MACAR DOMİNİK RAHİPLERİNİN 13. YÜZYILDAKİ GEZİ İZLENİMLERİNDE, DOĞU AVRUPA HALKLARINDAN GÖRÜNTÜLER

Dr. YEDİC Batıray Özbek

Macar Kralı V. Belas’ın (1235-1270) (1) emir ve müsaadeleriyle “Cum ducatu et expensis” (2) Macar Dominik rahipleri 1230-1237 yılları arasında tehlikelerle dolu bir misyon gezisi yapmışlardır. Gezileri Kafkasya içlerine ve Yukarı Volga Nehri’ne kadar ulaşmıştır.

Bu gezi not­ları tarihçilerin gözünden kaçmamış, gezi boyunca edinilen bilgiler daha sonraları bilimsel tarihi yapıtlarda kullanılmıştır, İsviçreli tarihçi, Gian Andri Bezzola en yeni araştırmalarındaki esaslı ve detaylı etütlerinden de (3) anlaşılacağı üzere, Polonya ve Macaristan’ın Moğollarca yakılıp yıkılmasından bir kaç yıl önce, Tatarlarla ilgili ilk detaylı bilgileri vaaz veren gezginci papazlar aktarmıştır. Hatta Dominik papazlar bu gezi izlenimlerinde öngörüde bulunmuşlar; Moğol Hanlarının bütün dünyayı egemenlikleri altına alma ve yönetme arzularını içeren politik iddialarını yazarlarken, yalnız Macaristan’ı değil, Roma’yı ve onun daha Batı’sındaki ülkeleri ele geçirme istediklerine işaret etmişlerdir. (4).

Yine aynı gezilerde rahipler uzakta, doğuda büyük bir Macaristan’ın (Magna Hungaria) varolduğunu, burada yaşayanların Macarlarla aynı soydan geldikleri olasılığını içeren bilgiler de getirmişlerdir. (5) Bu haber, o zamanın çağdaş zihinlerini harekete geçirmiş olacak ki, Macaristan’ın sınırlarının bu günkünden daha uzaklarda olduğu hayalini bilim adamlarında yaratarak, fantezi dolu spekülasyonlara neden olacak ciddi araştırmaların itici güç olmuştur. (6) Hatta çağımızda bile “Büyük Macaristan” üzerine gerek Macar, gerekse Sovyet bilim adamları tartışmalara yol açacak yeni yapıtlar ortaya koymuş ve yol gösterici sonuçlara  ulaşmıştır. (8).

Bu spekülasyon ağırlıklı haberlerin ışığında ortaya çıkan gerçek şuydu: Macaristan’a geri dönen rahipler şimdiye dek bilinmeyen ya da çok az tanınan halklarla ilgiliydi; Çerkesler, Alan-Osetler, Volga Bulgarları ve Mordvinler hakkında oldukça detaylı bilgiler getirmişlerdir. Ne var ki bu değerli bilgileri, tarih ve etnoloji araştırmacıları gerektiği şekilde dikkate alınmamıştır. Bu nedenle, ben verilen bu bilgileri daha sonraki diğer kaynaklardan edindiğim bilgilerle karşılaştırarak, eleştirerek, rahiplerin aktardıkları ilk gezi notlarında belirtilen Kafkas ve Volga halkları ve bu halklar hakkında verdikleri bilgilerin ne derece sağlıklı ve doğru olduğu sorusuna cevap bulmaya çalışacağım.

Macar Dominik (Dominician) rahipleri 1230-1237 yılları arasında bu yörelere dört gezi yapmışlardır. Bu gezilerden ikinci ve dördüncüsü, iki detaylı tekstte işlendiği için günümüze ulaşabilmişlerdir. Birinci tekst bizzat gezilere katılan ve Moğollar hakkında ilk inandırıcı bilgileri aktaran, Rahip Julian’ın kaleminden çıkmış ve Papalığa Legatan Salvius de Salvis’e yazılmıştır. (10) İkinci gezi notunun günümüze ulaşmasında ise Julian’ın meslektaşı olan Ricardus’u borçluyuz. Gerçi Racardus bu geziye kendisi katılmamıştır amma kendi yazdıklarına göre, “Büyük Macaristan”ı aramada tarikat arkadaşlarına her türlü desteği vermiştir. (11) Ricardus, Julian’ın gezilerini büyük bir ilgi ve dikkatle izlemiş, gezileri ve izlenilen yol hakkında sağlıklı ve çok detaylı bilgileri günümüze aktarmıştır. Ricardus’a göre, Rahipler kara yoluyla Bulgaristan üzerinden Constantinopolis’e gitmişler ve oradan gemiyle bir aylık yolculuktan sonra Matreca limanında karaya çıkmışlardır. Burası daha sonra Ceneviz kaynaklarında Matrega (Yunanca: Taua vapxa klassik Tmutorakan, Türkçe: Tamartarkan) olarak geçen yer ismiyle özdeştir (12) (Kanımca yazar bu sözcüğün Türkçe anlamında yanılmaktadır. Çünkü her iki sözcük büyük bir ihtimalle Türkçe değildir, bilakis Çerkesce’dir; Thamar, Thamada, Temen, Taman vs. tipik Çerkeş toponimleridir. Doğru söylenişi ise; Thamartharkan olabilir. Seksen’e yakın sesi olan Çerkesce’yi yabancıların doğru duyarak, algılayarak yine doğru yazabilmesi bu gün olduğu gibi o zamanlarda da çok zordu. Hatta günümüzde eğitilmiş Çerkesler dahi kendi dillerini yazarken zorlanmaktadırlar. “B.Ö.Y” ). Rubruck’a göre burası, Kerç’in karşı yakasında, Kuban ırmağının Azak denizine döküldüğü yerden az ilerisinde kurulmuş bir kenttir. Don nehrinde yakalanan balıkları satın almak için Constantinopelis’ten gelen tüccarların buluştuğu bir pazar yeri bulunmaktadır. (13) Matregas büyük ve ünlü bir ticaret şehri olarak ortaya çıkmamaktadır. Ricardus, bu şehrin ve ülkenin sahipleri ve beylerinin “Sychi”ler (Sychi: Zihc,i Zich olarak okunur. Büyük bir olasılıkla Adigelerin Herodot’tan bu yana adlarıdır.) olduğunu açıkça yazmaktadır, (in terram que vocatur Sychia in civitate que Matrica nuncupatur, quorum deux et populi se christianos dicun) (14)

