KUZUNUN HAMİSİ KURT

BABUG Ergun Yıldız
26. 03. 2010

Son günlerin hararetli konusu olan ve Gürcistan tarafından gündeme getirilmek istenen Çerkes soykırımı hakkında ortaya konulan düşünceleri  okuduğumda ; meseleye yine iki uç noktadan baktığımızı ve yine aklımızla değil duygularımızla hareket ettiğimizi görüyorum.

Bir kısım arkadaşlar soykırım olmadığını ifade ederken, diğer bir kısım ise soykırım olduğunu ve bunu kim gündeme getirirse getirsin koşulsuz desteklemek gerektiğini söylüyorlar.

Her iki bakış açısının da kendisini doğrulayacak ve haklı çıkartacak dayanakları var aynı zamanda.

Benim gözlemlediğim kadarı ile , şu anda Çerkes camiası içerisinde bir taraf gözü kapalı bir maşa olma hevesi içerisinde görünüyor.

Diğer taraf ise bunun getireceği olumsuz sonuçlardan ürkmüş bir halde topyekun bir reddetme noktasına savruluyor bir anda.

Çerkes soykırımının olup olmadığı değildir burada tartışılması gereken, üzerine düşünülmesi gereken şey çok daha başkadır.

Ben asıl tartışılması gerektiğini düşündüğüm konuları tek tek sorular halinde sıralayarak, altına da kendi bakış açıma göre cevaplarını yazacağım.

Çerkes soykırımı olmuş mudur ?

Evet, olmuştur.

Çerkesler Rus çarlığının asırlar süren adım adım kolonizasyonuna maruz kalmış, topyekun veya kısmen yok edilmek, toprakları ne pahasına olursa olsun işgal edilmek amacı ile üzerlerine ordular gönderilmiştir.

Evleri ekinleri köyleri yakılmış yıkılmış, Çerkes kellelerine ödüller konulmuş ,  koskoca bir imparatorluğun yüzyıldan fazla süren insanlık dışı uygulamalarından paylarına düşeni fazlasıyla almışlardır.

Sürgünden geride kalanlar için özel kanunlar çıkartılarak “yerleşim alanları dışında bir Çerkes’in bir Rus’a 500 metreden fazla yaklaşamayacağı, bu durumdayken bir Çerkes’i öldüren Rus’un yasal olarak suçlanamayacağı” gibi vicdansızlıklar yaşanmıştır ve bunlar da yakında arşivlerden gün yüzüne çıkacaktır zaten.

Her şeyi bir kenara koyun, Çerkeslerin süngü ucunda Karadeniz’e indirilerek gemilere doldurulması, bu insanların yarısından fazlasının hastalıklarda ve batan gemilerde hayatını kaybetmiş olması bir insanlık suçudur başlı başına.

Kaldı ki, 1948 yılında imzalanan Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ndeki soykırımı tanımlayan 6 maddenin, sadece 3. maddesi yeterlidir Çerkeslere uygulananın ne olduğunu tanımlamak için.

Bu sözleşmede soykırım olarak tanımlanabilecek fiiller sıralanır ve 3. madde bir grubun yaşam koşullarının, grubun bütününe ya da bir kısmına getireceği fiziksel yıkım hesaplanarak kasti olarak bozulması soykırımdır der.

O nedenle bu konuyu tartışmaya bile gerek yok.

Biz asıl soruya kafa yoralım.

a) Soykırım konusunu şu hali ile gündeme getirmek bizim yararımıza olur mu?

İşte asıl sorulması gereken soru budur.

Şu aşamada bunun üzerinde durmak ve kar/zarar hesabı yapmak gerekiyor.

– Rus Çarlığının Çerkeslere uyguladığı soykırım ve sürgün, bu gün Çerkes camiasının elindeki yegane uluslar arası politik silah  ve pazarlık aracıdır.

Bunu bir başkalarının kullanımına sunmak, bize şu andaki konjonktürde bir kazanç sağlamadığı gibi, elimizdeki koz ile başkasını oynatmış ve gelecek zamanlar için bu imkanı da kaybetmiş oluruz.

– Kaldı ki bu gün, hem diasporada hem anayurtta Çerkeslerin barışçı yollardan anayurtlarına geri dönebilmeleri hususunda ortak bir uzlaşma vardır.

Eğer uygulamadaki politikamız bu ise, şu aşamada Gürcistan’ın istismarlarına alet olmak bu politikaya terstir bir kere.

– Anayurtta şu an itibariyle tüm bölgelerimiz etnik sorunlarla boğuşuyor.

