KAFKAS FARESİ -2020 İkinci Yarı Değerlendirmelerim

KEL SÜLEYMAN BERAAT ETTİ!

19 Ekim 2020

Malumunuz, bir kel içişleri bakanımız var. Bu kel, hocaların hocası Baskın Oran’a hakaret ediyor, Tayyip Mahkemeleri de bu keli suçsuz buluyor. Olayın öncesini sonrasını aynen aktarayım.

Prof. Dr. Baskın Oran’a, 2017 yılındaki ‘Kürtler Üzerine Bazı Trajikomik Deneyler’ başlıklı yazısı nedeniyle hakarette bulunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında, istinaf mahkemesi de cezaya yer olmadığına karar verdi.

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, Prof. Dr. Baskın Oran’a yönelik ‘alçak’ ve ‘uşak’ ifadelerinin düşünce özgürlüğü kapsamı içinde kaldığına hükmetti. İstinaf mahkemesi böylece Baskın Oran’ın manevi tazminat davasını reddeden yerel mahkeme kararını onamış oldu.

Dava süreci, Emekli Öğretim Üyesi Baskın Oran’ın 23 Haziran 2017’de hiçbir yorum taşımaksızın birbiri ardına kronolojik olarak sıralanmış gazete haberlerinden oluşan ‘Kürtler Üzerine Bazı Trajikomik Deneyler’ başlıklı yazısıyla başladı. İçişleri Bakanı Soylu, söz konusu yazıyla ilgili olarak Twitter hesabından “Kendisini ilim adamı diye pazarlamış yazısının her kelimesini alçakça kurgulamış bir uşak Baskın Oran hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” paylaşımı yaptı.

Soylu’nun bu paylaşımının ardından İstanbul Başsavcılığı da, Baskın Oran hakkında soruşturma açtı. Savcılık soruşturma sonunda, yazıda suç unsuru bulunmadığını belirterek, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Prof. Dr. Baskın Oran, karar üzerine Soylu hakkında, kendisine ‘alçak’ ve ‘uşak’ diyerek kişilik haklarını zedelediği için Ankara 14. Asliye Hukuk Mahkemesinde manevi tazminat davası açtı. Prof. Dr. Oran duruşmada “Bana davalının tweetiyle yöneltilen sözlerin, benim tarafımdan davalıya aynen yöneltilmesi halinde ne karar verecek idiyseniz, o şekilde karar vermenizi talep ediyorum.” dedi.

Mahkeme, Oran’ın tazminat davasını reddetti. Mahkeme kararında, Baskın Oran’ın makalesinden ‘bildiri’ diye bahsedilmesi, söz konusu yazının heyet tarafından okunup okunmadığı sorusunu beraberinde getirdi. Baskın Oran bunun üzerine davayı istinaf mahkemesine taşıdı. Oran’ın başvurusunda, “Bakan Süleyman Soylu’nun eleştirisi varsa bunu hakaret etmeden de yapabileceği” ifade edildi. Ancak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin ret kararının kaldırılmasını oy birliğiyle reddetti. Mahkeme, ‘alçak’ ve ‘uşak’ sözlerinin ‘ifade özgürlüğü’ sınırları içinde olduğunu söyledi. Oran, istinaf mahkemesinin kararını temyiz talebiyle Yargıtaya taşıdı.

Sonuç olarak, bu kelin ilk vukuatı değil. Adam İçşileri Bakanı değil, bildiğin tetikçi. O kadar arsızca va ahlaksızca işler yapıyor ki, bırakın demokratik ülkeleri çadır devletlerinde bile anında kodese tıkarlar. Ama bu ülkek çadır devletinden bile geri bir durumda olduğu için ”ben devletim” deyip her türlü haltı yiyor Kel Süleyman!

Tabii unuttuğu bir şey var. Bu ülke elbet bir gün demokratik yönetime kavuşacak. 80 yaşına da gelse Kenan Evren’ın başına gelenler bunun da başna gelecek.

