PAYLAŞIMDA ‘’MAT ETME’’ OLMAZ

SHOQUL İlhan Aydemir
17 .02.2009

Adigelerin kendilerine yurt edindikleri yer; kavimler kapısı diye anılan ve dünya insanlarının geçiş alanı olması onları tarihin her döneminde savaştan ve gelip geçen halkların talanından etkilenmelerinden koruyamadı. Her ne kadar Kafkas dağlarının geçit vermez yamaçları ve sık ormanları onların yok oluşuna imkan vermemiş ise de her gelip geçenin ne tür hasarlara yol açtığı anlatılamayacak boyutları bulmuştur.

Bütün bu nedenler art arda eklenince her dönemde yerleşik düzende olmalarına rağmen, yerleşik olmayan halklar gibi olmak durumunda kalınmıştır. Her geçiş yapan halk ile birlikte onlar da korunaklı yerlere taşınıp talan geçtikten sonra geri ovalara yayılma hareketi içerisinde can pazarı derdine düşüldüğü yerde de yazı ile uğraşmak onlar için zor bir uğraş olmuştur.

Çeşitli dönemlerde Yunan-Pers ilişkileri içerisinde daha sonra da İslam dininin kabulü ile Arap alfabesi ile haşir neşir olunmuş ise de bunların temelde bir yere oturması pek mümkün olmadı. Çeşitli dönemlerde Adige dili yazılmak istendi ise de bu işin zorluğu hep insanların karşısına çıktı.

Zorluğun nedeni dilin yapısından kaynaklandığının da bilinen bir gerçek olduğu açıktı. Akan suyun, esen rüzgarın ve yere düşen yaprakların çıkardığı hışırtıdan kuşların çıkardığı seslere kadar geniş sesleri içerisinde barındıran Adige, Abhaz, Wubıh ses dili gurubunu gemlemek pek mümkün olmadı. Dünyada kullanıla gelen 25 ile 33 ses aralıklı dillerdeki kullanılan sembol harflerle bu dili yazılı hale getirmek çok zor bir işti. Bu dillerde ise 60 ile 80 ses aralığında ses dili özelliği taşıyor ve sesler aynı zamanda sözcük özelliği taşıyor ve seslerdeki nüans farkları sözcüğün anlamını değiştiriyordu.

Yine de sesleri resimleme çabaları her dönemde oluştu. Son dönemlerde ise dünyada olup bitenlerden düşünce sistemlerinden ve diğer halkların yazınlarından kendi halkını da haberdar etme istekleri daha çok ileriye çıktı ve bu dillerde de çalışmalara hız verildi. Yapılan tüm çalışmalar birçok zorlukla karşılaştı. Dildeki ses çokluğu her dönemde çıkmazlarını da beraberinde getirdi. Cari dillerdeki ses ve bu seslerdeki harf sayısı yetersizliği her dönemde yetersizliği ortaya koydu.

Her ne olursa olsun bir şekilde bu dilin ezgilerinin atasözlerinin dünya dillerine kültürüne kazandırılması için bu dilin de yazılıyor olması gerekliydi. Dilin kurallarının yazılı hale getirilmesi bir zorunluluktu. Bu amaçla Gerek Latin, gerek Arap harfleri ile bir çok çalışma ortaya konuldu. Bu alanda NEGUMA Şora, PAÇ’A Beç Mirza gibi bu alanda çalışma yapanların başında sayılacak şekilde birçok kişi uğraş verdi, kayıt altına almaya çalıştı.

Osmanlılar tarafından Kafkasya’dan devşirip, Mısır sultanlarına satılan ve ordu içerisinde yeteneği fark edilip özel bir eğitime alınan, çeşitli ülkelerde eğitildikten sonra dünya savaşlarıyla kaynadığı dönemde yurduna döndükten sonra bir süre orduda çevirmenlik ve sonra da Tiflis Üniversitesi’nde kürsü başına geçen ve aynı üniversitede Adige Dili Kürsüsü’nü de açan; Fransızca, İngilizce, Arapça, Türkçe ve daha birçok dili de bilen BIRSEY Umar kendi dilinde ilk yazılı metni 14 Mart 1855’te basılı hale getirmiştir.

Bu gün ilk olarak Adigey Cumhuriyeti’nde daha sonra da diğer cumhuriyetlerde de dil günü olarak kabul edilmiştir. Dünyanın her neresinde Adige var ise orada bu günün dil günü olarak kutlanması genel olarak kabul edilmiştir. Biz de bu günün Adige dili gurubunun eksilmeden ve hasta diller konumundan kurtularak daha işlek bir şekilde Adigeler ve tüm dünya kültürlerine katkı yapmasını diliyorum.

KAPAT