‘DÖNÜŞ’ÇÜNÜN TÜRKÜSÜ…

Sezai Babakuş
12.01.2011

1864’den 1878’e onbeş yılda birbuçuk milyonduk vatanı terke zorlanan, 1990’dan 2010’a yirmi yılda üçbiniz vatana geri yolalan. Henüz üçbin dönüş öyküsü yazabildik, üç bin dönüş türküsü. Binleri onbinlere, onbinleri yüzbinlere ulaştırabilsek bir destan yazmış olacağız. Şimdilik her dönüşçü kendi öyküsünde, kendi türküsünde. Herbirı kıymetli, herbiri destanımıza bir iplik. Ve elbet, bu ayrı öykülerin bu ayrı türkülerin hepsinde ortak bir söz, ortak bir ses vardır: zordur dönüşçü olmak…

Evet, dönüşçü olmak zordur. En başında karar verip yola düşmek…

İster dönüşü ‘olmazsa olmaz’laştıran bir yurtseverliğin ve milliyetçiliğin neferi ol, ister toplumsallığı kişiselliğin önünde tutan bir idealist-yurtsever-ol, bil ki o an geldiğinde, yani ‘artık vaktidir’ dendiğinde aklın-yüreğin ürker, ayakların titrer. Eee kolay değil, bilinen bir hayatı terkedeceksindir bilinmez bir hayat uğruna. Olmazlarını aşıp, acabalarını dindirip yola düştüğünde ise, sen gibi sınavı geçip yola düşenlerin sayısının ne kadar da az olduğunu görüp bocalarsın. Fikirdaşlıkta ‘mangal yürek’ dostlarının yoldaşlıkta nasıl yan çizer olduklarını görüp, şaşırırsın. Kızarsın, küsersin, kahredersin.

Yine de bilirsin iş başa düşmüştür, devam edersin; yüzyıldır biriktirdiğin hasleti-hasreti sırtlanıp yürürsün anavatanına, atalarının bıraktığı ocağı yeniden alevlemeye.

Hiç kuşku yok sen en doğru olanı yapmışsındır, hiç kuşku yok sen inandığın uğruna tarihi bir adım atmışsındır. Ama bil ki seni karşılayan gerçeklik tehayyül ettiğinden epeyce farklı olacaktır. İdealize ettiğin vatanla karşılaşacağın vatan aynı olmayacaktır. Senin vatan-millet aşkınla, yurtseverliğinle, hasretinle, toplumsal mücadele inancınla, yaşam anlayışınla, hasletinle, hedefinle… velhasılı önceliklendirdiğin ve önemsediğin ne varsa, ya karşılığını bulamayacaksın ya da epeyce farklı karşılıklar bulacaksındır. Zira adım attığın bu dünyada, hem aciliyetler farklıdır hem düşünme-önemseme tarzı ve eylem şekli …

Evet, adım attığın bu vatanda herşey farklıdır. Bu yüzden, belki yurtseverliği senden on kat fazla olan oralıyı sen yurtsever olarak bile görmeyeceksin. Belki senden on kez fazla Adige, Abaza olanı sen beğenmeyeceksin. Kimse senin gibi bakmayacak, kimse senin gibi düşünmeyecek. En anlaşabildiğin-uyuşabildiğin ve en yakın dostluk kurduğun üçbeş kişinin bile, aslında senden ne kadar da uzakta olduğunu görecek ve kendini yalnız hissedeceksin. Ve anavatanına, o her gününe düşünce, her gecene düş olup giren vatanına, seni yeterince sarmadığı için serzenişte bulunmaya başlayacaksın. Yanlış-eksik anlamaların her geçen gün artacak, oradanları ‘çıkarcı, bencil’ olmakla suçlamaya başlayacaksın. Hergün aklın-yüreğin örselenecek. Hergün yurtseverliğin-toplumseverliğin sınanacak. Sohum, Nalçik, Maykop ya da Çerkesk sokaklarında adımlarını ürkek ve kararsız atmaya başlayacaksın. Bibaşına uzun yürüyüşler yapacaksın. En sıcak havada bile sırtın üşüyecek. Akşam tek göz evine çekildiğinde, hayal kırıklıklarının üstünü umuttan ve sabırdan bir battaniye örterek ısınmaya çalışacaksın. Umut düşüşünü tutacak, sabır zorluğa direncinin yeganesi olacak. Dönüşçü olmak zordur.