Sychia ülkesi (Zichia, Zikia) antik yazarlarca da biliniyordu. Strabo, xi. 2.12 de Karadeniz’in doğusunda yaşayan Euyoı halkından söz etmektedir. (15)

Hemen hemen tüm antik ve orta çağ gezginlerinin gezi notlarında bu halktan söz edilirken bu ve buna benzer adlar verilmektedir. Marco Polo (1V,24) Zic, Plano Carpini; Sicci (16) ve Rubruck ise bu ülkeye Ziquia (17) demekte ve XIV. yüzyıldaki Orient gezgincisi İspanyol Paschalis de Victoria, kendisinin “Zuqguus” adlı Hıristiyan bir hizmetçisi olduğunu yazmaktadır. (18) Hatta 1404 yılındaki “Libellus de Notitia Orbis”te Ziquia ülkesinden söz edilmektedir. (19)

Zic, Zichia adı Çerkeslerin kendi kendilerine verdikleri ad olan Adige (Adzyghe) yani insan sözünden kaynaklanmaktadır ki, orta çağda tüm Çerkesleri kapsamıyordu. (Yazar yine burada hataya düşmektedir. Orta çağda bir kısım Kabardey Adigeleri bu yörelerde yaşıyorlardı. Bu nedenle “Tz’ıchu, söyleniş tarzı daha doğrudur.) Hatta Konstantin Porphyrogennetos zamanında da olduğu gibi yine XIX. yüzyılda Kuban’ın Kuzey’inde, Kafkas dağlarına ve Karadeniz’e kadar olan Çerkesya’yı ve Çerkeslerin tarihi yerleşim alanlarını Kuzey’den Güney’e doğru şu şekilde ayırmaktadır; Zichia, Papagia, Kasachia. (21)

Kuban ile Kafkas dağları arasındaki yerlerin demografik yapısı XIII. yüzyıla kadar pek değişmemişe benziyor. Hem Plano Carpini (22) hem de Rubruck (23) Zich’lerle (Sicci, Ziqui) ve Çerkesler (Circasi, Cirkasi, Cheherkis) arasında dar anlamda bir ayrım yapmaktadırlar. Hatta Carpini üçüncü bir gruptan söz etmektedir. Cassi’ler (Cathi) ki, bunları Kasogların devamı olarak görmek gerekir. (24) Şurası bir gerçek ki bu halk gruplarının en kuzeyinde yerleşik olan Zich’ler  -Kiev Ruslarıyla, Bizanslılarla , İtalyanlarla , Karadeniz kıyılarındaki deniz kentleriyle olan ilişkileri sonucunda onlardan etkilendiklerinden- üstünlük sağlamışlar ve XIII. yy. kadar bağımsız Doğu Slavı Beyliği olan Matrega-Tmurtakan kentini (25) almışlar ve burada bir Latin Başpiskoposluğu ku­rulmasına olanak sağlamışlardır. (26)

1245 yılından bu yana Zich’ler düzenli olarak papalık misyon kitaplarında yer almaktadır. (27) Bunun sonucu olarak papalık misyon çalış­maları da Çerkesler arasında verimli meyveler vermiştir. Matrega’daki Başpiskoposluğu’na bağlı olarak XIV. yüzyıl sonuna kadar üç yerde yeni piskoposluklar kurulmuştur.

Macar Dominik rahiplerinin aktardığı bilgilere göre kendileri papa­lıkça gönderilen ilk misyonerler oldukları halde, Matrega’yı yöneten hükümdar ve eşi tarafından çok iyi karşılanmışlardır. (Deus autem dedit ipsis gratiam in conspectu domine… İta ut mirabili esos amplexaretur affectu, et in omnibus eis necessriis providebat). (28) Daha sonraki yıllarda da batıdan gelen diğer Roma kilisesi elçileri Çerkes hükümdar ve beyleri tarafından saygı görmüşler, ağırlanmışlar ve korunmuşlardır.

Çerkesler bu iyi dostluk ilişkileriyle anavatanları için günden güne büyük bir tehlike oluşturan Tatarlara karşı papa hükümetinden yardım almayı ümit ediyorlardı. Burada şu açık gerçeği göz ardı etmememiz gerekir; bu gerçek, papalığın gönderdiği bu misyonerlerle Hıristiyan dininin Çerkesler arasında yayılmadığıdır. Ricardus’un “Hükümdar ve halk kendilerini Yunan Ortodoks Hıristiyanlar olarak kabul ediyorlar, Yunan yazısını kullanıyorlar ve Yunan rahipleri dini görevlerini yerine getirirken kendilerine yardımcı oluyorlar”, (29) şeklindeki yazıları ilginçtir. Bu belgelerden ve yazılanlardan anlaşılan şudur: Hıristiyan dininin Bizans misyonerleri tarafından Çerkesler arasında yayıldığıdır. Gerçekten de diğer seyyah ve yazarlarda da bunu doğrular mahiyette, “Yunan dini ayinleri” ve “Yunan yazısının” Çerkesler arasında yaygın bir biçimde kullanıldığım belirten yazılara rastlamaktayız. IV. yüzyılda “Libellus de Notita Orbis” adlı kitapta Zich ülkesi halkından “in secta quasi omnes secuntur Gercos in aliquibus ceremoniis et ieiuniis… Habent ecclesias et ymagines et festivitates ut Greci” (30) diye söz edilmektedir.

Kafkasya’ya giden gezginler içerisinde en iyi gözlemci olarak bili­nen Cenevizli Giorgio Interiano (1550-1557) yıllarında Çerkesler arasın­da yaşamış , incelemiş ve bizlere detaylı bilgiler aktarmıştır. İnteriano’nun verdiği bu bilgiler bizlere Kafkas halklarım tanımamıza yardımcı olmakta ve ışık tutmaktadır. (31)

Interiano, Bizans kilisesinin etkisine özellikle dikkat çekerek, gerek Çerkesler arasında gerekse diğer Kafkas halkları arasında Hıristiyan inancının çok zayıf olduğunu açıkça yazmaktadır. Hatta bu yazdıklarına şu satırlarıyla daha bir güç kazandırmaktadır: “Hıristiyan dinine inanmaktadırlar ve Yunan asıllı rahipleri vardır. Çerkesler, sekiz ve daha yukarı yaşlarda vaftiz edilmektedirler: Vaftiz, bir kaç kişi bir arada kutsal suyun üstlerine serpilmesiyle yapılmaktadır. Soylular ise altmış yaşından önce kiliseye giremezler, dini merasimler, halkın anlamadığı Yunan diliyle, Yunan rahipleri tarafından yaptırılmaktadır.” (32)

