AT DENEN MERET BU MU?

Aziz Nesin
Bu İhtilali Nasıl Yaptık

’’Eyvaah, eyvah!…’’ Dövünüp duruyordu Çerkes Apti…

Köye dönemezdi, eve ocağa uğrayamazdı artık… ‘’Tuh tuh. tuh… vah yandım ki, nasıl…’’

Oturdu yol ağzındaki Ulupınar yalağının taşına, derin düşüncelere daldı.
’’Düşmanlarımız, evet, evet düşmanlarımız Çerkes’in adını at hırsızına
çıkarmışlar. Çerkes’in at çaldığı yalan, tövbe yalan… Çerkes at çalmaz
da, ya atını çaldırır mı? Vay başıma!… Hangi kahpe dölü çaldı atımı… At değil kü-heylan… Akıtma’sına kurban olduğum… Tek ayağı sekili yanık
al atım!… Çerkes Apti atını çaldırmış, derler de tefe-kor çalarlar. Ulan Çerkes kısmı atını çaldırır mı hey eşek Apti, hey Avanak Apti… Ulan, sen Çerkeslerin de adını batırdın. Nedir başıma gelen!… Ulan, at çalar diye
yalan yere Çerkes’in adını çıkarmışlar, düşmanın gözü kör olsun… Şimdi
de bu Çerkesler bir ata sahip olamıyor diye-kabilemizi rezil ettik…’’ Çerkes Apti ağlayacak gibi oldu, başını iki avucumun arasına almış, dirseklerini dizlerine dayamış acı acı düşünüyordu.

’’Kendimi öldürürüm, kıyanın canıma, var mı başka yolu!… Karlıkaya
doruğundan atarım kendimi uçuruma,, bin parça olurum, her parçamı bin
kuzgun bölüşür… Ardımdan, vah yiğit, gece karanlığında atı nasıl yel gibi sürdü ki uçuruma düştü, derler. Yaşamak bana haram. Köyde kasabada kimi kimsenin yüzüne bakamam… Bakıp bakıp, atını çaldıran avanak Çerkes işte bu, diye herkes beni birbirine gösterir de eğlenir. Çoluk çocuğa maskara olduk gitti… Bırak onu sen, atı çaldırdığım duyuldu mu, kan evin eşiğinden adımımı attırmaz… Tuh, namusum iki paralık oldu…’’

Çerkes Apti oturduğu yerde iki yana sallanıp duruyordu.

’’Ölüm bişey değil, hadi kıydım canıma… Ulan, bizim çalınan alyanık donlu
kısrağı bir gören olmayacak mı!… İşte, Çerkes Apti’nin kısrağı, diyecekler. Hayır, ölmek olmaz, ölüm çare değil…’’

Derin düşüncelere dalan Çerkes Apti kararlıydı. Ne yapıp edip namusunu
temizleyecek; ellere, Çerkes delikanlısı atım çaldırtmış, dedirtmeyecekti.
Ta uzaktan yankılanan nal sesleri duyuldu. Geniş yalak taşının üstüne
uzanıp, sırtını da çeşme taşına dayayıp uyur gibi yaptı.

Nal sesleri yaklaştı, yaklaştı. Atlı göründü. Çerkes Apti,. uyur gibi yaparak alttan doğru, yalakta su içen ata baktı. Hayır, hiç beğenmedi bu atı… At değil eşek… Köye gidince, benim kısrağı işte bununla değiştim dese, herkesi kendine güldürürdü. Beklemeliydi, elbet bir kısmet çıkardı, iyice uykuya verdi kendini… Adamın verdiği selamı bile duymazdan geldi. Atlı adam, sürdü atını gitti.

Ondan sonra iki üç atlı daha geldi, atlarına su verdiler. Çerkes Apti bunları da beğenmediği için uykudan uyanmaz göründü. İçinden, ’’Ya kısmet…’’ diyordu.

