel amaçları ihtiva eden antlaşmanın düzenlediği alanlar şunlardır:
ortak amaçlar/hedefler, karşılıklı iletişimi sağlayacak kurumsal çerçevenin
oluşturulması, birçok alanda diyalog ve eylem çağrısı. Ortaklık
ve İşbirliği Antlaşması’nın hükümlerine bakıldığında oldukça kapsamlı
olduğu görülmektedir: mal ve hizmetlerin ticareti, mali ve hukuki işbirliği,
bilim ve teknoloji, eğitim, enerji, nükleer ve uzay teknolojilerinde
işbirliği, yasadışı faaliyetlerin önlenmesi ve çevre ve taşımacılıkta işbirliği
yapılması.

OİA on yıllık bir süre için geçerli olacağı ve taraflardan birisinin
itiraz etmesi ve yerine yeni bir antlaşmanın imzalanmaması durumunda
ise OİA’nın otomatik olarak uzatılacağı hükme bağlanmıştır. OİA, Rusya
ile AB arasındaki ilişkilerin kurumsal altyapısını da tesis etmiştir.
Bunlardan ilki “devlet ya da hükümet liderleri zirvesi” olarak adlandırılabilecek yapıdır. Bu zirve yılda iki kez düzenlenmekte ve
Rusya-AB ilişkilerinin gelişmesine yön verecek stratejik konuların görüşüldüğü platform olmaktadır. Bir diğer yapı ise bakanlar düzeyinde
gerçekleştirilen, yılda bir kez toplanan “işbirliği konseyi” de denilen
mekanizmadır. Aynı şekilde uzmanların da çeşitli konularda bir araya
geldikleri ve yılda birden fazla sayıda toplantılar düzenlenen işbirliği
komiteleri de oluşturulmuştu. İki taraf arasında oluşturulan ortak bir
“parlamenter komite” de mevcuttur. Bu komitede Avrupa Parlamentosu
ile Duma’dan temsilciler bir araya gelmektedir. Diğer taraftan ticaret ve
endüstri, enerji, bilim ve teknoloji, taşımacılık ve telekomünikasyon,
kömür ve çelik, rekabet ve yasaların uyumlaştırılması, gümrükler ve
sınırların kontrolü, tarım ve balıkçılık, mali ve ekonomik konular başlıkları
altında dokuz “alt komite” de oluşturulmuştur.

Rusya Hakkında AB Ortak Stratejisi

4 Haziran 1999’da yayınlanan Ortak Strateji belgesi4 Ortaklık ve İşbirliği
Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinin ardından AB’nin Rusya’ya
yönelik temel bakışını ortaya koyan, dört yıllık bir öngörü sunan belgedir.
“Rusya’nın geleceğinin kıtanın geleceğinin temel unsuru olduğu”
anlayışının hakim olduğu Ortak Strateji belgesinde Rusya’yla federal,
bölgesel ve yerel düzeylerde çalışabilmek için Rusya’daki politik ve
ekonomik dönüşümün desteklenmesi gerektiği belirtilmiştir. Ortak
stratejide AB’nin Rusya’dan beklentileri dört ana başlıkta sıralanmıştır:
Rusya’da demokrasinin, hukukun üstünlüğünün ve kamu kurumlarının
konsolidasyonu; ortak bir Avrupa ekonomik ve sosyal alanına84
Rusya’nın da entegre edilmesi; Avrupa ve civarında istikrarın ve güvenliğin
tesisi; Avrupa kıtasındaki ortak sorunlar.

Rusya Federasyonu’nun AB Hakkında Orta Vadede Stratejisi
Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi sonrasında
Rusya-AB ilişkilerinin on yıllık periyodunu (2000-2010) belirleyen bu
strateji belgesinde 5, Rusya’nın Avrupa ve AB’ye dair dış politikasının
genel hatları ele alınmıştır. Orta vadeli strateji belgesi Ortaklık ve İşbirliği
Antlaşması’nın Rusya tarafından ne şekilde uygulanacağının da
göstergesi olmuştur. Bir anlamda Rusya’nın AB ile ilişkilerdeki samimiyetini gösteren bir iyi niyet beyanıdır.