Yunan Kilisesi, Çerkesler arasında çok önceden etkili olmuştur. Daha Vll. yüzyılda da Zichia’mn Nikopsis kentinde ve Vll. yüzyıldan başlayarak da Tamatarcha (Matrega) da bir Başpiskoposluk kurulmuştu. (33) Diğer kaynakların da bildirdiklerine göre, Bizans kilisesine bağlı olarak “Zichi’a ve Tamatarcha Başpiskoposluğu” tam 500 sene burada kalmış ve çalışmalarını sürdürmüştür. (34) Roma kilisesinin 1245 yılından başlayarak burada kök salmaya çalışması, hatta Zychia Kralı Versache’nin (Ferzache) 1333 de Roma Kilisesi’ne geçmesi dahi Yunan Kilisesi’nin temelini sarsamamıştır. (35)

Ricardus’un yazılarında, Julian’ın Zichia ülkesinde misyonerlik çalışmaları yapıp yapmadıkları ve Roma Kilisesi’nin kök salması için çalışıp çalışmadıkları hakkında bilgilere rastlanmamaktadır. Kronist’e göre elbette bu tür başarılı misyonerlik çalışmaları için rahiplerin burada kaldıkları elli gün yeterli olmamıştır. Bu nedenlerle Çerkes halkının yaşamları ve gelenekleri hakkındaki bilgilere çok az yer verilmiştir. Örnek olarak; Çerkeslerin sınıfsal yapıya sahip bir toplum olduğu, hükümdarların yanı sıra, soylu sınıfının da bulunduğu, bunların saç ve sakal biçimleriyle kendilerini halktan ayırdıklarını ve kendilerini halktan soyutladıklarını (“Omnes viri caput omnino radunt et barbas nutriunt delicate, nobilibus exceptis, qui in signum nobilitatis süper auriculam sinistram paucos relinquunt capillos, cetera parte capitis tota rasa”) sözleriyle ifade etmektedirler. (36) Çerkeslerin parçalanmış bir feodal yapıya sahip olduklarım Masudi’de yazmaktadır. (37) Buna ek olarak katı hiyerarşik bir sınıfsal yapının sonucu olarak; Pske’Pşı’ (hükümdarlar), Uark (asiller), Tlokotl’ (halk) ve Pshitl (uşak ve köleler) (38) sınıflarının olduğunu Interiano’da şu şekilde belirtmektedir; “Çerkeslerde soylular, soylu olmayan halk, uşak ve köleler vardır. Soylular, halktan saygı görmekte ve yaşamlarının çoğunu at üzerinde geçirmektedirler. Halktan birisinin at sahibi olması asla kabule dilemez. Eğer beyler halktan birinin bir tay’a sahip olduğunu görürlerse, elinden alınır, kendileri büyütürler, yetiştirince de sahibine tay karşılığı bir büyük baş hayvanı, “bu sana attan daha yararlıdır.” diyerek verirlerdi. (39)

Ricardus’un Çerkeslerin saç tıraşları hakkında yazdıklarını Interiano da doğrulamaktadır. “Onlar (Çerkesler) yanlarında devamlı olarak tıraş bıçağı ile bileği taşı taşırlar. Birbirlerinin kafalarını tıraş ederler, tepelerinde ise uzun örülmüş şekilde saç bırakırlar. (40)

Ricardus’un, Çerkes kadınının toplumdaki yeri hakkında verdiği bilgiler de çok ilginçtir. Ricardus’un kraliyet ailesinde tespit ettiği poligami büyük bir ihtimalle toplumunun diğer kesimlerinde de yaygındı. (41) Interiano’ya göre levirat, geleneklerindendi. (42) Toplumda kadınlara çok saygı, itibar gösterilmektedir. Kadınlar, danışma ve karar toplan­tıları ile her türlü eğlencelere katılmaktadırlar. (43) Savaşa giden erkeklerini kadınlar törenlerle uğurlarlardı. (44) Hemen hemen tüm Kafkas halklarının özelliği olan konukseverlik geleneğinde kadınlar büyük rol oynamaktadırlar. Başı derde giren her hangi bir konuk, konuk kaldığı evin kadınının göğsüne dudaklarını değdirdiği zaman, o evin çocuğu, evlatlığı olur ve diğer kardeşler gibi korunurdu. (45) Zichi Kraliçesinin, misafiri olan Macar papazı Ricardus’a da, aynı gelenekler çerçevesinde, kendisine gösterilen konukseverlikten kaynaklanan bir yaklaşımla, bize bu konuda da ayrıntılı ve doğru bilgiler aktarmıştır. (46) Konukseverliğin koşullarından birisi de, konuğun, kendi topraklarının sınırlarını aşana dek her türlü tehlikeden korunarak uğurlanmasıdır. (47)

Büyük Macaristan’ı arama yolunda Julian ve tarikat arkadaşları önce doğuya doğru yola koyulurlar. Riccardus’un Çerkesler hakkında yazdıkları ne kadar doğru ve yerinde ise de, Çerkesya’yı terk ettikten sonra takip ettikleri yol hakkındaki bilgiler çok yetersiz kalmaktadır. İki haftalık bir sürede geçebildikleri büyük bir çölden söz edilmektedir. Öyle sanıyorum ki burası Batı’da Kuban ile Doğu’da Terek arasındaki bozkırlardır. Sözü edilen Kafkasların Kuzey’indeki bu bozkırda, herhangi bir yerde rahipler ilk Alan-Osset köylerine rastlamışlardır. Alanlar da Çerkesler gibi eski çağ ve orta çağda geniş topraklara sahiptiler. İran dilini konuşan bu halk antik çağda Doğu Avrupa’da büyük bir rol oynamıştır. Sarmat ve İskit’lerin varisi olan ve onların atlı göçebe birliğini oluşturan Alanlar, milattan sonraki devirlerde Pontus’un önemli bir bölümüne egemen olmuşlardır. (48) Milattan sonra l.yy da Doğu’da Aral denizinden Batı’da Don nehrine kadar olan yerlere egemen olmuşlardır. (49) Üç yüz yıl sene sonra sınırlan Batı’ya Doğru Prut nehrine kadar ulaşmış ve buraları Alan etkinlik sahaları olduğu, kaynaklarda belirtilmektedir. (50) Daha sonraları ise toprakları ve etki sahaları Türk kökenli atlı göçebe halkları tarafından daraltılmaya başlanmıştır. Moğol istilasından çok az bir süre öncesine kadar toprakları hala Kafkasya’nın Kuzey’indeki bozkırlardan Volga ve Don nehirlerine kadar uzanıyordu.

