DİNCİLER İLE TEK KİMLİK SAVUNUCULARININ ORTAK RENGİ

Ali Çurey
13.06.2016

Sevgili dostlarım, bu başlık aklınızı karıştırmasın. Biraz sabırlı olursanız ”Hımmm…” diyeceksiniz. Çünkü, bizim karşımızda; yani, Çerkesler ve benzeri halklar için “var olma” mücadelesinde şu iki cephenin gerçek niyetlerini çok net olarak görmeli ve yolunu buna göre ayarlamalıdır (çizmelidir).

Bu iki cephenin açık adı ve adresi şudur:
a)
Dinciler (dindarlar değil)
b) “Tek kimlik” savunucularıdır.

Her iki cephenin nihai amacı ortaktır. Yani “yok” etme “yok” sayma üzerinedir. Bu iki cenahın amaca ulaşmak için kullandıkları dil ve üslup sizleri şaşırtmak ve kafa karışıklığı yaratarak özgün kimliğinizi unutturmak veya en azından sulandırmaktır. Bakmayınız onların bal damlayan söylemlerine. Arının ağzında bal vardır. Ama kuyruğunda da zehirli iğnesi bulunur.

Dincilerin, “Allah nezdinde doğru olanı, önce insan       olmak ve sonra da din kardeşliğidir”       ortak söylemini bir an düşününüz! Dinine veya inancına samimiyetle bağlı olan hangi İnsan buna “hayır” diyebilir?       Düz mantıkla baktığımızda ne kadar insani ve ne kadar güzel değil mi? “Ama, ancak ve lakin” deyip hemen bir soru ile bu görüşe yanıt verebilirsiniz.

Bir soru şudur: Sevgili dinci ben Çerkes insanı olarak doğmak için Allah’a dilekçe mi verdim?

Başka bir soru da şudur: Bu dünyada yaşayan bunca insanın farklı bölge ve kültürde oluşunun sorumlusu Allah ise (sizlere göre), aynı Allah karar ve yetkisinden pişmanlık mı duydu ki (haşa), tüm beşeriyeti tek din, tek dil ve kültüre indirgesin?       Yani hepsini Müslüman kabul etsin. Ve dahası tüm dünya Arapça alfabeli Kuran’ı, o Kureyş kabile dili ile okusun Bunun mantıkla, akıl, bilim ve bu dünya gerçeği ile izahı mümkün mü?

Şimdi bazı okuyucuları duyar gibiyim! “Sen din alimi misin, Arapça biliyor musun” ve “bir ayeti kelimesinde ‘Biz insanları daha iyi anlasınlar’ diye mi yarattık” dediklerini. Sanki “din alimi” olsam dinleyecekler mi?

Her gün televizyonlarda onlarca din alimi, ulema, hacı hoca ve dahi takkelisi, şalvarlısı ve de cüppelisi konuşmuyor mu?       Hangisinin söylediği diğerinin söylediğine uyuyor? Çünkü 1500 yıl önceki Arap kabile dili anlaşılmıyor, bakmayın siz anlaşılıyormuş gibi konuştuklarına.

Dahası Tanrı’nın ne demek istediğini, evirte kıvırta izaha çalışan bu insanlar sanki Tanrı’nın kendisi ne demek istediğini anlatamadı da bunlar yorumlarıyla Tanrı’ya tercümanlık mı yapıyorlar?

Be kardeşim Kuran’ı Kerim’i Allah Sadece bu adı geçen din aracıları ve de tefecilerine mi gönderdi? Ümmisi, çobanı, emekçisi, bekçisi ne yapacak? Bunlar neyi anlatılırsa ona “o doğrudur” mu diyecek? Günümüzde Diyanet Teşkilatı’nda branşı filolog, dilbilimci ve etimolog var mıdır?       Yoksa 1500 yıl önceki bu Arap kabile dili olan yazılar nasıl anlaşılacak?

Acaba birileri çıksa da “kardeşim Kuran dili sadece Arapça sözcüklerinden ibaret değildir, devrin egemen kültür dilinden sözcüklerde almıştır” diyebilir mi? Maazallah… Kafir, zındık, imansız, dinsiz damgasını kim yemek ister!

