EVRENSEL VAROLUŞ VIII Bağışlamak ve Kendini Sevmek

Nilgün Nart
12.08.2010

“İnsan; kendisini Ol’muş Ol’duğu, Ol’acak Ol’duğu ve Ol’uyor Ol’duğu haliyle sonsuz kadar bağışlayıp sevemedikçe; aydınlanma; maddesel Alemin yeni bir din “fantezi” olmaktan ileri gidemeyecek.”

Sonsuz Şimdide “Bir” gün gelir, İnsanın kendisine Ol’An borcunu da ödemesi gerekir.

İnsanın “kendine” Ol’An borcu; kendi adına; kalbinde yaşamayı arzu edip de şimdi burada fiziksel Alemde çeşitli içsel ve dışsal nedenlerle gerçek kılamadıklarıdır.
İçsel ve dışsal illüzyon nedenler birleşir ve kişinin yolu boyunca yanarak ve yangınıyla; kendini ve etrafını aydınlatacağı karanlıkların malzemesini oluşturur.
Karanlık; kimi zaman toplumsal bilincin sınırları, belletilmiş amaçlarımız, hedeflerimiz, ideallerimiz, içimize örülmüş ayırt edemediğimiz kalıplarımız bağımlılıklarımız, şimdiye kadar var olmamızın nedeni saydığımız gerekçeler; sözde sevgiler, sevgililer ile yaşanmadan geçmiş ve alışkanlık olmuş uzun yılların ve küskünlüklerin hesabı kitabı ve beklentileri ve en önemlisi var olduğunu sandığımız ama bir türlüde tam olarak tüm hücrelerimizde hissedemediğimiz Sevginin kaybı korkusu ve arkasından gelen yalnızlıktır.

Bir şairimizin dediği gibi bu yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz. Öyle bir yalnızlıktır ki her An’da yüreğimizde aşka sevgiye yaşama ve insanlığımıza yavaş yavaş fark etmeden öldüğümüz yalnızlıktır.

Yalnızlık fiziksel Alemlerin çoklu görünüşünde yalıtılmışlık duygusudur. Kimse kimseyi anlamaz görmez ve duymaz. Çaresizliktir. Varlık tekamül ettikçe yalnızlık paylaşılmaz ama anlaşılır olur. Anlaşılır Ol’ması varlığın kendinde yeni kendi adına yarattığı kavrayışın sabitesinden ışıyan ışıktandır.
Yeni kendinin kavrayışının sabitesinin; Ruh Duruşuna geçişi bir bilinç eşiğini atlamayı gerektirir.
İnsanoğlu için belki de Sonsuzluğun Gözlerine ilk kez kararlı bir şekilde baktığı ve bakabildiği yerde de merkezlenmeyi ve Ruhunda Durmayı seçtiği An’dır.
Kısaca gerçek bir liyakat sınavıdır.
insanın kendinden kendine Ol’An ve istisnasız her hücresinde ve boyutunda farkında Ol’duğu Bir sınavdır.
Ve sınavın konusu Sevgidir.
Sevgi; kendini ne kadar sevdiğinin hissedişidir.
“Kendini” bulmak için veya bilmek için veya gerçek kılmak için neleri; kendinden başka bırakabileceğinin liyakatidir.
Liyakat; insanın sadece ve sadece “kendisi” Ol’duğunda geçebileceği veya aşabileceği Bir bilinç eşiği Ol’duğundan; neredeyse kılıçtan keskin köprülerden, iğne deliklerinden ve de atom altı kuantum alanından; yani yoktan “Kendini” yeniden var etmektir. Bu ancak ve ancak bir insanın kendisi için yapabileceği ve liyakati insan bedeninde görülüp hissedilerek onayı verilebilecek bir haldir.

Bu Bilinç Eşiğini aşabilmek için orada durup kendisine Ol’An; sadakatini; vefasını; yerine getirmesi gerekir. Sadakatin yerine getirilişi; kendisini bağışlamasıdır.

Bağışlamak; sürekli acı ve kederi deneyimleyeceği durumları yarattığı ve duygu besini olarak bu duygulara kendisini bağımlı hale getirdiği için, bağımlılıklarından, korkularında ve nice sefil ve çaresiz durumları üreten duygularından vazgeçemediği için; öncelikle kendisini suçlamayı bırakarak özgür kılmasıdır.
Bağışlamak; tüm bu acıları yaşarken; “Kendisini” sevgiden, aşktan, iyilikten, güzellikten uzak tutuğu için ve yaşanmayan yıllar ve An’lar için hayıflanmaktan vazgeçmesidir.
Ve bağışlamak; şefkatle varılabilen bir -kavrayış- Ol’duğundan; hissedişlerin eşliğinde gerçekleşebilendir.
Ve tüm hücrelerimizde yankılanan ve titreşen kendimize şefkatin ve bağışlamanın verdiği “Anlayıştan”; “Kendinin Sevgisi” içimizdeki karanlığın ufkundan aydınlanmaya başlar.
Ve gerçekten O An’da HER YER Aydınlanır.