Johann de Plano Carpini (51) ve gezi arkadaşı C. de Bridia Don nehri kenarındaki Ornas şehrinde Alanlara rastlamışlardır. Wilhelm von Rubruck ise Volga deltasındaki Sümerkent’te (53) Alan kolonisinin yaşadığım yazmaktadır, (54) X1V. yy da ibni- Battuta, Bahçe Saray’ın bir mahallesinde de Müslümanlaşmış Alanlara rastlamıştı. (55)

Kendi dillerinde İron (İranlılar), ülkelerine ise İriston, ya da ir (=İran ülkesi) diyen Alanlar, eski Orta Çağ kaynaklarına göre iki isim altında tanınmaktadırlar. Bizans yazarları Aya voı (57) şekliyle antikleştirmiştir. Ermeni kaynaklarında Alan-kh ve Alan-s şekliyle geçmektedir. Diğer kaynaklarda ise As, Jas tanımlarına rastlanmaktadır. Orta çağ Gürcü kroniklerinde ise Ow si (58) Rus yıllık bültenlerinde ise Jasy (59), Arap tarih ve coğrafyacılarında ise As (60) ve “Moğolların önünden kaçan Kumanlara ve Alanlara sığınma hakkı veren Macaristan’da ise Jasz (62) adı verilmektedir. Alanlara verilen As ya da Jassen sözcükleri ile daha sonraki Oss ve Osset adları araştırmacılara göre aynı halkı tanımlamaktadır. (63) Böyle bir benzeşmeye Rubrick te işaret etmiş ve”Alani şive Aas” demiştir. (64)

Kanımızca Alanlar, Julians ve arkadaşlarının dikkatini daha yoğun bir şekilde çekmiştir. Bir yandan Riccardus bu halkı ve geleneklerini, yaşam biçimlerini çok detaylı yazarken, diğer yandan rahipler Alan,ülkesinde altı ay kadar kalmışlardır. Planlandığından daha uzun kalmalarına bir çok nedenin olması gerekmektedir. Silahsız ve her türlü soyguna karşı korumasız olan rahipler bir kervanla birlikte yol almayı güvenlikleri açısından daha uygun görmüşlerdir. Ricardus ise “yakınlara kadar ulaşmış olan Tatarlardan korkulduğu için” (66) Kuzey ve Doğu’ya doğru kervanların gitmediklerini yazmaktadır.

Kısa bir zaman dilimini kapsamış olsa bile Alanlarla Macarların müşterek bir özgeçmişleri vardır. Bu durum rahiplerin Alanların yanında daha uzun süre kalmalarına neden olmuştur. Simon de Keza’nın VlI. yüzyılda yaptığı gezide de bu halik hakkında geniş bilgiler aktarmaktadırlar. Keza’ya göre Macarlar büyük göçlerinde Kuban deltalarına Hunor ve Mogor kardeşlerin önderliğinde yerleşmişlerdir. Alanlarla Macarların ilk ilişkilerinden Keza şöyle söz etmektedir: “Anno ergo vı. exeuntes in desorte loco sin”e maribus in tabarnaculis permanentes uxores aç pue-ros filiorum Belar (princpis Bulgarorum) casu reperurunt, quos cum rebus eorum in paludes Meotidas cursu çeleri dedexerunt. Accidit autem principis Duale Alonrum duas fili as inter illos pueros comprehendi, quarum unam Hunor et aliam Mogor sibi sumpsit in uxorem. Ex quibus mu liberbus omnes Hunni originem assumpsere.” (67)

Bu renkli destansal ani atimi arki bunlar tarihsel olayların temelini teşkil ederek Volga ile Don arasında Fin, Macar, Türk (Ono gur-Bulgar) ve İran (Alan) halklarının oturduğu (68) yerler Konstantin Porphyrogen-Netos’un belirttiği AsBeaia (69) sözcüğünü almakta ve Macar Dominik rahiplerinin gezi planlarının hazırlanması ve yeri ne getirilmesinde etkili rolü olmuştur. (70) Bu nedenle de, ilk önceleri Macarların vatanlarını Alanların yakınlarında aramışlardır. György Györffy yazılarında, Güney yolundan ziyade Kuzey yolundan, Polonya ve Vladimir prensliği üzerinden gitmenin Katolik din kardeşlerinin tercihi olduğunu belirtmektedir. -Zaten Julian da bu yoldan dönmüştür- Aslında Büyük Macaristan’ın Volga ile Ural arasında olduğu tahmin edilmektedir. (71)

Dominik rahipleri, Alanlarla birlikte oldukları sürece boş durma­mışlar ve güvenilir araştırmalar yapmışlardır. Elde ettikleri bilgileri de Rieardus bize doğru olarak aktarmıştır. Tabii ki meslekleri gereği papazların dikkatini Ossetlerin dini inançları çekmiştir. (Ibique venerunt in terram que Alania dicitur, ubi Christiani et pa gani mixtim manetnt. illi qui Christiano ibi censentur nomine, hoc observant, quod de vase illo nec bibunt nec comedunt, in quo mu rem mori contingit vel de quo canis co-medit, nişi prius a suo pres bytero fuerit benectium; et qui aliter facit, a christianitate effici tur ailenes. Et si quis eorum quacumque casu homi-nem occidit, pro eo nec penitentiam nec benedictionem accipit; immo aput eos ho micidium pronichilo reputatur. Crucem in tanta habent reve-rentia, quod pauperes şive indigene şive advene, qui multitudinem secum habere non possunt, si crucem qualemcumque süper hastam cum vexillo posuerint et elevatom portaverint, tam inter Christianos quam inter paga-nos omni tempore secure incedunt.) (72)

Bu kronologistlerin Osetlerin dininin Hıristiyanlık olduğu hakkındaki bilgilerle daha sonraki yazarların verdiği bilgiler bir birine uymaktadır. Bu dinin X. yüzyılda Bizans rahiplerince yayıldığı ortaya çıkmaktadır. Hıristiyan dini tam anlamıyla halk tarafından benimsenerek yerleşememiştir. Masudi’nin yazdıklarına göre; 932 senesinde çok tanrılı dinleri olan Osetler ayaklanarak Hıristiyan rahiplerini ülkelerinden kovmuşlardır. (73) Buna karşın X.yy. da yeniden yapılan misyon çalışmaları sonucu Alan kralı ile bir kısım halk tekrar Hıristiyan dinine geçer. Yine de (74) devamlı bir barıştan ve Hıristiyanlığın zaferinden söz edilemez. Wilhelm Rubrick karşılaştığı Alanların ellerinde de dini yazılar (75) ve Yunan asıllı rahiplerin bulunmasına karşın Hıristiyanlıktan yalnız “Krist’’ adından başka bir şey bilmediklerim yazmaktadır.