Karaçaylar, Çerkesleri ellerinden gelse yaşadıkları yerlerden de sürmek istiyorken,

Balkarların gasp ettikleri topraklar nedeni ile Kabardey ateş üstünde oturuyorken,

Adigey’de Krasnodar’a ilhak konusu ısıtılıp sağa sola haçlar dikilerek halklar arasında ortam gerilirken ve tüm bu politikalar en ince detayına kadar bir merkezde dizayn edilirken, bizler her attığımız adımın “akıllıca” olup olmadığını sorgulamalıyız her şeyden önce.

Yani iki adım sonrasında önümüze çıkacak bu sorunlarda, belirleyici etken olan gücü yok sayarak politika yapmak ve restleşmek bizim lehimize değildir şu aşamada.

– Çerkes soykırımına (kendi menfaatleri için) destek verecek diye Gürcistan’a maşa olmak, Abhazya’nın ve Osetya’nın bağımsızlık yolunda attığı adımı zayıflatmaktır. Kaldı ki, şu aşamada Gürcülerle işbirliği yapmanın Abhaz Adige dostluğuna büyük darbe vuracağı da kesindir.

b) Çerkes soykırımını gündeme getirecek olan ve Çerkeslerin hamiliğine soyunacak olan ülke Gürcistan mıdır?

Bu konuda Çerkeslere en son yardım edecek olan ülkedir Gürcistan.

Onlar Rusya’ya sıkıntı vermek için, Amerika ise o bölgede kendi politikasına uygun bir zemin yaratmak için bu konuyu kullanmak isteyebilirler, bunda hiçbir anormallik yok.

Anormal olan şey; bizlerin dün olduğu gibi bu gün de birileri tarafından kullanılıp atılmaya gönüllü olmamızdır.

Tuhaf olan şey, Çerkes halkının elindeki en önemli silahı başkalarının çıkarları ve kirli siyasetleri için kullanmalarına izin vererek payandalığa soyunmamızdır.

Dün Abhazları ve Osetleri kırmaya yeltenen Gürcistan, bu gün birden bire Çerkes halkının soykırıma uğradığını neden hatırlayıverdi acaba?

Bu gün, Abhazya’nın  ve Osetya’nın Amerikan güdümlü Gürcistan karşısındaki varlığının devam edebilmesi iki önemli desteğe bağlıdır.

Bunlardan birisi Rusya Federasyonu’nun desteğidir.

İkincisi çevrelerindeki Kafkas halklarının desteğidir.

Gürcülerin birden bire bu kadar insani oluvermelerinin altındaki yatan neden işte bu desteği kırmaktır.

Gürcistan bu hamleyi yapmakla, Abhazya’ya arka çıkan Rusya Federasyonunu sıkıştırırken, diğer yandan da Abhazlarla ona destek verebilecek kardeş halkların arasını açmak istiyor.

Bir başka görünmeyen sonucu daha var bu hamlenin ve Gürcülerin bunu pek hesaba kattıklarını sanmıyorum şu aşamada; Abhazya’nın kardeş halklar ile arasını açmak, bu yeni cumhuriyeti tamamen Rusya’nın kucağına itmektir aynı zamanda…

Bu da Gürcülerle işbirliği yaparak Rusya Federasyonu’nu sıkıştırdıklarını sananların bir hizmeti olarak sanırım Moskova tarafından minnetle karşılanacaktır.

Yine bizden başka herkes kazançlı çıkacak anlayacağınız.

Şimdi orta yerde bu kadar açık ve net şekilde görünen kirli siyaseti yok sayarak “Çerkes soykırımını kim gündeme getirirse getirsin destekleriz” demek akıllıca bir seçim midir?

Çerkes dünyasını bölmek pahasına,

Abhazya’yı yalnız ve çaresiz bırakmak pahasına,

Moskova’nın desteğinin şu an bir sürü sorunlar yaşadığımız halklara kaymasına zemin hazırlamak pahasına.

Amerika ve Gürcistan’ın işi bittiğinde, onlarla işbirliği yapmış halklar olarak yine bu bölgede Rusya’yla birlikte yaşamaya devam etmek pahasına… (Üstelik mevcut şartlarda göbekten bağlı olarak.)

Toparlarsak, bence sorulması gereken sorular bunlardır.

Yapılması gereken kazanç ve zarar hesabıdır, gözü kapalı duygusal ataklar değil.

