ÇERKES SÜVARİLERİNİN BELLİAHMET’E BASKIN YAPIP BOZULMALARI

Yamçı Dergisi
Mayıs 1977-Şubat 1978, s.404

Çerkes süvarileri, Kars’a doğru yola çıkalı 5-6 gün olduğu halde, durumlarından bizi haberdar etmiyorlardı. Bir gün ikindi vakti, fırkamızın piyade karakoluna Çerkes süvarilerin bozuk düzen bir halde dönmekte oldukları haberi verildi. Bu hal, mutlaka ilerde düşmana çatmalarına ve düşman ordusunun üzerimize gelmekte olduğuna delil sayılıp fırkamız derhal silah başına çağrıldı. Her tabur, önceden yapılan plan gereğince hazırlanmış olan mevzilere girdi, gözler ve namlular süvarilerin gelmekte olduğu yana dikildi. Süvarilerimizden önce 5-10 kişi geldi. Dönüş sebepleri sorulunca, o gece kaldıkları Belliahmet köyünü düşmanların birkaç alay Dragon süvarileri ile basmış olduğu ve aralarında kılıç kılıca bir çarpışmanın vuku bulduğu, gece haliyle kimin ne olduğunun da bilinmediği öğrenildi. Arkadaşlarından yaralanan 5 kişiyi getirmişlerdi. Biraz sonra 5. 10 daha, bir çeyrek sonra 40, 50 daha, on dakika sonra bir parça daha… Velhasıl böyle, böyle hepsi ve nihayet kumandanları olan Musa Paşa ile Kurmay Yarbay Şevket Beyler yaralı olarak yüzleri gözleri sanlı geldiler.

Meğer bunlar, Kars ovasında birkaç gün gezindikten sonra, Kars yolunun da açık olduğunu anlayarak Kars’a gitmek üzere yola düşerler. Yolda Benliahmet köyünde geceyi geçirmek isterler. Bunlar gece yarısı tam uykunun horultusunda iken, düşman süvarileri de köyü basar. Uyku sersemliği ile atım bulmak, elbisesini giymek, eşyalarını toplamak, silahını takınmak mesele… Ortalık bir ana baba günü olur. Atını bulan köyün dışına fırlar, parça parça ve gayrı muntazam köyün kenarında düşman süvarisi ile kucak, kucağa gelirler. Her iki taraf da başlarına kalpak giymiş olduklarından düşman, dost ayırt edilemez; el yordamı, göz tahmini, tabanca, tüfek, kılıç, birbirlerine girerler.

Biraz sonra dil yardımı ile taraflar ayrılabilirlerse de kimler ölüp kimler kaldı, kimler yaralı olarak nerelere düştüler? Bunu anlamak için güneşin doğmasını beklerler. Düşman süvarisi işini becerdikten sonra karanlıkta çekilip gitmiş olduğundan onlardan kaç kişinin ölüp kaldığı, anlaşılmamışsa da bizim iki dağ topunun ortalarda olmadığı görülmüş. Bizimkilerin de çoğu, kumandanları Musa Paşa’yı da orada bırakıp, geceden yola düşmüş olduklarından ahiri encamlarının ne olduğu kesinlikle anlaşılamamış.

Yarbay Şevket Bey, ensesinden yediği bir kılıçla yaralı idi. Onun anlattığına göre bu kazanın vukuuna Çerkeslerin söz anlamamaları ve kumandan dinlememeleri sebep olmuş. (Köye geldiğimizde adet olduğu üzere, köy etrafına konulacak nöbetçi karakollarının yerini tespit etmiş ve Musa Paşa’ya bildirilmiştir. Çünkü ben Çerkesce bilmem ki, gerekeni anlatıp tenfiz edeyim. Ayrıca dillerini bilsem bile, aynı ırktan olmadığım    için, geçirdiğim önceki tecrübelerle sözlerime itibar etmeyeceklerini bilirim. Musa Paşa’nın, bu yönde, gereken emri vermiş olduğundan şüphem yoktur. Zira kendisi askerlikte yetişmiş bir generaldir.  Koyduğumuz nöbetçiler atlarına yem, kendilerine de tavuk ve yumurta bulmak için nöbetlerini terk ile geceleyin evlere dağılmamış olsalardı, bu kaza başımıza gelmezdi. Nöbetçiler kimlerdi, niçin yerlerini terk ettiler? Bunu tetkik ile meydana çıkarmak şimdi ne kadar güç…

Şevket Bey, o karışıklıkta kendisine arkadan kılıç vuran kalpaklının Rus mu, Çerkes mi olduğunu dahi bilmiyordu.