XIX. yy da Osetleri ziyaret eden gezginlerin hemen hemen tamamı aynı şeyleri yazmaktadır. Kafkasya tarihini çok iyi bilen etnolog ve Macar Oryantalisti Graf Jenö Zichy , 1897 yılında yayınlanan “Voyages au Caucase et en Asie Centrale” adlı yapıtında da aynı şeyleri yazmaktadır. “Leş Osethes changeret done trois fois de religion au cours de leur histoire; aujourd’huil ils sont en gene rai chretiens; iln’y en a plus guere çue 1/4 mahometans, surtout parmi leş personnages de distincion.- Du reste, chretiens au ma hometans, leur religion est pleine deş restes du.’’

Bu konuda da şunları söylemektedir; “Kan davası babadan oğula miras kalmakta ve köyler arasında uzun zaman süren düşmanlıklara neden olmaktadır. Bu gelenek tam olarak kaldırılamamaktadır.

Sadece tarafların birbirlerine verdikleri hediyelerle önlenebilmektedir. Katil, ailesinden bir kaç kişi ile kendi kulesine çekilmekte ve kendisini, öldürülen kişinin akrabalarına karşı korumaktadır. Katil, en iyi arkadaşlarından birini köy ihtiyar meclisine göndererek karşı tarafla belirli bir zaman için barış antlaşması yaptırır, onlara verilecek olan kan parasını değeri olan hayvanları temin etmeye çalışır. Karşı tarafta ona bu zaman içinde dokunmayacaklarına dair yemin ederler. Zaman geçtikten sonra bu antlaşma yeniden tekrarlanabilir.” (83)

İşte bu iç düşmanlıklar Oset halkını içten çökertmiş ve kanunsuzluklara neden olmuştur. (“Et quis eorum quucum.”) (84) Bizlere Macar rahipler tarafından ulaştırılan bilgiler Osetler hakkındaki tarihsel ve belirgin gözlemler diğer Kafkas halkları için de yüzyılımızda dahi geçerlidir.

Günümüzde de Kafkas dağ halklarının köylerinde gözleyebildiğimiz bu ele geçirilemez kale gibi korunma kuleleri, geçmiş tarihin büyük aileler arasındaki kanlı çatışma ve düşmanlıklarının canlı kalıntılarıdır. (85)

Macar rahiplerinin bölgeye gelmesinden bir kaç yüzyıl önce, Kumanlarla birlikte 1222’de Moğollar büyük bozguna uğratan Osetlerin o zamanlarda bir kiralın etrafında birleşerek büyük ve güçlü bir krallık oluşturdukları gözlenebilmektedir. Bu krallığın en parlak zamanı X. ve XI. yy. olması gerekmektedir. İbni Rusta’nın X. yy. da yazdıkları çok ilginçtir; “Alan beyleri 30.000 süvari çıkarabilmektedirler. Beyler tarafından yöneltilen bu ordu çok cesurdur, imparatorlukları o kadar büyük ve örgütlenmeleri o kadar mükemmel ki, bir köyde horoz ötse, imparatorluğun diğer köylerinde duyuluyordu.” (86) Alan Prensleri aynı sıradadırlar ve kendilerine “pnenmatikjon’’ tek iştir. (88)

Alanların savaşçı Konstantin Porphy rogennetos Alanlar, Hazarlara karşı verdikleri yardımdan dolayı dost bir halk olarak övmektedir. (87) Alanların öne­mini, Bizans Kralının Oset prenslerine verdikleri paye ve unvanlardan anlamak olasıdır. Diplomatik sıralamada Bulgar ve Büyük Erakterlerini 300 sene sonra Moğollara karşı ya­pılan savaşlarda bir daha kanıtlamışlardır. Zamanın gezginlerinden Johann de Plano Carpini ve Wilhelm von Rubrick’in aktardıklan bilgilere göre Tatarlara karşı cesurca verdikleri mücadelelerle bir birini tamamlamaktadır. (89) 1222 yılında Kumanlarla birlikte bu istilacılara karşı sonucu aleyhte olsa da savaşmışlardır. Bu dönemde Tatarlardan ikinci bir saldırı beklenmekteydi. Nitekim Macar rahiplerinin bölgeye gelmesin­den sonra beklenen saldırılar başlamıştır. (90) Kafkasların en Kuzeyi’ndeki bozkırlarda Moğollar, Alanları yenerler. Gürcü kaynaklarına dayanarak Marquar’tın verdiği bilgilere göre bu savaşlardan sonra  Osetler düz ovalardan Kafkas dağlarının yüksek yerlerine sürülmüşlerdir. (91)

Sonuçta da Macar rahipleri, Alan ülkesinde aç kalmışlardır. Hatta bazen içlerinden ikisini köle olarak satıp, diğerlerinin araştırmalarını sürdürmelerini sağlamayı bile düşünmüşlerdir. (92) Julian’ın ve arkadaşlarının gezileri böylesine acıklı günlerle geçmiş, beraber seyahat ettiklerinin mal hırslarına da kurban olmuşlardır. Bu kişiler, rahipleri dahi soymuşlardır. (93) Gezileri bir çöle doğru, Kalmik steplerinden Kuzey’e Volga’ya doğru sürmüş ve 37 gün sonra Veda denilen “Sarazen’lerin” ülkesine varmışlar ve “Bundaz” şehrine gelmişlerdir. (94). (Hansgerd Göckenja’nın makalesinin bundan sonrası Çerkeslerle ilgisi olmadığından çeviri yapılmamıştır. Bu araştırma yazısı “Östliches Europa. Spiegel der Geschicte. Fest schrift für Manferd Hellmann zum 65. Geburtstag, Wiesbaden, 1977 “Doğu Avrupa. Tarihin aynası. Manfred Hellmann’in 65. doğum yılı anısına çıkarılan kitabın ‘125-133 sayfalarından tercüme edilmiştir’)

