EVRENSEL ZENGİNLİK

KEÇ-I Süleyman Yavuz

Şöyle bir arkama yaslandım, ilk algılamaya başladığım günlerden itibaren bugüne kadar alabildiğine hafızamı geçmişe dair zorladım. Bugüne
değin hiç dikkat etmediğim bir konu çıktı karşıma.

Babaannelerimiz, dedelerimiz, yaşlılarımız. Benim sürekli üniversitelerimiz dediğim Zexeslerimiz. Geçmişte verdiklerimizi almaya çalışmışız bize ait olan dönemde meğer. Dil anlamında olsun duruş anlamında olsun çok kötü sonuçlar hazırlamış geçmişte zehesler.

Bahsi konu kuşak Türkçe bilmiyordu, biz öyle gibi algılamışız. Babaannem ve dönemin yaşlılarının birkaç beylik kelimeden gayrı hiç Türkçe bilmediğini hatırladım. Ancak her ne olduysa babalarımızın, amcalarımızın döneminde olmuş. Merak sarmış Türkçe konuşmak. Özenle gayret göstermişler ana dillerini konuşmamaya. (Dış sebepler ayrı bir konu, burada bir-özellikle-var.)

Zexeslerde iyi Türkçe konuşanlar pirim yapmış bozuk aksanla da olsa. Demeye kalmamış, biz ve babalarımız arasındaki kuşak yaşadığımız
ülkenin en iyi diksiyonunu kullanır hale gelmiş. Sanırım şu anda bu ülkede en güzel Türkçe’yi Çerkesler konuşur olmuş, bu özel gayret sonucu.

Bu çok mu kötü bir sonuç? Tabi ki kötü. Ancak son değil. Şimdi bakıyorum her yerde herkesimde (bize ait) yukarıdaki anlatımızın tersi bir gayret söz konusu. Bunun meyvelerinin de toplanacağı bir gerçek. Asıl asimilasyon, bilinç ve kültürüne dair yapmıyorsan duruşunu; işte bu tam bir felaket, bir daha dönüşü olmayan bir süreç.

Üzülüyorum yitenler adına.

Umutlanıyorum gelenler adına.

Hepsi pırıl,pırıl.

Yer kürede hiçbir kültürün, canlının, yok olma lüksü olamaz, yerkürenin zenginliğindeki payına dair. Kimsenin de olmamalı yok etme adına bu evrensel zenginliği.

KAPAT