İHTİYAR KÖYLÜ

Lao Tzu
Bilgi: Bekir Ali Demirel

Bir köyde, çok fakir yaşlı bir adam varmış. Ama, Kral bile onu kıskanırmış. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki. Kral, bu at için yaşlı adama neredeyse hazinesinin tümünü önermiş ama adam satmaya yanaşmamış. “Bu at,  bir at değil benim için, bir dost, insan dostunu satar mı?” dermiş hep… Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.. Köylü, yaşlı adamın başına toplanmış.

“Seni yaşlı bunak.  Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, yaşamının sonuna dek beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler. Yaşlı adam “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. Yalnız ‘At kayıp’ deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay yalnız bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.” Köylüler bu yaşlı adama kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş. Oysa çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, yaşlı adamın etrafına toplanıp özür dilemişler.

“Babalık” demişler. “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için. Şimdi bir at sürün var.” “Karar vermek için gene acele ediyorsunuz ” demiş yaşlı adam. Atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç. Birinci cümlenin birinci sözcüğünü okur okumaz, kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.” Köylüler bu kez yaşlı adamla açıkça dalga geçmemişler ama içlerinden “Bu adam gerçekten saf” diye geçirmişler. Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan yaşlı adamın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğlu, şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler yaşlı adama. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha yoksul, daha zavallı olacaksın” demişler. Yaşlı adam “Siz, erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye yanıt vermiş. “O denli acele etmeyin oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru..

Yaşam böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.” Birkaç hafta sonra, ülke, büyük bir savaşa girmek zorunda kalmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye gelen görevliler, yaşlı adamın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılması olanaksızmış, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşüp köle olarak satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, yine yaşlı adama gelmişler, “Yine haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler.

Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış oysa”. “Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin şans, hangisinin şanssızlık olduğunu yalnız Tanrı biliyor.” Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlamış: “Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Yaşamın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Akıl, insanı sürekli karara zorlar ve gezi asla sona  ermez. Bir yol biterken, bir yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, bir başkası açılır.

Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.”

KAPAT