(*) İsmail Berkuk  hatalı olarak aktarmıştır. Aşağıdaki kitaptan alıntısıyla yukarıdaki  orijinaliyle karşılaştırınız. (Sayfa 274 Tarihte  Kafkasya )

‘’Haçlı seferlerinin başlaması ve Frankların İstanbul’u işgal etmeleri neticesi olarak İstanbul’da bir Latin devleti teşekkül etmişti. Bu teşekkül Kafkasya’nın dini vaziyetine tesir etmekten hali kalmadı. Çünkü bu defa Kafkasya’da Katolik dininin neşrine teşebbüs edildi. Ancak bu maksatla Kafkasya’ya girmiş olan Dominiken cizvitleri, Anapa ve Karadeniz sahillerinde yerleşmiş olan Ortodoksluk ile karşılaştılar. Binaenaleyh Katoliklik ancak Wubıhlarda tutunabildi. Bu hususta Wubıh Prensi Ferzaht çok gayret gösterdi. Bu münasebetle Prens 1333 de Papa Il’nci Jan’dan teşekkür mektubu bile aldı.‘’
KAYNAKÇA

1. H.Dörrie. Macar ve Moğol tarihi üzerine üç tekst. Fransız lulianus O.P. Ural bölgesine (1234/5) ve Rusya’ya (1237) yıllarında yaptığı gezi ve Başrahip Peter’in Tatarlar hakkında yazdıkları aşağıdaki bilimsel dergide yayınlanmıştır; “Nachrichten der Akademie der Wissenschaften in Göttingen I. Philol.-hist. Klasse, Jg. 1956, Nr.6 S.125-202, burada ya­zılanlar S. 152 den alınmıştır.”
2.
Naip olarak “iunior rex”
3.
G.A. BEZZOLA Garp gözüyle Moğollar (1220-1270). Halkların karşılaşması problemi üzerine bir makale. Bern-München 1974, s.37-57. Burada sözü edilen yapıtta detaylı bilgiler vardır.
4.
DÖRRİE’den üç tekst s.178 ve devamı.
5.
Aynı yapıt, s. 151 de devamı.
6.
XIII. yüzyıldaki gezginlerin pek çoğu;- Johannes de Plano Carpi-ni, Wilhelm Rubruck, Benedictus Polonus und C de Breda- Büyük Maca­ristan’dan haberdardılar. Karşılaştır: Sinica Franciscana. Van Wyngaert P.A. tarafından yayınlandı. L Cilt: Itinera et relationes Fratrum Minörüm saeculi xııı ve xiv. Qu ar acchi-Firen ze 1929, s.89, 138, 218 ve devamı; Hystoria Tartarorum C.de Bridia monachi. Yayınlayan: A. Önnerfors. Berlin 1967,s.22
7.
“Magna Hungaria”mn tarihi üzerine araştırmalar, karşılaştır BENDEFY, L.’in “Meçhul Juiianus” adlı yapıtın 88-117. sayfaları, Budapest, 1936.
8.
GY. GYÖRFFY Şark ülkelerinin keşfi. “Julians, Plano Carpinus ve Rubruck’un gezi notlan.” Budapeşt 1956; J.PERENYI” Doğuda kalan Macaristan sorunu” Szazadok dergisi 109 (1975) s.33-62; E.A. CHALIKOVA, Büyük Macaristan, “Voprosy istorii (1975) dergisinin sayı 7, sayfa 37,42
9. Onlardan önce buralara misyonerler gelmişlerdir. Bu misyonerler Kuman’lara ve Dnyeper  nehrine kadar gitmişlerdir. B.ALTANER, xııı. yüzyılda Dominikan misyonerlerinin gezileri. Habelschwerdt/Schles. 1924, s.l43.
10.
Bu tekst’i DÖRRIE’nmin üç tekstinin 162-165. sayfalarıyla karşı­laştırınız.
11.
Aynı şekilde, sayfa 151’le karşılaştırın.
12.
GY. MORAVCSIK Byzantinoturcica. 2. Cilt.: Bizans kaynakla­rında Türk halkalarından arta kalan diller, 2. kez        üzerinde çalışılmış olarak 1958’de Berlin’de basıldı, 297. sayfa. (Berlin Byzantinistik çalış­maları 11).      
13.
Sinica Franciskana, 112. sayfa. Büyük bir olasılıkla Julian ve ar­kadaşları gezilerine bu bizans ticaret gemileriyle başlamışlardır.
14.
DÖRRİE, üç tekst, 153. sayfa
15.
Zuchia üzerine antik bilgileri toplu halde A. NAMITOK’un tari­hi yapıtı olan “Origines deş Circassiens”   Leiden 1939,   s.53 de bulabilirsiniz.
16.
Sinica Franciscana sayfa 112
17.
Aynı eser sayfa 167.      
18.
Aynı eser sayfa 504.   :
19.
A.KERN (yayınlayan) “Libellus de Notitia Orbis “III. O.P. Sultaneyh’in Başrahibi. “Archivum Fratrum Praedicatorum 8 (1938)” sayfa
82-123, burada sayfa 108, 110 ve devamı,; bununla karşılaştırınız A.D.BRINCKE’nin “Nationes Christianorum Orientalium” Kölen-Wien 1973
sayfa 163 ile; daha sonraF.RISCH (yayınlayan) Johann de Plano Carpini.Moğol’ların tarihi ve gezi notları (1245-1247) Leipzig, 1930 sayfa 231,
dip Not 7. ile karşılaştırın.