*

*

HAÇAN SEN ERMENİ MİSUN?

05 Ekim 2020

Şivesinden vıcık vıcık Lazca akan bir adam var. Murat Demir adında. Nedir, necidir bilmiyorum ama Facebook ve Youtube’da baya takipcisi var, esip gürlüyor. Esasında ciddi biri ama söyledikleri komik yahu.

Diyor ki arkadaş, eğer bir Kürt Ermeni Azeri savaşında Ermenilerden yanaysa bilin ki o Kürt değil Ermeni’dir!

Bu söz üzerine akıl melekesi yerinde mi değil mi araştırmak gerek. Ama bunun gibi o kadar çok adam var ki, Bakırköy Akıl Hastanesi gibi bin tane hastane açmak gerek!

Adam Laz, yani Türklükle alakası yok ama Kürtlere çamur atıyor. Kendi, alyuvarlarına kadar devirilmiş ya Kürtlerin de devşirilmesini istiyor. Bu tip adamlardan bizim içimizde de çok var. Bunlar iliklerine kadar korkak ve zavallı yaratıklardır. Olmaz da hani oldu diyelim, Ermeniler Türkiye’yi ele geçirdi. Murat Demir bir numaralı Ermeni olmazsa ben mesleğimi bırakır, limon satarım!

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, yolda karşılaştığınız her on insandan sekizi omurgasız. Polis Akademisi filminde komiser yardımcısı yalaka bir polis vardı. Aynı onun gibiler. PArantez açayım: Burada komiser Türkiye oluyor.

Daha da kötüsü var, dün Nilgün abla yazdı. Kadın kocasını aldatıyor, sevgilisinden bir çocuk dünyaya getiriyor, bunu öğrenince televizyonlarda sevinç gösterileri yapıyor. Ben seyretmediğim için bilmiyorum ne yaptığını, göbek mi atttı, ne yaptıysa? Kadın ülkücü, başkasının karısıyla yatan adam ülkücü, sonra bu adamı linç edenler ülkücü. Bu Laz Murat Demir de onların cenahtan. Tek farkı var bu Türkçü Laz! Bizim Türkçü Çerkesler gibi.

Ülke çorbaya döndü. Ahlakmış, namusmuş, efendilikmiş, sadelikmiş, hak yememekmiş, hırsızlık yapmamakmış. Hepsi bu Tayyip’le birlikte komple yok oldu. Koca ülke Tayyip’İn prototipleriyle doldu.

Anavatandan bir tamademiz, ne işin var orda gel buraya diyor. Nasıl gideyim, dil yok, öğrenecek zaman yok. Bu halimle alsalar bir dakika durmayacağım. Doktor olarak da kabul etmesinler gene razıyım. Yeter ki, şu her yerden buram buram lağım kokusu gelen ülkeden bir kurtulayım. Taş taşımaya da razıyım.

Sonuç olarak her millet geldikleri topraklara dönsün, Türkler o yere göğe sığdıramadıkları Ortaasya steplerine, ben de Maykop’a! Bir parantez daha açayım ve yazımı bitireyim. Ben de Maykop’a darken ‘’biz’’ demedim, çünkü ‘’biz’’imkiler kapılarının önüne çıkacak cesarette değiller. Oturup düğün yapsın onlar. Ha ara sıra değişiklik olsun diye Rus Elçiliği’ne gitsinler, bir de 21 Mayıs’ta dışarı çıksınlar. Parantezi kapadım.

*

*

BİRİ DİYOR Kİ: KAHVALTI
DİĞERİ DİYOR Kİ: KAN DAVASI

12 Eylül 2020

Bu toprakların bitmez tükenmez iki yüzü vardır.Biri hep elini uzatan, diğeri hep hakir gören, aşağılayan! Bununla da yetinmeyip yok eden.

