LAZLAR

Ali İhsan Aksamaz

I- Lazların Tarihçesi

Lazlar1, coğrafî, tarihsel ve kültürel olarak, bugün Batı Gürcistan olarak bilinen Kolkheti2 ile ilişkili bir topluluktur.

Ali İhsan AKSAMAZ
facebook.com/ali.aksamaz/
aksamaz@gmail.com

Lazlar ve Lazika Kırallığı’na ait bilgiler sanıldığının aksine, hiç de yetersiz değildir. Özellikle Prokopius’un aktardığı Lazika ve Pers savaşlarıyla ilgili bilgilere tamamıyla ulaşılmıştır. Laz kıralları da, tek tek isimleriyle bilinmektedir. 15 Laz kıralından söz edilmektedir. Bu konularda yapılmakta olan akademik çalışmalar sonucunda, daha da ayrıntılı bilgilere ulaşmak mümkündür. Pers Kırılı ve Bizanslı bir temsilci tarafından, antik döneme kadar uzanan tüm Laz kırallarının isim listesine değinilmektedir.

 

Geç Antik Çağ’daki Lazika Krallığı (Batı Gürcistan)

Roma/ Bizans Yazarlarının Eserlerinde Lazlar

“Lazlar’dan Laz3 adıyla, etnik bir topluluk olarak ilk kez söz eden 1.yüzyıl tarihçisi Plinius olmuştur. Trabzon ile Doğu Karadeniz ve Kırım kıyılarını 131 yılında dolaşan Arrianus, ünlü Coğrafyası’nı 150 yılında yazan Ptolemeus, Bizans elçilik heyetine katılarak 448 yılında Attila’nın sarayına varmış olan Priskos, 532 yılında Belisarius’un seferine katılarak Lazlar ülkesini gören Prokopius, 552- 558 yılları olaylarını yazan Agathias, 558-582 yılları olaylarını yazan Menandros ve Theophanes gibi birçok yazar, Lazlar’dan, Lazlar’ın komşuları ve Roma/ Bizans ve Pers devletleriyle olan ilişkilerinden ayrıntıyla söz eder.4

İkinci yüzyıl tarihçisi Arrianus zamanında, Lazlar, Sokhumi’den başlamak üzere Trabzon’a kadar olan bölgede yaşamaktaydı. Roma/ Bizanslılar’ın Laz dedikleri bu insanlara, Gürcüler ve Abhaz-Abazalar, Megrel; Roma/Bizanslılar’ın Lazika dedikleri devletlerine de, Gürcüler ve Abhaz-Abazalar Egrisi5 demekteydi. Gagra’dan başlamak üzere Çoruh yatağına kadar uzanan Lazika (=Egrisi) Kırallığı etnik olarak bugünkü Megrelya, İmeretya, Gurya ve Acara bölgelerini kapsıyordu. Trabzon’un doğu kesimindeki Lazlar, Lazika Kırallığı’nın siyasi sınırları dışındaydı.

 

Kolkheti= Lazika= Egrisi/ კოლხეთილაზიკაეგრისი

Lazlar’ın en eski tarihleri, Kolkheti yönetim ve kültür alanlarıyla yakından ilişkilidir. 6. yüzyıl Bizans tarihçisi Prokopius, ‘eskiden kullanılan Kolh adının, Laz adıyla yer değiştirdiğini’6 belirtirken, Prokopius’un genç çağdaşı olan Agathias, Lazlar hakkında şu bilgileri de vermektedir: ‘Lazlar, kuvvetli ve cesur olup, diğer kabilelere de hükmetmektedirler. კოლხი/ Kolkh aslından gelmiş olduklarından gurur duyuyorlar… Böyle zeki, çalışkan, uzun deniz yolculuğuna çıkan ve ticarette muvaffak olan başka bir halk tanımıyorum.’7

კოლხეთი/ Kolkheti adından ilk kez, M.Ö. 8. yüzyıla ait Urartu Yazıtları’nda8 söz edilmiştir. Kolkheti yönetim alanı, yaklaşık olarak, günümüz გაგრა/ Gagra sınırından başlamak üzere, ჭოროხი/ Çoruh yatağına kadar olan bölgeyi kapsamaktaydı. Kolkheti kültür alanının sınırları ise, güneyde Karadeniz’i izleyerek Trabzon’a10 kadar uzanmaktaydı. Kolkheti’nin etkinliği, kuzeyde Kırım’a11 kadar da ulaşmaktaydı.

Milattan öncesine dayanan çeşitli yazılı kaynaklar, Güneydoğu Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan, birbirleriyle kaynaşmış ve Kolkheti vadisinde yaşayanların akrabaları olan kabileleri zikreder.12

Argonotların rotası

Kolkheti, Homerik Çağ Grekleri’nin ilgi alanıydı.13 Argonotlar, Karadeniz’i aşarak Altın Post’u ele geçirmek için Kıral Aeetes (=Ayet)’in ülkesi Kolkheti’ye ayak basmışlardı. Altın Post Efsanesi14, Grek tacirlerin, bölgeyle olan ticari ilişkileri konusunda önemli ipuçlarını gözler önüne sermektedir. M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Rodoslu Apollonius’un Argonotika adlı eserinde Phasis (რიონი/ Rioni) Nehri’ne  ve Kolkheti’nin yönetim merkezi Eia’ya referans yapmaktadır.15 Batı dillerine medicine olarak geçen terimin, Kolkheti Kıralı Ayet’in akıllı ve güzel kızı Medea’nın adından geldiği çeşitli kaynaklar tarafından ileri sürülür. 16

M.Ö. 7. yüzyıldan başlamak üzere, Grek koloniciler Trabezus (ტამტრა/Trabzon), Bathys (ბათუმი/ Batumi), Phasis (ფოთი / Poti), Diascurias (სოხუმი/ Sokhumi) ve Pitiunt (Pitsunda/ ბიჭვინთა) gibi ticaret merkezlerini, Karadeniz kıyılarında kurmaya başladılar.17

M.Ö. 401-400 yıllarında, ordusuyla birlikte Güneydoğu Karadeniz Bölgesi’nden de geçen ქსენეფონტი /Ksenophon, Onbinlerin Dönüşü (ანაბასისი/Anabasis) adlı eserinde bu yöre kavimleri hakkında bilgiler vermektedir. 18

Homeros, Odysseia adlı eserinde, Kıral Ayet’in  ülkesi Kolkheti’yi de anlatmaktadır.19

Günümüzde yapılan arkeolojik kazılar, gün ışığına çıkarılan en eski antik kent ve diğer yerleşim birimleri ve diğer bulgular, yazılı kaynaklar Kolkheti’nin maddî zenginliklerini ve kültürünü gözler önüne sermektedir. Yapılan bilimsel çalışmalar, Kolkheti’nin de içinde bulunduğu bölgenin Eski Taş Devri’nden beri insanların yaşama alanı olduğunu göstermiştir.20

Heredot’un siyah Mısırlılar’ın ülkesi olarak andığı Kolkheti’nin ülke dışında da kullanılan ve Kolkhuri Tetri denilen kendi güneş sikkeleri21 de vardı.

Karadeniz, Grekler ve Kolhlar arasında önemli ve sürekli  bir rekabet alanıydı.22 Kolkhlar, ჭოროხი/Çoruh (=Akampsis’u) aşarak, Trabzon’un doğusuna kadar olan bölgeye yerleşmeye başlamışlardı. Kolkheti, M.Ö. 1.yüzyıldan itibaren saldırganlara karşı savaşmak zorunda kaldı. Bu saldırganlardan ilki Roma İmparatorluğu idi.

M.Ö. 1. yüzyıldan sonra, Kolkheti (=Lazika) ve ქართლი/ Kartli (=Gürcistan) arasında, birbirleri üzerine egemenlik kurmayı amaçlayan sürekli savaşlar yaşandı.23 Bu savaşlar sonucunda, Roma İmparatorluğu bölgeye askeri müdahalede bulundu.

Romalı saldırganlar, Kafkasya’ya girdiğinde güneyde üç kırallık bulunuyordu. Kolkheti (=Lazika) Kırallığı, Kartli (=Gürcistan) Kırallığı ve Albanya Kırallığı.24 Pompeius, M.Ö. 1. yüzyılda ალბანეთი/ Albanya’yı (67-66), Kartli’yi (65) ve Kolkheti’yi (Lazika) (64-63) ele geçirdi.”

M.Ö. 189-63 Anadolu ve Kafkasya

Kolkh= Laz/ Kolkheti= Lazika

“M.S. 1. yüzyıldan itibaren Kolkh yerine Laz olarak adlandırılan Lazlar (=Megreller), önce Pontus Kırallığı’na ve  daha sonra da Roma İmparatorluğu’na  karşı bağımsızlık savaşı başlattılar. 69-79 yıllarında, Lazlar’ın başında bulunan Anicetus25, halkını Romalılar’a karşı ayaklandırdı. Romalılar, stratejik bir bölge olan Lazika’yı bırakmak istemiyorlardı. Ancak Lazların özgürlük mücadelesi karşısında Lazika’yı terk etmek zorunda kaldılar. Lazika Kırallığı giderek güçlendi ve bugün Batı Gürcistan olarak bilinen bölgede hakim oldu.

Lazika’nın güçlenrmesi, Laz akınlarının Çoruh’u aşarak Güneydoğu Karadeniz  Bölgesi’ne yönelmesi ve Lazlar’ın bu bölgeye kitlesel göçleri, Pontus Kıralı 2. Polemon’u tedirgin etti. 2. Polemon, kırallığını Lazlar’dan koruyabilmek için, hükümetini Romalılar’a teslim etti. Kırallığı, Roma’nın bir eyaleti haline geldi. Bu eyalete Pontus Polemonyakos26 adı verildi. Trabzon’un doğusundan Çoruh yatağına kadar olan bölge de Lazlar’ın yoğun olarak yaşadığı bölge haline gelmesine rağmen Lazika Kırallığı’nın yönetimi dışında kaldı.”