  1. A. DIRR Çerkesler. İslam ansiklopedisi ı. Cilt Leiden-Leipzig1913 sayfa 869-871 burada 871. Benim bildiğim kadarıyla K.F. Neum-mann “Rusya ve Çerkesler, Suttgart- Tübingen 1840, sayfa 94” adlı yapı­
    tında Zuchia ile Adıghe kelimeleri arasındaki ilişkiyi ilk olarak fark
    eden kişidir.
  2. “Constantine Prophyrogenitus, De Administrando Imperio” Ya­yınlayan Gy. Moravcsik, R.J.H. Jenkins, Cilt I ikinci baskı Washington 1967, s.186. “Kasachia” ve klassik Rus Kroniklerinde rastlanılan “Çer-kesse” sözcükleri “carkassag” “=Kartal” sözcüğünden türetilmişlerdir: M.VASMER Rusça etimolijik sözlük cilt I, Berlin 1953 s. 538. Karşı­laştırınız, arap kaynaklarındaki “Kaşak”, Masu’udi’ye göre” kendini be­ğenmiş, çok atarak konuşan” anlamına gelmekte: Macoudi, Leş prarires d’ör, yayınlayan C.Barbier de Meynard, P.de Courteille, cilt II, Paris 1862 s. 46. Kiev Ruslarıyla Çerkesler arasındaki daha öncelere uzanan ilişkiler hakkında Bkz. AJu. JAKUBOVSKIJ O russko-chazarskich i russko kavkavskich otnoşenijach v ix-x., izvestija AN SSSR Serija istor-jii i filosofıi 3,1 (1946) s. 461-472
  3. Sinica Faranciscana s. 89-90,111-112
  4. Aynı eser s. 167,199
  5. Karşılaştırınız arapça “kaşak” ve ibranice “kasa” J.MARQUART. “Kumanlar üzerine” adlı yazısı, “Abhandlungen der ko­ni glichen Gesellschaft der Wiss. zu Göttingen, Phil-hist, Klasse NF 13 (1914) Nr. l, s.25-238” de yayınlandı ve burada sayfa 181.
  6. A.N.NASONOV Tmurtakan ve istorii Vostoçnoj Evropy I v., “İstoriçeskie Zapiski 6 (1940) s. 79-99 ve G.G. LITRAVIN A propos de Tmutorakan, Byzantion 35 (1965) s.221-234.” de ki makaleler.
  7. BRINCEKEN’in Nationnes Christianorum Orientalium, s. 135
  8. “Pontificia Comissio ad redigendum Codicem luris Cannoici
    Orientalis” (Yayınlayan), Codificazione canonica orientale. Fonu, Series
    III. 9. Bde. Roma 1943-1970 (onu takip eden yayınlar CICO) burada IV.
    cilt no. 19,21,100, sayfalar 36,48,163.
  9. DÖRRİE, üç tekst, s.153
  10. “… quorum dux et populi se christianos dicunt, habentes litteras et sacerdotes Gracos” (aynı eser s.153)
  11. KERN Libellus, s.108.
  12. Örnek olarak, J.von KLAPROTH’un “1807-1808 yıllarında Kaf­kasya ve Gürcüstan’a gezi, 2 cilt, Halle-Berlin, 1812-14” adlı yapıtta 1. cilt, s.594-603 aynı zamanda NEUMANN, Rusya…s.31 ve devamı.
  13. KLAPROTH’un eserinin 594. sayfasından alınmıştır. Orijinal teksti malesef bulamadım.
  14. H.GLEZER Basılmayan ve yeterince yayınlanamayan Notitae episcopatum tekstleri. Bizans kilisesi ve idaresi tarihi. München, 1900, s.535,545
    34. A.VASILIEV. Kırım*da Gotlar. Cambridge, Mass, 1936, s.80 ve devamı.
  15. Fontes CICO 2 No 131, s.243 ve devamı.
  16. DÖRRIE, Üç tekst s. 153,
    37. Yukarıyla karşılaştırınız.
  17. DIRR, Çerkessler s. 870; NEUMANN Rusya s. 97-100
  18. KLAPROTH’tan alınmıştır s.595
  19. Aynı eser, s.597
  20. Aynı eser s.595,602
  21. Aynı eser s.595
  22. NEUMANN, s.l 14
  23. NAMITOK, Origines s.130 ve devamı.
    45. NEUMANN, s.l 14
  24. DÖRRIE, üç tekst, s.153
  25. Aynı eser ve NEUMANN’nın 37. sayfası ile karşılaştır.
  26. Antik ve orta çağ Alanlar’m tarihi ile ilgili bilgiler geçen yüz yılda rus dilbilimciler ve tarihçilerce bir araya getirilmiştir. Bilhassa bu konuda aşağıdaki araştırmacılardan söz etmek istiyorum. V. MİLLER Osetin Etüdleri Cilt 1-3 Moskova 1881-1887; V.B. PPAF Osetin tarihiyle ile ilgili materyaller. “Sbornik svedenij o kavkazskich goarcach, cilt 4 Tiflis 1870; F.KULAKOVSKIJ, Alany po svedenijam klassisçeskich i
    vizantiskichpisatelej. Kiev 1899”            ,
  27. P.PELLIOT Notes on Marco Polo I. Paris 1959, s.16
  28. G.VERNADSKY Ancient Russia. 4. Aufl. New Haven 1952,s.l33.
  29. Sinicia Franciscana, s.70
  30. Hystoria Tartarorum s.18
  31. Bu şehrin yerini kati olarak belirlemek şu ana kadar mümkün olmamıştır.
  32. Sinica Franciscana s.315.
  33. MARQUART, Cezalandırma harekatları, s.164 ve devamı.
  34. Burada halen resmi gezi broşürlerinde ve dilinde kuzey Osetya
    için aşağıdaki termin kullanıldığını da yazmak istiyorum;; “Puteşestive
    v drevnij Iriston”      , v
  35. Antik çağda Alanlar için E.TAUBLER’in Kilo 9 (1909) s.14-29 adlı dergide yayınlanan, Alanlar’ın tarihi, adlı makaleye bakınız; R.BLEICHSTEINER’in “Alan Halkı, Berichte deş Forschungsinstitutes für Osten und Orient, 2. cilt, Viyana 1918,s.4-10; S.G. ZETEJŞVILLI, Svedenija ob Alanach ve Chronografii Feofana adlı makalesi, Drevnejsie gosudarstva na territorii SSSR, Materialy i issledovanija 1975 g.. Red. V.T. Paşuto. Moskova 1976, s. 81-86.
  36. Zu den mittelalterlichııen georgischen Nachrichten über die Oseten. Karşılaştırınız M.DZAŞVILI, Izvestija gruzonskich letopisej i isto-
