KİM BÖLÜYOR BU TOPLUMU

YEMUZ Nevzat Tarakçı

Geçtiğimiz günlerde üniversiteli gençler, güzel bir çalışma gerçekleştirdi.
Gençler, “Yıldızkaf, Başkanlarla Buluşuyor” canlı yayın serisinde, Abhazfed, Alan Vakfı, Çeresfed, Birkaffed ve Kaffed genel başkanlarını ağırladı.

Değerli başkanlarımız, temsil ettikleri kurumların faaliyetlerini, yok olmaya direniş destanlarını anlatırken gençlerin ve katılımcıların sorularına da cevap verdiler.

Federasyon ve vakıflarımız nerede duruyor, bu kurumların benzer ve ayrışan tarafları neler,  kurumlarımızın gençliğe bakış açıları, federasyonlarımız, KONFEDERASYON için neler düşünüyor… gibi pek çok soru cevap bekledi.

Bu etkinlik, toplumumuzun “açık toplum” olabilmesi için atılmış, alkışı hak eden güzel bir çalışma olmuş.

Programlardaki acemiliklerimiz ve özensizliğimize rağmen başta gençler olma üzere genel başkanlarımızı, katılımcıları yürekten kutluyorum.

Ben de tüm yayınları, büyük ekranda demli çayım ve çerezimle dikkatle, not alarak, kâh duygulanarak, kâh mutlulukla moral bularak, kâh kahrolarak seyrettim.

Peki, bu yayınlar bize neyi gösterdi?
Ne anlamalıyız “Yıldızkaf” lı gençlerin başkanlarla yaptığı bu söyleşilerden? 

POLEMİK, POLEMİK…
Güzel ifadelerin yanında gereksiz polemikler ziyadesiyle üzdü beni!
Polemik, polemik…
Sanki sen, ben davası, benlik!

Bu dava, ya milletçe yok olma ya da dünya durdukça yaşama davası!
Bu dava; benlik davasına feda edilemeyecek kadar önemli!

Toplum adına konuşma yetkisine sahip hiç kimse; kimliğin, kültürün, toplumun geleceğini konuşurken küçük hesaplar peşindeymiş imajı oluşmamalı.

Kavgacı üslup, uzak durmalı bizden!

Bizim tek yürek olup çözmemiz gereken dağ gibi sorunlarımız var!

Biz, yok olma tehlikesi yaşayan bir halkız!

Enerjimizi ona göre harcamalıyız! 

ÇERDEN ÇÖPTEN…
Bizim; birlik ve uyum içinde yapmamız gereken bunca önemli işimiz varken neden çerden çöpten işlerle uğraşır birileri?

Bu toplum neden bu kadar savruldu?
Kim bölüyor, kimler savuruyor bizi?

KUTUPLAŞTIK, AYRIŞTIK!
Kutuplaştık.
Ortak dili kaybettik.
Birbirimizden uzaklaştık.
“O, karşı taraftan!” dedik.
Onu duymadık, dinlemedik.
Bu önyargılarla, bu demir parmaklıklarla nereye kadar?

Haydi, siz söyleyin, bu kalın duvarlar, bu kocaman demir parmaklıklar içindeki bu zihni ve ruhi kısıtlar üzerinden toplumsal, kültürel sorunları çözme imkânımız var mı?

Giderek sağırlaştık.
Çünkü öbür tarafı dinlemiyoruz.

Giderek dilsizleştik.
Çünkü muhaliflere sözümüz yok!

Peki, bu ruh haliyle, bu savrulmuşlukla,
Doğrularla buluşmanın,
Doğru işler yapmanın,
Sosyokültürel sorunları aşmanın,
Kültürle ve kimlikle barışık yaşamanın imkânı olur mu?

BÖLÜNDÜK…

Sözü hiç dolaştırmaya gerek yok.
“Başkanlar buluşuyor” programında söylenenler ve katılımcıların yazışmaları çok net gösterdi ki biz, çok ayrıştık, bölündük!

“YOKSA KURUMLARIMIZ MI BÖLÜYOR BİZİ?”
Ayrıştık, bölündük, savrulduk…
Neyi paylaşamıyoruz, bilmem ki?
Yok oluşa direnen bir halkın bu paramparça hali ne?
Bu dağınıklığı anlamak, bu işe akıl sır erdirmek imkânsız!
“Yoksa kurumlarımız mı bölüp parçalıyor bizi?” diyesi geliyor insanın.

Peki, halkımız ne diyor bu içler acısı duruma?
Toplum, bu darmadağınık tablonun farkında mı?

Bilincinde mi bu kötüye gidişin?
Halkımız, bu ayrışmanın, bu kamplaşmanın farkındaysa hakemlik görevi üstlenmeyi düşünmüyor mu?

