İSTANBUL SEÇİMİ ve ÇERKESLER

YEMUZ Nevzat Tarakçı

Ülkenin bu son siyasi tablosunda İstanbul Çerkes’lerine düşen görev ne olmalı?
Malum, 31 Mart seçimlerinde İstanbul’da Çerkes aday vardı.
Yine var galiba.
31 Mart’ta İstanbul Çerkes’lerinin tavrı ne oldu?
Bu seçimde ne olur?

“Bu son siyasi tablo, bizi hiç de ilgilendirmiyor, seçimi kim kazanırsa kazansın veya kim kaybederse kaybetsin, bize ne, biz kendimizle, kendi adayımızla gündemde olacağız!” mı demeliyiz?

Yoksa “Ülkenin temel sorunları hepimizi ilgilendirir, biz aynı gemideyiz, geleceğimizin inşası için toplumun genelini ilgilendiren konularda duyarlı olmak zorundayız, eğer büyük fotoğrafı göremezsek yanılırız!” demek mi gerekir?

 BİR KISSA
Bekri Mustafa, Küçük Ayasofya Camii’nin önünden geçmektedir…
O sırada musallada bir tabut vardır, fakat namazı kıldıracak imam ortalarda yoktur.
Cemaat, beklemekten sıkılır ve başında kavuğu, sırtında cübbesiyle oradan geçen Bekri Mustafa’yı “hoca” zannederek namazı kıldırmasını ister.
“Yok, ben hoca değilim!” dese de dinlemezler ve zorla öne geçirirler.
Bekri Mustafa, namazı kıldırdıktan sonra tabutun kapağını açar ve ölünün kulağına bir şeyler fısıldar.
Cemaat, ölüye ne söylediğini merak eder.
Bekri Mustafa gülerek cevaplar:
“Sen şimdi ahirete gidiyorsun. Eğer orada, bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa, Bekri Mustafa, Ayasofya’ya imam oldu dersin. Onlar durumu anlar…”

AĞLANACAK HALİMİZ
Bekri Mustafa bugün yaşasa ölünün kulağına ne derdi?
Veya siz olsanız ne derdiniz?
Bugünleri en iyi anlatan cümleyi ben sosyal medyada buldum.
Bekri Mustafa eğer bu cümleyi ölünün kulağına söylerse başka hiçbir şeye ihtiyaç kalmaz.
Fazlasıyla kâfi gelir.
İşte o cümle:
“İstanbul’da seçim yenileniyor, solcusu, komünisti, ateisti nöbet bekliyor Müslümanlar oy çalmasın diye.”
Daha veciz, daha kısa ve kapsamlı bir cümle bulmak mümkün değil.
Bak, güleriz ağlanacak halimize…
Doğruluğu, dürüstlüğü temsil etmesi gereken “Müslümanlar” Müslümanlığa en büyük ihaneti yapıyor…

BİR KISSA DAHA
Hz. Süleyman zamanında bir kuş, kanadını bir dervişin kırdığından şikâyet ile Hz. Süleyman’a gelmiş.
Hz. Süleyman dervişi huzuruna getirtip sormuş:
– Niye bu kuşun kanadını kırdın?
Derviş cevap vermiş:
– Sultanım, Ben bu kuşu avlamak istedim, kaçmadı. Yanına kadar gittim, yine kaçmadı. Ben de bana teslim olacağını düşünerek üzerine atladım. Tam yakalayacakken kaçmaya çalıştı. Ona kaçması için fırsat verdim, fakat o bekledi.
Hz. Süleyman kuşa dönmüş:
– Bak, derviş haklı. Sen niye kaçmadın? Sinsice yaklaşmamış. Göz göre göre yaklaşmış. Sen rahatça kaçabilirdin.
Kuş, şöyle cevap vermiş:
– Sultanım, ben onu derviş kıyafetine aldandım. Dervişler hiçbir canlıya zarar vermez diye biliyordum. Avcı olsaydı hemen kaçardım.
Hz. Süleyman bu defa kuşu haklı bulmuş. Askerlerine emretmiş:
– Hemen bu dervişin kolunu kırın!
Kuş o anda:
– Sultanım, böyle yapmayın! demiş.
– Ne yapayım? diye sormuş Hz. Süleyman.
– Efendim, bunun kolunu kırarsanız, kolu iyileşince yine aynı şeyi yapmaya kalkar.
– Peki, ne yapalım? diye sormuş Hz. Süleyman.
Kuş bu sefer şöyle cevap vermiş:
Siz bunun derviş kıyafetini alın, libasından sıyırın ki benim gibi kuşlar aldanmasın!

BUGÜNKÜ TABLO
Maalesef bugün ortalık “derviş” kaynıyor.
Dillerinde öfke, ağızlarında besmele, kafalarında takke, ön safta namaz kılıyorlar.
Allah’ın adıyla zulmediyor, Fetih süresi okuyarak çalıyorlar.
Besmeleyle rüşvet yiyorlar.
Ve milyonlarca “kuş” hâlâ bunlara aldanıyor.

BU İŞ NASIL SONUÇLANACAK?
Ekonomide, hukukta, eğitimde, ahlâkta… her alanda kriz ve çöküş var.
Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet, ahlaksızlık, istismar, taciz…
İşledikleri günahlara bulacakları fetvalar hiçbir kutsal kitapta yok.
Yüzlerce suça boğazlarına kadar battılar.
Keşke “Müslüman” cübbesi giymeselerdi.
Keşke kendi rezillikleriyle kalsalardı.
Keşke rezilliklerini dine bulaştırmasalardı.

DUYGUSALLIKLA NEREYE KADAR?
Duygusallık…
Peki, nereye kadar?
Ülkede yaşanan bu köklü sıkıntılar, hangi duyarlı insanın vicdanını kanatmaz?
Mevcut kamplaşma, ayrışma, kutuplaşma kimi üzmez?

Bu kızgın, bu öfkeli, bu bencil, bu hak, hukuk tanımayan muktedirlerin ülkesinde insani değerlere sahip çıkarak doğru bir hayat yaşamak elbette kolay değil!
Şartlar ne kadar kötü olursa olsun haksızlığı, kabul edemeyenler,
Mevcut olumsuzluklardan rahatsız olanlar,
Demokrasi ve hukukun gücüne inananlar…  asla çaresiz olmamalı, çözümsüz kalmamalı!
Bazı sorunlar “Bana ne!” diyerek çözülmez!
Kaçamayız bazı sorunlardan!
Büyük sorunlar ancak kocaman yürekli insanların tek yürek olmasıyla çözülebilir!

NOT: Başta bayramın, sonrasında yenilenen İstanbul seçimin toplumumuza barış ve huzur getirmesi temennisiyle iyi bayramlar!

KAPAT