 Dönemin Dengeleri ve Lazika Kırallığı

  1. yüzyıldan başlamak üzere, Romalılar’ın Lazika adını verdiği Egrisi Kırallığı güçlendi ve 4. yüzyılda yönetim alanını Trabzon’a kadar genişletemediyse de etki alanı içine aldı. Lazika Kırallığı’nın güçlenip genişlemesi, görünürde Roma İmparatorluğu açısından bir tehdit oluşturmuyordu. Doğudaki Roma varlığının Persler, Gotlar ve daha sonraları da Hunlar tarafından bertaraf edilmek istenmesi, Lazika Kırallığı’nı bu bölgede Roma İmparatorluğu için doğal müttefik haline getirdi. Lazika Kırallığı’nın güçlenmesinde, Roma İmparatorluğu’nun gerilemesi de etkili oldu.27
  2. yüzyıla kadar oldukça genişleyen Roma İmparatorluğu, batıda Atlas Okyanusu’ndan, doğuda Kafkas Dağları’na ve Dicle Nehri’ne, kuzeyde Ren ve Tuna nehrine, güneyde ise Büyük Sahra’ya kadar uzanmaktaydı. Bu sınırlar dışında kalan ve Romalılar tarafından barbar olarak adlandırılan kavimler (Germenler, Gotlar, Slavlar, Hunlar), Roma İmparatorluğu’nun çeşitli sınırlarına sık sık akınlar yapıyorlardı. Kavimler Göçü, Roma İmparatorluğu’nu büyük ölçüde zaafa uğrattı. 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye ayrıldı. Doğu Roma’nın merkezi Bizans olduğu için, bu imparatorluğa Bizans dendi. Lazika Kırallığı’nın güçlenmesi ve genişlemesi de bu döneme rastlar.28

Bizans İmparatorluğu, Lazika Kırallığı’nın bağımsızlığa yönelmesini ve bölgesel yayılmasını kabullenmek zorundaydı. Bu fiili durum, milattan sonraki ilk yüzyıldan itibaren, doğuda başlamış olan Roma İmparatorluğu’nun güç kaybetmesinin, Laz stratejistler tarafından çok iyi değerlendirilmiş olmasının da bir göstergesidir.

Lazika’da kentsel gelişim (Petra Kalesi Kalıntıları)

Lazika Kırallığı’nın Etkileri

Lazika Kırallığı, günümüzde Batı Gürcistan olarak bilinen Kolkheti’yi iktisadi, siyasi ve askeri açılardan birleştirdi. Lazika, bir Bizans vasalı olmasına rağmen, kendisine de bağlı vasalları vardı. Abazgiya, Svanetya ve bağlı diğer bölgelerin de yönetiminde bulunanlar, Lazika kıralları tarafından atanıyordu. Lazika’ya vergi ödemek ve kuzey sınırlarının korunması için asker vermek zorundaydılar.

Lazika Kırallığı’nın 4. ve 5. yüzyıllardaki iktisadi gelişimi konusundaki bilgi kısıtlıdır. Arkeolojik bulgular ve bazı yazılı kaynaklar bu dönem hakkında bilgi edinmemize yardımcı olabilmektedir. O dönemlere ait yüksek tarım uygulaması, ürünü ve bağcılık büyük bir öneme sahipti. Hayvancılık ve ormancılık da gelişkin bir düzeydeydi.

Sokhumi ve Pitsunda bölgelerinde ele geçirilen arkeolojik bulgular, Pontik Sinope’den, Ege’den amfora, çanak, çömlek ve diğer doğu ve batı merkezlerinden (Köln, İskenderiye) cam eşyaların sağlanmış olduğunu göstermektedir.

  1. ve 3. yüzyıl, özellikle de 4. yüzyıl karşılaştırıldığında seramik ithalinde bir düşüş görülmektedir. Bunun nedenlerinden biri olarak Got istilasından sonra üretim merkezlerindeki düşüş gösterilebilir. İthalattaki gerilemenin bir nedeni olarak da, Lazika’da yerel seramikçiliğin gelişimi düşünülebilir.29
Lazika’da maden işçiliği

Lazika’da Kentsel Gelişim

“Güçlenen Lazika Kırallığı, kentsel gelişimi de hızlandırdı. 4. ve 5. yüzyıllarda, Lazika’nın teşvik ettiği, kıyı kentlerindeki üretim ve ticaret önemli ölçüde gelişti. Got ve Hun istilalarının Bosfurus kentlerinde yol açtığı gerilemeler, Lazika kentlerinde etkili olamadı. Bunun en önemli nedeni, Lazika’nın kendi öz kaynaklarına dayanarak ithal ürünlerini ikâme edebilmesidir.

  1. ve 5. yüzyıllarda Lazika’da feodal ilişkilerin yoğun gelişiminden söz etmek mümkündür. Kırallığın siyasi yapısı, Kilise’nin iktisadi gelişimi ve Hıristiyanlık’ın yayılması ve kalıcı olması, bu gelişmelerin göstergelerindendir.

Lazika’daki kentsel ve kırsal gelişim Helenik modeli izlemiştir. Kolkheti antik kültüründeki yerel gelenekler, Batı, Roma ve Bizans kültür unsurlarıyla bir sentez oluşturmuştur. Seramikte Roma ve Bizans çeşit ve şekillerinden etkilenmek söz konusuysa da, toprak ürünlerinde yerel motifler belirgindir.

Roma ve Bizans etkileri, kentsel yapılarda ve Kilise mimarisinde kolaylıkla görülebilir.

Lazika Kırallığı sınırları içindeki Phasis (=Poti) kentinde önemli bir kültür merkezi bulunmaktaydı. Buradan yetişen ünlü filozoflara örnek olarak 4. yüzyıl Grek filozofu Themistius gösterilebilir.30

740’larda Kafkasya

Çin ve Hindistan’a bağlanan ticaret yolları ve Lazika

“Lazika Kırallığı’nın yönetim ve etki alanı içindeki bölge, çok önemli bir geçiş noktasıydı. Çin ve Hindistan’a bağlanan ticaret yollarının Lazika topraklarından geçmesi, bu bölgeyi  gerek Bizans ve gerekse Persler için bir çekim alanı haline getiriyordu. Bizans İmparatorluğu’nun bölgedeki etkinliği, Pers İmparatorluğu’nu rahatsız ediyordu. Eğer Persler Lazika’yı ele geçirebilirlerse hem çok önemli bir stratejik bölgede etkin olabilecek ve hem de uzun dönemde Bizanslıları bölgeden atabileceklerdi.

Persler’in, Lazika’yı ele geçirmek istemelerinin bir diğer önemli nedeni de müttefik olarak gördükleri, Kafkas önlerindeki ve Doğu Avrupa’daki kavimleri, Lazika’yı bir üs olarak kullanarak Bizanslılar’a karşı savaşmaları için yönlendirmek istemeleriydi. Bu dönemde, Lazika yönetim alanında birçok kale ve sur inşa edilmiştir. Doğu sınırlarını Persler’e karşı korumak isteyen Bizanslılar, Lazika Kırallığı’nın siyasi ve iktisadi gücünü kısıtlama yoluna gitti.31

Persler, 2.Yezdigerd döneminde, büyük bir ordu ile saldırıp önce Ermenistan’ı sonra İberya’yı (Kartli= Gürcistan) ele geçirdi. Persler’in amacı, bu bölgeleri kullanarak Lazika’yı ele geçirmek ve onları müttefik haline getirmekti. Aynı şekilde, Bizans için de, Lazika yönetim alanı, Persler’in yayılmacı politikalarına karşı önemli bir bölgeydi. Bizans İmparatorluğu’nun Lazika’nın gelirlerinden yüksek vergi alması, Bizans’a karşı olan hoşnutsuzluğun artmasına neden oldu.

Bizanslılar’ın uyguladığı baskıcı yöntemler, Lazika halkları arasında Bizans karşıtı eğilimlerin her geçen gün artmasına neden oldu. Bu eğilimlerin, Lazika’da güçlenmesi Persler için bulunmaz bir fırsattı. Ancak, Lazika Kıralı Gubaz, gerek Bizans ve gerekse Persler arasındaki çelişkilerden yararlanarak, dengeli bir dış politika uygulamaya çalışarak, yönetimi altındaki halkların zarar görmelerini önlemek düşüncesindeydi.

Kıral Gubaz’ın Bizans karşıtı32 ve Persler’le müttefikliğe yönelik politikası, Bizanslılar’ı oldukça rahatsız etti ve Lazika’ya bütün güçleriyle saldırdılar. Yıllarca süren savaşlardan sonra, 465 yılında Bizans ve Lazika aralarında anlayarak çatışmalara son verdi.

Bizanslılar’a karşı başkaldırının önderi Gubaz’ın yerine, Tsate Lazika Kıralı oldu.33

Doğu Roma İmparatorluğu, Anadolu ve Kafkasya

Bizans’ın Lazika’yı Etkisizleştirme ve Bölme Süreci

“Lazika kırallarının, kendilerine sadakat göstermeyeceğini ve Trabzon’un doğusundaki Laz nüfusun da kendileri için ileriye yönelik potansiyel bir tehlike olduğunu bilen Bizanslılar, Lazika Kırallığı yönetim altındaki Abhaz-Abaza halklarını ve Svanları Lazika’dan ayırma planlarını uygulamaya koydu. Bizans’ın amacı, Lazika’nın etno oluşumlarını ve siyasal etkinliğini kırarak, bu kırallığı süreç içinde tarih sahnesinden silmekti. Bizanslılar, gerektiğinde de, Abhaz-Abaza, Svan halklarını hem Lazlara ve hem de birbirlerine karşı savaştırmayı hesaplıyordu.