Rusya’nın AB’ye ilişkin orta vadeli stratejileri on iki başlık altında
verilmiştir.

• Rusya-AB ortaklığının stratejik karakteri
• Rusya ve AB arasında politik diyalogun mahiyeti ve geliştirilmesi
• Karşılıklı ticaretin ve yatırımların geliştirilmesi
• Finansal alanlarda işbirliği
• Genişleyen AB’de Rusya’nın çıkarlarının korunması
• Pan-Avrupa altyapı işbirliğinin geliştirilmesi
• Entellektüel ve fikri hakların korunması, bilim ve teknoloji alanlarında
işbirliği
• Sınır aşan/sınır ötesi işbirlikleri
• İşbirliğinin hukuki zemininin geliştirilmesi
• Kanuni yaptırım alanında işbirliği
• İşbirliğinin geliştirilmesinde iş aleminin rolü
• Stratejinin Rusya’da uygulanmasının sağlanması

Mayıs 2010 RUSYA’NIN BÖLGESEL VE ULUSLARARASI POLİTİKALARI

AB-Rusya Federasyonu Enerji Diyalogu

Fransa’nın AB Dönem Başkanı oluğu dönemde AB ile RF arasında
enerji alanında görüşmeler yapılmıştır. Görüşmelerde enerjiyle alakalı
bütün sorunlar, enerji kaynaklarının araştırılması, üretimi ve taşınması
gibi konular ele alınmıştır. Görüşmelerin en önemli sonucu Rusya’nın
1994’de imzaladığı ancak askıda tutup onaylamadığı Enerji Şartı
Antlaşması’nı (Energy Charter Treaty) 6 onaylamaya razı olmasıdır.
Bu antlaşmayı onaylaması ile Gazprom’un faaliyetlerinin şeffaf olması
sağlanacaktı.

Dört Ortak Alan (Four Common Spaces)

Rusya ve AB arasında gerçekleştirilen zirvelerden St. Petersburg
Zirvesi’nde (31 Mayıs 2003) 7 iki ülke arasındaki yasal ilişkilerin zeminini
oluşturan Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması’nın hükümlerine bağlı
kalınarak, iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla, uzun
vadeli uygulama alanlarını kapsayan dört ana başlıkta ortak alanlar
oluşturulmuştur.

“Dört Ortak Alan” (Four Common Spaces) olarak tanımlanan bu
alanlar şunlardır: Ortak ekonomik alan (the common economic space),
özgürlük, güvenlik ve adalet ortak alanı (the common space on
freedom, security and justice), dış güvenlik ortak alanı (the common
space on external security), araştırma, eğitim ve kültür ortak alanı (the
common space on research, education and culture). 2003 St. Petersburg
Zirvesi’nde kararlaştırılan “Dört Ortak Alana” ilişkin yol haritası ise
2005 Moskova Zirvesi’nde belirlenmiştir.

8 Mayıs 2010 RUSYA’NIN BÖLGESEL VE ULUSLARARASI POLİTİKALARI

Ortak Ekonomik Alan: Amacı Rusya ile AB arasında açık ve entegre
olmuş bir pazar oluşturmaktır. Bunun için ticareti ve yatırımı kısıtlayan
engellerin kaldırılması, reformların ve rekabetin teşvik edilmesi, şeffaflığın,
ayrımcılık yapmamanın ve iyi yönetimin sağlanması gerekmektedir.
Telekomünikasyon, taşımacılık, enerji, uzay ve çevre konuları da
ortak ekonomik alan kapsamında değerlendirilmiştir.

Özgürlük, Güvenlik ve Adalet Ortak Alanı: Bu ortak alanda özellikle
demokrasi, insan hakları ve temel özgürlüklere saygı, hukukun üstünlüğü,
bağımsız yargı sisteminin temel değerlerinin etkin uygulanması,
özgür ve bağımsız medya gibi konular ele alınmıştır. Bu alanda yakın
zamanda antlaşmalarla vize işlemlerinde kolaylık sağlanması, böylece
Rus vatandaşları ve AB üyesi devletlerin vatandaşlarının karşılıklı olarak
iş, gezi ve turizm seyahatlerinde kolaylıklar sağlanması amaçlanmıştır.
Ayrıca bu ortak alan kapsamında terör, organize suç, uyuşturucu
kaçakçılığı ve yolsuzlukla mücadele de ele alınmıştır.

