EVRENSEL VAROLUŞ VI – Ayırt Etmek

Nilgün Nart
30.07.2010

Yaşam Ol’An sizin; neyi deneyimlemeyi seçtiğinizin bağlamında en yüksek hayrınıza faydalıyı faydasızdan ayırtetme yeteneğinizdir. Ayırtetme yeteneği; Sonsuz Şimdide var Ol’mayı seçenin ve Yol’a koyulanın sağ selamet yuvaya varmak isteyenin pusulasıdır.

Her Yol O’na çıkar mı? Tabiî ki her Yol; her yerde Ol’An, O’na çıkar. Önemli Ol’An Yol’u nasıl yürümek istediğimizdir. Nasıl yürümek istediğimiz; eğer biz bir gül isek -derdimiz- nerede yaşıyorsak; orada bir gül bahçesi yaratma arzumuzdan başka bir şey değildir. Çünkü Bir Gül, ancak ve ancak bir gül bahçesine yakışır, gül bahçesinde mutlu olur. Maksat tam bütün; sevgide ve mutlulukta Ol’maktır.

Yüreğimizin derinliğine kendimizi tanımak için yaptığımız yolculukta; aydınlıkta neşeyle sevinçle yürüyebilmek için; Ruhumuzu güçsüzleştiren; güçsüzleştirirken de bizi 3.boyut realitesinin paradigmalarına bağlamaya devam eden; sanrıları, objeleri, hikayeleri, sembolleri, masalları, görünüşleri bırakmamız hayrımızadır.

Gelinen galaktik düzlemde (mekan değildir kuantum bölgesidir-sınırlar yoktur-sınırların olmaması korumanın da olmaması-insanın kendisiyle -yaratacağı kaderle- baş başa olduğu anlamına gelir) ve momentte (zaman değildir-Sonsuz Şimdinin birlikte odaklandığımız niyet yüklenmiş potansiyel An’ıdır) yolun haritasını sadece KALP bilmektedir.

Dünyanın henüz yükseldiği düzlemde; kendimize güvenli bir alan yaratabilmemiz sadece ve sadece kalbin rehberliğinde gerçekleşebilir.
Kalbin Rehberliği ayırtetme yeteneğimizdir.

Ayırtetme yeteneğimiz kalbimizin sesidir.
Kalbimizin sesi hissedişlerimizdir.
Bu demektir ki hissederek ayırtedebiliriz.

Çokboyutlu doğamızın; beş duyumuzu kapsayan, aşan ve fazlasını da zaman içinde hayatımıza getirecek olan komplike mekanizması, hazine sandığımız; hislerimizdir.

Görünüş, Sesleniş, beliriş ne olursa Ol’sun; hayrımıza Ol’Anı HİSSEDEREK ayırtedebiliriz. Hayrımıza Ol’An yüreğimizde kendi adımıza; ve kendimizle birlikte Bütünün en yüksek hayrına yaşamak gerçek kılmak istediklerimizdir.

Bu noktada Bütünün hayrı; varlığımızdan yansıyanın, her şeyin ve her varlığın O’nun bir yansıması ve bizatihi Kendisi olduğu bilişinde kalarak, içimizde Sonsuz İyiliği seçme özgürlüğümüzle ve bu berraklığın bize verdiği basit güçle, odağımızı ve Yol’umuzu (fiziksel hayatımızda ne olursa olsun) Büyük Tablodan ayırmamaktır.

Dünya sahnesinin ve binyıllık sistemlerin yıkılışından doğan toz dumanın arasında; artık ne kulağımıza ilişen seslere ne de gözümüze ulaşan görüntülere inanabiliriz.

Görünenin arkasını, işitilenin arasını -hissederek- ayırt etmek durumundayız.

Dualitenin giderek suptilleşen, suptilleştikçe de daha derinleşen kutuplarında aydınlığın ve karanlığın, yokluğun ve varlığın süregelen savaşı; Dünya sahnesinde sergilenmektedir.

Ayırtetmek; netlik, sadelik ve basitlik demektir. Bir şekilde her şeyin ayan beyan Ol’masıdır. Şimdiye kadar öğrendiğimiz ve uyumlandığımız ve aldığımız öğretilerin, bilgilerin, enerjilerin hepsinin Biz de birleşerek Tek Biliş Tek Görüş halinde; bize ikiliğe düşmeden ve içimizde endişelere korkulara neden almadan YOL gösterebilmesi anlamına gelir.

Veya bizim basitçe yürüyeceğimiz Yol’umuzu görmemiz ve yüzde sonsuz güvenle ve gönül rahatlığı ile yolumuza devam etmemizdir.

Net-sade ve basit Ol’mak; insanı koşullara bağlayarak beklenti içinde bırakan, ihtiyaçlara tutsak ederek ikiliğe düşüren ve sonuçta bilinçli veya bilinçsiz kendisinden uzaklaştığı için ayrılığın geriliminden; kendine ve diğerlerine dolayısıyla -Yaşama- zarar vermesine neden Ol’An her türlü korkunun ve ümidin -“şeylerin” içsel olarak bitirilmesi-hesapların defterlerin alacağın vereceğin kapatılmış olması halidir.

