BARIŞ ve HUZUR – III “Bilincin Evrimi”

Nilgün Nart
16.09.2010

“Sen, yalnızca Biri gör; seni yoldan saptıran ikincidir.”
Kebir

Evrilmekte olduğumuz insan-insan bilincinin “Ruh hali”, barıştır.

Barış; şimdi evrimleştirmeye çalıştığımız, hayvan-insan bilincine ait bir olgu değildir. Çünkü barış, savaşın karşıtı değildir.

Hayvan-insan bilincimizde, her ne kadar barışı dilersek ve bu yolda iyileştirmelere de gitsek, barışı sağlama adına her zaman savaş, barışın arkasında olacak ve her an sahneye çıkmak için fırsat kollayacaktır. Hayvan-insan bilincinde barış bir taraftır, savaş ise diğer taraf. Ya iyisinizdir ya kötüsünüz. Ya kaybedensinizdir ya da kazanan.

Hayvan-insan bilincimizin ekonomiye yansımış izdüşümlerinde; açlığı, yoksulluğu, fakirliği, zenginliği, güçsüzü ve güçlüyü görmekteyiz. Vahşi kapitalizmin söylemlerinden olan, “kıyasıya rekabet”in günümüzde yol açtığı acıyı, yok olan tabiatı, tükenmek üzere olan dünya kaynaklarını ve gezegen kirliliğini görebilirsiniz.

Gerçek ihtiyaçlarımızın dışında, yaratılmış yapay ihtiyaçlar, dünya laboratuarlarından kaçırılmış ve dünyanın başına dert olan hastalıklar, bunların ilaçlarını üreten, çokuluslu zengin ilaç firmalarının zenginliğine zenginlik katan, fakir, hasta ve çaresiz insanlar, dünyanın gelirinin yüzde doksanına yakın kesiminin, bir avuç insan ve geri kalanının da o büyük kitle tarafından paylaşılması, dünya ülkeleri ve sınırlarında yaşanan ölümüne mücadeleler… (nedenleri her ne olursa olsun, sonuçta cephede yüz yüze gelen iki insandır. Ve insan olduklarını, yüz yüze geldiklerinde fark ederler. Çünkü, insan insanı öldüremez.)

Çünkü yüz yüze geldiğinizde, savaştığınız ve düşman olduğunuz tarafın, insan olduğunu görürsünüz. Yüzeye çıkmakta olan insan-insan bilincinizdir. “İnsan insanı tanır. İnsan insanın aynısıdır. İnsan insanın aynasıdır.” Hepimizin hissedişleri, sevinçleri, kederleri, acıları, hayattan beklentileri, mutlulukları aynıdır. Hepimizin içinde aynı fırtınalar kopmakta, hepimizin dışında aynı senaryo oynanmaktadır.
Gerçek “Biz” neredeyiz? Gerçek “Biz” kimiz?

Gerçek biz; içimizde, yüreğimizde, insan-insan bilincimizde, koşulsuz sevgimizde, aşkımızda, yüksek insani değerlerimizde, merhametimizde, şefkatimizde, kendimize ve diğerlerine gösterdiğimiz sabrımızda, kendimiz olma cesaretimizde, kendimizi ve diğerlerini bağışlayabilme gücümüz de, kısacası kendimizi keşfetme ve yüksek insani değerlerden, yeni bir “kendimizi”, yani “insan-insanı”, herkese ve her şeye rağmen yaratabilme ve cesurca yaşayabilme yolculuğumuzdadır.

“İnsan-insan bilinci”nde, barış bir ruh halidir.

Barış insanın kendisinin kendisiyle (çatışma ve mücadele olmaksızın) dengede olmasıdır. Dengeli bir “var” oluştur.
Ruhun, “Barış” içinde durması, yüksek insanı değerlerin içsel olarak kabullenilmesinden, onlarla hemhal olunmasından ve aşılmasından kaynaklanır. Ruh, yani “yeni insan-insan bilincini taşıyan siz”, barışı sağlamaya çalışmazsınız. Siz zaten barışsınızdır. “Barış Ruh hali”nde, “insan-insan bilinci”nde taraflar yoktur. Siz, “zihnin her şeyi bölen yapısı”nı fark ettiğiniz için, ona yeni bir model oluşturmuşsunuzdur. Zihin, gerektiği zaman devreye girer ve neyi düşünüyorsunuz, onu bölmez, sadece bilgiyi dünyaya tatbik etmeye ve kullanışlı kılmaya yarar.

İnsan kardeşlerinizle, nihayet insan tadında, huzur içinde bu dünyada yaşayabilirsiniz. Yaşadığınız gezegenin, gezegen üzerinde var olan her bir canlının, cansızın değerini bilirsiniz. Çünkü, siz her şey ile dengedesinizdir. Her şey, siz olan bütünün eksiksiz bir parçasıdır.

Herkesi ve her şeyi kabul edebilecek ve bağışlayabilecek, evren kadar geniş bir yüreğe sahip olursunuz. Mevlana’nın dediği gibi; hiç bir zaman geç kalmadınız, kaç kere yoldan dönmüşte olsanız, kaç kere döndürülmüş te olsanız, dünyanın bütün günahını taşıyor da olsanız, hayatınızdaki her şeyden kendinizi suçlu hissediyor da olsanız, kendinizin “Yüreğiniz” tarafından kabul edileceğine inanmıyor olsanız da siz yine de “kendinize-Yüreğinize” yürüyünüz. Hiç kimse size inanmasa da siz kendinize inanınız.

 

KAPAT