Biz Çerkeslerin bu topraklardaki konumuna girip de kalp kırmayayım. Evindeki pisliği görmeyip, başkasının kapısının önünü konuşan büyük bir güruh var, deyim siz anlayın gerisini.

Evet kaonumaza dönersek. Türkiye Cumhuriyeti’nin iki siyaset önederi arasında bir dialog oldu.

Selahattin Demirtaş, Meral Akener’I işaret ederek: “Mesela ben dışarıda olsaydım bir sabah Başak ile birlikte Meral Hanım’ın kapısını çalar ve “Kahvaltıya geldik, derdim’’ dedi.

Aldığı cevap şu: Şimdi ben Güneydoğu’yu iyi bilirim. Güneydoğu’nun bir özelliği şudur. Kanlın olsa kan davalı birisi olsa kapısı çalındığı zaman o kapıdan içeri alınır. O evin annesi en yaşlısı korur, kollar. Son kapıdan dışarı çıktıktan sonra kan davası devam eder. Güneydoğu’nun böyle bir özelliği vardır.

Meral Akşener farkında olmadan (bence bilinçaltının dışa vurumu) Türk insanın kalleş olduğunu dile getiriyor. Gerçekten de öyle. Bir Türk’ün kan davalısının evine gelmesi mimkün değildir de, gelse anında ‘’mermi manyağı’’ yapar. Misafir dinler mi yahu!

İşte Akşener farkına varmadan bunu dile getiriyor.

Türkiye’de önce sağ sol vardı. Sağcı kesim her zaman CHP de dahil, sağ iktidarların uşağı ve tetikçisi olarak görev yaptı. Şimdilerde olduğu gibi. Bu sebeple sağ kafa Kürt meselesini de, bu topraklarda yaşayan diğer halklara da yapmadığı kalleşlik kalmadı. Bu halklardan sadece LAzlar ve Çerkesler TÜrkçülere ve İslamcılara ‘’biat’’ ederek devşirildiler! Çerkes ve Lazların içinden Alparslan TÜrkeş’e rahmet okutacak Türk milleyetçisi, Bin LAdin’e rahmet okutacak İslamcı çıktı. Öyle elin bir kaç parmağı kadar değil, onbinlerce!

Meral Akşener işte burada devşiricilik kısmından konuşarak, hem taraftarlarına hem devşirmelerine mesaj veriyor. Kürt’sün sen Kürt kal, hadini aşma!

Yani, eğer Türkçü ve İslacı değilseniz kimsenin kapısını çalıp ‘’kahvaltıya geldik’’ demeyin. Kafanıza odunu yersiniz. Oturun efendi effendi evinizde!

Gecikmiş bir teşekkür notu: Ben bir iflah olmaz futbol seyircisiyim. Yıllardır anavatanmızdaki futbol takımlarının varlığından bile haberim yoktu. Sağolsun bizim derneklerimiz vatan kurtarmaktan zaman bulup, spor, sanat gibi lüzumsuz, saçma, aptalca işlere zaman ayırmadıkları için takımlarımız yok sanıyrdum. CC sayesinde 2 yıldır takımlarımızın hem maç sonuçarını hem gollerini artık takip edebiliyorum. Sizlerin huzurunda CC Spor Servisi’nden Meral ve Semih ağabeye teşekkür ediyorum.

*

*

ADAM KEL, BANA KEL DİYORLAR DİYE KIZIYOR!

2 Eylül 2020

Baştan yazayım, ben de kelim! Hem de öyle böyle değil baya dazlak kelim. Güzel ülkemizin, İçişleri Bakanı olacak adam da kel. Gerçi o benden daha iyi kulak üstlerinde saçları var.

Evet Kel Süleyman Soylu’dan bahsediyorum. Adam saçsız, bu kınanacak bir durum değil.