Eeee, pekala Çerkes süvarilerinin baskına uğradığı yerle bizim aramızda, 5, 6 saatlik mesafe var her neyse, kendi gaflet ve emir dinlememelerinden olan olmuş. Şimdi orduyu ileri karakolsuz bırakıp, buraya kadar döndükten sonra bizi de terk edip, içimizden geçip geriye gitmelerinin bir manası var mı?

Asker savaş içindir, ölende olur yaralanan da. Gerekirse, geriye, daha selametçe bir yere çekilinir, sağlamı çürüğünden, yaralısından ayrılır, ihtimam ve tedavi olur. Sağlamlar da bir merkezde toplanıp kumandanın vereceği yeni emri bekler. Halbuki bunlar, ne emir, ne kumandan, çekip gidiyorlar. Bunun sebebi Musa Paşa’dan sorulunca: ”Kumanda ettiğim süvariler muntazam, askeri bir topluluk olmadığı gibi emir dahi dinlemiyorlar. Her kabile kendisini diğerinden üstün bilir ve başka kabileden olan bir amirin, kumandanın veya subayın emrini dinlemezler. Her kafadan bir ses çıkar. Kendi kafalarının erdiğine giderler. Velhasıl bunları askerliğin istediği disiplin ve daireye sokmak mümkün değildir” diye idare ve kumandanlığından aciz kaldığını beyan etti. ”Bilirsiniz ki askerliğin özü ve ruhu, itaattir. İtaat olmazsa asker yok demektir. Şimdi Çerkesler, her ne kadar sayıca ordumuzu çoğaltıyorlar ve bizden iseler de, emre itaat edip kullanılamadıkları için, gerçekten yoktular. Şu halde ordumuz, süvari meselesini hal için başka bir yol bulup başının çaresine bakmalıdır.”

Durum böylece açıklığa kavuştuktan sonra, büyük bir muharebede artık kendilerinden nasıl faydalanmak mümkünse öylece kullanılmak üzere, Çerkeslerin orduda bir kalabalık olarak bulundurup beslenmeleri uygun görüldü.

İstanbul’a, ordumuz için birkaç alay süvari askerinin temini hususu yazıldı. Cevap olarak alınan telgrafta: Şam’daki 5 nci ordu ile Bağdat’taki 6 ncı ordudan 3 alay süvarinin gönderileceği bildiriliyordu. Cenabı Hak ordumuza düşmanın taarruz tehlikesinden korursa, gönderilmek üzere tertip olunan bu 3 alay süvariye iki ay sonra kavuşacağız. Oysa ordumuzun süvariye olan ihtiyacı çok beklemeye tahammülü yoktu. Bundan önce de bir vesile ile anlattığım gibi, umum Anadolu ordusunun elinde 3 alay süvarisi vardır. Bunlar da: Kars, Van, Ardahan, Doğubayazıt, Eleşkirt ve bizim fırka ile Erzurum’dadır. Her alayın 5 yüz mevcudu olduğu farz olunsa adı geçen yerlerin her birine ikişer yüz süvari düşecekti. Karakol ve keşif işlerini bir yana bırakalım. Ordunun seyyar telgrafı filan olmadığından, posta ve haberleşme işlerini de bunlara gördürmek zarureti vardı. Bu nedenle süvarilerimizin sayısı, değil büyük işleri küçük işleri dahi görmeye yeterli değildi.

Her neyse, Allah ordumuzu kaza ve beladan esirgesin.

KAPAT