Bizanslılar’ın bu politikalarının sonucu, 5.yüzyılın 70’li yıllarında Svanlar34, Lazika’dan ayrıldı. 6. yüzyılın ikinci yarısında da Bizanslılar, Abhaz-Abaza halklarından bazılarını destekleyerek, Lazika yönetiminden ayrılmalarını sağladılar. Lazika’nın siyasi sınırları daraldı, kendi etnik sınırları içinde bir devlet haline geldi. Bizans, Abhaz-Abazaları35, Lazika ile aynı statüde kendine bağladı.

Trabzon’un doğu kesiminden Çoruh yatağına kadar olan bölgedeki Laz nüfusun yoğunluğu da, Çoruh ötesindeki Lazika’dan Svan, Abhaz-Abazaların ayrılma eğilimlerinin Bizans tarafından desteklenmesinde etkili oldu.

Belirli bir süreç sonucunda da, o dönemde sadece Lazlar’dan oluşan Lazika Kırallığı, Abhazya Kırallığı’na katıldı. 8. yüzyıla gelindiğinde artık Lazika Kırallığı da yoktu.

  1. yüzyılda, Lazika Kırallığı’nın eski etkinlik alanında, nüfusunu Abhaz-Abazalar, Svanlar, Megrel-Lazlar ve bölgeye Kartli’den sonradan göç eden Gürcüler’in oluşturduğu Abkhazya Kırallığı tarih sahnesine çıkmıştı. 780’lerde Abhazya Kırallığı’nın sınırları kuzeybatıda Nikopsia’ya (ტუაფსე /Tuapse), güneyde ise Çoruh yatağına uzanıyordu. Kendisini Abhazya kıralı ilan eden Leon, 8. yüzyılın sonunda, kırallığını Bizans egemenliğinden kurtardı. Eski Lazika Kırallığı’nın Çoruh Vadisi’nden Trabzon’a kadar olan Lazlarla meskûn etkinlik bölgesi ise, yine Bizanslılar’ın elinde kaldı.36
387 ve 591 yıllarında Doğu Roma/ Bizans ve Sasani/ Pers İmparatorlukları

Doğu Karadeniz Kıyılarına Gürcü Göçü

“Lazika Kırallığı’nın Rioni havzasının güney kesimi, 5. ve 6. yüzyıllardaki Bizans-Pers Savaşları nedeniyle, Megrel-Laz nüfusunun tamamına yakınını yitirmişti. Bu yüzden, Arap istilacılardan etkilenen Gürcüler, Kartli’den kitlesel olarak göç ederek bu bölgeye yerleşti37. Böylece, günümüzde Müslümanları Laz, Hıristiyanları Megrel olarak adlandırılan Megrel-Lazlar arasında Gürcüler’den oluşan ve günümüzde Gurya/Acara olarak bilinen tampon bölge oluştu38.

Lazika’nın tarih sahnesinden silinmesinden sonra, Trabzon’un doğu sahillerinde yaşayan Lazları birçok zorluk bekliyordu. Bu olumsuz şartlar altında, Lazlar’ın kuzeydeki kardeşleri Megreller de sürekli savaş ve işgaller nedeniyle güçsüz duruma düşmüştü. Yardım ulaştıracak güçleri yoktu.”

Gürcü Kraliçesi Tamara iktidarında (1184-1213 ) Kafkasya

Güneydoğu Karadeniz’de Tampon Bir Laz Devleti

“Abhaz, Ran, კახეთი/ Kkahet, Sometlerin Kıraliçesi თამარა/ Tamara39 zamanında aktif bir dış politika izlendi40. Kıraliçe Tamara döneminde, Karadeniz’den Hazar Denizi’ne kadar olan bölgede yaşayan çok farklı etnik kökenlerden olan halklar konfederal bir yapılanmaya gitti. Haçlı Seferleri’nden ve Bizans Sarayı’ndaki iktidar çatışmalarından yararlanıldı. Bizans üzerine giden konfederal ordu, Güneydoğu Karadeniz’deki Lazlar’ın da aktif desteğiyle Çoruh’tan başlamak üzere Karadeniz bölgesinde etkili oldu. Amaç konfederal yapının içine, etnik olarak Lazlar’dan oluşan bir Laz Devletini de katarak, bu bölgede Selçuklu ve Bizanslılar’a karşı, konfederal yönetimin güvenliğini bu tampon Laz devletiyle pekiştirmekti41.

Latinler’in 1204’te İstanbul’u işgal etmeleriyle, Bizans İmparatorluğu zaafa uğradı. Bu gelişmeler, konfederal kırallığın sınırlarını Trabzon’u içine alacak şekilde genişletmesine yardımcı oldu. Trabzon Kırallığı’nın başına Prens David Kommenon geçti. Trabzon yöresine de Laz nüfusun akışı hızlandı42. Trabzon Kırallığı üzerindeki, Kafkasyalılar’ın konfederal yönetimlerinin etkisi ve Trabzon’un doğu kesimlerindeki Lazlar’ın, Bizans boyunduruğundan kurtulması Bizanslıları rahatsız ediyordu43.

Trabzon Kırallığı yönetiminde, Bizans yanlısı gruplar ile Kafkasyalılar’ın konfederal yönetimlerinin desteklediği Lazlar arasında kıyasıya bir iktidar mücadelesi başladı. W.E.D. Allen, bu konuda şu tespiti yapıyor: ‘Trabzon Kırallığı’nın politika sahnesinde Kasaba Partisi ve Taşra Partisi arasında varolan husumetin gerçekte Lazlar ve Grekler arasındaki etnik bir husumet olduğunu hatırlatmak cüretkâr bir davranış olmayacaktır.’44

  1. yüzyılda მონღოლეფე /Moğollar, Kafkasyalılar’ın oluşturduğu ve başında Gürcü kıralının bulunduğu konfederal yapıyı ele geçirdi. Bu işgal 150 yıl kadar sürdü45. Bu yapı 14. 15. yüzyıllarda, Moğol istilasından kurtularak tekrar bağımsızlığına kavuştu. 15. yüzyılda ise, bu kez Osmanlı ve Pers devletleri güçlenmeye başladı. Bu iki devlet arasında, Ön Asya’da hâkimiyet mücadelesi ortaya çıktı.”
Trabzon İmparatorluğu topraklarının Osmanlı İmparatorluğu tarafından ele geçirmesi (1461)

Bizans İmparatorluğu’nun Sonu

“Lazlar’ın, Bizanslılar’la olan mücadelesi, 1453’te Osmanlılar’ın Bizans İmparatorluğu’na son vermeleriyle bitti. Sultan 2. Mehmet, Karadeniz’i bir Osmanlı gölü haline getirmek istiyordu46. Tahta çıkar çıkmaz 1451’de Doğu Karadeniz kıyılarına 50 kadırga gönderdi. Batumi ve Sokhumi’de etkinlik kurarak, bu bölgelerde yaşayan Abhaz-Abazaları, Megrel-Lazları ve Gürcüleri yönetimi altına almaya başladı. Böylelikle, bugün Batı Gürcistan olarak bilinen bölge, Osmanlı yönetimine bir anlamda girdi. Bu yeni durumla, Trabzon Kırallığı da doğusundan kuşatılmış oldu. სოჭი/ Soçi’den başlayan, kuzeybatıya doğru, Karadeniz kıyıları ise, Kırım Hanlığı’nın kontrolü altındaydı. Trabzon’un doğu kesimlerinde, bugün olduğu gibi o dönemde de yaşayan Rumlar’la çatışma ve sürtüşme içindeydiler. Lazlar, bir bakıma Trabzon Kırallığı’nı ele geçirmek isteyen Osmanlılar’ın müttefiki durumundaydı.

1461’de Osmanlılar’ın, Trabzon Kırallığı’nı ele geçirmeleriyle birlikte, Trabzon’un doğusundaki Lazlar da yavaş yavaş Osmanlı yönetimine girmeye başladı47. Batumi dolayındaki Lazlar, kuzeydeki Megrel-Lazlar ise 10 yıl kadar önce Osmanlı yönetimiyle temasa geçmişlerdi.

Trabzon’dan Batumi’ye kadar olan bölgede yaşayan Lazlar, 1461 yılında, Trabzon Kırallığı’nın Osmanlılar tarafından ele geçirilmesinden çok sonraları da, Osmanlılar’ın müttefiki olarak görüldüklerinden, fiili bağımsızlıklarını korudu. Ancak 1580’den sonra başlayan bir süreçle İslamiyet’e geç(iril)di. 1840’lara48 kadar  da derebeylerinin yönetiminde özerk bir yapı içinde yaşadılar.”

Osmanlı İmparatorluğu toprakları içindeki Lazistan Sancağı

Osmanlı Yönetimi ve Laz Derebeyleri

1519’da Trabzon, Batumi’nin de dâhil edilmesiyle, ayrı bir eyalet haline getirildi. Bu bölgeyi 1640’da dolaşmış olan Evliya Çelebi’ye göre, eyaletin beş sancağı şunlardı: Canik, Trabzon, Gönye (=Gonia), Aşağı Batumi ve Yukarı Batumi, Lazistan’ın merkezi Gönye idi. Kazaları ise, Atina (=Pazar), Sumla, Viçe/ Biçe (=Witse) ve Arhavi idi49.

Osmanlı yönetimi, Güneydoğu Karadeniz Bölgesi’ni yönetsel birimlere ayırdı. Koch, 15 Laz derebeyliği sayar: Atina (=Pazar, iki), Bulep, Artaşin (=Ardeşen), Viçe, Kapiste, Arhavi, Kisse, Hopa, Makria (=Makriali), Gonia (Gönye), Batumi, Maradit (=Maradidi), Perlevan ve Çat derebeylikleri. Son üç derebeylik toprakları, Çoruh üzerinde, bu nehir vadisini asıl ლაზისთანი/ ლაზეთი/ Lazistan’dan ayıran dağın ardında idi50.