Değerli dostlarım, gelelim “tek kimlik” savunucularına!

Onların adı bazen ”ulusalcı”, bazen “milliyetçi”, bazen de “ırkçı” ve hatta bazen de ”üst kimlikçi” oluverirler. Tek amaçları vardır; önce tek dil. Yani tüm yurttaşları sadece tek dil konuşmaya alıştırmak. Böylece özgün anadilleri baskılayıp konuşmalarını önlemek. Yavaş yavaş unutturulan ana dillerinden sonra aidiyet duygusunu da yok edip ana amaçlarına, yani tek dil tek ulus ve de tek vatan dedirtmek.

Sevgili dostlarım sözü fazla uzatmadan gelelim sonuca; ister dinsel söylem ve eylemler, isterse tek kimlik savunucularının ortak paydası “farklı dil ve kültürleri” yok etmektir. Her ikisinin de nihai amacı budur. Sözü fazla uzatmayalım dedim ama söylemeden geçemiyorum. Din tacirleri Allah’la diğerleri ise birlik ve beraberlik yalanı ile farklı dil ve kültür sahiplerini aldatıyorlar. Sizler de bunlara inanıp; ihtiyaç, inanç ve izdivaç tuzağına düşüyorsunuz. Bir an sahip olduğunuz farklı dil ve kültürün tanrısal bir armağan olduğunu düşününüz. Ve şu soruyu kendinize sorunuz. Madem ki benim dilimi, soyumu ve hatta belli oranda yaşadığım topraklar Allah’ın bir tanzimidir. Onları korumakta Tanrı’ya hizmettir. Bu denli basit.

Sevgili dostlarım, ”kız aldık, kız verdik” şamatası aslında bir hakarettir. Kızlarımızın ve kadınlarımızın alıp satılan bir meta olduğu şeklindeki gizemli inancın dışavurumudur. Onun için Sayın Emin Çölaşan bey, Osmanlı padişahlarının kutsallaştırılmış kadın harasının baş kadınlarını Çerkes kadınları olarak sunmaktadır?!! Sadece Emin Çölaşan değildir bunları söyleyen Murat Bardakçı da bir başka açıdan bizleri “hain, iyilik bilmez, sığıntı” vs. gibi tanımlamasıda konunun tek merkezli olduğunun açık ifadesidir.

Yani dostlarım; birileri anavatana dönüş fikir ve eyleminin yolcularını “özeleştiriye” çağırırken bunlardan hiç bahis yok. Ve güzel kardeşim insanın “vatanım” diye inandığı topraklarda yaşamak istemesinin özeleştirisi olur mu? Dahası, anavatana dönüp oranın yurttaşı olduktan sonra daha iyi ve daha güzel para kazanmak için anavatan dışında bir yere gidemez mi? Herhalde bu anlayış dünyada sadece Çerkes insanı olanlara yasak.       Çerkes’sen ve hele bir de anavatana dönmüşsen hakkına razı ol ve otur mu diyeceğiz! Pes ki, pes…

Not 1: Demokrasinin nihai amacı yaşayan insanları bireysel özgürlük aşamasına getirmektir.

Not 2: Dinsel inançların nihai amacı ile tek kimlik savunucularının amacı ise, ölüye göre tabut değil, tabuta uygun ölü hazırlamaktır. Yani meşhur sözdür ya; semer almak için eşeğin fikri sorulmaz sadece ölçüsü alınır.

Not 3: Benim şahsen ne dini inançlara ve ne de ulusalcılara karışmak ve onlara akıl vermek gibi bir niyetim ve anlayaşım yoktur. Olamaz. Tek arzum Çerkes insanı olarak kalmaktır Tanrı ile benim arama girmeyiniz. Irkıma, aidiyetime, doğal haklarıma ve tarihsel kültürüme karışmayınız. Sizler kimsiniz benim var olma arzuma ve isteğimi, ister dinsel ve ister ulusal bahanesiyle şekil ve biçim vermeye kalkarsınız! Kalkarsanız; benim de sizlere şekil ve biçim verme hakkım doğar.

KAPAT