Zordur dönüşçü olmak. Eğer yelkenlerini şişiren ve seni taşıyan yegane rüzgar toplumsal sorumluluksa, yani bireyciliği değil toplumculuğu yücelten bir felsefenin çocuğu isen, daha bir zordur dönüşçü olmak. Çünkü, toplumculuğu öne koyup yola çıkan sen, toplumculuktan yorgun düşmüş olanlar diyarına adım atmışsındır. Sen, bireyciliğin zemininden çıkıp kolektif geleceğin merdivenlerini tırmanarak oraya varmışken, orada karşılaşacaklarının çoğu kolektivizm dersinden sıkılıp bireysel kurtuluşa inmeye başlayanlar olacaktır. Sen onlara bıktıkları dersi anlatmaya çalışacaksın, onlarsa sana reddettiğin hayatın elzemlerini. Zorluk buradadır. Hem dönen sen için zordur, hem karşılayan onlar için. Bu mersin’e gidenle tersin’e gidenin hikayesi gibidir. Kesişmeyen yollarda kucaklaşma aramak gibidir. Bakınırsın etrafa boş gözlerle…

Dönüşcü olmak zordur. Senin zorluğun, gerçekliğini yeterince ölçmeden-biçmeden, en yalın-en masum duygu ve düşüncelerle idealize ettiğin bir vatana adım atmış olmandır. Kendi kendine bir cennet tasavvur etmiş, onun peşinden gitmişsindir. Aslında bir bakıma öyledir de, epeyce öyledir. Dağına-taşına, toprağına-suyuna, havasına-kuşuna herşeyiyle hep hayal ettiğin gibidir. Arada bir, geride bıraktığın ülkede uzak durmaya çabaladığın solgun beton bloklar, karamsarlık abidesi kaba-saba binalar, hoyratca hırpalanmış güzelim doğa, en geri kalmış ülkeleri aratmayan pazarlar-çarşılar-dükkanlar kafana takılsa da, bahtiyarsındır, vatana gelmiş olmaktan. Herşeye rağmen o kadar güçlüdür ki doğa ve o kadar güzeldir ki memleket, secde edersin sevinçle, gururla. Toprak ısıtır yüreğini. Gökyüzündeki yıldızlar, gelişinden sevinen atalarınmış gibi gözkırpar, sıcacık kucaklar seni. Her soluklanışta başın döner oksijen bolluğundan. Suyu berraktır, ekmeği lezzet. Geçer günlerin pür heyecan. Rasladığın herkes yüzüne gülümser, anlarsın sevildiğini. İşler yolunda dersin. İyi ki geldim dersin. Hiç kuşku yok, iyi ki gelmişsindir.

İşte zorluk da bundan sonra başlar. Hoşbeşi geçer, memleketin haline milletin ahvaline koyulursun. Ne yaparsın ki, toplumsallık, yurtseverlik vazgeçemeyeceğin bir bağımlılıktır(!)… Varlığının ve gelişinin sebeb-i hikmeti budur. Düşünceni düşünceleriyle, duygunu duygularıyla harmanlamak istersin. Konuştuğunuz aynı dildir. Hiç değilse derdinin yarısını anlatabilir, söylenenin yarısından çoğunu anlayabilirsin. Derinlik kazmaya başlarsın memleket meseleleri üzerine. Sen kazdıkça etrafındakilerin sayısı azalır. Farketmezsin, kazmaya devam edersin. Sonra başını kaldırır, bakarsın yalnız kalışına. Yüreğin burkulur, aklın karışır. Ah, dersin ne hata yaptım. Hata sende değildir, sen kendi gerçeğinle, sen kendi bildiğinle derinlere yol almışsındır. Onlar da kendi gerçekleriyle, bildikleriyle. Belki aynı derinliklerdesinizdir, ayrı yollarda…