Bölgenin, Osmanlı yönetimine geçmesiyle, gerek Trabzon’un doğusundan başlamak üzere Batumi’yi de içine alan topraklarda yaşayan Lazlar ve gerekse kuzeydeki Megrel- Lazlar aynı yönetimin tebası oluyorlardı.”

 

Güneydoğu Karadeniz’de Laz İsyanları

“19. yüzyılda, 1814-1817, 1818-1821 ve 1832-1834 yılları arasında Güneydoğu Karadeniz Bölgelerinde, Osmanlı yönetiminin, derebeylerin yetkilerini kısıtlamak istemesinden dolayı Laz isyanları ortaya çıktı51. Trabzon Valisi Osman Paşa, bu başkaldırılara son vermek için, Laz derebeylerinin nüfuzlarını kurmaya çalıştı, ancak başarılı olamadı52.”

Yeni Lazistan Sancağı

“1851’de Acara çevresi, Aşağı Gurya ile birlikte, kurulmuş olan Lazistan Sancağı’na bağlandı53. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşları sonucu Batumi’nin Rusların eline geçmesiyle birlikte, Lazistan Sancağı’nın merkezi olan Batumi’den Rize’ye taşındı. Şemseddin Sami Kamus-ul Alâm’da bu yeni sancak alanının sahil uzunluğunun 120 km. ve genişliğinin 25-30 km. arasında olduğunu, Lazistan Sancağı’nın Rize, Atina, Hopa isimleriyle üç kazaya, 6 nahiyeye ve 364 köye ayrıldığını yazar54.”

Müslüman Lazların Osmanlı Topraklarına Göçü

“1877-1878 Osmanlı Rus Savaşı sonucunda, yerlisi oldukları bölgelerin ve Batumi’nin Rusların eline geçmesinden sonra, Müslüman Lazların bir kısmı Osmanlı topraklarına kitlesel olarak göç etti ve İzmid Sancağı içinde bulunan ve bugün de yaşadıkları bölgelere yerleştirildi55. Osmanlı-Rus savaşlarında Laz gönüllüler Ruslar’a karşı Osmanlılar’ın safında çarpıştı56.

1880-1920 yılları arasında yarım milyon kadar Laz, Batumi’den başlamak üzere, Krasnodar, Odesa ve Ukrayna’ya kadar uzanan kıyı şeridinde yaşamaktaydı. 1926 nüfus sayımlarına göre, Abhazya’da 1875 Müslüman Laz yaşamaktaydı57.”

Kırım Savaşı (Malakhov)

Rusların Kafkasya’ya Sarkmaları

“Ruslar’ın Kafkasya’ya girebilmeleri, Cengiz Han’ın oğulları tarafından kurulan Altın Ordu Devleti’nin mirasçısı durumundaki Moğol hanlıklarının ortadan kalkması sonucunda gerçekleşebildi. Ruslar’ın, 16.yüzyılda Astrahan Hanlığı’nı ele geçirmeleri onlara Hazar Denizi’ne ulaşmanın yolunu açtı. Rusya-İran sınırı uzunca bir süre Terek Nehri ile çizildi. Batıda Osmanlılar’ın Kırım Hanlığı’nı korumaları, Kırım’ın da Çerkesleri ve diğer Kafkasyalı halkları korumasını sağladı. Osmanlılar, 1774’te Osmanlı-Rus Antlaşması ile Kırım üzerindeki haklarını kaybetti. Kırım 1783’te Ruslar tarafından ele geçirildi58.

Ruslar’ın bölgede etkili olmaya başlamalarından önce, 17. yüzyılda, bugün Gürcistan olarak bilinen coğrafyada üç kırallık bulunuyordu. Başkent Tiflis olan Kartli Kırallığı, kuzeydoğuda Kahetya Kırallığı ve batıda da Kutaisi civarını elinde bulunduran İmereti Kırallığı. Bu kırallıkların ilk ikisini İranlılar, sonuncusunu da Osmanlılar denetliyordu. Doğu Karadeniz kıyıları, adı geçen bu üç kırallığın egemenlik alanı dışındaydı. Kuzeyde Soçi-Sokhumi arası Abhazya’ya, Sokhumi-Poti arası Megrelya’ya, güneyde Poti-Batumi arası Gurya’ya aitti. Bu üç prenslik Osmanlı’ya haraçla bağlıydı. Güneybatıda ise, Samshe ve Saatabego prenslikleri vardı. Bu prensler, zamanla İslamiyet’i benimsedi ve Osmanlı’ya doğrudan bağlı birer valilik haline geldi59.

Bugün, kin yüklü anti-Rus söylemlerine rağmen Gürcüler, Transkafkasya’da ilk ayak basabilecekleri yeri Çarist Rusya’ya verdiklerinden dolayı sorumludur. Büyük Katerine’nın Rusyası ile yaptıkları 1783 Georgievsk Anlaşması’yla Gürcü askeri yolunun açılmasına ortam hazırlamış oldular60.

Çarlık Rusyası ile dostluk anlaşması imzalayan Kıral 2. Erekle’nin unvanları şöyleydi: ‘Tanrının izniyle, Yüce imparatorlarının hürmetkârı Kartli-Kahheti Kıralı, Samtshe-Saatabego, kazakhi, Barçalo, Şamşadile, Kaki, Şamahi, Şirvan Gence ve Erivan hükümdarı Erekle 2.’

1783’te Kırım’ı ilhak etmelerinden sonra, Ruslar ertesi yıl Petrovsk’u ve kentin Dağıstan’daki artbölgesini işgal etti ve Kahetya’yı kendine bağlamış olan Kartli (=Gürcistan) Kırallığı’nı korumaları altına aldılar. Ruslar, Vladikafkas kentini kurdu ve Gürcistan ile doğrudan ilişki kurmalarına imkân veren Daryali Boğazı’nı açtı. Son Kartli (=Gürcistan) kıralı, ölürken yaptığı vasiyetle, kırallığını Rusya’ya bıraktı. 1803’te სამარგალო/ Megrelya, 1804’te იმერეთი/ İmereti ve გურია /Gurya Rusya’ya bağlandı61.”

(20. yüzyıl başları) Safevî/Pers/ İran Şahı, Osmanlı Sultanı ve Rus Çarı’nın Güney Kafkasya’daki toprakları

Değişen Sınırlar ve Müslüman Lazlar

Osmanlı Devleti ve müttefikleriyle, Rusya Bolşevik Hükümeti arasında imzalanan, 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Anlaşması ile 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı tazminatının bir kısmına karşılık olarak Rusya’ya bırakılan Batumi, tekrar Osmanlı yönetimine geçince, bu yörede yaşayan Müslüman Lazlar tekrar Osmanlı tebaası oldu. 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalayan Osmanlı Devleti, mütareke şartlarının 2. maddesi uyarınca Batumi’den çekildi. Batumi 1920 Temmuz’una kadar İngiliz yönetiminde kaldı. İngilizler, işgal altında tuttukları bütün Kafkasya ile birlikte Batumi’yi de boşalttıkları zaman, buraya Gürcistan Hükümeti el koydu. Bir süre Menşevik Gürcü Hükümeti’nin yönetiminde kalan Batumi Lazları, 16 Mart 1921’de Ardahan ve Artvin’le birlikte Türk yönetimine girdi. Türk yönetimine giren bu sancakta yapılan seçim sonucu, beş kişi Batumi milletvekili olarak Birinci Büyük Millet Meclisi’ne katıldı. Aynı tarihte, Moskova’da imzalanan Türkiye-Rusya Muhadenet Anlaşması’nın ikinci maddesi, Batumi şehir ve limanıyla, Batumi Sancağı bölgesinin bir kısmı üzerindeki Türkiye’nin metbuiyet hakkını, burada yaşayan ahalinin geniş bir özerkliğe sahip olması ve Türkiye’nin Batumi Limanı’ndan serbestçe yararlanması kaydıyla, Gürcistan’a bırakmasıyla, 19 Mart’ta Türk Ordusu Batumi’den çıktı. Diğer halklarla birlikte Lazlar da Gürcü yönetimine girdi. Sovyetler Birliği, anlaşmanın hükümlerine uyarak bu bölgede Acarya (=Aç̆aristan) Özerk Cumhuriyeti’ni kurdu ve Batumi de bu yönetimin merkezi oldu62.

16 Mart 1921 Türk-Rus Anlaşması üzerine, bir kısım Müslüman Laz Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı63.”

Niko Marr ve eseri

Osmanlı Lazları’nın Kültürel Hakları İçin Mücadeleleri

“Bilim adamı ნიკო მარი/ Niko Marr, 1910 yılında Osmanlı Lazistanı’na dilbilim çalışmaları için gittiğinde, kendisiyle tanışan Laz aydınları ısrarla ihtiyaç duyduklarının Laz dili grameri olduğunu, böyle bir çalışmayı yabancı dilde de olsa Türkçe’ye çevirerek yararlanabileceklerini belirtmişlerdir64.

Niko Marr, alan çalışması sırasında Faik Efendi adında bir Laz aydınıyla tanıştığını, Faik Efendi’nin Sultan Abdülhamid döneminde Lazca Alfabe oluşturmak için girişimlerde bulunduğunu, bu çabalarının yönetim tarafından hoş karşılanmadığını, Faik Efendi’nin tutuklanarak zindana atıldığını ve dokümanlarının ateşe verildiğini yazar.

