KABARDEY EDEBİYATININ GERÇEK DURUMU

X’AX Sefarbiy
KBC Yazarlar Birliği Üyesi – Şıxulağue (Samanyolu) Edebiyat Derneği Başkanı
Adige Psalhe
Çeviri: BABUG Ergün Yıldız

Edebiyatın anası olan halk söylencelerimizi bir kenara koyarsak, halkımız yazılı sanat ve edebiyat diline sahip olalı çok zaman geçmedi.

Henüz bir asrı doldurmuş değiliz bu konuda.

“Kötü zamanda doğduk” sözünü doğrular gibiydi durumumuz. Baskı ve zulümle geçen yılları ve bunun etkilerini çok kısa sürede telafi etme zorunluluğu doğdu edebiyatımızın önünde.

Geçmiş dönemde; edebiyata başlangıcı anadilinde yapmak isteyen pek çok genç yazar ve şair, daha edebiyat yaşamlarının ilk adımında bir çok gerçek dışı suçlamalarla tutuklanarak baskı gördü, hapishanelerde çürütüldü, hatta kimileri öldürüldü.

Geriye kalanlar ise aynı akıbete uğramamak için sakınarak, korkarak üstü kapalı değinmelerle yazmak zorunda kaldılar veya yazdıklarını ister istemez mevcuda uyumlu (!) hale getirdiler.

Dolayısıyla hayatın gerçeklerini gözler önüne seremediler.

Geride bıraktığımız yüzyılın ikinci yarısının sonlarına doğru yazarlarımız ve edebiyatçılarımız biraz daha özgür ve gerçekçi bir biçimde yazabilmeye başladılar ve ancak ondan sonra “gide gide yol aldık, çoğaldık, geliştik” türünde anlamsız ve samimiyetsiz ifadelerin peşini bırakarak tepelerine çöreklenmiş gölgenin altından çıkabildiler.

Önündeki bütün zorluklara ve engellere rağmen geçen zaman içerisinde edebiyatımız uzunca bir yol katetti.

Şu anda bir çok önde gelen gelişmiş edebiyatın çok da gerisinde olduğumuz söylenemez.

Hatta bundan sonra daha hızlı bir gelişme ve güçlenme olacağı ümidimiz de vardı.

Şimdi rahat bir yola girdik,her şey daha iyi olacak gelişeceğiz, büyüyeceğiz derken şanssızlık zavallı edebiyatımızın yakasını bırakmadı ve şimdi de yeni engeller çıktı karşımıza.

Yeni dönemde maalesef yazan da yazılan da insanlar tarafından umursanmıyor, zerre kadar da değer verilmiyor.

Bundan daha kötü ne olabilir ki?

Siz fedakarca tüm gayretinizi ortaya koyarak büyük bir çaba sarf ediyorsunuz, fakat adına çabaladığınız insanların hiçbir şey umurunda değil, yaptığınızın yazdığınızın hiçbir değeri yok.

Bu kadar kısa sürede böylesine çetin bir problemi yaratan neden ne olabilir?

Bunun nedeni, sadece bireyin ekonomik kaygılar içerisine ve günlük yaşam telaşına düşmesi değil.

Asıl neden başka yerde aranmalı bence; eskiden komünist sistemde idarenin pek çok uygulaması insanlardan gizlenen, hakkında yazılıp çizilemez, bahsedilemez meseleler olarak yazarlar için birer yasaklanmış konu idi.

Yönetim kendi varlığını sürdürmek için, zulüm ve yalanlarını örtbas etmek için bütün yazar çizer takımını kontrol altında tutmaya azami özeni gösterdi.

Bu gün artık her şey göz önünde, her şey serbest.

İstediğini yaz, istediğini söyle,üstelik hemen o anda da insanlara ulaşabilme imkanı var. Fakat artık öyle bir noktaya gelindi ki, insanlar yazdıklarınızı söylediklerinizi umursamıyorlar bile.

Eğer kendileri için somut bir çıkar görmüyorlarsa hiçbir şekilde ilgilerini çekmiyor ve edebiyatın geleceği vs. gibi kaygılar içerisinde de değiller.

Ciddiye aldıkları, zaman ayırdıkları şeylere edebiyatı üstün kılmak bu karışık dönemde ve kötü zamanda neredeyse imkansız gibi.

Durum ne yazık ki ürkütücü.

En ismi anılır yazarlar şairler bile, bir elinde kalem varsa diğer eliyle bir şekilde yaşama tutunmaya çalışıyor.

Yazmayı tamamen bırakan ve yaşama derdine düşen insanlarımız da var ve bu şaşılacak bir durum da değil açıkçası. Çünkü insanların yazdıklarından kazandıkları çok komik meblağlar.

Söylediklerimizin anlaşılabilirliği için bir kısa örnek verelim: Bir yazarın iki- üç yıl emek vererek ortaya koyduğu bir eserden kazanacağının on katını, sıradan futbolcu kısa sürede çok rahatlıkla kazanabiliyor.

Ayaklar kafadan daha değerli günümüzde.