Dönüşçü olmak zordur. Herşeyden önce döndüğün topraklarda hayat zordur, mücadele çetin. Hümanizmin denizinden, idealizmin kumsalından, romantizmin savanlarından çıkıp gelmişsen, bu iklime ayak uydurman zordur. Kuzeyin sert-soğuk iklimi tependedir. ‘Büyük birader’ daha asık suratlıdır ve ‘Tanrı’nın adamları’ daha acımasız. Hani evindesin hakkındır ya, daha fazla konfor düşlersen, diyasporanda bulmadığın kadar demokrasi beklersen, diyasporanda bilmediğin kadar insan hakkı istersen, bil ki boşunadır. Her sözün kuşku çeker, her düşüncen sorgulanır. Büyük bir gözaltının mazlumu olursun, demirden bir rafın kalın bir dosyası. Bilesin, geldiğin yer vatandır ve her vatan gibi dikenli bir gül bahçesi.

Zordur dönüşçü olmak. Hele büyük bir kentten çıkmışsan yola, dokunmuşsan iyi-kötü metropol depdebesine, tatmışsan şehir uygarlığının sunduğu binbir karmaşık lezzeti, dönüşçü olmak daha bir zordur. Çünkü varacağın en iyi yer, 30-40 yıl önce geride bıraktığın kasaba kentlerdir. Kasaba hayat tarzı, kasaba sosyetesi, kasaba demokrasisi çevreler seni. Birtürlü kaybolamazsın içinde, kaybolup kendin olamazsın. Attığın her adım gözlenir, yaptığın her iş markajlanır. Doğrun önemsizdir, yanlışın dillenir. Bir kalabalığın içindesindir ama ait olamazsın, bibaşınasındır ama birey olamazsın. Kasaba havası zapteder seni, üstüne yapışır. Sıkar, boğar, nefessiz bırakır adım adım. Bilesin, dönüşçü olmak zordur.

Ve her zorluk yeni zorluklara iter seni. Oralılarla yeterince halhamur olamayışın seni, senin gibi hasretini-hasletini yüklenip gelmiş diğer dönüşçülerle yol arkadaşlığına zorlar. Hayalkırıklıklarının paylaşıldığı, yanlışların abartıldığı, kızgınlıkların solunduğu küskün bir birlik-beraberlik ruhunun parçası olursun. Benzeştiklerin ve benzeşmediklerinle yatıp kalkarsın. Her geçen gün marjinalleşirsin. Hiç aklında yokken, hiç isteğin değilken savunmacı bir gettonun parçası olursun. Yavaş yavaş anadilini mükemmelleştirmeye başlamışken yeniden diyaspora diline dönersin. Uydu antenini diyaspora televizyonlarına nişanlar, yeniden diyaspora gündemine kitlenirsin. Sen harici gettonun parçası oldukça, oralıların sana mesafesi daha da artar. Ve getto içinde çekişmeler artar, çatlamalar başlar. Küçük hizip gruplar oluşur birine kapılırsın ya da nev-i şahsına münhasır tek kişilik hizip olursun. Kavgalar, gürültüler artar. Belki geldiğin yerde edinmediğin kahvehane kültürüyle burada tanışacaksın. Belki sen de okey stakanı birinin başına geçirmeye niyetleneceksin. Aylaklığa düşeceksin. Tükenişin hızlanacak. Ve akşam başına yastığa koyduğunda, ‘neredeyim ben’ diyeceksin. Dönüşcü olmak zordur.