Dış Güvenlik Ortak Alanı: Temel amaç uluslararası barışın tesisi olarak
tanımlanmıştır. Bu amaçla taraflar uluslararası sorunlarda BM’nin
etkin bir biçimde müdahil olmasını önceleyeceklerini, ardından AGİT
ve Avrupa Konseyi gibi uluslararası örgütler nezdinde uluslararası konuları
değerlendireceklerini ve bu alanlarda işbirliği yapacaklarını belirtmiştir.
İşbirliği yapılacak alanlar şöyle sıralanmıştır: güvenlik ve
kriz yönetiminde diyalog kurulması, küresel ve bölgesel tehditlere karşı
ortak tutum geliştirilmesi, terörizm, kitle imha silahlarının yayılması
ve yerel krizlerle ortak mücadele. Ayrıca Transnistria (Moldova), Abhazya,
Güney Osetya ve Dağlık Karabağ gibi sorunların BM ve AGİT
çatısı altında çözüme kavuşması yolunda iki taraf arasında mutabakata
varılmıştır.

Araştırma, Eğitim ve Kültür Ortak Alanı: Taraflar arasında uyumun
sağlanması, karşılıklı olarak vatandaşlar arasında iyi niyetin tesis edilmesi
açısından oldukça önemli görülen bu ortak alanda, kıta Avrupası
ile Rus kültürel ve entelektüel miraslarının bir arada değerlendirilmesi,
böylece taraflar arasında kültürel bağların güçlendirilmesinin sağlanması
amaçlanmaktadır. Bu amaçla taraflar arasında ortak eğitim programları,
öğrenci değişimleri, ders müfredatlarında uyum gibi konular
ele alınmış, Moskova’da bir Avrupa enstitüsü kurulmuştur.

AB’nin Rusya Hakkındaki Ülke Strateji Belgesi (2007-2013)

Bu belgede AB’nin Rusya ile ilişkilerde önem verdiği temel unsurlar
sıralanmıştır. Ayrıca Rusya’nın politik ajandasında demokrasi, insan
hakları, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı gibi temel konuların ne
şekilde yer aldığı, Rus dış politikasının ve bölgesel konulardaki tutumu,
ekonomi politikasını Avrupa ekonomi modeline uyumlaştırmaya yönelik
projeleri, sosyal politikalar ve çevre politikası ele alınarak analiz
edilmiştir. Sonuç olarak Rusya’nın “ortak alanların” uygulanması konusunda yavaş davrandığı, ancak ajandasına koyduğu önlemlerle ortak
alanlara ilişkin girişimlerini hızlandırabileceği sonucuna varılmıştır.
Rusya’nın politik ve ekonomik istikrarı, istikrarlı bir şekilde enerji tedarikinin sağlanması, adalet ve içişleri, çevre ve nükleer güvenlik alanlarında ileri düzeyde işbirliği AB’nin öncelikli gördüğü alanlar olarak
tanımlanmıştır. Bu amaçla 2003 St. Petersburg Zirvesi’nde kabul edilen
ve 2005 Moskova Zirvesi’nde “yol haritası” deklare edilen “dört ortak
alan”ın önemine değinilmiştir.

Sektörel Antlaşmalar

Rusya ve AB arasında Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması ile başlayan “karşılıklı sorumluluklar” her iki tarafın hazırlamış olduğu strateji belgeleriyle gelişmiş, “ortak alanların” kabulü ve “yol haritasının” yürürlüğe
konulmasıyla işler kılınmıştır. Ancak taraflar arasındaki ilişkileri geliştiren
belgeler yalnızca Ortaklık ve İşbirliği Antlaşması ve devamında
yayınlanan dokümanlar olmayıp, sektörel bazlı antlaşmalar da işbirliğinin
gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Bu sektörel antlaşmalara konu
olan alanlar ve antlaşma tarihleri şöyledir: tekstil (1998), enerji (1999),
suçla mücadele (2000), silahsızlanma ve silahların yayılmaması (1999,
2001), bilim ve teknoloji (1999, 2003), çelik (1997, 2002, 2004, 2007),
bölgesel politika (2007), uyuşturucu trafiğinin kontrolü (2007).