Ama ahlaksız! İşte bunu kınıyorum. Ayrıca mayfa babası gibi. Ağzından çıkanı hiç kulağı duymuyor. Önüne geleni tehdit ediyor. En son Barış Atay’a sardı. Bırakınız İçişleri Bakanı’nı bir polis memurunun bile söyleyemeye cesaret edemeyeceği lafları pat pat söyledi. Tamam anladık, Muz Cumhuriyeti’yiz ama bu Muz Cumhuriyeti’nde bile olmaz.

Hele hele gazeteci İsmail Saymaz’a verdiği demeci okuyunca tamam dedim. Bu adam bildiğiniz tecavüzcü hamisi. Neden böyle yapıyor? Çünkü ülkemiz eksen değişikline girdi. Eninde sonunda Türkiye İslam Cumhuriyeti’ni ilan edecekler. Kadınları etkisiz hale getirmek için de böyle bir ahlaksızı İçişleri Bakanı yaptılar.

Sözü sündürmeden demecini size aktarıyorum:

‘Barış Atay fersude bir tiptir. (fersude-yıpranmış, bozuk, aşınmış). Milletvekili olmasaydı bizim suç hedeflerimizden bir tanesidir. Beni tecavüz kollayıcı olarak nitelendiriyor. Benim kendimi savunma hakkım olmayacak mı? Onlar söyleyince bir şey olmayacak biz söyleyince kıyamet kopacak öyle mi? İsimsizler diye bir hareket trollük yapıyor aleyhimde. Bana küfrediyorlar. En çok iftiraya uğrayan adamlardan biriyim. Barış Atay gibi bir fersudenin hakkımda ithamda bulunmasını bile ayıp buluyorum. Bana niçin suç duyurusunda bulunmadın diyebilirsiniz. Böyle birisini Türk hakimlerinin önüne çıkarmaktan edep ederim. Bu kişiyi milletvekili yapan PKK’nın siyasi koludur. Bu ülkede görev yapmaya çalışan bir adama hakaret edecek ben de sessiz kalacağım. Ben meşru müdafaamı yapıyorum.’

Kendisine sordum. Barış Atay sizi suçluyor ne dersiniz? ‘Akşam ne halt etmiş, ben nereden bileyim. 4 kişi tespit edildi zaten. Garip değil mi, bu kişi bir mekana giriyor. Mekanın kameraları o an çalışmıyor. Bana birileri saldırdı diyor. Yanında bir hanım var. Hepsinin ifadeleri alındı. Saldıranların üçünün uyuşturucu ticaretiyle ilgisi var, biri de bodyguard’ dedi.

Ben dedim ki sizin onunla ilgili tweet atmanızdan sonra bu olayın gerçekleştiğini iddia ediyor Barış Atay:

‘Beni bir pisliğe ortak etmeyin. Bu adamlar anama ve eşime sosyal medyada ulu orta düz gidiyorlar. Şikayet ediyorum bir mahkemenin kapısından girip diğerinden çıkıyorlar. Benim hukuk dışında kime ne yaptığımı gördünüz. Adam bir fersude. Onun milletvekili olması TBMM’nin sorunudur. Benim sorunum değildir. Ben bu işin mağdurlarındanım. Sosyal medyada yemediği küfür kalmadı. Onun hakkında suç suç duyurusunda bulunmak onu şerefli Türk hakimlerinin önüne çıkarmak ona bu şerefi vermek ve hakimlerin onun pis yüzünü görmelerini istemiyorum.’

Böyle bir demeci sokaktan zır cahil bir adamı çevirsen vermez. Son cümleyi bir daha okuyun! Bu adam Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı!

Diyeceksiniz ki, şimdiye kadar İçişleri Bakanlığı yapanlar bunun gibi değil miydi? Evet onlar da bunun gibiydi. Ama bu hem kel hem fodul!

*

*

TECAVÜZCÜ JÖH ELEMANI HAKKINDA

26 Ağustos 2020

JÖH (Jandarma Özel Harekat) personeli tecavüzcü uzman çavuş Musa Orhan’ın cinsel saldırısı konusunu APSUWA Nilgün abla da yazdı. Ancak ben biraz daha detaya gireceğim.

