ÇOK SESLİLİK

Semra Ademey Gürel
10.12.2005

Birçoğumuz hatırlarız seksen öncesi devlet televizyonu olan TRT vardı. TRT1, TRT2. Derken gün geçtikçe kanallarını çoğaltan bir TRT.

Birinci de olsa ikinci de olsa mantık aynıydı, yayın politikası aynıydı. Sonuçta o gün kim hükümetse ona ait bir yayın politikası izlemek zorundaydı. O zamanlar iktidarda kim varsa onun emrine amade olurdu. Muhalefet bağırmak isterdi bizimde söyleyeceklerimiz var diye ama sesini istediği gibi çıkaramazdı.

Derken hızlı bir TV kanalları fırtınası esmeye başladı. Genelde en kolay haber alma ve eğlenme aracı olan televizyonlar inanılmaz rağbet gördü. Vatandaş televizyon kanallarının sayesinde bürokraside ne çirkinliklerin olduğunu, kimin ne haksız kazançlar elde ettiğini, nerede nasıl kıyametlerin koptuğunu kısaca her bir şeyi duyar ve görür oldu.

İnsanların düşüncesi bakış açısı birden bire değişti. Sebep-sonuç ilişkisi kuruldu. Nihayet muhalefette muradına erdi istediği gibi sesini yükseltme şansı buldu. Bir dönem sonra bakıldı ki, Türkiye’nin boynunun borcu gibi enseden düşmeyen,  atadan kalma denilen, her daim aynı söylemler ile iktidarı zorlayan yılların partileri tarihe gömüldü. Eskiden olduğu gibi Vatan-Millet-Sakarya söylemlerinin çokta yerini bulmadığı ortaya çıktı.

Kısaca çok seslilik; insanları düşünmeye, konuşmaya, politika üretmeye ve faaliyete geçirmeye itti.

İyi de ben bunları neden söylüyorum?

Uzun bir zamandan beri forum sayfalarını izliyorum. Sadece burada değil değişik sitelerde de elimden geldiğince takip ediyorum. Ne yazık ki katılımcıların sergilediği tavırlar bana TRT’nin siyah beyazlı zamanlarını hatırlatıyor.

Siteler; TRT’yi, Çerkesler; Vatan-Millet-Sakarya üçgenine takılmış, icraatta sınıfta kalan eski siyasetçileri, Çerkes olmayanlar; muhalefet partilerini vs hatırlatıyor.

Bizler her daim Çerkes olduğumuzdan, kültürümüzden ve insana verdiğimiz değerden söz ederiz. Bu konuda söylenenlere katılmamak mümkün değil ama öylesine içe dönük olmaya başladık ki, başkasının bize iyi-kötü tek söz söylemesine katlanamıyoruz. Birde bunun üstüne başka kültürden olanlara “haddini bil, misafir ol” yani kabaca sus konuşma demez miyiz, işte o noktada kahrolmamak elde değil. Ne yazıldığından çok kimin yazdığına takılıyoruz. İsmi gördüğümüz an konuyu şöyle bir içe sinesiye bile okumuyoruz. Yazan kişi yabancıya kesin söyledikleri bize ters gelecek şeylerdir deyip veryansın ediyoruz.

Oysa her gün yanı başımızda aynı şeyleri konuşabildiğimiz, tartışabildiğimiz insanlar bunlar. Neden forum sayfalarında tahammül edemiyoruz? Hatta bazen dozajını kaçırıp kendimize bile dayanamıyoruz. Bu davranışımız ne derece sağlıklı acaba hiç düşünüyor muyuz?

Eğer dünya içerisinde yer alıyorsak, bizde bir halkız diyebiliyorsak başka halklar ile konuşup, tartışmayı bilmeliyiz. Sadece biz söyler biz dinler isek işin esprisi olmaz. Hoş bunu da halen sağlayabilmiş değiliz.

Bize karşı art niyetli düşünenler, bizleri farklı maksat veya görüşlerde sananlar, kısaca bizi anlamayanlara anlatmak için nasıl yollar denemek lazım? Biz sorulan her soruya, açılan her konuya öfke ile yaklaştıktan sonra kendimizi nasıl ifade edeceğiz?

Diğer taraftan bizim halktan olmayanlar hep mi kötü söylüyor? Hayır bunların içerisinde Kafkas halkları için önem arz eden son derece düşündürücü ve elzem konular, öfkelendiğimiz misafirlerimiz tarafından da söylenebiliyor.

Duyduğumuz öfkeye aklımda kalan bir örneği vereyim. Katılımcı bize yönelik, birlik ve beraberliğimizi isteyen bir yazı yazıyor ve bu yazı “haftanın yorumu” sayfasına taşındığı için eleştiri alıyor. Burada eleştiriyi sadece kişinin yabancı olmasından dolayı yapıyoruz. Acaba kaçımız yazdığı yazının içeriğine “yazdıkları olmaması gereken bir şey” diyebiliriz? Bizim bu yaptığımız bunu yazanlara haksızlık değil mi?

Hayır, yaptığımız doğru değil. İsimlere bağlı kalmadan yazıların içeriğini iyice algılamamız lazım. Her söylediklerine katılacağız, onlara karşı fikir sunmayacağız demek değildir anlatmak istediğim. Tam tersi söylediklerine onları kovmadan neden, niçinler ile cevaplar verebilmemizdir. Her Çerkes forum sayfasına yazacak durumda ise yaşının, eğitiminin ve kültürünün gereği olan sorumlulukları da bilecek durumdadır.

Dünyaya tek bir pencereden bakmadan, gelen eleştirileri yorumlayarak ve mantık çerçevesinde karşı fikirler sunarak, yanlışlarını kendilerine göstererek, çoğulcu demokrasiyi sağlamalıyız. Bizler kültürümüz, dilimiz ve halkımız için konuşuyor isek bizi sonuca götürecek düşüncelere da açık olabilmeliyiz. Siyah beyaz ekran dışına çıkmayı başarmalıyız.

KAPAT