Belki bir can dostunla çıkmıştın yola, belki eşin-çocukların… Son kalen onlardır, son tutunacakların. Dönüşçü olmak zordur ve zorluk arttıkça çember daha da daralır. Ve can dostluklar, hayat arkadaşlıklar çetin sınavlardan geçer. Şanslıysan, bil ki marifet sende değil yanındakilerdedir. Kendini bir süre daha taşıdıysan, bil ki sana katlananların payanda fedakarlığındandır. Eğer onlar da senin kadar yorulmuş, yıpranmış ve hırçınlaşmışsa, dönülmez akşamın ufkuna vardın demektir. Ya sen terkedeceksin yol arkadaşlarını, ya onların terketmesine göz yumacaksın. Sonra kafadengi yenilerin gelişini bekleyeceksin, dört gözle. Dostlukları tükettikçe, tüketecek yeni dostluklar arayacaksın. Gözlerin yolda kaldıkça sabırsızlığın artacak, arada bir geri gönüp fikirdaşlığını yoldaşlığa çeviremeyenlere, seni yarı yolda bırakanlara hiddetleneceksin. Öfken artacak, içindeki huzursuzluk seni teslim alacak. Evet dostum, bunlar gerçektir ve bu yüzden dönüşçü olmak zor zanaattır.

Dönüşçü olmak, kurdu içinde bir ağaç olmaktır. İçindeki idealizm, yurtseverlik, toplumculuk, sorumluluk… ne varsa hepsi seni kemirir. Dönüşçü olmak, yüz küsür yıllık hava değişiminin şarhoşu olmaktır; yavaş nefes almayı bilmezsen afallarsın, sendelersin…

Belki sen, idealizmden öte malvarlığı olmayan son kuşaksındır, belki sonrakiler değişir, idealizmle-gerçekliği aynı valize sığdırıp çıkar yola. Belki anavatandakiler değişir, ‘bireysel kurtuluş illüzyonu’nu aralayıp, unuttukları idealizme banarlar yine. Ve sonunda biraz burdan- biraz ordan’ların buluştuğu, birbirini daha kolay-iyi anlayıp kucakladığı bir makuliyet denkliğine ulaşılır. Bu denkliğe ulaşmadan, zordur dönüşçü olmak.

Dönüşcü olmak zordur da zorlukları aşmak mümkündür, bilesin. Tek yapacağın, yeni gerçekliğin nehrinde akıntıya kendini bırakmaktır. Önceki hayatından taşıdığın doğrularını, gerekliliklerini, hedeflerini, önceliklerini… velhasılı bütün akli-kalbi yüklerini hafifletecek, varoluş felsefeni yeni hayatına göre ve ona uygun olarak yeniden yapılandıracaksın. Bir kere tevazuyu elden bırakmayacak, oralılara afralanmayacaksın. ‘İyi ki geldin’ nezaketini zorlayıp tafralanmayacaksın. Doğrularını dayatma, bildiklerini öğretme iddiandan vazgeçip, oranın bilinenlerini öğrenmeye niyetleneceksin. Marifet ayak diremek değil ayak uydurmaktır, bileceksin. Usulca kabulleneceksin. Orada seni taşıyacak olan, ebediyyen taşıyacak olan yegane şey oranın gerçekliğidir. Bunu yalayıp yutmalı, bir güzel hazmetmelisin.

Dönüşü kalışa tahvil etmek için olumsuzluk antenlerini söküp atmalı, vesveseli dikkatini dağıtmalısın. Belki yeni meşgaleler, yani seni taşıyacak yeni rüzgarlar bulmalısın. Mesela aşık olmalı ve belki evlenmelisin, bir yoldur. Ya da ne bileyim, yeni beceriler-yeni meslekler edinip işine hırslanmalısın. Ya da biraz vurdumduymaz, hasırı yanmaz bir geniş yürek edinmelisin. İtiş-kakışları Kabe ziyaretcisi bir sevinçle karşılamayı bilmelisin. Düşünmekten çok koşmayı sevmelisin, üzülmekten çok kayıtsızca gülmeyi. Gemileri yaktım demelisin, gözün-gönlün arkada olmamalı. Geride kalanlara, seni yarı yolda bırakanlara hiddetini, ‘Allah müstehakınızı versin, cesaret sizi de bulsun’ hafifliğinde geçiştirmelisin. Her hal ve şartta, arada bir sorhoş olup unutmaya yatacak kadar votka içebilmelisin. Misafir sofralarını kaçırmamalı, bir otura bir kalka kişiye özel hamasetle keşlenmenin keyfine varmalısın. Yurtsever-toplumcu düşüncelerinle başbaşa bırakırsan kendini, yani fikri bol meşgalesi az bir aylaklığa çevirirsen günlerini, yaşamı taşımak zordur, dönüşçü olmak zor.