İstanbul’da Laz Dernekleri

Lazlar’ın 1914’te kurulan Laz Talebe Cemiyeti ve 1919’da kurulan Laz Tekâmül-ü Milliye Cemiyeti, ayrılıkçı olmayan, ancak kültürel özgürlük güden Lazlar’ın çalışmaları arasındadır65.

Laz takası

Lazların Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyete Katkıları

“Lazlar’ın, küçük kayıklarıyla olan denizcilik faaliyetleri, Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı sırasında oldukça ünlüdür. Aralıklarla gelen engellemelere rağmen büyük miktarda silah ve mühimmat Batumi’den Samsun’a Laz takalarıyla taşındı66.

Lazlar, diğer Osmanlı tebaaları gibi, Cumhuriyet’in kurulmasında fedakârlıkta bulundular, emek verdiler.

Cumhuriyet dönemiyle birlikte, yönetime hâkim olan tek ulus, tek dil anlayışı çerçevesinde Lazistan Sancağı lağvedildi. Eskiden Lazistan Sancağı içinde yer alan ve günümüzde Lazlar’ın yoğunlukla yaşadığı, Pazar, Ardeşen ve Fındıklı Rize iline, Arhavi ve Hopa ilçeleri de Artvin iline bağlandı. Bu yörelerdeki tarihsel yerleşim birimlerinin adları değiştirildi” 67.

Almanya’da yayınlanan “Lazuri Ambarepe”

Günümüzde Türkiye Lazları

“1984’te Lazlara yönelik olarak Fahri Lazoğlu/ Wolfgang Feurstein’nı hazırladığı Lazuri Alfabe (Laz Alfabesi); Osman Tamtruli’nin nananena-Lazuri Berepeşeni (Anadil-Çocuklar İçin Lazlar); Lazuri Ambarepe (Lazca Haberler) Lazebura ve Mjora gibi yayınlar ve 1992’de kendisini deklare eden Laz Dilini ve Kültürünü Araştırma Vakfı Girişim Komitesi, 1993’de yayın hayatına başlayan ve Türkçe ve Lazca olarak yayımlanan Ogni Dergisi, Zuğaşi Berepe (Denizin Çocukları) adlı müzik topluluğu ve Lazca şarkılar söyleyen Birol Topaloğlu Türkiye’deki Lazların siyasi ve ayrılıkçı olmayan, ancak kültürel nitelikli faaliyetlerine örnek sayılabilir. Ayrıca, 1992’de Almanya’da bir grup Laz aydın tarafından kurulan ve başkanlığını Lazolog Wolfgang Feurstein’ın sürdürdüğü Güney Kafkas Dilleri ve Kültürleri Derneği ve başkanlığını Selma Koçiva’nın yaptığı Laz Dili ve Kültürünü Yaşatma ve Koruma Birliği de önemli kurumlardır.”

Mç̆ita Murunʒxi” (“Kızıl Yıldız”) adlı Lazca gazete ve Alboni (Alfabe)

Sovyetler Birliği Lazları

Sovyet yönetiminin ilk yıllarında oldukça özgür olan, Sovyetler Birliği Lazları, nüfus sayımlarına kendi etnik kimlikleriyle kaydedildi. Lazca okullar açıldı. Laz çocukları kendi anadillerinde de eğitim görmeye başladı. Lazca, 1920’li yıllarda yazılı bir dil haline geldi. Latin Alfabesi’ne dayalı bir alfabe kullanıma sokuldu. Lazca ders kitaplarının yanı sıra, kültür hayatıyla ilgili kitaplar da yayımlanmaya başladı. Lazca tiyatro eserleri sergilendi, gazete ve broşürler çıkarıldı. Bu süreç içinde მჭითა მურუნცი / “Mç̆ita Murunʒxi” (“Kızıl Yıldız”) adlı bir de gazete yayına başladı. Lazlar, 1939’dan başlamak üzere nüfus kayıtlarına “Gürcü”68 olarak kaydedildi. 1937-38 döneminde Lazların büyük bilim adamı, şair ve Lazca okullar direktörü ისქენდერ ჭითაში/ İskender Tzitaşi katledildi. Laz Halkı’nın önderleri baskılara uğradı. Laz Halkı’nın kültür özgürlüğü gaddarca engellendi. Gürcü okullarında eğitime zorlanarak, Laz Dili’nin ölü bir dil haline getirilmesi süreci hızlandırılmak istendi.

1949’da, Lazlar’ın tarihsel yerleşim alanı olan, bugünkü Batı Gürcistan Yöresi’nden binlerce Laz Kazakistan’a sürüldü. Toplam nüfusları 20 bine indirgendi. Bu insanlar sürüldükleri yerlerde eritilmeye çalışıldı69. Türkiye sınırlarına yakın bölgelerden, Doğu Karadeniz’de yaşayan Müslüman soydaşlarından kopartılan bu insanların neden böyle bir tehcire tabi tutuldukları ve suçlarının ne olduğu halen anlaşılabilmiş değildir. Tekrar kopartıldıkları topraklarına dönebilmeleri için de hiçbir girişimde bulunulmamıştır.

II-Kültürel Yaşam1

“Lazlar, bir veya iki Gürcü ve Rus dilbilimcisi dışında, yüzeysel olarak bile incelenmemişlerdir. Dilleri, gelerek ve görenekleri, sahillerinin arkeolojisinin titiz, bilimsel bir çalışmayla incelenmesi tarihsel birçok soruna ışık tutacaktır2.

Geçtiğimiz yüzyıl (19. yy.), Kuzey Kafkasya ve Transkafkasya’da yapılan arkeolojik kazılar, Argonotika’da korunan, Bronz Çağ döneminde, Karadeniz’in doğu sahilleri etrafında varolan refah ve uygarlık hakkındaki hikâyeyi teyit etmiştir3.

Lazlar’ın maddî ve manevî kültürlerinin, günümüzde Batı Gürcistan olarak bilinen bölgeyle sıkı ilişkisi vardır4.

Lazlar’ın madde ve manevi kültürlerine ilişkin veriler, alan çalışması yapacak yerli ve yabancı bilim adamlarının ilgisini oldukça çekecek zenginliktedir.

Lazlarda Yapıcılık

“Lazların çoğu yapı ustasıdır. Esas olarak yarı kâgir tipte yaptıkları evler birer sanat eseridir. Sekize kadar varan direkler üzerine kurulan erzak depoları hemen göze çarpar5.

  1. yüzyıla kadar, Laz yapıları genellikle yontulmamış, yuvarlak kereste ile yapılırdı. Bina temeli taşla örülür, toprak yüzeyinde yeteri kadar yükseltildikten sonra, kereste ile duvarlar oluşturulurdu. Bu duvarlar üzerine, tam ortadan boydan boya kalas uzatılırdı. Çatı, bu kalasın iki tarafında oluşturulurdu.

Yeni bitirilen bir evde, ocağın ilk tutuşturulması işlemi büyük önem taşırdı. Ateşi tutuşturacak olan kişinin, anne ve babası sağ bir kız çocuğu olması uğurlu sayılırdı.

Eski Laz evleri, çok zarif, ince el oymacılığı örnekleriyle bezelidir. İşlenen motifler arasında, üzüm çubuğu motifi oldukça yaygındır. Taş üzerine bitki ve hayvan motifleri işlemek Lazlar’ın binlerce yıllık geleneklerindendir6.

Laz ustalar tarafından yapılan ve geleneksel motiflerle bezenmiş evlere Acarya, Gurya, Megrelya ve İmeretya’da günümüzde bile sıklıkla rastlamak mümkündür.”

Megrellerde Düğün

Doğum

“Hamile kadın ağır yük kaldırmamalı ve gece yolculuğuna çıkmamalıdır. Ayrıca ceviz ve fındık gibi yiyeceklerden kaçınması gerekir. Buna uymayan kadınların çilli bebek doğuracağına inanılır.

Kadının, hamileliğinin dokuzuncu ayında avluda oturup, eteğine mısır ufalayarak ata yedirmesi de uğurlu sayılır. Loğusanın sütünün bol olması için, başına boz renkli bir taş asılır.

Bebek doğar doğmaz, ev halkı bebeğin cinsiyetini sorar. Erkekse çok sevinilir. Evin balkonuna çıkılır ve havaya birkaç el silah atılır. Silah atma işi, erkeklerin bulunmadığı durumlarda, kadınlar tarafından da yerine getirilebilir. Daha sonra bebeğin babasına müjdeci koşturulur. Müjdeci ödülsü bırakılmaz7.

Loğusa kadını ziyaret etmek, ancak kadınlara düşer. Erkek kardeşleri üç günden sonra ziyarete gidebilir. Bebek, ziyarete giden akrabaların kucağına konur, hediye beklenir.

Bebeğin kesilen göbek kordonu cami avlusuna gömülür. Böylelikle bebeğin akıllı olacağına inanılır.

Bebeğin sağlık durumunu izlemek ve onun uzun ömürlü olması için, kırk gün süreyle, terazinin bir kefesine bebek, diğer kefesine ağırlığınca taze balık konur. Bebeğin ağırlığınca taze balık, her gün toprağa gömülür. Bu gelenekle. Bebeğin kötü kaderden uzaklaşması umut edilir.

Bebeğe ait bezler ve giysiler, gün batımından sonra avluda, ipte bırakılmaz. Eğer unutulursa, giysiler ateş üzerinde gezdirilerek, üzerine sindiği düşünülen kötü ruhlar uzaklaştırılır. Akşam ezanından sonra eve gelen, evin erkekleri de bebeği doğrudan kucaklarına alamaz. Yanan ocağın başına gider, giysilerini silkeleyerek kötü ruhlardan arındırırlar.

Doğumdan bir hafta sonra, bebeğe isim konur. Çocuğa isim koyma hakkı, dede ve nineye aittir. Eğer onlar sağ değilse, bu hak anne ve babaya geçer.”