Yani “Sen haksızsın, sen haklısın!” demeyi…
Krizi yönetmeyi…
Birlikteliği ve uyumu sağlamayı…
Kendisini dinlemeyen egoistleri oyundan atmayı…

KİM İSTER?
Kim ister tek yürek olmak varken, bir olmak, diri olmak dururken paramparça olmayı?
Kim ister birlikte dağ gibi sorunlarımızı çözüp huzur içinde yaşamak imkânına sahipken her gün didişmeyi, kavga etmeyi?

NEDEN BİRLİKTE HAREKET EDEMİYORUZ?
Peki, neden bu haldeyiz?
Niçin birbirimizle didişip dururuz?
Sorumlu kim?

Kimler adımını birlikteliğe atarken kimler ısrarla ayrılığa yürüyor?
Çerkes toplumu,  bu acı tablodan haberdar mı?
Nasıl bir olacağız, nasıl birlikte hareket edeceğiz?
Ne zaman ellerimizi tutuşturup yüreğimizi birleştireceğiz?
Yoksa hiçbir zaman mı?

BİZ, 21 MAYIS’TA BİLE TEK YÜREK OLAMIYORSAK…
Dünyadaki bütün Çerkeslerin ortak kader günü olan 21 Mayıs bile bizi birleştiremiyorsa söz burada bitmiştir!
Var mı bunun ötesi!

HALK JÜRİ OLMALI
Halk, bilmeli olan biteni.
Halk, jüri olmalı.
Halk “Sen, samimi değilsin, o yüzden sen şu kırmızıçizgiyi aşma!
Sen samimisin, biz halk olarak senin yanındayız, desteğimiz seninle!” diyebilmeli.
Yanlışta ısrar edeni bulmalı, uyarmalı,
Samimileri alkışlamalı.

NEYİ BEKLİYORUZ?
Farklı federasyonlar,
Farklı kurum ve kuruluşlar,
Farklı gruplar…
Bu ayrışmanın sorumluları hakkında öz eleştiri yapmalı.
Neyi bekliyoruz?
Daha ne olsun istiyoruz?

YA ÜÇ MAYMUNLAR?
Suskunlar,
Yangına körükle gidenler,
Üç maymunlar,
Timsah gözyaşı dökenler,
Avucunu ovuşturanlar…
Haydi, açık yüreklilikle söyleyin, gurur ve kibir abideleri, memnunsunuz değil mi halinizden?

Ey federasyonlarımız, ey diğer kurum ve kuruluşlarımız, ne bekliyorsunuz?
Herkes şapkasını önüne koymalı ve düşünmeli değil mi?
Sözde hepiniz, hepimiz birlikten yanayız değil mi?

HALKIMIZ “DUR!” DEMESİNİ BİLMELİ
21 Mayıs’ta bile bir araya gelemeyen, sürekli birbirini suçlayan kurumlarımız ve diğer oluşumlarımız, bu kör dövüşe, bu anlamsız ayrışmaya, bu gereksiz bölünmeye artık bir son vermeli.
Bu kurumlarımız, “Küçük olsun benim olsun!” mantığıyla Çerkes toplumuna zarar veriyorsa halkımız da bunlara “DUR!” demesini bilmeli. 

HALKIMIZ SESİZLİĞİNİ BOZMALI
Eğer toplumun sesi, halkın tepkisi yükselmezse inanın atı alan Üsküdar’ı çoktan geçecek!
Tabii toplumun “birliktelik” diye bir derdi, “hizmet üretilsin!” diye bir isteği varsa.
Halkın böyle bir derdi yoksa…
Kavgalardan, didişmelerden bihaberse…
Toplum halinden memnunsa zaten veleddallin, âmin!

GODOT’YU BEKLEMEK
Beklemek, güzel günleri beklemek!
Gökkuşağını özlemek!
Rengârenk ve muazzam ahenk!

Beklemek…
Kurumlarımızın sayısı arttıkça her kurum dağ gibi sorunlarımızın bir kısmını eritecek beklentisi içinde olmak!

Hatta bu toz dumanda bir iş ortağı daha beklemek!
Adına Adıge-Fed demek.

Beklemek…
Hayalleri beklemek…
Beklerken gerçeklerle yüzleşmek…
Çoğaldıkça eksilmek…
Dağınıklığı, bölünmüşlüğü, savrulmuşluğu… Kader bilmek!

Beklemek…
Sabırla beklemek…
Çoğaldıkça eksilmek!

Beklemek…
Kimi, neyi?
Yoksa biz milletçe GODOT’YU bekliyor olmayalım?
Ruhun şad olsun Samuel Beckett!

KAPAT