    rikov o Severnom Kavkaze i Rossii, Sbornik materialov dlja opisanija mestnostej i plemen Kavkaza 22 (Tiflis 1897) s. 1-206 da yayınlanmış­
    tır.
  37. Bununla ilgili belgeler MİLLER’in Edudlerinde 3. cilt sayfa 66-70’de görülebilir.
  38. Moğolların gizli tarihi. 1240 yılından kalma Keluren ırmağmda-ki Kode adasında bulunan moğol el yazmasına göre, E.Henisch tarafm dan yaymlanmıştır. 2. baskı, Leipzig, 1948. s. 262,270, 274; PELLI-OT’un Notes adlı yapıtının 16. sayfasıyla karşılaştırınız
  39. Macar   dilini   tarihi   etimolojik   sözlüğü,   2.   cilt   Budapeşt 1970,s.263.
  40. Benim bildiğim kadarıyla Ossetlerin antik çağ Al an’l ar dan gel­diklerini ilk defa 66. sayfada ortaya koyan kişi KLAPROTH’dır. Dilsel
    ve kültürel beraberlikleri ise MİLLER, Etüdler cild 3, sayfa 40-42 de or­taya koymuştur ve M.VASMER, Slavların eski yerleşim bölgeleri üzeri­
    ne araştırmalar l cilt, İranlılar Güney Rusya’da Leipzig 1923; DERS. Güney Rusya’da iranca. Streitberg Festgabe, Leipzig 1924 s. 367-375’te
    yayınlandı. Bilhassa ABAEV, Osetin dili ve folkloru, Moskova 1949,s.41-47, 248-259; DERS Osetin dilinin tarihi ve etimolojik sözlüğü Mos-
    kova-Leninrad 1958 ve JU.S. GAGLOJTİ Alany i voprosy etnogeneza Osetin. Tiflis. 1966.
  41. Sinica Franciscana, s. 199; 191: “.. Alani qui ibi dicuntur Aas…”
  42. DÖRRIE, Üç tekst, s.154.
  43. Burada sözü edilen Tatarlar büyük bir ihtimalle 1236-37 yılla­rında batıya doğru yürüyüşe geçerek Kafkaska’yı da talan eden ordunun öncü gruplarıydı. G.Altunian’ın “Moğolların xiii. yüzyılda Kafkasya ve ön Asya ülkelerini zapt etmeleri” Berlin, 1911,s.30-33
  44. Simonis de Keza Gesta Hungarorum. yayınlayan Ö.Domanovszky “Scriptore rerum Hungaricarum cilt l, Budapeşt 1937,8.129-194, burada s.145” adlı dergide.
  45. Th.v.BOGYAY Macar tarihinden alıntılar. Darmstadt, 1967,s.l5.
  46. Lebedja G.Vernadsky’nin “G.VERNADSKY M de FERDI-NANDY’nin Macar ilk çağ tarihi hakkında araştırmalar, München, 1957,s.7-31.
  47. Bu gü dahi Bulgar- Türkçesi ve alan-ossetçeden kelimeler Macardilinde vardır. Bu da bu halkların birbirleriyle olan ilişkilerine kanıttır.
    Z.GOMBOCZ Bulgar-Türkçesinden maceraya geçen ödünç kelimeler Helsinki, 1912.        ,
  48. GYRÖFFY Kronikaink es a magyar östörtenet, Budapeşt 1948.
  49. DÖRRİEÜçteıts.l53-154
  50. Karşılaştırınız MARQUART,s.166
  51. Aynı eser.
  52. “Alani qui ibi dicuntur Aas, christiaini secundum ritum Greco-rum et habentes litteras grecos et sacerdotes grecos.. Omnia ignorabant
    que spectant ad ritum chistianum solo nomine Christi excepto” Sinica
    Franciscana s.192.
  53. J.ZICHY Voyages au Caucase… Budapeşt, 1897,s.71; KLAR-POTH 2. cilt,s.599; P.S. PALLAS, 1792 ve 1794 yıllarında Güney Rusya’ya yaptığım gezi notlan. Leipzig, 1799,s.414; HAXHAUSEN, A.Transkaukausus 2. cilt, 1856,s.17.
  54. G.NIORADZE Dağ osetinleri ve ülkeleri, Berlin 1923 s.21.
  55. Narody Kavkaza 1. cilt Moskau 1960 s.332-334; DÖRRIE üç teksts.154
  56. KLAPROTH,s.602; KOCH, K.İki deniz arasındaki Kafkasya’ya 1836, 37 ve 38 yıllarında yaptığım geziler, 2 cilt, Stuttgart-Tübingen 1842 s.119; G.Merzbacher Kafkas dağlarından 2. cilt, 1901,s.98
  57. Kari Friedrich Neumann eserinde xix. yüzyılda Çerkeslerin haç’ı kutsal saydıklarını yazmaktadır. “Çerkesler dedelerinden kendilerie akta­rılan görenekler çerçevesinde haç’a saygı göstermektedirler; ancak 1818’de haç’m ne anlama geldiğini bilmiyorlardı.” diye 120. sayfada yazmaktadır.
  58. KLARPOTH, s.600; J.REINEGGS Kafkasya’nın genel tarihi ve coğrafik anlatımı. Gotha- St.Petersburg 1797 s.219
  59. Pazar gününe tanrının günü demektedirler. KLAPROTH,s.599 ve NIORADZE’nin eserinde s.22-28
  60. KLAPROTH,s.594
  61. DÖRRIE Üç tekst s.154; NO1RADZE s.17-18
  62. F.BODENSTAEDT Kafkas Halkları Frankfurt a.Main 1848 s.72; Kuzey Ossetya tarihi Moskova 1959,s.109-119
  63. MARQUARTT’an alınmadır. S.167, karşılaştırınız Hudud al-Alam. The Regions of the World.A Persian Geography 372 A.H.-982 A.D.. Yayınlayan V.Mİnorsky Londra 1937 s.160-161. Kommentar: s.444-446
  64. Constantine Porphyrogentus, s.64
  65. F.DÖLGER “Orta Çağda Kıral Aileleri, Tarihi yıllık kitap 60,1940 S.397-420, burada s.401.
  66. Sinica Franciscana,s.lOO,317

90.Yukarıdakilerle karşılaştırınız.

  1. MARQUART,s.l69; KAPROTH’ta aynı düşüncededir. İkinci cilt. s. 581
  2. İki rahip vatanlarına geri dönmektedirler.
  3. DÖRRIE üç tekst.
  4. Büyük bir olasılıkla rahipler Volga nehrinin batı kıyılarında kal­mışlardır. Volga nehrini geçtiklerine dair herhangi bir notlan yoktur.
KAPAT