Evlilik

“Evlendirilecek oğlu olan anne, uzunca bir süre oğluna uygun bir kız arar. Kızı, bir düğünde veya imecede görür. Önce delikanlıya, bir kız beğendiklerini söyler. Delikanlı, rıza gösterirse, kız tarafına bir elçi gönderilir. Kızın ailesinden kadınlar, kıza elçiden bahseder. Eğer kıza, rıza gösterirse, kızı resmen isteme girişiminde bulunulur. Önce, delikanlının annesi, kızın annesine, kız istemeye niyetli olduklarını söyler. Her iki tarafın anneleri, kız isteme tarihini belirler. Erkek tarafı, üç kadın ve üç erkekle kız evine gider. Kız tarafı da, üç erkek ve aç kadınla gelenleri karşılar. Her iki tarafın yetişkinleri görüşmeye oturur. Genç kız odasından çıkmaz8.

Söz kesildikten sonra kenti inilir ve kıza birkaç kat giysi, altın, patiska, oya için boncuklu yazmalar alınır. Damada da bir yüzük alınır.

Nişan düğününün zamanı belirlenir ve herkes davet edilir. Çağrılanların bir kısmı kız evine, bir kısmı erkek evine gider. Nişan, kız evinde yapılır. Damat, evinde yalnız bırakılır, nişan düğününe getirilmez. Kız tarafı, kızı süsler, en güzel elbiselerini giydirir. Kadınlardan biri, kızın nedimesi olur ve tören boyunca kızın yanından ayrılmaz.

Erkek tarafı, kız evinin kapısına gelir. Damadın sağdıcı gelenlerin önündedir. Kapının önünde, “buradan öteye gidemeyiz, ayaklarımız ağrıyor, nişanlı kız gelip bizi götürsün” denir. Nişanlı kız, başı önünde nedimesiyle birlikte gelir. Kızın başı, bir yazma ile örtülüdür. Sağdıç yazmayı kaldırır. Herkes ‘ne kadar güzel kız’ der. Hep birlikte genç kız alkışlanır. Böylece erkek tarafı, nişanlı kızın evine girer. Birlikte yemek yenir.

Yemekten sonra, nişan sandığı açılır. Nişanlı kıza yüzük takılır. Damada ise, yüzüğü gönderilir. Alınmış olan bütün eşyalar, gelenlere gösterilir. Daha sonra, erkek tarafı nişanlı kızı çağırarak önünde saygı duruşunda bulunur.

Nişandan sonra, damat yanına birkaç kişi alarak nişanlısının evine gider. Damat oturmadan kimse sofraya oturmaz. Yemekten sonra kız, erkek, gençler birlikte oturur ve ‘tek mi çift mi’ oynar. Yetişkinler erken uyur, evi gençlere bırakır. Gençler de sabaha kadar eğlenir, türkü söyler ve oynar. Böylelikle hısımlık başlamış olur.

Nişanlılık döneminde gençler, gizli gizli konuşmak için bir araya gelir.

Nişanlılık döneminde nişanlılar, her iki ailenin yardımına çağrılır. İki aile de, birbirine işgücü bakımından yardımcı olur.

İki, üç sene hısımlıkla geçer ve sıra düğüne gelir.

Önce, eşya almak için kente inilir. Mantodan şemsiyeye kadar her şey satın alınır.

Düğüne katılacak olanlar, nişanda olduğu gibi ikiye ayrılır. Erkek tarafından kadınlar, gelin için bohça hazırlar. Yanlarına erkekleri de alarak kız evine gelin almaya gider.

Gelin almaya gidince, erkekler horona durur. Daha sonra, ocağa çukali (küçük kazan) asılır. Horona duranlar ocak başında türkü söyler.

Gelin, baba evinden çıkarken, bir kolundan erkek kardeşi, diğer kolundan da erkek tarafından biri tutar. Gelin kız, evden çıkarken, erkek kardeşi havaya birkaç el ateş açar.

Hep birlikte erkek evine doğru yola çıkılır. Damadın evine yaklaşıldığında gelinin nedimesi ‘buradan öteye gidemem’, diye dayatır. Damat, sağdıcıyla birlikte gelir ve biraz ötede durur.

Damat, önce refakat ederek erkekleri düğün evine götürür. Kız tarafı kadınları yolu kapatır, bir türlü eve girmez. Damat istediklerini yerine getirir, kadınlar da yolu açar.

Yolun bir ucunda gelin kız, diğer ucunda damat durur. Damat çağrıldığında gelir ve cebinden küçük çükü kesilmiş renkli kâğıtçıklar çıkararak gelinin başına savurur. Gelinin nedimesi de aynı şekilde, damada renkli küçük kâğıtçıklardan savurur.

Gelin, erkek evine girerken, yol boyunca şemsiyesini açarak yürür. Damat, gelinin şemsiyesini elinden alır, kapatır ve geri verir. Gelin de şemsiyeyi açar ve öyle yürümeye devam eder. Bu, üç kez tekrarlanır, en sonunda şemsiye gelinin elinde açık kalır.

Damat, gelini koluna takarak düğün evine ilerler. Damadın kardeşi, kâğıttan yapılmış süsleri gelin ve damadın boynuna dolar, eve girilir.

Damat, geline evin dört köşesini gezdirir. Gelin, kapının önüne oturtulur ve kucağına küçük bir çocuk verilir. Gelin, cebindeki bir mendili çocuğa verir. Damat gelir gelir ve gelini odasına götürür. Gelin, üç kez yatağa oturur, kaldırılır.

Herkesin bulunduğu en büyük odaya bir sandık konur ve gelin bunun üzerine oturtulur. Türküler söylenir ve ხორონი/ horona durulur. Damat da horona çağrılır. Kadınlar horonda seyircidir. Yalnızca bazı ihtiyar kadınlar horona durur.

Sofra kurulur ve nedime ile sağdıç sofraya oturur. Gelinin nedimesi olmayacak şeyler ister. Erkek tarafı, bunları yerine getirmek zorundadır.

Yemekten sonra, artan pilavlar bir araya toplanır ve üç çatal saplanır. Çatalların üzerine bir mendil atılır. Damadın bu mendili kapması beklenir. Damat ile gelin beraber oturarak, mendil kapmaca oynar.

Damat ile gelin yan yana durduklarında, kavrulmuş fındıklardan yapılmış uzunca bir zincir ile birbirlerine bağlanır.

Düğünden üç gün sonra, gelin baba evine götürülür. Damat, bir gece kalır ve döner. Gelin, baba evinde üç gün kalır ve baklava ve börekle geri döner.

Evlerine döndükten sonra, gelin ile damat yalnız bırakılır. Evin büyükleri başka ailelere kalmaya gider9.”

Megrellerde ağıt (Pranishnikoff, 1884)

Ölüm

“Ölen kişinin başında akrabaları nöbet tutar. Bunun nedeni, ölenin vücuduna kötü ruhların girip yerleşmesini önlemektir. Ölenin ruhu, bedeninden çıkar çıkmaz vücudu, elleri, ayakları ve gözü düzeltilir. Kadınlar odaya doluşarak feryada başlar. Feryatları duyan köy halkı, birinin evinde ölüm olduğunu anlar ve ölü evine koşar10.

Ölen kişi, 24 saat misafir alıkonur. Eğer uzaktan gelecek akrabalar bekleniyorsa bu süre uzatılabilir. Ölü, orta odada, geniş ve sert bir divan üzerine konur ve üstü beyaz bir çarşafla örtülür. Varsa anne ve babası, başucunda oturur. Kardeş ve yakın akrabaları çevresine dizilir. Uzaktan gelen akrabalar feryatla ölü evine girer. Önce, evdekilerle sarmaş dolaş olunur, gözyaşı dökülür. Ölenin yüzü açılarak bakılır, üzerine kapanarak ağlanır.

Komşular, bu acılı günde yardımcı olur. Kimisi mezarı hazırlar, kimisi tabut yapımına girişir.

Ölü, evden çıkarılırken çağlıklar duyulur. Ölen, tabutla mezara konur, ancak tabuta kapak örtülmez. Gömme işleminden sonra mezarın iki başına birer tahta kazık çakılır. Birinin üzerine ölenin kimliği yazılır11.

Geleneğe göre; gurbette ölen bir Laz mutlaka baba ocağına götürülmeli ve akrabalarının yanına gömülmelidir12.”

Dipnotlar 1

  1. “Bugün kendilerine Laz adını veren ve Lazca konuşan küçük bir topluluk, Hopa-Pazar ilçelerinde yaşamaktadır… Laz adının Karadeniz’in güneydoğu bölümündeki halk için fark gözetilmeden kullanılması ilmi bakımdan tamamıyla sakıncalıdır.” (Türk Ansiklopedisi, Lazlar maddesi, cilt 22, s.498, Milli Eğitim Bakanlığı, Ankara, 1975).

Gürcü kaynakları; Lazları Ç̆ani, Megrel- Ç̆ani, Megrel-Laz olarak adlandırırlar. Ç̆ani, farklı dillerde Tsan, Tzan, Tzannes, Chan, Tchan, Çan, San, Ç̆an, Çanivk, Tjani, Chani şekillerinde de yazılmaktadır. Ç̆ani sözcüğünün farklı dillerde, farklı yazımından kaynaklanan birtakım karışıklıklar söz konusu oluyorsa da, asıl karışıklık aynı sözcüğün, akraba ancak farklılaşmış kavimleri tanımlamak için kullanılmasından kaynaklanabilmektedir. Lazlara, Ç̆ani denmesinin, Lazlar’ın M.S. 1.yüzyıldan itibaren, Ç̆ani’nin değişik telaffuzu olan Tzan adıyla da bilinen Makronların yaşadıkları güneydoğu Karadeniz’e yerleşmeleri ve yöre ile özdeşleşmiş olan Ç̆ani isminin kendilerine de verilmesinden kaynaklandığı yorumu yapılabilir. Ancak unutulmamalıdır ki, gerek Tzanlar ya da Makronlar, Kolkheti kültür alanı içindeki kavimlerdi.

