NE ÇOK ŞEY DEĞİŞMİŞ!

Semra Ademey Gürel
24.12.2005

Zaman, zaman kültürel çalışmalarımızı hoş karşılamayan, bu yöndeki çabalarımızı kendi kişisel çıkarlarıyla, ideolojik görüşlerini baltalar nitelikte gören kimselerle, bunları desteklemeğe hazır çevrelerin karşımıza dikildiğini görürüz.

Çalışmalarımıza fiilen katılan ya da tutumlarıyla bizleri destekleyen aydın ve bilhassa genç kardeşlerimiz bölücü, yabancı ideolojilere hizmet eden kişiler olarak tanıtılmak istenmekte.

Çerkeslerin milli yöndeki çalışmalarını ana hedefinden ayırmak, bu çalışmaları bazı politik akımlarda, eritmek amacını güden bu tip çalışmaları ne yazık ki, hele bazı Kafkaslıların bilerek veya bilmeyerek benimsemeleri üzücüdür.

Bir asır boyunca izlenen yanlış ve sakat bir tutum sonucu Çerkesler, kendileri için hayati önemi olan “milli benliği yitirmeme, anavatan Kuzey Kafkasya’da bir araya gelme” idesinden uzaklaştırılmaya çalışılmış, hiç lüzumu yokken bir takım yabancı politik ve ideolojik akımlar içerisine bizzat Çerkes aydınları tarafından zorla ve insafsızca itiliverilmişlerdir.

Bunun dışında; kimin tarafından olursa olsun, girişilecek her türlü davranışa karşı uyanık olmak zorundayız. Bu uyarmaların yanı sıra bizler ne yaptığını çok iyi bilen idealistler olarak yolumuzda ilerlerken; hala duraklama devresini aşamayan, yersiz bir takım endişeler içerisinde bocalayanlara bir kere daha şu hususları açıklamakta fayda görüyoruz.

a) Çerkeslerin milli benliklerini korumaları, bu amaçla da kültürel alanlarda çalışmalarda bulunmaları her şeyden önce insan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ışığı ve Türk Anayasası’nın teminatı altındadır.

b) Dünyanın neresinde olursa olsun, demokratik düzeni kabullenmiş, İnsan Hakları Beyannamesi’ni imzalamış milletlerin hükümetleri, vatandaşlık bağlarıyla o devlete bağlanmış toplumların kültürel alanlardaki çalışmalarını engelleyici tedbirlerin alınmasına göz yumamazlar. Bu gibi çalışmalar hiçbir zaman “bölücülük” şeklinde yorumlanamaz, nitelenemez (!). Eğer yorumlanır ve bu yoldaki çalışmalar kısıtlanır ise bu davranış hukuk dışı bir davranış olur.

c) Bu durum iyice anlaşıldıktan sonra da Türkiye, Suriye, Ürdün vs de yaşayan Çerkesler; gerek kendi aralarında, gerek anavatan Kuzey Kafkasya’da yaşayan kardeşleriyle ilişkiler kuracak, dil, tarih, gelenek, görenek, folklor gibi bir milleti ayakta tutacak olan faktörlere sıkıca sarılacaklardır.

Yukarıdaki ifadeler rahmetlik İzzet Aydemir beye ait olup, Kafkasya Kültür dergisinde 1968‘de yayınlanmış ve Sayın Necdet Hatam bey’in geçen haftaki köşe yazısı ile CC sayfalarına taşınmıştır.

Beni oldukça etkileyen bir yazıydı. O yüzden yazının içerisinde özellikle dikkatimi çeken noktaları alarak tekrar bu sayfaya taşıdım. Son kısmını da üç madde olarak sundum. Neden mi?

Nerden nereye geldik, meğer zamanında neler konuşmuş, ne yollardan geçmişiz… Diyemediğim için.

Burada haksızlık etmek istemiyorum. Tabi ki çok şeyler başaranlar da var. Değişen dünyanın da etkisi ile yaşanan gurur verici durumlarda var. Başaranlara sevgi ve saygı duyuyorum. Ancak genelimize baktığımda 1968’den bu güne çokta fazla bir şeyler değiştiremediğimizi görüyorum. Bu gün yine büyüklerimiz aynı nasihatlerde bulunur, yine bazı Çerkes dostlarımız başka düşüncelerin ektisi ile olayı yolundan saptırır. İlla kendi kültürel değerlerimizi öne çıkardığımızda ilginç, bizleri pasifize edecek garip savunmalar karşımıza hep getirilir.

Ya ideolojiler, ya inançlar.

Başta biz olmak üzere bize tepkisini verenler ve bizleri farklı düşünceler içerisinde görenler, insan olarak, millet olarak nelere ne kadar hakkımız var bir baksınlar. Evet dil, tarih, gelenek, görenek, folklor gibi bir milleti ayakta tutacak olan faktörlere sıkıca sarılabilmek dileği ile…

KAPAT