‘’KENDİM İÇİN YAZMIŞTIM KUZUCUĞUMA…’’

Dr. MEŞFEŞŞU Necdet Hatam

Bazı acıların tarifi olmaz.
Değeli thamademiz MEŞFEŞŞU Necdet Hatam geçen yıl evladını yitirmiş bir baba!
Daha önce paylaşmış olduğu yazıyı Babalar Günü dolayısıyla yeniden yayınlıyoruz.
Canımız Mezenef, mekanın Cennet olsun!…
CircassianCenter

Bir süre önce paylaştığım kısacık yazının son bölümü şöyleydi:

“Huzur, anavatan bekçilerinin acılarını paylaşıp azaltmak,

huzur anavatan bekçilerinin mutluluğunu paylaşıp çoğaltmak,

huzur anavatanında soluk alıp verebilmek ve son soluğu anavatanda verebilecek olmayı ummaktır…

Bunun için her gün dua etmektir…

Ecel anavatandan uzakta tecelli ederse eğer seni anavatana kavuşturacak, anavatanın toprağına seni verecek, çimlere çiçeklere besin olma şansını sana sağlayacak dostların olduğunun bilincinde olmaktır…

Özet mi?… Mutluyum, huzurluyum…”

Elbet bununla çocuklarıma, dostlarımıa seslenmiştim. Dostlarıma, birbirimize verdiğimiz sözü bir kez daha anımsatmıştım. “Ecel anavatandan uzakta tecelli ederse eğer…”

Kuzucuğumu anavatan toprağına vereceğimi, ona çimlere çiçeklere besin olma şansını sağlayacağımı ise hiç ama hiç düşünmemiştim.

KADER… en güçlü dayanak.

Ve parçalanmamak için kendisini savunmak durumunda olan RUH…

Bu savunma mekanizmalarının biri, “rasyonalizasyon – akla uydurma” dır. Ki, daha 1970’li yıllarda “Yamçı”da söz etmiştim.

İşte büyük çok büyük bir yük… Büyük olasılıkla yıllandıkça da ağırlaşacak dayanılası zor bir yük.

Ama ruhum da savunacak kendisini parçalanmaya karşı ve başlıyorum teselli aramaya.

Teselliyi, Kuzucuğumun direnme gücünde buluyorum ilk.

Kuzucuğum, 30 Ağustos 1918’de ilk kendisi öğrendi hastalığını, organlara yayılmış olduğunu, Dördüncü evre olduğunu.

Tüm sevdiklerine: sevenlerine haberi de kendisi verdi.

Arkadaşları Ankara’ya getirdi. Teyzesi odasını hazırladı. Adı saygı ile anılan doktorlarca tedavisi yürütüldü.

Ağrı krizleri dışında hiç ağlamadı, sızlanmadı, inlemedi.

“Niye ben?” demedi hiç.

Zor yanıtlanacak, yanıtlayamayacağımız sorular sormadı.

Kimi gün iğnelerini kendi kendine yaptı.

Ağrısı kontrol edilebilir düzeye iner inmez hayata sarıldı. Arkadaşları ile kafeleri dolaştı, alışveriş yaptı, boyama yaptı. Her birimizi normal hayatımızı yaşamaya teşvik etti, zorladı.

Bunun bir boks maçı olduğunu, bazı rauntları kaybetsek de maçı kazanacağımız konuştuk hep. Kazanmaya odaklanmıştı. Tablo hiç iç açıcı değildi ama bu yaşama direnci az da olsa bir umut vermiyor değildi.

25 Şubat Pazartesi günü çok, ama çok büyük bir ağrı krizi yaşadı. Ağrı kesiciler barsak hareketlerini yavaşlatıyor ve atılamayan gaz gerginlik yapıyordu. Yapılan tetkikler cerrahi bir girişim gerekmediğini gösterdi. Ağrı gerginliğin karın içi tümörlerin baskısından kaynaklanıyordu. Karın rahatlatılınca ağrı da kontrol edilebilir seviyelere indi. Morfin dozu arttırıldı.

Ama işte o ağrı krizi sonucunda acı sonun kaçınılmaz olduğunu da kabullendi. Cumartesi günü alması gereken kemoterapiyi ret etti. Ama yine dik durabiliyor bize yansıtmamaya çalışıyordu.

Kendisini nispeten iyi hissettiğinde akşam izin alıp eve çıktı. Annesi ve teyzesi ile kucaklaştı. Ağabeyi Moskova’dan geldi. Son günlerinde birlikte oldu.

4 Mart Pazartesi öncekine benzer ancak daha hafif bir ağrı krizi. Ağrı kontrol edilir edilmez yine televizyondan gelen seslere gülümseyerek resim boyadı, yine gülümseyerek babasına son pozunu verdi.

Ertesi gün de acı sona olan yolculuk hızlandı.

Yoğun bakım ünitelerine bağlanmasını uygun bulmayıp imza verdim. Hastanedeki odasında sevenlerinin, sevdiklerinin dostlarının, kendisini çok seven farklı katlardan hemşirelerin gözetiminde son nefesini verdi.

Yine ruhum teselli buluyor birçok dünya ülkesinden gelen acımızı paylaşan telefonlarda.

Evin akrabalar dostlarla dolup taşmasında.

Yöneticilerin dernekte de mutlaka bir tören yapalım dileklerinde.

Cenazenin taşınması vizelerin temini için arkadaşların seferber olmasında.

Dernek çevresi arkadaşlarımın, Bandırma’dan dostlarımızın İstanbul hava limanında bizleri uğurlamalarında…

Mıyequape’den gelen her şeyin hazırlandığını haber veren dost telefonlarında…

Mıyequape’ye kadar bizlerle birlikte gelinmesinde.

Krasnodar hava alanında karşılanmamızda.

Teselli buluyorum cenazeyi defnettiğimiz günün günlük-güneşlik olmasında… Acımızı paylaşmaya gelenlerin hüzün dolu bakışlarında…

Qeberdey’den, Çerkesk’ten katılımlarda.

Ankara’da son nefesini veren kızımı Mıyequape’de toprağa verişimizin önemsenmesinde… Ve bundan duyulan memnuniyetin, Dönüşün halkımızın bilincinde yer bulduğunun kanıtı bu memnuniyetin, sözlerle, telefon konuşmaları ile anlamlı tokalaşmalar, kucaklamalar, fısıltılar ile anlatılmasında…

En büyük teselliyi de bu olayın, dönüşün gerçekleşeceğine olan inancımı pekiştirmesinde buluyorum…

Evet değerli dostlar, değerli arkadaşlar! Kızımın hastalığı sırasında geçmiş olsun dileklerini iletenler, iyileşsin diye dua edenler, vefatından sonra acımızı paylaşanlar, bizlerle birlikte üzülenler, rahmet dileyenler… Sayınızın hiç de az olmadığını gördüm, yaşadım. Gelebilenler, gelemeyenler, arayabilenler, arayamayanlar hepinizden Allah razı olsun.

Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, sevenleriniz ve sevdiklerinizle birlikte sağlıklı, uzun ömürler diliyorum…”

Allah kimselere evlat acısı göstermesin…

KAPAT