Sporseverler “bu şimdi niye bize musallat oldu” demesinler ama bu cumhuriyette mısır hastalığı !olan dönem kısa bir süre önceydi.

(Kruşçev döneminde,ilgili ilgisiz herkesin, neredeyse cumhuriyetin top yekun mısır yetiştirme işine zorlandığı dönem. Y.N.)

Şimdi de aynı şekilde spor hastalığı başladı.

Biz spora cephe almış falan değiliz elbette,spor mutlaka gerekiyor fakat insanın eğitimi yetiştirilmesi kültürel gelişimi göz ardı edilebilir mi?

”Vücudu gelişirse gerisi bir şey olur” mu diyorlar acaba idarecilerimiz?

Elbette gerisi bir şey olur.

Oluyor da bedenen gelişen insanlar zihnen de gelişmez ise, kültür ile bu gelişim desteklenmez ise ne olacağını 2005 yılında gördük Nalçik şehrinde.

Kabardey edebiyatının ilgisizlikten yok olmasından korkuyorum.

Burada “korkmak” sözcüğünü öylesine laf olsun diye kullanmış değilim, durumu kısaca matematik değerlerle ifade edeyim ben size:

Cumhuriyetin yazarlar birliğin üye edebiyatçıların arasında şu anda eserlerini Adige dili ile yazan 50 kişi var. Bunların arasında emeklilik yaşını geçmiş, emekli veya emekliliği çok yakın olmayan insan sayısı sadece beş altı kişi. Bu beş altı kişinin içerisinde de edebiyatla ilgisini kesmiş ve çok uzun zamandır hiçbir eser vermeyen kimseler var.

Şimdi bir kıyaslayın; bizim edebiyat alanına girdiğimiz 60’lı yıllarda genç şair ve yazarların sayısı 40’ın üzerindeydi ve aramızda 30 yaşın üstünde insan sayısı azdı.

Eğer bu günkü durum devam ederse; Kabardey de Adige dili ile yazan ve üreten hiçbir yazar/şair kalmaması ihtimal dışı değil.

Bütün bu söylediklerimizi bir araya getirip tekrar durumu gözden geçirdiğimizde; edebiyatımızın geleceği konusunda çalışmak gereği, bu görevin ciddiyeti ve aciliyeti bir kez daha ortaya çıkıyor.

Biz bu tespiti yaptığımız için Şıhulhağue (Samanyolu) Edebiyat Derneği’nde biraz daha öne çıkan gelecek vaat eden yazar ve şairlerimizle birlikte çalışmalar yürütmeye gayret ediyoruz.

Faaliyetlerimizi şimdilerde daha sıkılaştırmış olsak da 1989 yılından bu yana ayda bir kez olmak üzere hiç aksatmadan toplanıyoruz. Bu 20 yıl içerisinde neredeyse bir çığır açtığımızı söyleyebilirim. Edebiyat sanatının bütün alanlarını kapsayacak biçimde, tarihimizi, dilimizi, geleneklerimizi hepsini bir arada ele alan ve eğiten bizden başka bir kurum cumhuriyette yok.

Her toplantıda edebiyatın bir konusu üzerine dersler veriyoruz, o alanda ünlü kişileri çağırıyoruz yetkin isimlerle gençlerimizi bir araya getiriyoruz, mevcut ve yeni yayınları tek tek ele alıyoruz, fakat bu sadece bizim çabamızla olacak bir iş değil.

Bizim edebiyat derneğimizden yetişen gençlerimizden bazılarından iyi yazarlar şairler yetişti, hatta bazıları R.F. yazarlar birliğine kabul edildiler. Anlaşılacağı üzere bize gelen herkes yazar şair olmuyorsa da onlar anadilini seven dili ile ilgili kimseler olarak yetişiyor, hayata atılıyorlar en azından. Şu anda cumhuriyetteki gazetelerde dergilerde çalışmaları yayınlanan kitapları basılan genç edebiyatçı üyelerimiz de mevcut ve çalışmalarımız Moskova’dan fark edilmiş olmalı ki “edebiyat gazetesi” dergisi bizimle bir geniş röportaj yaparak yayınladı.

Bütün bunlar anlık gözlem yaptığınızda iyi hoş şeyler fakat detaylıca düşünürseniz durumumuz hiç iç açıcı değil. Bu gün övgü ile bahsettiğimiz genç yazarlarımızdan hiç birisi için henüz tam olarak “yazar/şair” tanımını kullanamayacağım.

Onlar henüz yolun başındalar ve yazının başında şikayetçi olduğum yaşam kaygısı ve kavgasının onların yönünü değiştirmeyeceğine, başka alanlarda faaliyete yöneltmeyeceğine dair bir garantimiz yok. Bir iki kitapları yayınlandıktan sonra uzun zamandır hiç sesleri çıkmayan ve ortadan yok olan bir çok genç yazarımız var.

ABAZOQUE Qantemir, LIUP Aslan, LHOSTEN Muze, ĞUŞ’O Zarif, PŞIWUK’ Latmir ve diğerleri.