  1. Farklı dillerde: Kolkhis, Colchis, Kolkis, Qulha, Kolhis, Kolhida, Kolkhide, Kolkhis, Kolchis, Kolkhit, Kolkya, Kolçis, Kolkha, Kolkheti, კოლხეთი.

“Kolkhis: Anadolu’nun kuzeydoğu ucu da dahil olmak üzere Doğu Karadeniz yöresine Hellenler’in verdiği ad.” (Bilge Umar, Türkiye’deki Tarihsel Adlar, s. 453, İnkılap Kitabevi, İstanbul, 1993).

  1. Peter Alford Andrews, Türkiye’de Etnik Gruplar, s.312 (Rüdiger Bennighaus, Lazlar), Ant/ Tümzamanlar Yayıncılık, İstanbul, 1992;15 Laz Kıralı hakkındaki açıklama için bkz.: Bedia Leba, “Olafu/ Halkbilimci Wolfgang Feurstein’la Söyleşi”, Ogni Kültür Dergisi, sayı 5, Temmuz- Ağustos 1994, İstanbul.
  2. M. F. Kırzıoğlu, a.g.y., s.425-427.
  3. Gerg Amıcba, Hayri Ersoy (çev.), Ortaçağ’da Abhazlar, Lazlar, s.7, Nart Yayıncılık, İstanbul, 1993.
  4. Aktaran: S. Canaşia, N.Berdzenişvili, Mehmet Özata (çev.), Türkiye’den Haklı istemlerimiz, Tarih ve Toplum, sayı 46, Ekim 1987.
  5. Sh. Meskhia, An Outline Of Georgian History, s.9, Tbilisi, 1968, aktaran: Şalva Tevzadze, Çveneburi Kafkasoloji dergisi, sayı 4, Stockholm, 1977.
  6. Encyclopedia Americana, (Colchis), cilt 7, s.219.
  7. Fahrettin Çiloğlu, Gürcülerin Tarihi, s.34, Ant Yayınları, İstanbul, 1993.
  8. Hayri Ersoy, Aysun Kamacı, Çerkes Tarihi, s.23, Tümzamanlar Yayıncılık, İstanbul 1992.
  9. F. Çiloğlu, a.g.k. s.35.
  10. Yurt Ansiklopedisi, c.9, s.6352/b, Anadolu Yayıncılık, İstanbul, 1982-83.
  11. M. Lordkipanidze, İ.Katcharava, A. Glimpse Of Georgian History, s.6, Tbilisi, 1983.
  12. İstanbul Şehir Tiyatrosu’nun, Tiflis Şehir Tiyatrosu ile ortaklaşa 25, 26, 27, 28 Temmuz 1995 günlerinde Rumeli Hisarı’nda sergilediği Altın Post adlı oyunun geçtiği ve günümüzde Batı Gürcistan olarak bilinen bölgenin yerli ahalisi Megrel-Lazlar’dır. Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz.: Tim Severin, Jason’s Voyage, In Search Of The Golden Fleece, National Geographical, Vol. 163, No:3 September, 1985; Ali İhsan Aksamaz, Efsanevi Yolculuk, Atlas Aylık Gezi dergisi, s.30, Eylül 1995.
  13. M. Lordkipanidze, İ.Katcharava, a.g.y.
  14. M. Lordkipanidze, İ. Katcharava, a.g.y.
  15. R. Gachechiladze, A. Chanturia, Soviet Georgia, s.8, Tbilisi, 1977.
  16. Bkz. Ksenophon, Tanju Gökçöl (çev.) Anabasis (Onbinlerin Dönüşü), Sosyal Yayınlar, İstanbul 1984.
  17. Bkz. Homeros, Azra Erhat, A.Kadir (çev.) Odysseia, bölüm 12/72, Can Yayınları, İstanbul, 1984.
  18. R.Gachechiladze, A. Chanturia, a.g.k., s.7.
  19. M.Lordkipanidze, İ.Katcharava, a.g.y
  20. Ş.Tevzadze, Kısa Gürcü Tarihi, Çveneburi Kafkasoloji dergisi, s.2/3, s.21 Stockholm, 1977.
  21. F.Çiloğlu, a.g.k., s.35.
  22. F. Çiloğlu, a.g.y
  23. Ş. Tevzadze, a.g.y.
  24. “Miladın birinci yüzyılı içinde, Roma İmparatoru Avgostos ile Neron’un hükümdarlıkları arasındaki zamanda, Kafkaslar’dan batıya doğru, kıyı boyunca, yeni ve büyük bir göç oluyor, Lazlar Doğu Karadeniz Bölgesi’ne gelip yerleşiyor.” (…) “Lazlar’ın oturdukları yerlerden söz eden eserlere göre, Kafkaslar’dan gelen Lazlar, Sürmene’yi de içine alan Karadeniz’in doğu kıyılarına yerleşmişlerdir.” (Mahmut Goloğlu, Anadolu’nun Milli Devleti  Pontos, s. 108, 109, 110, 111, Ankara, 1973.)
  25. Nodar Lomouri, Ali İhsan Aksamaz (çev.). Egrisi/ Lazika Kırallığı’nın Tarihi, Ogni Kültür Dergisi, s.5, Temmuz-Ağustos 1994.
  26. N. Lomouri, a.g.y.
  27. N. Lomouri, a.g.y.
  28. Ş. Tevzadze. a.g.y.
  29. H. Ersoy, A.Kamacı, a.g.k., s.31
  30. H.Ersoy, A.Kamacı, a.g.y.
  31. H. Ersoy, A.Kamacı a.g.y.

34.N.Lomouri, a.g.y.

  1. G. Amıcba, a.g.k., s.91
  2. F. Çiloğlu, a.g.k., s.37
  3. David Marshal Lang, The Georgians, s.23, Frederick A. Praeger Publisher New York, Washington, 1966.
  4. Peter Gold, Frank J.Gillis, Indiana University, Archives of Traditional Music Folklore Istitute, Bloomington, U.S.A.
  5. H.Ersoy, A.Kamacı, a.g.k., s.78
  6. F. Çiloğlu, a.g.k., s.46
  7. Mariam Lordkipanidze, G.B. Hewitt (ed.) Georgia in the XI-XII centuries, s.155, 156, 157, Ganatleba Publishers, Tbilisi, 1987.
  8. F. Çiloğlu, a.g.k. s.47
  9. Muhammed Vanilişi, Ali Tandilava, Hayri Hayrioğlu (çev.) Lazların Tarihi, S.39, Ant Yayıncılık, İstanbul 1992.
  10. Bkz. W.E.D. Allen Ali ihsan Aksamaz (çev.) Eski Lazistan, Tarih ve Toplum, sayı 143, Kasım 1995, İletişim Yayınları, İstanbul.
  11. Ahmet Özkan Melaşvili, Gürcüstan, s.69, İstanbul, 1968.
  12. Yılmaz Öztuna, Osmanlı Devleti Tarihi, cilt 1, s.122, Faisal Finans Kurumu Yayını, İstanbul, 1986.
  13. Anthony Bryer, Some Notes On The Laz and (Tzant(l), s.181, Bedi Kartlise, Volume XXI-XXII (No.50-51), Paris, 1966.
  14. A. Bryer, a.g.y.
  15. V.Minorsky, Lazlar, İslam Ansiklopedisi, c.7, s.26, Maarif Basımevi, İstanbul 1957.
  16. V. Minorsky, a.g.y.
  17. Bkz. M.Münir Aktepe, Tuzcuoğulları İsyanı, İ.Ü. Ed. Fak. Tarih Dergisi, cilt 3, sayı 5-6, İstanbul, 1953.
  18. V. Minorsky a.g.y.
  19. F.Çiloğlu, a.g.k. s.79.
  20. Şemseddin Sami, Fahrettin Çiloğlu, (çev. Sad.) Lazlar ve Lazistan, aktaran: Çveneburi Kültürel Dergi, sayı 2-3 Mart-Haziran 1993.
  21. “… Batum çevresinde oturan Lazlar’dan göç edenler İzmid Sancağı dahilinde yerleştirilmişlerdir (ki toplam 24 aile Laz… )” 1887-88 yıllarına ait “Muhacirin Arazi Defterleri”  (İ.Ü. Küt. TY, 9126b ve 9129/b)… 1899’da 100 nüfus daha gelmiştir (Yıl. Ar. S.R.M. 2470’de). Kafkasya’dan Anadolu’ya Göçler, Nart Yayıncılık, istanbul, 1993.
  22. Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, c.4, s.280, ötüken Yayınları, İstanbul.
  23. Yura Argun, Hayri Ersoy ve Yalçın Karadaş (çev.) Abhazya’da Yaşam ve Kültür, s. 24, Nart yayıncılık, İstanbul, 1990.
  24. Stefanos Yerasimos, Milliyetler ve Sınırlar, s.227. İletişim Yayınları, İstanbul, 1994.
  25. S.Yerasimos, a.g.k., s.276.
  26. George Hewitt, Ali İhsan Aksamaz (çev.) Çeçenler ve Komşuları, Birikim sayı 78, Ekim 1995.
  27. N.Berdzenişvili, S. Canaşia, Hayri Hayrioğlu (çev.) Gürcistan Tarihi, s. 293, Sorun Yayınları, İstanbul 1997, S.Yerasimos, a.g.k., s.277.
  28. Türk Ansiklopedisi, (Batumi maddesi), cilt 5, s.414, M. E. Basımevi, Ankara, 1952.
  29. Türk Ansiklopedisi (Lazlar maddesi), a.g.y.
  30. M. Vanilişi, A.Tandilava. a.g.k, s.71.
  31. Bkz.: Tarık Zafer Tunaya, Türkiye’de Siyasal Partiler, cilt 2, Hürriyet Vakfı yayını, İstanbul, 1986. İstanbul’da yayımlandığı söylenen Tuta do Murun3xi (=Ay ve Yıldız) ve “Lazım” isimli dergiler ise henüz nüshalarına ulaşılamayan yayınlardandır. Bu konuda bkz.: Cumhur Odabaşoğlu, Trabzon Doğu Karadeniz Gazete ve Mecmuaları, 1869-1928, s.13, Trabzon, 1987; Dr. Sabahattin Özel, Milli Mücadelede Trabzon, TTK, Ankara 1991.
  32. W.E.D. Allen, a.g.y.
  33. V. Minorsky, a.g.y.
  34. “… 1926’daki Sovyet nüfus sayımında 242.990 kişi Megrel milliyetinden olduğunu beyan etti. 13.218 kişi de kendisini Svan olarak tanımladı. Bugün, Megreller’in ve Svanlar’ın veya Megrelce’yi ve Svanca’yı birinci veya ikinci dil olarak konuşanların kesin sayılarıyla ilgili bilgi bulunmamaktadır. 1930’lardan beri bu halklar “Gürcü” olarak kayıtlara geçirildi. Bunun sonucu olarak eğitilen bütün Svanlar ve Megreller, fiilen Sovyet dönemi boyunca eğitim dili Gürcüce olan okullarda yetiştiler.