Derken bir nal sesleri duydu ki, Çerkes kulakları hemen dikildi; at dediğin nalının sesinden bellidir. Ulan, bu atın nal sesiyle, yedi köyün Çerkes kızları oyuna kalkar. Vay bu nasıl nal sesi… Nal sesi böyle olmaz, bu bir duyulmamış Çerkes çalgısı… Bir de kişnemez mi! Çerkes. Apti, göz kuyruğundan atı görmesiyle yüreği küt küt atmaya başladı. Kır kısrak kişneye kişneye yalağın başına gelince, yerinde duramayan Çerkes kızları gibi ön ayaklarıyla toprağı eşeliyordu. Yattığı yerden alttan yukarı ata bakan Çerkes Apti, sanki atın kişnemesinden uyanıp sıçramış gibi yaptı. Atın üstündeki adam, öbür atlılar gibi selam verdi: – Selamünaleyküm…

Çerkes Apti sanki selamı hiç duymamış gibi yumruklarıyla gözlerini uğuşturup karşısındaki atlı adamı alttan yukarı şaşkınlıkla süzdü. Kendi kendine söylenip duruyordu:
– Aman bu ne? Bu ne Allahım!…  Bu nasıl şey? Yoksa ben rüyada mıyım? Bu nedir böyle? Adam,
– Ne var, neye şaştın? dedi. Çerkes Apti,
– Şaşılmaz mı, dedi. Bu ne hikmet! Aman yiğit, sorması ayıp olmasın,
sen anandan bu kıbalde mi doğdun? Adam şaşırdı:
– Ne dersin bre herif… O ne demek? Sen hiç ömründe at görmedin mi?
– Ne? At mı? Demek at dedikleri bu öyle mi? Şimdi bu at mı? Çerkes Apti mırıl mini dualar okuyor, adam da onun aptallığına kıs kıs gülüyordu.
– Bre oğlum, dedi, anadan doğalı hiç at görmedin mi?
– Töbe görmedim…
– Ulan, köyünüzde de at yok mu?…
– At mı, ne gezer… Bizde gayet bol eşek bulunur…
– Ulan, sen hiç mi köyünden dışarı çıkmadın hey avanak?
– İlk çıkışım ağa… Hey Allah, şimdi bu at öyle mi?
– Ne sandın, at ya…
– Allah, Allah… Demek bu at denilen meret su da içer, öyle mi?
– İçmez mi? Kör müsün, içiyor işte…
– Evet… Lıkır lıkır içiyor… Hey Allah nelere kadir değilsin… Aman yiğit, bu senin at dediğin ne olur? Bu aptallığa pek keyiflenen adam,
– İşte böyle binilir, dedi.
– Demek binilir?
– Binilir ve at koşar, kuş gibi uçar… Yaya beş saatte gittiğin yere, bununla bir cıgara içesiye gidersin.
– Deme… Yaa… Vay vay vay… Üstünden düşülmez mi ki? Adam attan indi.
– Gel, bin de gör, dedi.
– Aman, ben binemem!

Adam kahkahalarla gülüp iyice eğleniyordu. Şu aptalı ata bindirir de, attan tepetaklak olursa bir güzel keyiflenecekti.
– Gel, gel!
– Aman etme yiğit, ben o canavarın üstüne çıkamam…
– Gel, hele sen… Kolay… Çerkes Apti ata yaklaştı.
– Üzengiye ayağını bas!
– Ne dedin, üzengi mi?
– He ya, işte basacak yere üzengi derler…
– Üzengi öyle mi? Heleee… Buna üzengi derler öyle mi?
– Öyle denir… Korkma, koy ayağını!
– Ya düşersem?
– Korkma yahu, ben tutuyorum…

Çerkes Apti, ayağını üzengiye değdirip çekti:
– Yok yiğit, bu iş benim harcım değil…
– Yahu koy ayağını… Tut şu dizgini!
– Dizgin mi dedin? Dizgin de ne?
– İşte buna dizgin denir… Sıçra eyere…
– Eyer öyle mi?
– Eyer ya… Sıçra!
– Sıçranacak, he mi?
– Atla ulan!
– Aman yiğit, sıkı tut, ardımdan it… Aman haa!… Yahu, minare gibi…

Çerkes Apti eğerin üstüne oturmuş, korkudan titriyor:
– Gözünü seveyim, bırakma yiğit, diye yalvarıyor, kasıklarını tutarak
gülen adam da kahkahadan kırılıyordu.
– Aman bırakma! Şimdi n’olacak yiğit?
– Vur ayaklarını hayvanın karnına!…
– Deme!…
– Gider o, bırak sen!…
– Demek gider.

Kır kısrak, başını dikmiş, eşelenerek kişnemeye başlamıştı. Çerkes Apti,
    – Aman! diye feryat etti… Adam,
    – Korkma ulan! diye bağırdı.

Kır kısrak binicisini bulmuş, kanatlanmış uçuyordu…

Kahkahadan yere yuvarlanan adamın birden gözleri büyüdü, kır kısrağın nallarından yükselen toz bulutuna baka kaldı.

KAPAT