J’IQUE Wumar ilk kitabında çok yetenekli bir şair olarak ortaya çıkmıştı, fakat onu yazarlar ve edebiyatçılar birliğine alalı yirmi yıl geçmesine rağmen hala bir tek satır yazmış yayınlamış değil. Bu insanların hepsi, herkes gibi “yaşama telaşına düşmüş” durumdalar. İşte bu nedenle şu anda çalıştığımız genç yazarlarımız için de böylesine tereddütlü konuşmak zorundayım.

Bizim bu yürüttüğümüz çalışmalar için maddi güce ihtiyacımız var, fakat cumhuriyetin yazarlar birliği gördüğü itibara orantılı olarak maddi güçten de yoksun olduğu için, bize sadece şu anda kullandığımız mekanı vermek dışında hiçbir yardım yapamıyor.

Bu gençlerin bir aşamaya gelenlerinin çalışmalarını basmak yayınlamak gerekiyor, onlara destek olmak gerekiyor fakat ne yazık ki her şey para ile oluyor artık.

Yazarlar birliği, son on yıllık çalışma programlarına her defasında genç yazarlar toplantısı yapmayı koymasına rağmen, bunu sadece bir kez 2003 yılında gerçekleştirebildi. Keşke onu da gerçekleştiremeseymiş dedirtircesine, hükümetin bakan yardımcısı kültür bakanlığının ilgilileri, bürokratlar, hepsi birlikte toplanarak fotograf makineleri ve kameralar eşliğinde cumhuriyetin genç yazarlarına nasıl yazmaları gerektiği konusunda “nasihatler” ederek dağıldılar. Eskiden iki üç gün süren bu tür toplantılar üç saate sığdırıldı. 11’de başlayan toplantı saat 13’de dağılmıştı. Daha sonra günlerce televizyonlarda gazetelerde radyolarda bu konu haber yapılarak bir ay boyunca bu içi boş toplantı haber konusu edildi.

KBC’nin eli boş cebi boş yazarlar birliği ve ona bağlı olanların son on yılda genç yazarlar için yürüttükleri çalışma bundan ibaret ne yazık ki.

Faydası olmayan zararlıdır!

Onların bu saçmalıktan ibaret genç yazarlar! Toplantısından sonra derneğimiz genç yazarlarından İWAN Aksana, QARTSEY Albert, ĞUTIJ Anzor, BOREN Janna, TX’EZEPL Anzor, K’UEK’UK Zaline faaliyetlerden çekildiler ve biz bu yetenekleri kaybettik. Sanırım “bizim içerisine girmeye çalıştığımız bu mudur” demiş olmalılar.

Bu gün böylesine zor duruma düşen ve hiç kimsenin umursamadığı edebiyatımız aynı zamanda bizim tarihimizdir, kültürümüzdür, geçmişimiz ve gelecek umudumuzdur, töremiz ve dilimizdir.

Edebiyatın toplum yaşamındaki yeri saymakla bitecek gibi değildir anlayan için.

Edebi sanat dilin gelişmişliği ve kabiliyetidir, dilin temizliğidir.

Müzik, resim ve benzeri diğer sanatların hiç birisi edebiyat sanatının toplum yaşamına kattıklarını katamaz. Çünkü edebi sanat aynı zamanda dilin muhafızıdır,dil ise toplumun canıdır.

“Dil yok olursa ulus yok olur” sözü öyle laf olsun diye söylenmiyor, Wubıh halkının başına gelenler bu sözün en açık kanıtıdır. Dilleri muhafaza olmuş olsaydı bu gün Wubıh halkı da var olacaktı, dil yok oldu onlar da yok oldu. Yok olup nereye gittiler? Tabii ki hiçbir yere. El ele tutuşup bu dünyayı terk etmediler onlar, yer yarılıp içine de girmediler. Dilleri yok olunca başka halkların içerisinde eriyip onlara karıştılar!

“Edebiyatımız yokken de dilimiz vardı” diyebilirsiniz. Doğrudur; fakat o zamanlar şimdiki gibi yabancı lisan gelip baş köşemize kurulmamış, yaşamımızı ve yeni neslimizi tahakkümüne almamıştı. Geride bıraktığımız asrın şimdiki zamanlarında halkımız sadece bir dil konuşurdu, Adigebze. Bu gün artık öyle değil, eğer Adigelerin edebiyatı yok olursa, sözlüklerini sözcüklerini ellerinden alırsanız bunun getireceği tek sonuç halkımızın yok oluşudur. Tıpkı Wubıhlar gibi!

Eğer edebiyatımız bu günkü gibi devam ederse bizim de başımıza gelecek olan da budur.

O nedenle en kısa sürede bu durum mutlaka düzeltilmeli ve gereken tedbirler alınmalıdır. KBC yazarlar birliğinin yakında yapılacak olan 12. dönem toplantısında bu tehlikenin görüleceğini ve gereken tedbirlerin alınacağını ümit ediyoruz.

Dilerim Tanrı bizi yanıltmaz.

KAPAT