Yol’da olup ta hala İçsel olarak alacağımızdan-vereceğimizden kopmamışsak; verip veriştiriyorsak, ona buna tutunuyorsak, kendimizden başka bir şeylerden ve birilerinden medet umuyorsak, verdiğimizi sanıp ta arkamızda sürekli biriktirmeye devam ediyorsak, sevgimiz hala dilimizde, bilgimiz zihnimizde, merhametimiz eylemsiz, eylemlerimiz hissiz, hislerimiz -Bizsiz- ise; teslim edilmemiş dünya arzularımızla; kılıçtan keskin sırat köprülerinden, kıldan ince cennet kapılarından, bu kadar yükümüzle nasıl geçebiliriz.

Bırakalım gitsinler hepsi; herkesin ihtiyaç duyacağı ne varsa O Ol’An bizimle artık. Sadece ayırt etmemiz gerekiyor. Hissedişlerinize lütfen güvenin.

Ayırtetmek bilinçli Ol’manın, şuurdan bilince geçmenin ve ölümden yaşama dönmen başlangıcıdır.

Ayırtetmek farkındalıktan yüksek Alemlerin (süptil-ince) aracı olan hissetmeye; görme-duyma-dokunma-işitme-ses=Tek Bilişe geçişidir.
Bu nedenle ayırtetmede ustalaşmak için; kalbin yasalarını hatırlamak ve yasaların kendisi Ol’arak; içsel akışımızla ve evrenle birlikte dengelenmek, merkezlenmek; insanlık ve tek tek hepimiz için hayati derecede önemlidir.
Gelmekte Ol’An günlerin doğasından, nefsin bütün kandırmacalarının, aldatmacalarının, maskelerinin, kıvırmalarının son dakika uzatmalarının hükümsüz kalacağından; ve maalesef -bir arada derede- hiç kimse bir yerlere ve bir şeylere kaynayıp-tutunup geçişi yapamayacağından; herkesin ayrıtetme yeteneğini keskinleştirmesi ve hissetme mekanizmasını hareket geçirmesi kendisini serbest bırakması hayrınadır.

Hissetmek bizi Gerçek İnsan yapacak. Ve ancak gerçek insan hissettiği için hareket geçecek ve Eylemin kendisi olacak.

Ol’acak.
Hissetmek Ruhsal olarak hareket geçmek demektir.
Ruhun hareketlenmesidir.
Ve Ruh sevgidir. O’ndandır.
Ruhun hareket geçmesi sevginin eylemde Ol’masıdır.
Eylemdeki sevgi Ol’maktır.

Kalbin kanunlarını; O’nu; SEVGİYİ bu dünyada (fiziksel alemlerde) gerçek kılmaktır.

ÖZGÜR İRADE İLE Eylemdeki sevgi Ol’duğumuzda; Alemler yüreğimizde birleşmeye başlar. Tıpkı bir sis bulutu gibi ikilik dağılır. Görüş tekleşir. Görüşün Tek’leşmesi aradaki bağlantıları ve Bir’liği belirli süreklilikte ve yoğunlukta hissetmeniz anlamına gelir.

Dünyasal hayatımızda -yuvada- güvenlikte veya büyüklerin dediği şekli ile dört başı mamur Olma halini çok boyutlulukta yaşayabilme durumudur.

İnsanlığın hayatta kalması kalbin yasaları öğrenmesine ve kalbi fiziksel alemlerde gerçek kılmasına bağlıdır.

Kısaca HİSSEDEREK yaşamasına bağlıdır. Hissetmeyen hislerine ket vuran yüksek alemlerde kör-sağır veya bitkisel hayata gibi olur.
Göremez duyamaz hiç bir şeyi bilemez.

Kim ki; Yaradan’ın insana nasıl bir kaderi (Kendinin Sorumluluğu) armağan ettiğini hissedilebilseydi; idrakin ışığından; sevgiden ve aşktan Ruhu kamaşırdı.

Ve elinde neyi var neyi yok hepsini de bırakıp yalın ayak başı kabak Yol’a düşerek Eylemdeki Sevgi Ol’urdu.

Tekne kadar boyu ile kainattın gerçekliğinde varlığa çıkan ve alemde beklenen; nadide bir çiçeğe bakar gibi gözünün içine Rahmetle sevgiyle aşkla bakılan El İnsan’a gönül yüceliği yakışır.

Gönül yüceliği artık ne isek O Ol’maktır.
Ne eksik Ol’maktır. Ne de fazla Ol’maktır.

Fazlalıkları gerçekten bırakmak. Alınması gereken kararları ve Kendinin Sorumluluğunu da gerçekten almaktır.

Asalettir. Vaad edilen kaderini gerçekleştirmeyi kimsenin eline bırakmamaktır. Kimseden medet ummamaktır.

Kaderini gerçekleştirme cesaretidir. Zekasıdır.

İhtiyaçsızlıktan doğmuş koşulsuzluğun, zararsızlığın; masumiyetinde ve vakarındadır.

Asalet insan olmanın farkıdır.
Çünkü İnsan Evrenin Muhteşem Çocuğudur.

Muhteşem Ol’mak basitçe; kendimiz Ol’maktır. Özgürlüğü düşleyebilmek ve içimizdeki sevgiyi özgür bırakabilmektir.

Ve O; özgürlüğü – sevgiyi düşleyebildiğimiz yaşayabildiğimiz ve yaşatabildiğimiz her yerde olacaktır.

Özgürlüğü; İçimizden birisi başardığında hepimiz başarmışızdır.
İçimizden birisi bile başaramamışsa hiç birimiz başarmış sayılmayız.

Özgürlüğün, sevginin, aşkın, bolluğun, bereketin, barışın, huzurun kısaca -kendimiz- Ol’manın ayırtında O’lmamız dileğimle…

KAPAT