Önce konuyu kısaca hatırlatayım.

Adı geçen JÖH elemanı alçak, Batman’da bir genç kıza defalarca tacavüz ediyor. JÖH elemanı tecavüzcü bununla da yetinmeyip, kıza ailesine zarar vermekle tehdit ediyor. 16 Temmuz’da intihar girişiminde bulunan 18 yaşındaki İpek Er tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitiriyor.

Sonra ne oluyor?

Siirt Savcılığı ve Mahemesi bu aşağılık yaratığı serbest bırakıyor.

Ama Siirt Savcılığı ve Mahemesi’nin serbest bıraktığı JÖH tecavüzcüsünü, Sosyal Medya Savcıları ve Mahkemeleri suçlu buluyor ve yüz binlerce Twitter, Facebook ve diğer araçlarla yargılamaya başlıyor ve cezasını kesiyor.

Siirt Savcılığı ve Mahemesi baıyor ki, olay daha da büyüyecek bu namussuz tecavüzcüyü tutuklama kararı veriyor.

Peki, İpek’in mektubuna, ailesinin beyanlarına ve adli tıp raporunda tecavüzün gerçekleitiğine dair rapor olmasına ragmen Siirt Savcılığı ve Mahemesi nasıl oldu da bu alçağı serbest bıraktı?

Bu sorunun cevabı tecavüzcü JÖH elemanının (ki, sadece bu değil yüzlercesi var) fotografında.

Size fotografının sunuyorum:

Aslında bu fotograf sadece bu tecavüzcünün fotografı değil. Türkiye’nin siyasal ve kültürel fotografı.

Tecavüzler dahil, yaşanmış tüm pislikler bu bozkurt işaretiyle örtülüyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sevk ve idaresindeki polis (PÖH) ve ordu (JÖH) mensuplarının, özellikle Doğu illerimizde yaptıkları; işkenceler, faili meçhuller ve tecavüzler işte bu el işareti sayesinde meşrulaştırılıyor.

Bizin Çerkes bayrağının altında bozkurt işareti yapan tecavüzcüler de var. Yani adam hem Çerkes em tecavüzcü. Türkiye diasporasının eli kalem tutan aydınları bunları bilmiyor mu?
Tabi biliyor ama seslerini çıkaramıyorlar.

Yukardaki tecavüzcü JÖH elemanının Çerkes versiyonları da var! Bilin istedim.

*

*

CUMHURREİSİ’NİN KİM OLDUĞUNU SÖYLE SANA KİM OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM!

12 Ağustos 2020

İnsanların kalabalık olduğu Taksim Meydanı’nda elinde bayat simitlerin olduğu tepsiyi taşıyan ve kendisine simit satarak geçimini sağlayan seyyar satıcı imajı veren bir kişi, yere düşerek bayılma numarası yapıp insanlara duygu sömürüsü yaptı. İnsanların önünde kendisini bir anda yere atan kişinin tepsisinde bulunan simitler yere saçılırken yere düşen kişinin ağzından, daha önce sürdüğü bir madde nedeniyle kırmızı sıvı aktı. Ağzından kan geldiği izlenimini oluşturan kişi, bu şekilde vatandaşları hasta olduğuna inandırmaya çalıştı.

Yere düşen kişinin yanına koşan 3 kadın, simitçiye yardım etti. Sonrasında ise kadınlardan bir tanesi yerde yatan kişiye bir miktar para verdi. Para aldıktan sonra bulunduğu yerden kalkan kişi, 10 dakika sonra İstiklal Caddesi’nde aynı oyunu tekrarladı.

Bölgede görev yapan Güven Timleri Şube Müdürlüğü’ne bağlı polis ekipleri, şüpheliyi gözaltına alarak polis merkezine götürdü. Polis ekipleri, vatandaşları bu tür kişilere karşı uyardı.

