KEFKEN MEZARLIĞI

Semra Ademey Gürel
09.09.2006

Bizler Kefken mezarlığına farklı bir noktadan baktık. Bizim için Kefken diaspora da acı dolu hayat mücadelemizin başlangıç noktalarından birisidir. Bu acı başlangıç sadece Abhazlar için değil tüm Kafkas halkları için aynı olmuştur. İşte Kefken, hepimizi birleştirecek ve geçmişimizi unutturmayacak olan bir noktadır. Bu bilinç ile Shapsugh, Wubıh, Abhaz, Kabardey, Abzegh, Karaçay vs bir araya geldik. Bizler Kafkas asıllıyız. Kendi değerlerimize sahip çıkabilmek adına ne gerekiyor ise yapmak zorundayız.

Kefken de yaşanan, alenen ortada olan bir dram var. Bu günün şartlarında dahi yaşam mücadelesi vermenin zorluğunu düşünür isek o insanların neler yaşadığını acaba gerçekten anlayabilir miyiz? Diyelim ki hepsi Kafkas topraklarından gönüllü olarak çıktı ve düğünler eşliğinde “ bizler artık bu toprakları istemiyoruz” diyerek terk etti. Gönüllü olarak çıksalar dahi onların bizim insanımız olduğunu kabul etmek, yaşadıkları acıyı görmek çok mu zor?

21 Ağustos günü proje kapsamında yapılması gereken işler için hep birlikte Kefken de buluştuk. Kafkasya’dan gelen Abhazlara ait tespit edilmiş üç mezarlık vardı.

Bunlardan birincisi; Kefken kasabasının içinde yer alan ve binlerce mezarın olduğu söylenen, ne yazık ki üzerinde çay bahçesi olan bir mezarlıktı.

İkincisi; Kefken’e bağlı Karaağaç köyünde harabeye dönmüş, hüzün veren bir mezarlıktı.

Üçüncüsü; yine Karaağaç köyünde şu anda yerleşik olan köy halkı ile birlikte kullanılmış olan içerisinde on-on beş mezarın olduğu bir mezarlıktı. Bu mezarlıkta, içindeki mezar taşlarına baktığımız zaman yerleşik bir hayata geçtiklerini görüyoruz. Mezar taşlarının başlarına işlenmiş olan “ kalpak” şekli, mezar taşlarını özenerek yaptıklarını gösteriyor.Taşların üzeri yazılı ve lahit konmuş bir tanesi.

Fakat asıl önemli olan mezarlık, köylüden aldığımız bilgiler ile de hepimizi derinden etkileyen, mezar taşları seçilemeyecek kadar toprağın altında kalmış ve her sene anma törenleri yapılması planlanan yere çocuk oyun parkı inşa edilmiş olan ikinci mezarlıktı.

Karaağaç köyünden Giresunlu rahmetli Salif Yay, orada bulunduğumuz sürece sana da sürekli rahmet okuduk. Bu gün Kafkasya’dan dünyanın dört bir yerine dağılan insanımızın, diaspora da ilk ayak bastığı yerlerde ne şekilde yaşam mücadelesi verdiklerini, ne canlar kaybettiklerini senin yapmış olduğun vasiyet ile öğrenebildik. Bizim diaspora da anavatandan ayrılışımızı hatırlatacak hiçbir şeyimiz yok, hepsi kayıp. Ama senin sayende bir tek yer ayakta kalabilmiş. Biz torunlar eğer senin vasiyetin olmasa idi bir araya gelebilir miydik? Bu anlamda atalarımızla birlikte her zaman sana da rahmet okuyoruz. Ruhun şad olsun.

İlk gün çalışma ekibi hep bir arada Karaağaç köyündeki mezarlığa gittik. Dualar ettik. Ruhumuzda derin hüzünler ile mümkün olduğunca birbirimizden gözlerimizi kaçırarak içten içe kendi kendimize konuştuk. Çok geçmeden hepimiz fark ettik ki ruhuna dualar ettiğimiz kişiler ayaklarımızın altında. Bu nasıl kötü bir duygudur bilir misiniz? Fakat ne yazık ki yapılabilecek başka bir şey yok. Çünkü bin küsur insan bu topraklarda gömülü ve hepsi yan yana, neredeyse bir adım atacak kadar boşluk yok.

Bize köylünün vermiş olduğu bilgiye göre, zamanında Giresunlu Salif Yay bey bu mezarlığın etrafını çitler ile çevirtmiş. “Burada yolcular yatıyor onlar çok büyük acılar çekmiş buraya hiçbir zaman dokunmayın” diye vasiyette bulunmuş. Eşi Abhaz asıllı olan Salif bey mezarlığı tel örgüler ile çevirirken köylüden maddi yardım istemiş ve bir köylü tek mal varlığı olan tavuklarını satıp parasını vermiş. Yine bir aralar içerisinde bulunan ağaçları kesmek istemişler ama yine Salif bey buna engel olmuş ve ağaçlara dokunulmamasını vasiyet etmiş. Biz iyice harabe olmuş, ağaçtan yapılmış çitleri yenileri ile değiştirdik ve atılacakları çevre evlerdeki köylülere yakarsınız diye vermek istedik. Onlar ne yaptı biliyor musunuz? “Bize vasiyet edildi biz buradaki ağaçlara dokunamayız o yüzden alamayız” dediler. Bunlar birer hassasiyet, insana verilen birer değerdir. Kimler bizim insanlarımızın mezarına sahip çıkanlar, kimler bir vasiyetin hatırına oraya dokunmaktan çekinenler? Bunların hiç biri Kafkasyalı ya da Çerkes değil. Son derece düşündürücü değil mi?