Rusya Federasyonu-AB İlişkilerinin Geleceği Sovyetler Birliği’nin dağıldığı, Rusya’nın iç karışıklıklar nedeniyle siyasi açıdan zayıfladığı ve ekonomik olarak yeniden yapılanma sorunlarıyla uğraştığı bir dönemde tesis edilen RF ve AB ilişkileri 2000’li yıllarda Rusya’nın yeniden güçlenmeye başlaması ile sorun yaşamaya başlamıştır. Bunun temelinde Putin yönetiminin AB’yi ve Batı’yı Rusya’nın zayıfladığı bir dönemde kendilerine karşı haksız bir şekilde davranıldığı ve hatta Soğuk Savaş döneminin rövanşı alındığı algılaması vardır. Rusya kendisini AB’nin değil ancak Avrupa medeniyetinin temel bir kurucu unsuru olarak tanımlamaktadır. Tam da bu nedenle kendi kimliğini Doğu Avrupa siyasi kimliğinin taşıyıcısı olarak görmekte ve Batı Avrupa’ya entegre olmaktan ziyade, doğu Avrupa’nın lideri olarak eşit bir diyalog ve işbirliği zemininde bir ortaklık tesisini savunmaktadır.

Bu nedenle 2004 yılında AB’nin on üyeyi alarak Baltık ülkeleri
vasıtasıyla Rusya sınırına dayanmasını AB’nin Rusya’nın doğal etki ve
çıkar alanına bir müdahalesi olarak algılamıştır. Benzer şekilde doğrudan
ilgili olmasa da NATO’nun doğuya doğru genişlemesini ve AB’nin
iyi “komşuluk politikası” çerçevesinde altı ülkeyle geliştirdiği Doğu
Ortaklığı platformu (Ermenistan, Azerbaycan, Belarus, Gürcistan, Moldova
and Ukrayna) Rusya’yı memnun etmemektedir.

Aradaki gerginliğe rağmen Moskova ve Brüksel’in ilişkileri koparacak
adımlar atmama konusunda oldukça ihtiyatlı davrandıkları, birbirlerinin
stratejik çıkarlarını gözettikleri de gözlenmektedir. Burada
iki büyük küresel aktör arasındaki artan ticaret bağlarının önemli bir
yumuşatıcı işlev gördüğü söylenebilir. Zira Rusya ve AB birbirlerinin
doğal ticaret ortağıdırlar. Rusya AB’nin, ABD ve Çin’den sonra üçüncü
büyük ticaret ortağıdır. 27 üyeli AB’nin dış ticareti içinde Rusya toplam
ihracatında yüzde 6.2, ithalatında ise 10.4’lük bir yer tutmaktadır. AB
ise Rusya’nın en büyük ticaret ortağı olup toplam dış ticareti içinde
yüzde 54’lük pay oluşturmaktadır.10 Bireysel düzeyde AB ülkeleri ele
alındığında ise Almanya Rusya’nın en önemli ticaret ortağıdır. Dolayısıyla
RF-AB arasında son yıllarda derinleşen güven bunalımına, siyasi
ilişkilerdeki gerginliklere rağmen, ticari ilişkilerin giderek yoğunlaştığı
ve derinleştiği gözlenmektedir. Bu ilişkiler ağının zamanla iki aktör
arasındaki siyasi ilişkileri de yumuşatması beklenmelidir.

AB açısından en önemli sorun Rusya ile ilişkilerinde mahpuslar ikilemine
yakalanmasıdır. AB ülkelerinin bireysel ulusal çıkarları uğruna,
AB’nin ortaklık ruhundan uzaklaşmaları Rusya’ya karşı en büyük pazarlık
gücü olan birliğin tek sesli olmasını engellemektedir.11 Öte yandan
RF ve AB ilişkilerinin geleceği daha genel anlamda dünya ekonomi
politikasındaki güç dengelerindeki değişmelerden, özellikle ABD ve
AB arasındaki ilişkiler ve NATO gibi güvenlik yapılanmalarının nasıl
evirileceği ile de yakından ilgilidir.

KAPAT