Ve insan ilk defa “Kendini” O’nun gözleriyle birlikte görür.
Ve basitçe kendini sever.

Ve Aydınlanmayla; İnsanın kendine Ol’An borcu ödenir.
Kendine borcunu ödemek; insanın; “Kendisini Sevmesidir”.
Bu An’dan sonra yol gerçek anlamda yeniden başlar. Fakat bu sefer niteliği değişir. Ve yaşamın ta kendisi Ol’ur. Yol siz Ol’ursunuz.

Kendini sevmek; kendine şefkat duyarak her An’da kendini kendinde bağışlayarak; dilediğin gibi yaşamak ve Ol’mak için kendine izin vermek ve ne isen O Ol’maya gayret etmektir. Kendine dünya veya ahret mali mülkü şanı payesi unvanı mekanı zamanı ve bilgisi için ihanet içinde olmamaktır. Yüreğinde yaşamak istediklerinden vazgeçmemektir.

İnsan kendisini bağışlayıp bağışlamadığını sevip sevmediğini bilir.
İnsan kendisini bağışlamadan ve sevmeden kendisi olamaz.
Ol’dum diyorsa da “kendisi” değil başka bir şeydir ya da “kimliktir”. Ama kendisi değildir.
Ve insan kendisini sevmeden, bir diğeri sandığı başka kendisin de sevemez.
Sevdim diyorsa da illüzyondur.
İnsan kendisini sevdikten sonra Sevgiyi ve Aşkı yaşayabilir ve yaşanmasına vesile olabilir.

“Aşkı ve Sevgiyi” kendinde bilmeyen; nereden bilebilir ki bir başkasını sevmeyi.
Ve nasıl bakabilir ki bir diğerinin yüreğine temiz bir ayna gibi.
Ve nereden bilebilir ki bir ayna Ol’duğunu bilmiyorsa eğer sevmeyi.

İnsanlık Ol’arak Hep Bir’likte geldiğimiz Bilincin Değişim Eşiğinde; lütfen
O kadar kendinize şefkat Ol’unuz ki kendinizi her şey için bağışlayınız ve
“Kendinizi” seviniz.
Hiç kimsenin sizi bu dünyada sevmediği kadar seviniz.

O kadar seviniz ki illüzyonlar dağılsın yüreğinizden, prangalar sökülsün ayaklarınızdan, kelepçeler düşsün ellerinizden.
Çünkü; illüzyondan boşalan yere tüm haşmetiyle gerçek “Siz” dolacaksınız.

Kendinizi sevmeye başladığınızda ilk kez gerçekten dünyayı da görmeye başlarsınız. Aynı şekilde Dünyada gerçekten “sizi” görmeye başlar ve gizemlerini size gösterir, armağanlarını sevgiyle sunar.
Daha önce göstermemesinin nedeni; kendini sevmeyene her şeyin örtülü olmasındandır.
Örtülü olması varlığın “kendini” bilmemesidir.
Örtülü olmak aynı zamanda kendini bilmemenin cehenneminde ve azabında olmaktır. Kendini bilmemek ruhun gözleri ile kendini görememektir. Ruhun “Görüşü” ve Gözleri sevgidir. Sevgiyle görebilir.
Sevgi yoksa her şeyi “”Ol’duğu gibi “Görüşte”” yoktur.
Ol’Anı Ol’duğu gibi görmek sırları da görmek demektir.
Bu nedenle sevgi önemlidir.
Bu dünyada hep ertelenen, geriye bırakılan ihmal edilen önem atfedilmeyen “Sevgi” aslında tüm Alemlerin peşinde koşturduğu ve bu dünyada gerçek Ol’ması için bir insan Ol’arak bizlerin önünde ve huzurunda el pençe divan durarak hatırlayışımıza vesile olmaya hizmet ettikleri ve hatırlayışımızla ortaya çıkacak olan sevgi O’nun Mücevheri’dir. Değil Cennetlerin, her Alemin “Anahtarıdır”.

Kendimizin dışında; hala sevgi, saygı, onaylama, onaylanma, alkış otorite, guru, bilge, bilgi, kurtarıcı, mesaj, melek, kanıt, ispat, işaret, titreşim, yol arıyorsak ve arayışımızı bitirmediysek bu kendimizi sevmediğimizin,
örtülerin kalkmadığının da delaletidir.