Karaağaç köyündeki insanlar ara ara gelip nasıl olduğumuza bir ihtiyacımızın olup olmadığına baktılar. İnşaat için kullanmamız gereken suyu temin ettiler Bizlere yardımcı olan Karaağaç sakinlerine teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Karaağaçlılar bize mezarlığın geçmişi ile ilgili bilgilerde verdiler. Söylediklerine göre mezarlığın hemen yakınında olan ve şimdi kurumuş olan bir göl de Kafkaslılar ölülerini yıkayıp alel acele defnetmişler. Binlerce insan çok kısa sürede hastalıklardan ölmüş ve bu gölde yıkanarak neredeyse üst üste gömülmüşler. Hatta defin esnasında bir başkasını kaybedip aynı günde sayısız mezar hazırladıkları da olmuş.

Acaba o gün acılar ile yıkılan, yok olma noktasına gelen atalarımız, bu gün biz çocuklarını bir araya getirecek yolu açtıklarını düşünebilirler miydi? Onların acısı bizim birbirimize kenetlenmemiz oldu. Hepsini rahmetle anıyoruz. Ruhları şad olsun.

Evet, Karaağaç da duyduklarımız, gördüklerimiz ve Kefken’e gelmeden önce yazılıp çizilenlere bakınca insan ister istemez diyor ki…

KEFKEN?

Kefken; Senin tarihi dokuna dokunamayız ama toprağın kapattığı, harabeye dönmüş olan mezar taşlarını ayaklar altına alırız. Üzerinde istemesek de tarihi dokun hatırına gezeriz.

Kefken; Bizim için çekilen acıları hatırlatan tek yer olman çokta önemli değil. Bizim için önemli olan senin tarihi dokundur. Çürümüş her tarafı kurtlanmış yılların yorgunu çitlerini söküp atamayız, sağlam beton duvarlar ya da çitler ile çevirerek yerini muhafaza etmene izin veremeyiz. O tarihi dokuna maalesef ki maalesef el süremeyiz.

Kefken; Senin tarihi dokuna dokunamayız ama üzerinden içki şişelerinden tut bebek bezlerine kadar her türlü çöpü toplayabiliriz.

Kefken; Seni korumak için çalışmaktan çekiniriz. Hatta işi mikro milliyetçiliğe kadar bile götürürüz ama tören yapılacak giriş kapına dikilen çocuk parkını ne hikmet ise göremeyiz. Hem de projenin gündemde olduğu bir zamanda dikilen oyun parkları bizi zerre kadar ilgilendirmez.

Kefken; Senin sadece tarihi dokun çok önemli. Bizlere tarihimizi hatırlatman önemli değil. Nasıl ki, Çanakkale Şehitliği ve benzeri mezarlıklar ilk günkü gibi tarihi dokusuna (!) sahip, seninde o şekilde tarihi dokun muhafaza edilmeli öyle değil mi? Yaşlı yorgun çitler artık seni koruyamıyor, giriş kapına oyun alanları yapılıyor pek yakında da piknik alanı olarak değer görmen hiç önemli değil. Yeter ki tarihi dokuna dokunulmasın.

Kefken; Sen bu günlere nasıl geldin? Seni bu günlere acaba biz acı tarihimize sahip çıkarak mı getirdik?

Son yıllarda duyarlı dernek başkanlarımızın katkıları ile “ işte burası bizim, buradaki insanlar da bizimkiler ile aynı kaderi paylaştılar, bunlar da bizim atalarımız” diyebildik. Bundan başka ne yapabildik ve acaba gerçekten seni anlayabildik mi?

İşte Kefken Karaağaç köyü yolcu mezarlığı bu. Tek bir abartı olmaksızın. Acaba üzerine basılan, toprağın altından artık görünmeyecek hale gelmiş mezar taşlarının hangi tarihi dokusu muhafaza edilmek isteniyor ve yukarıda ki şartlara göre nasıl muhafaza edilebilecek bir bilen var mıdır?

Adına göç veya sürgün ne dersek diyelim sonuçta binlerce Kabardey, Abzegh, Asetin, Wubıh fark etmeksizin sadece Abhaz mezarlığı olsa dahi (belgelere göre Abhaz mezarlığıdır ve bizler bunu bilerek oraya gittik.) sonuçta Kafkas insanına Kefken mezar olmadı mı? Bunun gibi bir çoğu yitik değil mi? Kabardey’e, Abzegh’e, Asetin’e vs ait mezarlar varda biz mi görmüyoruz, biz mi bilmiyoruz? Burası hepimize geçmişimizi hatırlatmıyor mu? Aynı kaderi paylaşmış olan atalarımız için, Kabardey olan ben, neden bir Abhaz mezarlığında atalarımı anmayayım? Bu halklar aynı kaderi paylaşmadı mı?

KAPAT