*

*

VARLIĞIN VARLIĞIMA ARMAĞAN OLSUN!

2 Ağustos 2020

Biz Çerkeslerin pek umurunda olmuyor ama Kürtler bu konuda hassaslar. Yani kendi kimlikleri, dilleri hatta dinlerini yaşamak isityorlar.

Buna karşılık, Türkler sert karşılık verenleri bir yana koyarsak; Kürtler bizim kardeşimiz, bu ülkede Kürt Başbakan da Kürt Cumhurbaşkanı da oldu, diyorlar!

Elbette olur. ”Varlığı Türk varlığına armağan olsun” diyen herkes Türkiye’de her şey olabilir. Atladıkları konu bu.

Kürt oldukları iddia edilen iki Cumhurbaşkanı var. Biri İsmet İnönü, diğeri Turgut Özal. Gerçi ikisinin de Kürtlüğü tartışmalıdır ama biz diyelim ki, ikisi de saf kan Kürt. Bunların üzerinden gidelim.

—————————

Tam Adı: Mustafa İsmet İnönü

Ana Adı: Reşit Efendi

Baba Adı: Cevriye Temelli

Çocuklarının Adı: Ömer, Erdal ve Özden

—————————

Tam Adı: Turgut Özal

Ana Adı: Mehmet Sıddık Özal

Baba Adı: Hafize Hanım

Çocuklarının Adı: Ahmet, Zeynep, Efe

—————————

Şimdi bu secereye baktığında Kürt olduklarına ilişkin bir tek emare var mı? Yok! Neden? Çünkü Kürtlük ve diğer milliyetlerin insanları bu topraklarda kendi milliyetlerine ilişkin ad ve soyad alamazlar.

Bu KANUNEN YASAKTIR!

Peki neden Kürtler ve Lazlar ve biz Çerkeslerin yaşadıkları köylerin, kentlerin adlarını kendi dillerinde resmi olarak kullanamazlar?

Örneğin:

Urfa niye Urfa da Rıha değil? Ya da Bingöl Çewlig değil. Hadi Kürtleri geçelim, Lazlara gelelim; neden Ardeşen de Art’aşini değil? Ya da Çamlıhemşin de Vija değil.

Sen adamların her şeyini Türkleştir (kaba deyimiyle-devşir) sonra Cuhmurbaşkanı yaptım Başbakan yaptım diye kasım kasım kasıl.

Yahu adam KÜRT ama DEĞİL!

Adam LAZ ama LAZ değil!

Biz zaten hepten yok olduk! ”Hain Ethem”le susuturulduk!

Güzelim ülkemin tek sorunu Kürtler değil zaten. Türkiye’nin en aşırı faşistlerinin Lazlardan çıkması size tuhaf gelmiyor mu?

Demem o ki; ayrı devlet falan değil sorun. Sorun ülkemin develetinin faşist bir yapı olmasında. Yoksa sınırın ne önemi var! Amerika’da bin çeşit milliyet bir arada yaşıyor. Ama senin adın Abdülrezzak ise bunu Robert yapacaksın diyen yok.

Ya da kurduğun kasabanın adı ille de İngilizce olacak diye bir kanun da yok.

Aman be birader. Bu yazdıklarım herkesin bildiği ama kiminin politik çıkar, kiminin milli çıkar yüzünden es geçtiği konular.

Haaa, unutmadan yazayım. Çerkes Cumhurbaşkanı da oldu.

O da Kürt cumhurbaşkanlarından farklı değildi. Seceresini yazalım. Bakın bakalım, Çerkes olduğuna ilişkin tek bir emare var mı?

Tam Adı: Ahmet Necdet Sezer

Ana Adı: Hatice Sezer

Baba Adı: Ahmet Hamdi Sezer

Çocuklarının Adı: Levent, Ebru, Zeynep

Varlığı Türk varlığın armağan olan bir Çerkes idi kendileri!