Evet dostum, dönüşçü olmak zordur. Bir kez oldum. 1990’dan 1996’ya yedi yıl sürdü.

Öyle dönüşü siyaseten öncelik belleyen, ‘başka yolu yok’ diyen bir militanlığın peşinde değil de, mütevazi bir idealizmin tesadüfiyle sürüklendim. İyiki de sürüklendim ve şanslı bir başlangıç yaptım. Bir büyük tehditin yeniden yükselttiği yurtseverlik-toplumculuk-kolektivizm dalgasına denk geldim, kendimce sörf yaptım. Birlikteliğin, ortak mücadelenin, toplumsallığın en keskin ortamına daldım. Yurseverliğin kararlılığa, kararlılığın direnişe, direnişin zafere yükseldiği bir derya denize girdim. Toplumsal zaferi ilk kez tattım, çok şükür. Ne büyük bir andı, ne büyük bir bahtiyarlık…

Sonra dalgalar yeniden duruldu, zaferin sarhoşluğuyla karaya vurduk. Savaşta herkes hasara uğrar, herkes bedel öder. Zafere ulaşmak zordu da, zaferin yükünü taşımak daha zor oldu. Benim payıma, en benden olanları yitirmek düştü. Bir de, toplumsallığın kırılmasını, birlikteliğin ufalanmasını görmek. Dayanışmanın yerini çekişme, yardımlaşmanın yerini didişme aldı. Yeniden bizbize’nin taşınamayan ağırlığı çöküverdi. ‘Bazen böyle olur, sık dişini’ dedi aklım, ama yüreğim dinlemedi; direncim, umudum iflas etti. Savaştan çok, savaş sonrasının çöküntüsünden korktum. Yükü taşıyamadım. Kendimi taşıyamadım. Pes ettim, en azından yeniden güç toplayana dek, diyasporama geri çekildim. Ondört yıldır kendimi kandırırım, ha bugün ha yarın diye yenilgimin tesbihini çekerim. Yeniden pas tutar yüreğim. Arada bir, bir gemi düşlerim, beşyüz cesur yürek yüklensin, bir de ben olayım. Bir gemi beklerim içimdeki pası söksün, söksün beni sürüklesin yeniden vatanıma…

Ey dönüşçü kardeş, işte kıssadan hisse sana. Sen sen ol sakın ola yılma pes etme, ben gibi. Sakın ola, ‘bir soluklanayım yeniden dönerim’ tuzağına düşme, ben gibi. Orada, dişinle tırnağınla öykünü yazmaya ve avazınla türkünü söylemeye devam et. Bir kez ara verdin mi vay haline, ben gibi… Cenette de cehennemde de yeri olmayan bir zebani misali kalırsın arafta, ben gibi. Dönüşçü olmak zordur, ama bilesin arafta kalmak daha da zor…

Ey dönüçcü kardeş sık dişini, tırnaklarınla tutun. Bırak yaptığının değerini toplum biçsin, yeter ki tutun. Bırak attığın adımın büyüklüğünü tarih ölçsün, yeter ki tutun. Hiç endişen olmasın, toplumun seni bilir seni tanır, hergün öykünü okur türkünü dinler. Hiç kuşkun olmasın, tarih seni bilir seni tanır, her satırınla ve her nakaratınla büyük bir destana iplik dokursun.

Başardığın için ve başarmaya devam ettiğin için önünde diz çöker, saygı dururuz. Sen, birbuçuk milyon terkedenimizin vicdanısın, sen birbuçuk milyon sökülüp atılanımızın yüreği… Yükün ağır, umudumuzu taşırsın…

Sen geleceğimizsin, destanımıza ipekten bir ilmik…

KAPAT