Tabii vatan kurtaran babayiğitlerin gözü kapalı efelenmelerine ve onlardan gelecek suçlamalara da peşin cevap olması açısından, Çerkes soykırımı konusunda yürütülmesi gerektiğini düşündüğüm politikayı da burada kısaca belirtmek istiyorum.

Çerkes soykırımını, anayurdu ve diasporası ile birlikte top yekun Çerkes camiası gündemine aldığında ancak bir şey ifade eder.

Bu meseleyi dünyanın gündemine getirmek, bütünü tarafından üzerinde ulaşıldığında 40 ülkeye dağılmış bir diasporası olan Çerkesler için o kadar da zor bir şey değildir.

Yukarıda da söylediğim gibi bu mesele bizim yegane uluslar arası politik silahımız ve pazarlık aracımızdır.

O nedenle, tarihi acılarımızı birileri kirli oyunlarında kullanacakları bir koz haline getirmek isterken,bizim buna alet olmamızın şu aşamada ve bizim şartlarımızda somut hiçbir yararı olmaz.

Tam aksine elimizdeki pazarlık gücümüzü de yitirir, diasporanın ilelebet kan ve kin üzerine siyaset yapmadığına inandırmaya çalıştığımız Rusya Federasyonu’nu yeniden eski endişelerine sevk ederiz.

Amerikan maşası olduğu artık herkesçe bilinen Gürcülerle işbirliği yaparak Rusya halklarının desteğini kaybeder, ana yurdu ve orada yaşayan kardeşlerimizi zor duruma düşürürüz.

Şu aşamada talep etmemiz gereken şeyler ve takip etmemiz gereken yol başkadır.

“Barışçı yollardan Çerkeslerin dönüşü konusunu Rusya Federasyonu’nun gündemine taşımak.”

“Diaspora anayurt ilişkilerini geliştirilerek sağlamlaştırılmak.”

”Her nerede olursa olsun ortak hareket edebilen, ortak tepki verebilen bir Çerkes örgütlenmesi yaratmak, bu örgütlenmeyi temsil eden adam gibi bir üst kurum yaratmak.”

“Yeniden ulus bilincinin sağlanarak anayurttaki temelin sağlamlaştırılması için çalışmak.”

Yukarıdaki yapılacaklar listesi daha uzundur aslında.

Önce bu adımlar atılmalıdır, güçlü ve örgütlü bir biçimde Çerkes sorununun barışçı yollarla çözümü talep edilmelidir.

Atılacak bu adımlardan ve gündeme getirilecek bu taleplerden bir sonuç alınamadığında denenecek yoldur soykırımın uluslar arası arenaya getirilmesi aşaması.

Çerkes dünyası yukarıdaki adımları atıp  bu yapıları oluşturmadıkça, birileri dönemsel politikaları gereği bizim son kozumuzu oynasalar bile  biz onun devamını getiremeyiz.

Şu halimiz ile ortaya attığımız düşüncenin arkasında da güçlü bir şekilde duramayız.

Bırakalım Gürcistan bunu gündeme getirsin, Rusya Federasyonu başka aynalardan kendi özrünü görsün, bizler bu tepişmenin arasında kalmayalım.

Biz barışçı taleplerimizde ısrarcı olalım ve Rusya Federasyonu’nun bu taleplerimizi karşılamadığında Çerkes hareketinde ağırlığın nereye kayacağını fark etmesini bekleyelim.

Şu aşamada bizim için en akıllıca yol budur.

Halisane duygularla vatanını halkını ve tarihini sevmek güzel bir şeydir, fakat günü ve gündemi takip edip kendi yararına olan adımları atabilenler hedefe ulaşabilirler.

Bütün bunlar kadar önemli bir meseledir şu anda Rusya Federasyonu’nun 2014 Soçi Olimpiyatları konusundaki tutumu. Biz buna yüklenelim, o toprakların yerlisi ve asıl sahibi halk olarak yok sayılmayı kabul etmeyeceğimizi anlatalım muhatabımıza.

Bunun için güçlü bir birliktelik, ortak bir ses oluşturarak taleplerimizi duyuralım karşımızdaki güce.

Bütün bu haklı taleplerimize, muhatabı tarafından bir cevap gelmezse; bizler de örgütlü kararlı ve bilinçli bir güç, mücadele yürütebilecek bir yapı vücuda getirebilirsek ancak o zaman kendi mağduriyetimizi kendimiz gündeme getirebiliriz.

Dün Türkler kullandı bizi,

İngilizler kullandı,

Ruslar kullandı,

Şimdi bu listeye Gürcüleri de eklemeyelim.

KAPAT