Kaçmak- kurtulmak isteği; kurtarıcı – kurtuluş formülleri, medet – çare olma ve arama girişimleri, içimizde karanlıkların kapısının hala örtülmediğinin, korku realitesi olasılıklarının; potansiyellerimizden sonsuza kadar silinmediğinin ve temizlenmediğinin işaretidir.
Bu ise yaşamlarımızda illüzyon da olsa sefilliğin yoksulluğun acının bir şekilde sahneleneceği anlamına gelir.
Hele ki Amerika’dan başlayan ekonomik kriz oyunu psikolojik ve ruhsal çöküntülerle ve üstüne üstelik bölgesel savaş ve nükleer tehditlerle adrenalini artırarak; sergilenmeye devam etme eğilimine girmişken içimizde olanlara son kez bakıp; her şeyin oyun olduğunu ve anlamsızlığı görerek, artık tüm oyunlardan kendimizi azat etmenin ve kendimizi bağışlamanın ve yüreğimizde yaşamaya başlamanın tam momentidir.

Hep başkalarından hesap sormaya ve her şeyin “Nedenini” kendisinden başka her şeyden bellemiş bir toplumsal bilinçten “Kendimizin Sorumluluğunu” alarak kendi kendimize liyakatimiz vererek “Evrensel İnsan” Ol’maya niyet ettik.
Kendi göbek bağımız kendimiz keseceğiz.
Bundan sonra “Nedenimiz” kendimiz Ol’acağız.
Çünkü biz kendisini unutmuş “kendisiyiz”.
Bilir de fiziksel alemlere çıkış yaparsak ne ala bilmezde sonsuzlukta yine kendimiz Ol’An sonsuzluğa dağılırsak oda pekaladır. Seçim meselesidir.

Biz O’nun eonlar süren sonsuz zamanlarda, şaheseri üzerinde çalışan bir usta gibi An be An sevgisiyle aşkıyla ortaya çıkardığı bin bir türlü güzellikte bezediği ve tüm var oluşu bizin gözlerimizden, bizim yüreğimizden, bizimle birlikte seyreyleyebileceği “Yaradılışıyız”.
Yarattığıyız.
Bu anlamda ve manada biz her “Şey”iz.

Biz kendimizi seversek; Gönül Dergahı’na girebilirsek ve perdeleri kaldırabilirsek “Varoluş”; kendini -Yaradılışta-; şimdiye kadar hiç olmadığı gibi seyre dalacak.
Sırların sırrı açılacak.
Her yerlere Aşk saçılacak
Sevgi yansıyacak.

Eğer biz; yürüdüğümüz Yol’dan sonra hala sevgide neşede coşku da kısaca Var Ol’uşun sevincinde değilsek; her gün bekleyişimiz ve arayışımız büyüyorsa bir An için durup, kendimize sormamız hayrımızadır.
Tüm bu yaşadıklarımın içinde Aşk ve sevgi nerede?
Yaşananların içinde Aşk, sevgi, neşe yok ise; inanın An’lar boşunadır. Yaşanmamıştır.
Ne Siz, ne An, ne O; gerçek Ol’mamıştır.

Biz sevginin ne olduğunu bilenleriz. Çünkü arayanlarız.
Yaşantımızda artık “Sevgi” Ol’mayanlara hayır dediğimiz zaman; sevgi bizim içimizde ışımaya başlar ve bizim için sevginin bir süre içimizde pırıldamasına ve Ruhumuzu kamaştırmasına izin verdiğimizde ve bu izin verişte bir müddet durabildiğimizde artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.
İllüzyon dağılır.
Ve dağılan illüzyonun yerine “kendimiz” Ol’An sevgi tamamen dolar.
Dolan sevgi bir süre sonra taşar ve sevginin ve aşkın yansıması tüm evrenlere yansır ve Evrenleri ve Alemleri de aşar.
Aşkın Ol’uruz.

Arayanlar olarak her seferde hatırlayacağımıza söz verdiğimiz; “Kendinin” sevgisidir.
Ve ilk “Nedendir”.
Ve Neden; sadece ve sadece İnsanın; “Kendisidir”.
Savaşa cehalete zulme
Ve zihnine dolanan sefilliğe
Ve insanın Gaflet uykusuna
Rağmen…
Kalabalıkların karanlığı
Eriyebiliyorsa yüreğinin kuytularında…..
Ve Sessizce Yürüyebiliyorsan “Kendine”
Ve “Nedenin”
Sadece ve sadece SEVGİYSE
Beklediğin
Ve özlediğin
Ve “Nedenin”
Ebedi Şafaklarda ışıyan
“Sensin”

Sen
İşte o zaman “BEN’sin”

KAPAT