1920 ve 1930’ların yerel Bolşevik Megrel politikacısı ისაკი ჟვანია/ İsai Jvania ve onunla aynı görüşü paylaşan diğer Megrel aydınları Megrelce’nin yazıya geçirilmesini (ve Megrelya’nın otonom olması gerektiğini bile) tartıştılar. 1930’da (tirajı 15 bin) Megrelce ყაზახიში გაზეთი/ Kazakişi Gazeti/ Köylünün Gazetesi) yayımlandı. ნუგზარ ძოძუა/ Dzhodzhua’dan başka diğer bir örnek, 1989’da yazan Vano Dgebuadze’dir. Dgebuadze şöyle anlatıyor: “… Hatırlıyorum, 1938’deydi. Okula bazı öğretmenler geldi ve soyadını okul kayıtlarından (Megrelce söyleniş) Dgebia’dan (Gürcüce söyleniş) Dgbuadze’ye çevirdiler. Böylece, tek bir köyde, bir soyadın iki yazılışı ortaya çıktı. Okulda Dgebuadze, evde Dgebia. Eğitim görmemiş olan erkek kardeşimin soyadı Dgebia, benim soyadım  Dgebuadze’ydi artık.”

Megreller ve Svanlara 60 yıldır “Gürcü” oldukları anlatılmasına rağmen, 1989’daki nüfus sayımlarında kendilerini tanımlamaları şaşırtıcıdır. 1989’daki sayımlar, en azından Abhazya’daki Megreller arasında önemli bir endişeyi açğıa çıkardı. Sayım memuruna, kendilerine Megrel olarak  kaydettirirlerse herhangi bir “olumsuz tepki” ile karşılaşıp karşılaşmayacaklarını sorduklarına dair birtakım haberler vardır. Hem 1979 ve hem de 1989’da Abhazya’da olduğu gibi, nüfus sayım formlarının sayım memurları tarafından kurşun kalemle doldurulması tesadüfi bir politika mıdır? (…) Dgebuadze mektubunda şöyle yazıyor: Çok iyi bilindiği gibi, Gürcüler az sayılarından dolayı, Gürcistan Cumhuriyeti’ni kaybetmemek için Svanlar’ın yanı sıra bütün Megrelleri Gürcü olarak kayıtlara geçirdiler… kendi sayılarını yüksek göstermek için. (G.Hewitt, a.g.y.)

  1. Müslüman Lazlar’ın, Türkiye dışındaki nüfuslarıyla ilgili verilerde tutarsızlıklar bulunmaktadır. Bu konuda bkz.: S.Yerasimos, a.g.k.; Y.Argun, a.g.k.; Radio Liberty, Ocak 1989, Kazakistan’a Sürülen Lazlar, Hayri Hayrioğlu (çev.), aktaran: Ogni Kültür Dergisi, Sayı 1, Kasım 1993; Abhazya Parlamentosu’nun Açıklaması, Kafkasya Yazıları, Sayı 6, İlkbahar 1999.
  2. Aktaran: Ogni Kültür Dergisi, Sayı 6, Eylül-Ekim 1994.

Dipnotlar 2

  1. Müslüman Lazlar’ın kültürel yaşamlarına ilişkin, yapılmış güncel alan çalışması bulunmadığından, çeşitli kaynaklardan özet alıntılar aktarmakla yetiniyorum.
  2. W.E.D. Allen, Ali İhsan Aksamaz (çev.), Eski Lazistan, Tarih ve Toplum, Sayı 143, Kasım 1995.
  3. W.E.D. Allen, a.g.y.
  4. Wolfgang Feurstein, Bir Alman Gözüyle Lazlar, Ogni Kültür Dergisi, Sayı 2, Ocak 1994.
  5. W.Feurstein, a.g.y.
  6. Muhammed Vanilişi/Ali Tandilava, Hayri Hayrioğlu (çev.), Lazların Tarihi, s.106, Ant Yayınları, İstanbul 1992.
  7. “… Ailede, erkek bir çocuk doğduğunda, müjdeci sevinçli haberi ev dışındaki kocaya ulaştırır. Sevinçli baba, müjdeciye hediyeler verir, silahlar patlatılır, ailenin bütün bireyleri sevinir. Diğer taraftan, bir kız çocuğu dünyaya geldiğinde durum hemen hemen sessizlikle karşılanır…”(Tedo Sakhokia, Ali İhsan Aksamaz (çev.), Megrel-Laz Kültüründe Akrabalık, Evlenme ve Cenaze, Tarih ve Toplum, Sayı 140, Ağustos 1995.
  8. “Evlenme çağına girmiş olan bir Megrel kızı, farklı soyad taşıyan bir erkekle buluşmaktan çekinir ve birbirlerine aşklarını açıklamak durumunda olduklarında bile, onunla tek başına konuşmayı uygunsuz bir davranış olarak değerlendirir. Evleneceği erkekle bir araya gelip konuşmak isteyen kız, ancak kendi akrabası olan bir kızın da bulunacağı ve konuşmalara aracılık yapacağı bir ortamda görüşebilir… Bir çift evlendiklerinde, her ikisinin geldiği aileler karşılıklı akraba olur. Bu iki aile akraba olduklarından, Megrel töresine göre, bir kez daha bu iki aileden gençler eş seçemez…”(T.Sakhokia, a.g.y.)
  9. Nezire Koçiva, Laz Düğünü (Lazuri Ç̆anda), Ogni Kültür Dergisi, Sayı 6, Eylül-Ekim 1994.
  10. “… Her iki toplumda (Megreller ve Lazlar) ölünün evine giderken, cenazeye ya da ölüye gidiyorum denmez. Ağlamaya gidiyorum denir.”(İrfan Unutmaz, Hüseyin Keçe, Lazların Hıristiyan Akrabaları, Kimliklerini Arayan Megreller, Atlas Aylık Gezi Dergisi., s.10, Ocak 1994)
  11. M.Vanilişi / A.Tandilava, a.g.k., s.150.
  12. 12. “Bir Megrel nerede ölürse ölsün, akrabaları cenazesini istirahat için evine getirmek, ağlamak ve ata toprağında gömmek zorundadır. Bu gelenek bazen büyük yanlış anlamaları ortaya çıkarmaktadır. Özellikle, bir kişi şehirde öldüğünde orada gömülür ve akrabaları da cenazeyi kendi köyünde toprağa vermek için mezarından çıkarır. Ancak ölünün mezarını açmak için yerel yönetimden izin, yönetimin emirlerine göre çeşitli formaliteleri yerine getirmeyi gerektirir ve bu da zaman alır. Bir Megrel, yasaların isteklerine, kendisine kuşaklar boyu ulaşan geleneklerden daha az önem verir, gizlice mezarı kazar ve cenazeyi oradan çıkarır. Cesedi keserek parçalara ayırır, böylelikle cenazeyi gizlice taşıması daha kolay olur. Son olarak cesedi çürümeye ve kokmaya karşı tuzlar ve küfesine koyarak kendi köyüne götürür. Orada açık olarak ağlar ve toprağa verir. Böylece dürüstçe, cenazesine karşı görevini yerine getirmiş olur. Eğer cenaze kendi köyünde gömülmezse huzura ermemiş olur.”(T. Sakhokia, a.g.y.)



Faydalanılan Kaynaklar/ Önerilen Okumalar: “Lazlar”, Birikim Sosyalist Dergi, sayı 71-72, Mart- Nisan 1995, Birikim Yayıncılık, İstanbul; “Kafkasyadan Karadenize Lazların Tarihsel Yolculuğu”, Çiviyazıları Yayınevi, 1997, İstanbul; “Dil Tarih Kültür Gelenekleriyle Lazlar” 1. Baskı, Sorun Yayınları, 2000; 2. Baskı, Belge Yayınları, 2014, İstanbul

(Güncel fotoğraf ve harita kaynakları: wikipedia, sites.google.com/site/georgiaconfliqt, agenda.ge, azizyardimli.com, tanridag-yolcusu.tumblr.com, theculturetrip.com/europe/Georgia, www.kirmizilar.com, ozhanozturk.com,vikipedi, kolkhoba.org, finchannel.com, ortodokslartoplulugu,hürriyet gazetesi, karagoz.net, Lazca.org, lazi kültür yayınları)

KAPAT